Büyük bir nefret daha büyük bir nefretle sonlandırılamaz. Büyük bir nefret yalnızca büyük bir şefkatle, büyük bir anlayışla sonlandırılabilir. -Budha
İnsanlar çoğunlukla şefkatin bizi güçsüzleştirdiğini ve kötülük yapanın ekmeğine yağ sürdüğünü düşünüyor. Asıl sorun ne yazık ki kavramları berrak bir şekilde kavrayamamamızdan kaynaklanıyor. Çoğunlukla şefkatin ne anlama geldiğini bilmiyor onu acıma duygusu ile karıştırıyoruz. Acıma duygusu tehlikeli bir duygudur. Eğer acıma varsa zihin kabaca şöyle çalışır: Şuna acıyorum. Ona bu acıyı yaşatan şuna ise öfkeleniyorum. Dolayısıyla acıma duygusu öfkeyi ve şiddeti tetikler. Şefkat bundan daha büyük bir duygudur. İlk olarak şefkat karşılık beklemez. Karşımızdakinin tepkilerinden bağımsızdır. Bunun böyle olmasının sebebi şefkatin anlayış gerektirmesidir. Şefkat, anlayış olmadan geliştirilebilecek bir duygu değildir. Anlayış, karşımızdaki insanın yaptığı eylemi yapmasının ardındaki sebepleri görmemizi sağlar. Elbette ki kötü bir insanın yaptığı kötülüğün sebeplerini anlamak bu kötülüğü affettirmez ama en azından açıklamasını yapar. Kötü olanın yaptığı kötülük eyleminin ardındaki psikolojinin “çaresizlik” olduğunu anlamamıza sağlar. Aynı “çaresizlik” hissinin, o eyleme karşı kendi vereceğimiz kendi tepkilerimizi yönetmemesini sağlamamız için bize bir fırsat verir. Şüphesiz ki acı ile karşı karşıya kalıp da sınandığımızda hepimiz doğru kararları vermekte zorlanırız. En bilge olanımızın bile canı yandığında doğru olan eylemi yapması için kendi cehaletini dizginlemesi gerekir. Sarı İmparator’a verilen şu tavsiye unutulmamalıdır: “Hastalık başladıktan sonra onu iyileştirmeye çalışmak, savaş başladıktan sonra silah hazırlamaya, susuzluktan kırılıp geçerken kuyu kazmaya benzer.” Bu sebeple asıl önemli olan anlayışı hayatımızın bir parçası haline getirmemiz ve diğerlerini de bunu başarmaları için özendirmemiz. Bir çarpışma kaybettik diye savaşmayı bırakamayız.
Şefkat ile ilgili bir diğer yanlış anlama ise onun güçsüzleştirici bir şey olduğu ya da güçsüzlere özgün bir şey olduğudur. Oysa şefkat, güçlendirici ve yalnızca güçlü olanların deneyimleyebileceği bir duygudur. Yapabileceğimiz tek şey vardır; o da çevremizi aydınlatmak. Budha, dünyayı aydınlatmaya çalışmayın, yalnızca bulunduğunuz köşeyi aydınlatın der. Bizim görevimiz bulunduğumuz köşeyi öfkemizle, çaresizlik hissimizle, umutsuzlukla, karamsarlıkla karartmak değil, anlayışla, şefkatle, cömertlikle, umutla, olumlu yaklaşımlarla aydınlatmaktır. Ben gerek yazılarımla, gerek günlük hayatımda, gerekse derslerime katılıp öğrencim olan insanlar aracılığıyla sürekli olarak karanlığa karşı savaş veriyorum. Benim savaşım burada. Gerçek savaşımın bu olduğunu, geri kalan savaşların yalnızca insan cehaletinden doğduğunu düşünüyorum. O sebeple ağzınızdan çıkan her umutsuzluk, her öfke, her anlayışsızlık kelamının karanlığın kurşunu olduğunu unutmayın. Ben savaşımı her ne kadar zor gibi görünse de, her ne kadar zaman zaman başarısız olsam da anlayışla ve umutla vermeye çabalıyorum. Sizin de aynı şeyi yapmanızı dilerim.
Gandhi’ye, İngilizlere Ahimsa ile yani şiddete başvurmadan meydan okuduğunda bunun sonucunda İngilizlerin topları, tüfekleri ve askerleriye onları öldüreceklerinden korkup korkmadığını soruyorlar. Gandhi, “İnsanlar savaşlarda da ölüyor”, diye yanıt veriyor. “Önemli olan nasıl öleceğinizi seçmeniz.”