Tam da ele verir talkımı kendi yutar salkımı” dedirten, trajikomik bir hikâye yaşadım dün sabaha karşı. Hem daha önceki bir yazımı teyit eden, hem de bir şey hakkında bilgi sahibi olmakla o bilgiyi tam olarak özümsemek arasındaki farkı vurgulaması açısından önemli bulduğumdan sizlerle paylaşmak istedim.

Önceki yazılarımı okuyanlarınız “düşüncemdeki kapkaç” isimli makalemi anımsayacaksınız. O yazıda kısaca “kapkaçın bu denli artmasında toplumsal korkunun yükselmesinin de payı olduğunu” vurgulamıştım. İşte tam da bu yazdığımı kanıtlayan ama farklı bir versiyondan söz ediyorum.

Dostlar; soyuldum! Gece evimde, sıcak ve koruyucu olması gereken yuvamda uyurken pencereden içeri sızan bir “kara ayna” aslında düşüncemin nerede takılı olduğunu bana aynen gösterdi. Ne kadar büyük bir korkum olduğunu bir iyi anladım sayesinde.

Biraz geriden konun başladığı günden başlayarak anlatayım olanları. Evim birinci katta ve ben tuttuğumda çepeçevre demirlerle kaplıydı. Başımı göğe kaldırıp bana bu evi böylece getiren evrene o demir parmaklıklar için özellikle teşekkür ettiğim günü  gayet iyi anımsıyorum.

Tüm evde sadece mutfakta sonradan kapatılmış bir küçük balkon var ve o balkonda da iki küçük pencere. Birinin arkasında kombi olduğunda ancak 10 cm. kadar açılabiliyor. Diğeri ise kolayca ardına kadar açılabiliyor. Evi ilk tuttuğumda açılan pencerenin açma kapama mekanizması arızalıydı. Ben eşyaları eve atıp hemen yolculuğa çıkacak olduğumdan, oraya sürgü taktırmıştım.

 

Yaz aylarında genellikle boş olan şehirde fazla işim olmadığından insanların daha fazla bulundukları yazlık yerlerde devam ederim çalışmalarıma. 2005 yazında ise sadece 10 günlük bir ayrılışım oldu İstanbul’dan. Döndüğümde üstümdeki daireye hırsız girmiş olduğunu öğrendim. Açıkçası “iyi ki de evde yoktum, iyi ki de bana gelmemiş” diye düşünmüştüm o zaman. Sonra da bu olayı bilinçaltımdan atmak için özel bir çalışma yapmıştım.

Olaydan bir hafta sonra o açılan pencereyi açık unutup yatmışım. Ertesi sabah o açık pencereyi basamak yaparak üst kata tekrar tırmandıklarını öğrendim. Böbürlene böbürlene “işte bundan söz ediyorum, benim bilincimde hırsız korkusu olmadığından o da açık pencereye rağmen bana değil yukarıya geldi, siz de böyle yapmalısınız, böylece hırsızlar azalabilir” diyerek eşe dosta anlatıyordum olayı.

Ben bir yandan bunu söylerken, öte yandan bilinçaltıma hırsız korkusu tohumları ektiğimi ya da zaten derinde var olan korku tohumlarını sulayıp filizlendirdiğimi anladığımda iş işten geçmişti. Birdenbire kendimi yatağa yatıp “ya oradan hırsız girerse” diye düşünürken yakaladım. Bu halin birkaç geceden beri olduğunu ayrımsadığımda –her nedense- çok şaşırmadım. Kendi sözlerime dikkat etmemiş ve bilinçaltı kütüphanemdeki hırsız sözcüğüne ilişkin rafı taşacak kadar doldurmuştum. Sonunda bir gece yattığım yerden kalktım, çeşitli korkularının kendi enerji alanlarına geri saldırdığı zamanlarda insanların bu alanını korumak için kullandığım ve adına Acmogramme dediğimiz bir şey hazırladım, elimde Leicher Anteni tüm evi “bunu nereye koyabilirim” diye dolaşırken, sonunda mutfakta tam da bıçak takımımın bulunduğu yerde antenden sinyal geldi. Acmogramme’ımı oraya duvara yapıştırdım ve gidip yattım. Ertesi geceden başlayarak “hırsız korkusu” olmadan mışıl mışıl  uyumaya başladım.

Sonra Sonsuz benden kapkaç yazısını istediğinde, yazıyı yazdım ve yolladım. Hala yazılı olarak duran bu yazının da kısa bir zaman sonra bilinçaltımda olumsuz etkisi olduğunu, yolda kapkaç korkusu ile yürüdüğümü ayrımsadım. Bu kez bir başka Acmogramme hazırlayıp, çantama koydum. Düşüncemdeki bu çarpıklıktan da –sözde-kurtuldum.

Bu hali birçok insana anlattım ve onların da böyle davranmalarını salık verdim. Yine kibirlenmiştim L.

Her pazartesi olduğu gibi 6 Mart 2006 tarihli günde de kalktım ve bir dostumu ziyarete gittim. Orada ortak dostlarımızın evlerine gece hırsız girdiğini duydum. Çok üzülmüştüm. Hemen evlerine gittim ve hem evin hem de dostların enerjilerini dengelemek için elimden geleni yaptım.

Hırsız eve girdiğinde kendilerini ilaçlamış ve bu yüzden hiçbir şey duymamışlar. İkisinin de cüzdanları ve cep telefonları ve bir de dijital fotoğraf makinesi çalınmış, başka da zarar yokmuş. Bu arada kredi kartlarından 8.000 YTL tutarında alışveriş yapılmış. Kayıtlara göre saat 09:00 ile 10:30 arasından yapılmış bütün bu harcamalar. Adamlar alışveriş yaptıkları bir yerin güvenlik kamerasına yakalanmışlar. Yakalanmaları olasıymış polisin dediğine göre.

Bütün bu hikâyeyi en ince ayrıntısıyla öğrenince, benim altta kalan “hırsız korkum” tekrar açığa çıktı. Her gece yattığımda aynı şeyi imgelemeye ve buna da hiçbir biçimde engel olamamaya başladım.

Yatağa ne kadar uykum geldikten sonra yatarsam da elimde olmadan o küçük mutfak penceresinden içeri süzülen siyahlar içinde ve elinde bıçaklı bir adam olduğunu görüyordum hayalimde. Bir yandan bu düşüncemi iptal ettiğimi beyan ederken, öte yandan “ya böyle bir şey olursa ne yaparım” diye düşünmekte olduğumu ayrımsıyordum hayretle.

İmgelerimde “adamın doğrudan benim yatak odama geldiğini ve benim de uyanıp onu gördüğüm” oluyordu genellikle. Böylesi bir durumda en iyisinin gözlerimi kapalı tutup, uyuduğuma adamı ikna etmek olduğunu düşünüyor ve bir yandan da “bütün bu düşündüklerimin gerçekleşmesini istemediğimi, her türlü düşüncemi iptal ettiğimi” beyan etmeye devam ediyordum.

Bütün bunlar olurken Eric Pearl geldi ve Reconnective Healing Eğitimi vereceği açıklandı. Geçen gelişinde koşullarım uygun değildi. Bu kez ise daha önce ABD doları ile olan ücretin Euro olarak tahsil edileceğini öğrendim ve işin aslını isterseniz çok kızdım. Geçen üç ayın içinde ne değişmişti de bu kadar yüksek bir ücret farkı ortaya çıkmıştı. Üstelik önceki toplantı Hilton Oteli’ndeyken bu kez The Marmara Taksim’e alınmıştı. Gerçekten kızmıştım.

Her hangi bir insan, verdiği herhangi bir eğitim konusunda kendi değerini kendi belirler, siz bakarsınız bu bedeli ödemek isteyip istemediğinize karar verirsiniz ve olay biter. Bunu aynen böyle düşünüyorum. Sorun burada değildi benim için. Sadece üç ayda bu kadar ücret farkına neyin sebep olduğunu anlayamıyor ve bunu tuhaf buluyordum. Bir ara gitmemeyi düşündüm. Yine de oraya katılmaya karar verdim. Gitmeme sebebimi onlar bilmeyeceğine göre, bu bir protesto olmaktan çok, zihinsel mastürbasyon olacaktı bana göre.

18 Mart 2006 cumartesi günü sabah körü kalkıp Taksim The Marmara’nın yolunu tuttuk bir arkadaşımla birlikte. Pastanede güzel bir kahvaltıdan sonra balo salonuna doluştuk. Nilgün Sarar Hanımefendi’nin ve Patrice isimli asistanın çabalarıyla, çalışmanın özü hakkında bilgilenip, az da olsa pratik uygulama yaptıktan sonra, bol bol reklâm dinledik ve nihayet Eric Pearl salonda göründü.

Neşeli ve keyifli bir adam işin doğrusu. Bazen insanların kabul edebilecekleri sınırların ötesinde kabalaşıyorsa da bu bana uydu açıkçası. Bilenler bilir, ben de gerektiğinde kabalaşabilir, hatta diktatör bile olabilirim J.

Şimdi bu durumun konuyla ne ilgisi var diyeceksiniz… az sabırlı olun. İlgisi var, hem de çok. Bu “Tekrar Bağlantı” denilen teknikle yaklaşık iki yıl önce tanışmıştım. Psikolog ve Feldenkrais öğretmeni olan bir arkadaşım, internette rastladığı Paris Semineri’ne konu hakkında hiç bilgisi bile olmadığı halde adeta çekilerek katılmış ve üçüncü aşamaya kadar eğitim almıştı. Geri geldiğinde bana konudan söz etti, ben de Tekrar Bağlantı Şifası’nı da Tekrar Bağlantı Seansını da almak istediğimi söyledim ve onun bu konudaki ilk danışanı oldum. Niyesini o zaman da bilmiyordum, bugün de ancak sezgisel bilgim var.

Bu sizin bildiğiniz “oram ağrıyor, buramda şu sorun var” tarzı bir şifa değil. Çok daha ince boyutta çalışıyor. Sizin evrenle asıl bağlantınızı sağlayacak enerji alanınızın tamamına, oradan dünyaya, oradan da evrene tamamen bağlanmanızı sağlıyor.

Bana sorarsanız, “bağlarımızın kopmasına neden olan şey yaşadığımız deneyimlerin enerji alanımızda bıraktığı korku içeren ve bizi bütünden ayrı tutan izlerdir” derim. Hal böyle olunca, bu çalışma size yapılınca derinlerde kalmış ve farkında bile olmadığınız korkularınız yüzeye yaklaşmaya başlıyor.

İki yıl önce bu enerjiyle zaten bağlanmış olduğumdan, yavaş yavaş alttaki korkularımla da yüzleşmeye başlamıştım. Anlaşılan o ki hırsız korkum da bu zamanda açığa çıkıp kendini göstermeye başladı. Önce birkaç arkadaşımın yaşadığı kapkaç ve benzeri deneyimleri gösterdi evren bana. Orada fazla tepkili olmayıp, korkularımı yine bastırınca, üst kattaki komşumun hırsızları aldılar görevi. Ben o kadar kibirliydim ki, bunu “evet ben hırsızlıktan, eve hırsız gelmesinden korkuyorum, bu korkunun içindeki derslerim nelerse onları alıyorum ve öğrettiği her şeye teşekkür ediyor, korkumun önünde saygıyla eğiliyorum” deyip ondan tamamen kurtulmak yerine, Acmogramme ve benzeri sembollerle bastırmayı seçmiştim.

Tekrar Bağlantı Şifası uygulamayı öğrenmeye giderken “ben ZSG bu bilginin en derinlerdeki korkularımı temizlemesine niyet ediyorum” deyip çıktım yola. Anlayacağınız gibi tam da o gece, daha seminerin ilk gününde, bu uygulamayı yapmama izin veren enerjiyle bağlanır bağlanmaz sistem çalıştı.

18 Mart gecesi yattım, ertesi sabah yine çalışma var, erkenden kalkmam gerek. Derin bir uyku uyumak istiyorum. Ne mümkün, son 15 günden beri her gece aralıksız imgelediğim hırsızlık  korkum işbaşında… Derken bir ara uyuyakalmışım işte. Derin uyuyorum. Çok derin sanıyorum, oysa tedirginliğim o kadar çok ki, tam tavşan uykusundayım. Birden bir ses duydum. Uyandım ve “işte dedim geldi ve mutfak penceresinden girdi adam içeri”. Tüm bedenim kulak kesildi ve tetikte bekliyorum. Hiç ses yok. Tekrar uyumaya döneceğim ki odada bir tıkırtı oldu. Gözümü bir açtım, karşımda simsiyah giyinmiş bir adam. Tam ağzımı açıp “sen de kimsin diyeceğim”, işi fark ettim, korktuğum başıma gelmişti. Arkamdan gelen ışığın gözümü açtığımı görmesine engel olduğunu umarak anında geri kapadım gözlerimi.

Hemen “Yüce Yaratan bu adamın korkuya kapılmasına izin verme, ne almak istiyorsa alsın ve gitsin” diye dua ettim. Bu arada hemen hemen bu duayla aynı zanda “Sevgili Başmelek Mikael gel ve beni güvende tut, Sevgili Başmelek Rafael gel ve bu adamı şifalandır, sevgili rehberler ve yükselmiş üstatlar, gelin ve hem ona hem de bana yardım edin, o aradıklarını kolayca bulsun, kısa zamanda şifakansın, sevgi dolsun ve ben de mal kaybı dışında hiçbir sorun yaşamayayım” demeye başladım.

Bana düşen hırsız da bu işte, hem cesaretli hem de salak. Odamda yatağımın sağ tarafında iki koltuk var, üzerinde o gün ve bir önceki gün giydiklerimle çantam duruyor. Adam onları yere attı sonra yere çömelip cepleri karıştırmaya başladı. Tam salak, önce bak sonra atsana… Birden adamın nefesini yüzüme yakın hissettim. İşte bu sefer gittik diye düşünürken, bir de baktım adamın eli yastığımın altına kaydı. Utanmazsa iyice sokacak… Sonra yatağın öte tarafına dolandı, yanıbaşımda iki adet cep telefonu ile iki de kolye var. Kolyeler altın. Birinde Ayet-el Kürsi ve vefki var. Diğerini ise bir dostum yaptırmış, önce Mekke’ye gönderip 90 gün dua okutup enerjii yükletmiş, oradan da Kudüs’e Ağlama Duvarı’na gönderip, 90 gün de orada aynı işlemi yaptırmış. Bana verirken “senin yarın İslam enerjisiyle yarın Yahudilik enerjisiyle çalışıyor, bu kolye senin için tam koruyucu olacak” demişti. Belki onları alsa işine yarayacak ama benim hırsız salak, hiçbir işine yaramayacak iki eski telefonu yeğledi. Belki de tılsımlı oldukları için kolyeleri fark edemedi J.

Bu arada sadece salak, bir de acemi ki sormayın gitsin. Evin içinde gürültü patırtı gırla. Bilgisayar masasının çekmecesini açtı. İçi karman çorman bir çekmece. Bilgisayarların çeşitli kabloları, bir çok alet edevatın kullanım kılavuzları, piller ve bir sürü daha ıvır zıvır. İçini karıştırıp duruyor. Ses değil gürültü var odada. Adam ya benim uyanık olup işine karışmadığımın farkındaydı, ya da dediğim gibi salaktı. Aynı masanın üst tarafındaki raflardan birinde taşlı iki saç tokası duruyordu. Onlardan da birini almış, cebine atmış.

Neyse yaklaşık 20 dakika kadar dolanıp durduktan sonra, adamın mutfağa doğru yol aldığını duydum. Bir de mutfakta musluğu açtı, kısa bir süre sonra da kapattı ve nihayet çıkıp gitti. Çıkarken pencereyi de arkasından hızla çekip kapatmayı ihmal etmedi.

Bütün bunlar olurken ne kadar çok korktuğumu anlatmama gerek yok herhalde. Karnıma ağrılar girdi. Bedenimdeki metal ve su elementlerinde bir hareket, bir hareket J. Yaklaşık 20 dakika kadar olduğum yerden kalkamadım. Adamın seslerini duydumsa da ya gitmediyse, ya içerilerde de bir şeyler arıyorsa…

Korkunun ecele yardımı yok. Karın ağrım o kadar arttı ki, ya yatağı kirleteceğim ya kalkacağım L. Sonunda kalktım, korku içinde ışığı yaktım ve Yüce Yaratan’a olayı sadece mal kaybı ile atlattığım şükranlarımı sundum. Tuvalete girdim ve lavman zamanı dışında asla çıkarmadığım kadar kısa bir sürede asla çıkarmadığım kadar çok dışkı ve idrar boşaltımı yaptım. Salona geldim. Oraya adım bile atmamış. Adam dile gelse “sen beni düşüncelerinle yarattın, ben de seni kırmıyorum, tam da istediğin gibi çalışıyorum” diyecek. Ne de olsa son 15 gece boyunca tam da bu şekilde kurgulamıştım bütün bu olanları.

Bu arada “belki de kurgulamadım da öngördüm” diye de düşünmedim değil. Ancak, bu doğru değildi. Ben tüm bu imgeleri hep korku enerjisi ile birlikte görüyordum. Yani artık korkularımla yüzleşme zamanı ve ben de bu gerçekleri kabul ediyorum.

Neyse 155’i aradım olayı polise bildirdim. Sonra da bana yakın oturan ve ertesi sabah çalışmaya yine birlikte gideceğim bir arkadaşımı arayıp gelmesini rica ettim. Arkadaşım 10 dakika içinde geldi. Allah ondan razı olsun. Hemen arkasından da polisler geldi.

Üç genç yakışıklı polis. Geçmiş olsun dileklerini sundular ve daha kapıdayken olayı sormaya başladılar. Hırsızı gördüğümü söyleyince ne deseler beğenirsiniz? İçlerinde belli ki en yeni polis olanı döndü “e madem gördünüz neden o zaman aramadınız, suçüstü yapardık” dedi. İnanabiliyor musunuz?

“Ya nasıl olur da bunu sorarsınız? Yattığım yerden başımda adam var, gözümü kapatıp dua ediyorum alacağını alıp gitsin diye, kalkıp sizi mi arayacaktım” diyorum, adamlar yüzüme bakıp gülüyorlar.

Neyse, “nasıl olmuş, nereden gelmiş” soruları arsında mutfağa giren polis “hanımefendi bu bıçağı siz mi koydunuz bu iskemleye” diye sormasın mı… Baktım evdeki en büyük ve en sivri bıçak, bıçaklık yerine iskemlenin üstünde. Adamın evden çıkarken suyu neden açtığı belli oldu. Parmak izi silmeye çabalamış. Ancak polisler böyle bir iz aramaya gerek bile görmediler. Kısaca bir tutanak tuttular, “siz eksikleri tespit edince karakola gelin, gerisini hallederiz” dediler.

Bu arada o bıçaklığın yanında ne var biliyor musunuz? Benim korkumu yenmek adına kalkıp terapi yaptığım gece hazırlayıp duvara yapıştırdığım Acmogramme. Anladım ki, ben daha o zamandan ufak ufak bu senaryoları yazmaya başlamışım da resmin tamamını fark edememişim. Ben sonradan düşündükçe çok güldüm. Bana çok komik  geldi bu durum. Sizce de gülünç değil mi?

Ben bir yandan bunu ayrımsarken, öte yandan polisleri de kapıya geçiriyordum. Tam onları yolculayacakken yine o genç olanı “evinde tabancan olsaydı, çeker vururdun, böylece bir mikrop eksik olurdu” demez mi? Güler misin, ağlar mısın? Arkadaşım dayanamadı “yuh yani, bir polis olarak bunu mu söylüyorsun” deyiverdi. Ne diyeyim? O da gençliğin verdiği heyecanla kafası karışmış herhalde…

Neyse, tam odaya girecekken bir de baktık, benim taşlı toka ayakkabı dolabının üstünde duruyor. Zat-ı muhterem anlamış onun fantezi olduğunu… Ağırlık yapmasından korkmuş olmalı ki, oraya bırakıvermiş giderken. Utanmazsa “aman geldik, korkuttuk, az para iki telefon dışında bir şey de bulamadık, bari tokanıza üzülmeyin” diye mektup bırakacak adam J.

Arkadaşımla oturduk, başladık gerçek anlamda geyik yapmaya. Yok “hoş geldin” diye bağırıp el çırpan bir palyaçodan oluşmuş bir alarm mı yapsak, yok duvarlara elektrik mi versek, yok yok bu da olmadı, en iyisi “cama yazı asalım “hırsız bey burada çalacak hiçbir şey yok, inanmazsan kapıyı çal kendin bak” ve daha neler neler…

En çok da Tekrar Bağlantı Şifası hakkında konuştuk. “Ne temizlermiş bilinçaltını ne bağlarmış enerjiyi evrene” şeklinde…

Neyse bu işten de bir sürü şey öğrendim aslında. En önemlilerini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

İlk olarak, OLAN ne olursa olsun, dalga geçilebilecek bir yanı vardır konusunda net bir görüş kazandım. İkincisi, enerji titreşimini yüksek ve enerji beden dengeni sağlam tuttuğunda, başına gelen olayları ucuz atlatabiliyorsun. Düşünsenize korku ve panikle gözümü hemen kapayıp uyuma numarası yapmayıp, aniden  çığlık falan atsam, adam elindeki bıçağı saplayıverir korkusundan. Öleceksek sorun yok ama ömür boyu o deneyimi unutturmayacak bir iz ya da sakatlık olsa…

Arkadaşımla birlikte, bunun ne kadar da kelek olduğuna karar verdik gülerek. Düşünsenize, artık gelmek istemiyorum dediğiniz oyun alanına size zarar veren bir kişi yüzünden yeniden gelmek zorunda kalacak, üstelik de sistemde kurban rolünü seçmek zorunda olacaksınız. Yüce Yaratan’ın izniyle bu olmadan geçebildim sınavı, ne mutlu bana.

Sevgili sevgili hırsız korkum, biliyorum ki senden öğreneceğim dersler olması nedeniyle seni ben yarattım. Şimdi bu dersleri anlamaya başladım. İlk olarak söylediklerimin hepsini aslında kendi yaşamımda tam olarak uygulayamadığımı ve bu durumla yüzleşip enerjisinden arınmak yerine, o enerjiyi gizli gizli beslemeye devam ettiğimi öğrendim sayende.

Evet biliyorum, katil, hırsız ya da başka kriminal. Her ne olursa olsun. Onlar da yaşamın gerçekleri. Onlar da BİR enerjisi içinde varlar. Onlar da tıpkı bizim gibi çeşitli arzu ve isteklere ve –ne yazık ki- bizlerden daha fazla korkuya sahipler. Bu korku enerjisi ile ve bilinçsizce hareket ettiklerinde, onlardan korksak bile –tıpkı her zaman öğrettiğim gibi- onlar için dua etmenin işe yarayabileceğini gördüm. Bir yandan kriminal olduğunu bilirken öte yandan bir insana beddua etmek yerine dua etmeyi tavsiye etmemin güzelliği kadar, öylesine korku ve panik halinde bile bunu gerçekten yapabilmeyi sürdürebildiğimi de fark ettim bu arada. Bu duruma çok sevindim açıkçası. Hiç olmazsa bu kadar talkım da bana düşmüş sistemimden J.

Korkunun son zamanlarda daha yüksek titreşimli varlıklarda çok daha hızla ortaya çıktığını da fark ettim bu olayda. Tam da bugün 20 Mart pazartesi günü, yaşadığım deneyimle eşzamanlı olarak:

“…ay takvimine göre Şubat yarın itibariyle başlıyor. Şubat ayı özellikle bu yıl çok önemli.

… Şubat ayı yani 2 ikinci çakrayı temsil eder. 2+2+2+6 =12 cinsellik yaratıcılık ve bilinçaltını ve bilinç üstünün temsili bu rakamlar bu ay bize dişil enerjinin açığa çıkmaya başlayacağını söyler.

… Coğrafya olarak Türkiye, dünyanın en dişi bölgesi. Dolayısıyla bu coğrafya üzerinde diğer bölgelere göre çok daha fazla hissedilecek bu enerjiler. Bir  süre kafa karışıklığına neden olsa da kısa sürede uyum sağlanacağı aşikârdır. Dünya da birçok insan hala bilinçaltı bilinçüstü kavramları ve orada nasıl uygulamalar yapılacağının bilgisinden yoksun. Bu nedenle ilk başlarda korku, panik ve şiddet açığa çıkacaktır. Yüzyıllar boyunca bastırılan tüm enerjiler bilinçaltında korkuya dönüşmüş durumda. Bu korkuları tetikleyecek herhangi küçük bir şeye bile duyarlıdır. Bu nedenle korkuları dönüştürmek en önemli işlerimizden biri olacak. Korku ve acı yüklü insan bilincinde var olanıyaratıcılığa dönüştürmek gerekmektedir. Salınan bu korkular en fazla bilinç seviyesi yüksek olanlara gelecektir. Amaçları dönüşmektir. Tehdit emek değil. Bize geleni nasıl algıladığımız bu dönmede çok daha önemlidir. Korku tekâmülünü tamamlamıştır ve bizlerden yardım istiyor… (BEYAZ ÖZBALÇIK Yorumlarıyla)” şeklinde bir e-posta aldım.

Bu tür yorumlara katılmak veya katılmamak sizin seçiminize kalmış. Ben en azından bunun da tıpkı diğer senaryolar kadar olası olduğunu düşünüyorum. Ayrıca çevremde tanıdığım tüm yüksek titreşimli bildiğim insanların da bu dönemde en çok korktukları olayların en sık başlarına geldiğini gözlemliyorum. Anladığım kadarıyla önümüzde korkuları tamamen dönüştürme süreci uzanıyor.

Sevgili hırsız korkum, seni gereksinme duyan birine elimdeki –diğerine göre daha çok- olandan birazını sunmak olarak kabul ediyor ve vermenin keyfi olarak algılıyorum. İyi ki de vardın. Ancak artık sana gereksinmem kalmadığını umuyorum. Şimdi seni sevgiyle serbest bırakıyorum. Yolun dünyanın dışına düşsün.

Zeynep Alan Sevil Güven