Dün gece penaltılar atılırken üzerimizde Adana Demirspor forması vardı. 1 saat önce de Beşiktaş, ondan 1 saat önce de Fenerbahçe, 2 gün önce de Galatasaray…

Bir zamanlar bu hep böyleydi. Hangi Türk takımı Avrupa’da oynasa yüreğimiz onunla atardı. Fakat sonra yıkıcı bir rekabet girdi araya. Hele ki sezon başında adı sanı duyulmamış takımlara elendikçe takımlar seviniyorduk. Oh rakibimiz elenmişti. Oh kasalarına para girmeyecek ve daha da güçlenemeyeceklerdi.

Fakat hesap etmediğimiz bir şey vardı ki ülke puanı. Ülke takımlarının toplu puanıydı bu gittikçe gerilemiştik. Şampiyonumuz bile Şampiyonlar Ligi için önceden doğrudan katılırken şimdi kaç eleme oynamak zorunda kalmıştı. Turnuvalarda da gerilemiştik.

İşte o noktada bu sene aklımız başımıza geldi. Ben ben derken BİZ kaybediyorduk. Öyle bir başımıza geldi ki akıl 13. başladığımız yerden 1.5 ayda 9.luğa yükseldik. O eski vakitlerdeki BİZ bilinci geri geldi.

*****

Şimdi bu üzerine iyice derinden düşünülecek bir konu. Her ne kadar konu futbol olarak görünse de acaba hayatlarımızın hangi başka alanlarında aynı kafada olduğumuz için başka kayıpları kazanç olarak görüyoruz da toplu halde kaybettiğimizi görmüyoruz…

Ya da herkesin birlikte kazandığı ve de tek rekabetin birbirinden daha iyisini yapmak olduğu, taklitten uzak, sürekli yaratıcılık dolu bir yol mümkün mü?

Bir zamanlar bir dostum vardı ve aramızda böyle tatlı bir rekabet vardı. İkimiz birbirimizden daha iyisini yapmak için gayret ederdik. Hatta bir gün benim yaptığım bir çalışmayı görmüş ve hafifçe sırtıma vurmuştu. O vuruşta samimiyet, saygı, şimdi beni daha iyisini yapmaya mecbur ettin düşüncesi vardı. Aslında birbirimizi alkışlıyorduk.

Zihinlerimiz sadece Ben’im değil de BİZ’im kazanmamıza yönelik daha iyisini nasıl yaparıza yönetebilir mi?

Astroloji’yi bilenler zaten Koç – Terazi ay düğümü aksının temel derslerinden birisinin bu olduğunu ve insanlık olarak bu konunun zaten önümüzde olduğunu bilirler.

Belki de dün gece futbol olarak görünende de böyle bir bilinç vardı ya…

Yoksa koskoca bir ülke Belhanda’nın kaçan penaltısına niye üzülsün ki…

Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...