Genelde bana bir kızda ne aradığımı sorduklarında, sanki yıllar boyunca savaşa girmiş çıkmış veteran bir ermiş gibi cevap veriyorum: “Huzur”… Tam 70’lik Kıbrıs Gazisi dede cevabı.

Türkiye’de de çizgi romanı çıkmaya başlayan bir karakter var; ismi “Sandman”. Neil Gaiman’ın bu muhteşem eserinin bir bölümünde rüyaların lordu, yaklaşık 800 yıldır yaşayan bir insanla konuşur ve o konuşmalardan birinde adamın söylediği bir laf çok hoşuma gider: “Yüzyıllardır yaşıyorum ama bu yıllar boyunca daha fazla bilgeleştiğimi zannetmiyorum. Evet hatalarımdan ders aldım,ama bu sefer de daha fazla hata yapmak için zamanım oldu.”

Lise çağındayken, Budist düşünce ve felsefeye merak sarmıştım. Üniversiteye gittiğim yıllarda ise işi ilerlettim ve Zen öğrencisi olma sınavından geçtim, ve Zen öğrencisi olmaya hak kazanmıştım. Benim bağlı olduğum okulun geleneğine göre Zenist olmaya hak kazanan öğrenciler bağdaş kurup hocaların gelmesini ve onlara soru sormasını beklerler. Öğrenci genelde öğrendiklerinden bir pasaj okuyarak cevap verir ve ondan sonra Zenist öğreti almaya başlar. Bana budizmi öğreten hocalarım, “Zenist olmaya hazır mısın?” dediklerinde bağdaş kurduğum yerden kalktım ve gülümseyerek şu cevabı verdim:
“Sakrayamani Buddha, vedalarından birinde şu lafı buyurmuştur. İç huzura giden bir sürü yol vardır. Ben size sadece bunlardan birini gösteriyorum. Sayın hocam, ben kendime bir şey ispatladım, sizle yolum burada bitiyor , bundan sonra kendi yolumu çizmem gerekiyor. Müsadenizle…” diyerek salonu terk ettim, bir daha da oraya gitmedim.

Bu üç farklı küçük pasajı sunmamın nedeni, şu andaki ilginç psikolojik durumumu anlatmak içindi.
İç huzura giden yolu herkes farklı yollardan bulur. Mesela ev arkadaşımın İzmir’de oturduğu yerde muhteşem bir körfez manzarası varmış. Bana Pazar günleri , körfeze bakarak yaptığı Pazar kahvaltısından bahsederken yüzünün halini görmeliydiniz. Sanki o anda oturup o manzaraya karşı kahvaltı yapıyormuş gibiydi. Bu kadar basit bir olayda, inanılmaz keyif alıyordu ve resmen o anda tam anlamıyla iç huzuru yakalıyordu.

Benim sistemim biraz daha farklıdır. Budist eğitimde öğrendiğim şekilde nefesimi düzenli alıp verdikten sonra hayali bahçeme giderim. Sadece çimen ve büyük bir ağaçtan oluşan bahçemde ağacın altında otururken bulurum kendimi, ve günlük olayları önce kafamda yaşar, sonra bir kenara atar ve tamamen rahatlama moduna geçerim. Ama kimsenin tam anlamıyla –özellikle şu yaşadığımız çağda- bunu sürekli başarabildiğine inanmıyorum.

Bu yüzden bende Buddha’nın dediği gibi iç huzurumu, daha evvel denemediğim yollarda aramaya başladım, ve bu şekilde bir yolculuğum oluyor. Çıkış noktam, ev arkadaşım oldu. Pazar günü yapılan kahvaltıda bir insan gerçekten iç huzurunu bulabiliyor muydu? Neden olmasın ? Hermann Hesse’nin kitabı “Siddharta” da, balıkçı sadece akıp giden deredeki sesi duyarak huzuru bulmuyor muydu?

Yazının başında bahsettiğim 700 yıldır yaşayan adamın yaptığı gibi, ben de eskiden yaptığım hataları bulmaya, görmeye çalıştım. Çok ufak hatalardı bunlar, hatta belki hata bile denemez, ama yolculuğumda ilginç şeyler keşfettim.

Hafta sonu bir arkadaşımla sinemaya gittim. Normalde sinemadaki kızları keser, arkadaşıma (ki kendisi de kızdır) bir şekilde yakınlaşmaya çalışır, ve filmdeki hatunun kalçalarına odaklanırdım. Bu sefer farklı bir şey yaparak tamamen filme odaklandım ve gerçekten muhteşem bir görsel şölen izledim. Sinema evveli gittiğimiz kafede arkadaşımı sadece dinleyerek (şansıma fazla konuşturmadı beni) inanılmaz bir rahatlama sağladım. Bana tamamen doğal ve içten davrandı, benden hiçbir çözüm beklemeden bazı dertlerini paylaştı, ve ben bundan inanılmaz bir keyif duygusu alarak, kısa bir anlığına da olsa çevremden soyutlandım ve bahçeme gittim. İnanılmaz bir deneyim oldu.

Akşam arkadaşlarla bara gittik ve kakara kukara muhabbet etmeye başladık. Belli bir yerde biranın soğukluğuna ve sarılığına daldım. Öyle bir daldım ki bir anda her şey kayboldu ve içimi büyük bir huzur duygusu kapladı.

Çok sevdiğim bir bayan arkadaşım, sağlık sebeplerinden dolayı ameliyat oldu. Normalde zıp zıp barları dolaşan bir insan için bir hafta yatakta kalmak nasıl bir işkencedir tahmin edersiniz. Ama anladığım kadarıyla o da onu arayan herkesle bu sıkıntısını paylaşarak ve kendi kendisiyle dalga geçerek iç huzurunu yakalamayı başarmıştı. (Böyle insanlara zaten her zaman saygı duymuşumdur.)

Bu tecrübelerimden yola çıkarak, huzura giden yolculuğumu evin dışında da yapmaya başladım. Mesela iş ortamında… Çok strese girdiğimde, yerimden kalkıp alt kata gidip geliyorum, bu yürüyüşüm esnasında çok derin nefes alıp veriyorum ve yukarı çıkarken bu rutini iyice yavaşlatıyorum. Yürüdüğüm için kaslarım biraz olsun gevşiyor, nefes meditasyonu yaptığım içinde sinirlerim ve beynim.Ve bu iş toplam 2 dakikadan fazlasını almıyor.

En baştaki kısa pasajlarıma dönecek olursak, evet az da olsa huzuru buldum, ve evet, Buddha’nın dediği gibi kendi yolumu kullandım ve sürekli yeni şeyler öğreniyorum, umarım hatalarımı da azaltırım. Kimbilir belki bir günü 24 saat huzur içinde geçirmeyi öğreneceğim.

İşte o zaman da yeni bir yolculuk başlayacak…

Tunç Pekmen