Avcı ve toplayıcı toplumdan üretici topluma geçtiğimiz öğretilir tarih derslerinde. İnanmayın derim. Pazar günü olduğu kuvvetle muhtemel olan güzel bir günde, tatil ve dinlenme aracı olarak balık avlamayı seçmiş bir grup insan, ellerinde oltalarla avlanmakta bu reklamda. Daha yaşlı görünen avcı oltasını dolu atıp boş çekmekte. Yanı sıra dizilmiş olan diğer toplayıcılar da aynı makus talihe mahkum. “Zaman geçiriyoruz nasılsa, balığın vuracağı yok ya” dercesine kayıtsız, devam ediyorlar avlanmaya.

Gençten bir avcı gelip oltasını atıyor ve ilk atıştan itibaren balık yakalamış olarak geri çekiyor. Yakaladığı ilk balık, el kadar. Bu objektif bir ölçü olmayabilir tabii. Her el ebat olarak farklıdır. Şöyle diyelim, bir cep telefonu kadar küçük bir balık yakaladığı için tatmin olmuyor ve suya geri atıyor. İkinci girişiminde elektronik cep sözlüğü büyüklüğünde balık yakalıyor ancak yine tatminkar değil bu ölçü. Hop! Balık suya geri…

Yaşlı avcı, inanamaz gözlerle bakıyor olaya. Aynı suya aynı oltayla aynı yemi atıyoruz. Bre kardeşim sabahtan beri değil cep telefonu, sim kart kadar bile balık tutamadık. Keramet, durduğun yerde olsa, yarım metre ötedesin, o kerametten biz de istifade ederiz arkadaşlarla. Üstelik utanmadan, yakaladığınla yetinmeyip elinin tersiyle itiyorsun rızkını. Ayıp yahu!

Genç avcı, plazma tv büyüklüğünde bir balığı da suya attıktan sonra başta yaşlı avcı olmak üzere avcı – toplayıcı topluluğun hepsinde “Bir çapanoğlu var bunun altında” bakışı gözleniyor. Yaşlı avcı “kamera şakasıdır” deyip olayı mantıken çözümlüyor. Teknosa logosu görünür. “Teknosa müşterisi her zaman daha iyisini almaya alışıktır” mealinde bir slogan ile birlikte “Aza tamah etmem, Dimyat’a giderim pirinç içün” temalı sahneyi özümser hedef kitle, yaşlı avcının biçare cevabına gülümser halde zap yapar.

Bu hoş reklamı dünyaya doğmak üzere olan varlıklar için tertip edilmiş biçimde hayal edelim. Adem ismindeki genç avcı – toplayıcı ruh, yaratıcılık denizinin kıyısına gelir. Düşünce oltasının içinden geçirdiği duygu misinasının ucuna seçim yemini takar. Endişesizlik mesafesine oltayı sallar ve kısmeti olan rızk balığı daha ilk atışta oltaya takılır. Başarmanın sevinciyle çeker balığı, avucuna alır, inceler. Beğenmez. Hayal kırıklığı yaşamadan, “bunu kovaya koyayım da yenisi gelmezse idare edeyim” diye düşünmeden denize geri atar. Emindir o denizde tam istediği gibi balıkların var olduğuna. Bilmektedir, kova “ne olur ne olmaz” diye hamsi ile doldurulmuşsa kalkana yer kalmayacağını. “İkimiz de aynı suya aynı oltayla aynı yemi atıyoruz. Bre Ademoğlu, sabahtan beri değil hamsi, yosun dahi yakalayamadık” diye şaşkınlıkla bakan Badem Amca’nın, etrafındakilere “kamera şakasıdır” diye özetleyeceği sahne “ Dünya insanı her zaman daha iyisini yaratıp çekmeye muktedirdir” mealinde bir sloganla kapanır. Adem’in yaratıcılık denizinde başarılı oluşunun bilmek, seçmek ve yeniyi almak için eskiyi bırakabilmek esnekliğine sahip olmak sırrına eren hedef kitle, Badem Amca’nın anlamamayı seçen mantığına gülümser halde Badem’den Adem’e yol almak için dünyaya doğmayı seçer.

Dünya marketinde alışveriş yaparken sepetinizi doldurup yalnızca almak kısmıyla mı ilgileniyorsunuz? Ağırlığından itemediğiniz sepetlerinizi oflaya puflaya kasaya getirip marketten çıkmak istediğinizde, “aslında işe yarar pek bir şey de almadım. Amma da çok tuttu!” deyip o kasada kendinizi fatura ödemek için cebelleşir halde mi buluyorsunuz? “Karma” kavramının bir popstar albüm adı ya da yeniçağ saçmalığı olduğunu sanıp sepetinize bakmayı red mi ediyorsunuz? İstek ve ihtiyaçlarınız doğrultusunda seçimler yaparak marketin reyonlarında gezerken aldığınız ürünlerin, karşılaştığınız tanıdıkların, suratsız reyon elemanının, gülümseyen kasiyerin siz o marketi, o reyonu, o ürünü, o kasayı seçtiğiniz için değil de Kader nedeniyle mi karşınıza çıktığını düşünüyorsunuz? Sizin taleplerinizi arz edebilmek için kuruldu bu marketler. Kendinize layık bulduğunuzu sepetinize koyuyorsunuz. Seçimleriniz ile marketi yönlendiriyorsunuz.

Eskiden bakkallarda “Müşterimiz Velinimetimizdir” yazardı. Kendinizi Nimetten saymak için marketten çıkmayı mı bekliyorsunuz?

Banu Nirun