Her şeyin ritmi vardır.

Hayatımızda en belirgin olarak hissedebileceğimiz ritmler dansın ritmi, bir flütü ya da gitarı çalmanın ritmidir. Zamanlama ve ritm aynı zamanda bir yayla oku germek, silahla ateş etmek ya da at sürmek gibi konularda savaş sanatlarında da görülebilir. Her tür beceride ve yetenekte zamanlama vardır.

Aynı zamanda “boşluğun” da bir ritmi vardır.

Myamoto Musashi

Go Rin no Sho (Beş Çember Kitabı)

Ruhsal çalışmalarımın daha erken yıllarında sık sık insanlardan karma ya da kader ile ilgili bir takım laflar duyar ama bunların çoğunu anlamlandırmakta zorlanırdım. Bana göre çoğu insanın karma ya da kader olarak adlandırdıkları şey, aslında kendi hareketlerine bir anlam bulmak için giriştikleri zorlama çabalar gibi görünürdü. Otobüste gördüğü bir adamın geçmiş yaşamda onun sevgilisi olduğuna inanan ve ona fark ettirmeden reiki yapan bir insana, “Peki adam yakışıklı mıydı?” diye sorduğunuzda, bu arkadaşınız “Evet, çok yakışıklıydı” diye yanıt verirse siz ne düşünürsünüz ki? Bu uç örneği görmezden gelsek bile ne yazık ki karma ya da kader ile ilgili pek çok örnekte insanların anlayamadıkları ya da kabul edemedikleri bir durumu kabul edebilmek için kadere sığındıklarını gördüm. Bu belki de o kadar kötü bir şey değildir; insan eğer kendi mutluluğuna katkısı oluyorsa böyle bir şey düşünmekte elbette özgür olmalıdır. Fakat insanın, kader ya da karma gerçeğini kendi ruhsal gelişiminde bir araç olarak kullanmaya karar verdiğinde bu aracı yerli yersiz ve çoğu zaman da hatalı bir şekilde kullanması, olumsuz etkilerini bir yana bıraksak bile, en azından aracın hatalı kullanıldığı anlamına gelmektedir.

Kader, çağlar boyunca insanoğlunu en fazla meşgul eden konulardan bir tanesi olmuştur. Bu konu o kadar çetindir ki Müslümanlıkta “kaza ve kader” kavramlarının tartışılması tavsiye edilmez hatta bazı yorumculara göre yasaktır. Budizm öğretisinin önemli sac ayaklarından bir tanesini ise karma ve samsara başlıkları altında incelenen kader oluşturmaktadır. İnsanoğlu, çağlar boyunca kaderinin ne olduğunu ve kendinin kim olduğunu anlayabilmek için nümerolojiden astrolojiye ve daha yakın zamanda antropoloji ve psikoloji gibi bilimlerden daha tartışmalı konular olan Yeni Çağ öğretilerine kadar farklı farklı araçlar geliştirmişlerdir

Bu araçların farklı kullanım alanları bulunmakla birlikte temel amaçları insanın geleceğini tahmin edebilmek ve insana kim olduğuna dair bir yanıt sunabilmektir. Bu arayış kesinlikle haklı ve gerekli bir arayıştır. Özellikle de kişilik, kader ve gelecek gibi konuların birbirleri ile organik bağlarının bulunduğu göz önüne alınırsa. Bu anlamda bizler, kişiliğimiz adını verdiğimiz bir çerçeve ya da tanrının bizim kimliğimizde biçim almış hali olarak, belli ritmlerde hareket etme eğiliminde olan kozmik bir danstan başka bir şey değiliz. Eğer, bu kozmik dansı oluşturan çerçeve anlaşılabilirse, bu çerçevenin olası hareketlerini ya da ritmlerini anlamak de mümkün olabilir.

Kader, kişinin çerçevesi ile yakından ilişkilidir. Bir şeyin formu ya da çerçevesi onun kaderini, varoluş amacını ve görevini belirler. Örneğin bir kalemin kaderi ve görevi yazmaktır; çünkü formu ya da çerçevesi yazmak için yaratılmıştır. Bir bardağın görevi içinde sıvı taşımaktır; çünkü formu bunun için tasarlanmıştır. İnsanın da bir formu vardır. İnsanlık olarak formumuzun ne amacı olduğunu anlamak nispeten daha kolaydır: Kendi içimizdeki tanrılığı keşfedip bu sayede tek gerçek Tanrı’ya doğru sevgiyle evrimleşmek. Fakat birey olarak formumuzu ve bunun bize sunduğu amacı, görevi ve dolayısıyla kaderi anlayabilmek ise daha zordur.

Bireysel kaderimiz konusunda sıkça başvurduğumuz araçlar çoğunlukla birer kehanet ya da fal sistemi gibi algılanma eğiliminde olan astroloji ve nümeroloji gibi disiplinlerdir. Bu disiplinler bize doğum anını temel alarak kaderimiz ve kişiliğimiz ile ilgili bir takım öngörülerde bulunmaktadırlar. Bu yöntemlerden bir tanesi de İnsanın Pin Kodu olarak adlandırılan ve diğer sistemlere oranla daha yeni olan bir sistemdir. Bu sistem de astroloji ya da nümeroloji gibi doğum tarihimizi temel alarak çalışmaktadır. Bir süredir bir Pin Kod uzmanı olarak yaptığım çalışmalar ve profesyonel olarak verdiğim danışmanlıklarda karşılaştığım insanlar bana, Pin Kod’un temel önermelerinden bir tanesinin doğru olduğunu gösterdi: İnsanın Pin Kodu’na annesi karar verir.

Evet, bu doğru bir önerme idi; fakat biraz daha fazlası vardı. İlk olarak Pin Kod’umuzun, bu anlamda kaderimizin ne olacağına annemiz karar veriyor gibi görünmekle birlikte aslında, annemizin 9 ay boyunca yaşadıkları ve deneyimledikleri, aynı zamanda annemizin ve babamızın bizi yaratırken sahip oldukları motivasyon, bizim bir hayat boyu yaşayacağımız kaderimize ya da kişiliğimize dönüşmektedir. Yani bir anlamda, anne ve babamızın 9 ay boyunca yaşadıklarını bizler bir hayat boyu yaşamaktayız. Bu çok ilginç bir durum. Bu makaleyi kaleme almadan kısa bir süre önce bir gazetede, yapılan bilimsel bir araştırma ile ilgili bir makale okudum. Bu makale, annenin hamilelik durumunda tercih ettiği tatların doğrudan doğruya bebeğe aktarıldığını ve bebeğin doğduktan sonra tat seçimlerinin buna göre belirlendiğini anlatıyordu. Anne ile bebeği arasında sanıldığından çok daha büyük bir etkileşim olduğunu söylüyordu makale ki bu bana hiç şaşırtıcı gelmedi.

Anne rahminde geçirdiğimiz 9 aylık bu süreç adım adım Pin Kod olarak adlandırılan kader çerçevemizin oluşmasını sağlamakta ve bu oluşum doğal olarak belli bir tarihte doğmamıza neden olmaktadır. Bu durumda eğer Pin Kod denilen şifre çözme yöntemini biliyorsak, karşımızdaki insanın kişiliği, onun nerelerde hata yapma eğiliminde olduğunu ya da belli bir zamanda “bir potansiyel” olarak neler yaşama olasılığının bulunduğunu da öngerebilir hale gelmekteyiz. Peki ama bu nasıl olmaktadır? İlk olarak, tüm evren ve evrenin içindeki her oluşumun bir ritmi bulunmaktadır. Bu ritm evrende varolan ritmleri kopyalayarak ya da taklit ederek hareket etmektedir. Bütün Pin Kod sistemi de Pithagoras’ın Oktagon ya da Sekizgen kuramı olarak ünlenen sekizli bir sistemin varlığına dayanmaktadır. Bu sistem bize, evrendeki pek çok oluşumun sekizin ve dokuzun katsayılarında meydana gelen bir takım ritmlerle hareket ettiğini anlatmaktadır. Kendi hayatınızda da, özellikle de 36 yaşını geçtiyseniz, bu ritmi test etmeniz ve bu sayede de anlamanız daha kolay olacaktır. Örneğin 9 ve 8 sene önce yaşadıklarınıza bakın. Aynı şekilde geçen senenizi, ondan önceki senenizi ve ondan önceki senenizi alın ve bunların 8 ya da 9 sene öncesinde neler yaşadığınıza bakın. Eğer yeterince dikkatli inceler ve zihninizi de açık tutarsanız kolayca aradaki benzerlikleri yakalayacaksınız. Bu durum size hemen, yaşamı belli ritmleri tekrarlayarak yaşadığınızı gösterecek.

Bu anlamda bakıldığında, pin kodumuz ya da kaderimiz belli döngüleri takip eden ve neredeyse bizim dışımızda gerçekleşiyormuş gibi görünen bir alışkanlıklar serisi ya da bir matriks gibi görünmektedir. Bu matriksin matematiksel değerini biliyorsak bir sonraki hareketin yaklaşık olarak ne olabileceğini de tahmin edebiliriz. Bu durum da, özgür irademizi kullanmaktan çok, önceden belirlenmiş bir kalıbı tekrar ettiğimizi anlatmaktadır. Bu kalıp bizim Pin Kodumuz ve kaderimizdir!

Bu yargının çoğu insan için can sıkıcı bir yargı olduğunun farkındayım. Çoğu insan, eğer özgür iradesini kullanamıyorsa, seçimleri tam olarak kendine ait değilse, önceden belirlenmiş bir takım davranış kalıplarını tekrarlıyorsa bu durumda kendini kapana kısılmış ya da hapis gibi hissedecektir. Aslına bakarsanız durum tam olarak budur!Pin kodumuz, astroloji haritamız ya da kaderimiz aynı zamanda bizim hapishanemizdir! Bu hapishanenin içinde olduğumuz sürece ne yaparsak yapalım, tepkilerimiz önceden belirlenmiş bir şekilde olacaktır. Bu tepkilerimiz kişiliğimiz olarak adlandırılan kalıplarımızdan doğmaktadır. Bu kalıplar ise bizim “karmamızı” anlatmaktadırlar. Peki ama ne yapacağız? Değiştirmemizin mümkün olmadığı hayatları mı yaşayacağız? Samimi olmak gerekirse çoğu insan için durum tam olarak budur! Ancak yine de evrensel sisteme şükürler olsun ki, bu hapishanede kalmamıza neden olan şey aynı zamanda hapishanenin içindeki acılarımızı da uyuşturan şey olmuştur: Unutma!

Bir öğrenci, ünlü bir Zen ustasına gelip, “Usta, bana Zen’in ve aydınlanmanın özünü kısaca anlatır mısınız?” diye sorar. Usta önündeki kağıda hızla bir şey yazar ve öğrenciye uzatır. Öğrenci kağıda baktığında orada “Dikkat!” diye yazdığını görür. “”Bu kadar mı yani?” der öğrenci biraz hayal kırıklığı içinde. Usta kağıdı tekrar alır ve altına bir şey daha yazar. Öğrenci bir kez daha kağıda baktığında bu kez kağıtta, “Dikkat! Dikkat!” yazdığını okur. Öğrenci, gerçekten büyük bir hayal kırıklığı içindedir. “Ne yani, koskoca Zen ve aydınlama bu kadar basit bir sözcüğe indirgenebilir mi?” diye sorar. Usta öğrenciye döner ve “Dikkat! Dikkat! DİKKAT!” der.

Bu hapishanenin içinde olmamızın pek çok anlamı ve pek çok nedeni bulunmaktadır. Bu nedenler ve bunların anlamları tümüyle aynı bir yazının konusu; çünkü burada bizim Tanrı ile olan bağlantımızdan ve daha büyük kaderimizden, Taocuların “Ming” olarak adlandırdıkları ve değiştirilemeyen göksel kaderimizden bahsetmemiz gerekmektedir. Burada “değiştirilemeyen” kavramı belki bazı okuyucuların dikatini çekmiş olabilir. Eğer değiştirilemeyen bir kaderimiz varsa bu durumda sahip olduğumuz kaderin “değiştirilebilir” olduğunu mu ima ediyorum? Hem evet hem de hayır. Büyük kadere bağlı olarak sahip olduğumuz kader değiştirilemez; ama bu kader tek bir yaşamda değil, pek çok yaşamda kendini gerçekleştirebilir. Hem astroloji hem de pin kod gibi yöntemlerle anlayabildiğimiz küçük kaderimiz ise değiştirilebilir. Samimi olmak gerekirse ruhsal yolda ilerleyen bir insanın ilk olarak yapması gereken şey, kendi pin kodunda anlatılan bu kaderin üzerine çıkmayı başarabilmesidir.

Profesyonel olarak yaptığım pin kod analizlerinde ve danışmanlıklarında ender olarak da olsa bu kaderin üzerine çıkabilmiş insanlara rastlarım. Bu insanlar pin kodlarında anlatılan olumsuz şeylerin hemen hiç birini yaşamazlar. Ancak pin kodlarının tarif ettiği anlamda bilgeleşmeyi ya da aydınlanmayı başarabilmiş insanlardır. Bu tür insanların hayatını sorguladığımda, tam da pin kodlarını inceleyerek onlara vereceğim tavsiyelere uymuş olduklarını görürüm.

Bu nedenle, ilk olarak yapmamız gereken şey, pinkodumuzda da anlatılan kaderimizi ve kişiliğimiz adını verdiğimiz bu formu tam olarak anlamaya çalışmaktır. Bu formu anlamaya başladığımızda kaderimizin gidişatını da anlamaya başlarız. Bu anlayış, değişim için gerekli özgür iradeyi ve farkındalığı kullandığımızda bizi pin kodumuzda ya da astroloji haritamızda anlatılan kader çizgisinin dışına çıkarabilmektedir. Bu özgürleşme eylemi aynı zamanda hapishaneden de kurtulma eylemidir.

Pin Kodumuz ile anlatılan formumuz, aynı zamanda bizim yaşamdaki amacımızı ya da görevimizi de anlatmaktadır. Bu görev bizim bu hapishaneden çıkmak için yapmamız gereken temel görevdir. Eğer yeterince farkında olabilirsek bu görevi ve kim olduğumuzu pin kod ya da benzeri sistemleri kullanmadan da anlayabiliriz elbette. Zen ustasının da söylediği gibi, aydınlanmanın özü, dikkat, dikkat, DİKKAT’tir.

Cem Şen

1968 yılında doğdu. 1981 yılında savaş sanatları eğitimi almaya başladı. 1987 yılında Zen Budizm’in Türkiye’deki temsilcisi olan İlhan Güngören ile tanıştı ve 1987-1990 yılları arasında Güngören’in asistanlığını yaptı. Bir yandan Güngören’i Zen çalışmalarında ve Tai Chi Ch’uan derslerinde destekleyen Cem Şen aynı zamanda Namık Ekin, Mustafa Aygün gibi eğitmenlerle savaş sanatları eğitimini sürdürdü. 1990 yılında ilk çeviri eseri yayınlandı. Aynı yıl çalışmalarını tümüyle Taocu çalışmalara yönlendirdi. Sırasıyla Mantak Chia, Master Wang, Master Wu, Eric Steven Yudelove gibi ustalardan eğitim alan Cem Şen aynı zamanda bu ustalardan farklı Taocu sistemleri öğretme yetkisi de aldı. Halen ustalar ile çalışmalarını ve dünyanın farklı yerlerinde bulunan yaşayan büyük bilgelerle iletişimini ve arayışlarını sürdürmektedir. 1991 yılında Dharma Yayınları’nı ve ardından 2003 yılında bu yayınevinden ayrılarak Klan Yayınları’nı kurmuş olan Cem Şen’in içlerinde “Enerjinin Dansı: T’ai Chi Ch’uan” ve “Dolmuşa Binme ve Dolmuştan İnme Sanatında Zen” adlı kitaplarının da bulunduğu 8 kitabı ve yaklaşık 40’a yakın çeviri eseri bulunmaktadır.