İlk etki nasıl yaratılır ya da bir çuval incir ilk dakikada nasıl berbat edilir diye düşündünüz mü? Son günlerde kafamı buna yormaya başladım. Hazırlanmış düzgün kalıp sözler, önceden karar verilmiş kıyafetler, aynanın önünde çalışılmış mimikler ve öğrenilmiş tonlama ve vurgulama ile yapılan konuşmalar… Çoğu insan da tüm bunlar iyi etki yaratır ve sıra, buraya kadar normal hadi içinde ne var diye masaya yatırma aşamasına gelir. İşte tam da bu noktada tüm bunların zaman kaybı, iki tarafı da uğraştıran anlamsız bir oyun sürecine döndüğünü farkettiğim noktaya. Toplantıya giderken giyilmesi gereken klasik ceket, pantolon veya etek dışında kim olduğumuzu ve oradaki insanlara ne kadar saygı duyduğumuzu anlatamayacak kadar beceriksiz olabilir miyiz? Ya da karşımdaki insana saygı duyduğum için koltuğun kenarına gayet rahatsız bir şekilde oturup ellerimi kavuşturup mahcup bir ifadeyle oturmanın saygı ifadesi olarak algılanmasını nasıl açıklayabiliriz?

Hayatımıza konmuş bir dolu kuralların dışında bir de insanoğlu olarak kendi kendimize koyduğumuz, yarattığımız toplumsal kurallar ile doğal kimliğimizden iyice çıkıp karmaşık yapı içine ısrarla giriyoruz, girmeyeni fena eleştiriyoruz.

“Farklı” dediğimiz ama aslında doğal yapısı ile dış görünüşü, tutumu aynı olan insanların diğer insanların üzerinde yarattığı etki uzun vadede daha güvenilir.

Bunu genel olarak düşündüğümüzde durum daha net ve vahim şekilde ortaya çıkıyor.  Günlük hayatımızda gördüğümüz, bildiğimiz, kullandığımız birçok marka karşımıza televizyon ve gazete reklamı ile dört dörtlük şekilde çıkıyor. Peki, aldığımız, kullandığımız her şey gerçekten de dört dörtlük mü? Tabi ki değil ama kimsenin de çıkıp bunu söylemesi beklenmez, çünkü bu “farklılık” yaratır, “farklı” olmak uzun vadede güven yaratır ama kısa vadede farklı olan korku yaratır.

Bir deterjan firması çıkıp da “bizim deterjanımız gerçekten çok iyi temizliyor ama bunu sağlayabilmek için şu oranda kanserojen özelliği olan şu maddeyi kullanıyoruz. Tamamen sağlıklı deterjan kullanmak isterseniz size X markayı önerebiliriz ama o marka da bizimki kadar etkili sonuç vermez” demiyor. Aynı şekilde kozmetik firması reklamlarında suda akmayan rimelini tanıttığında gerçekten suda akmayacağına ikna oluyorsunuz, ta ki denizden çıktığınızda karşınıza ilk çıkan kişinin yüzünüze ne olduğunu anlamaya çalışırken baktığını fark edene kadar… Bir çuval inciri berbat edeceksek de gerçeğin ne olduğunu ya da ne olduğumuzu söylediğimiz için en başından berbat edelim…

Gerçeksek ya da gerçekse eğer farklı olmak aslında korku değil güzellik, kolaylık yaratmalı. Örneğin az önce reklamlarda gördüğümüz ürünleri direkt aldığımız kişiler de fark yaratır. O markayı temsil eden kişiler mağazada, ya da yolda o ürünü satan, satmaya çalışan kişiler. Bir ürünü alıp almayacağımız üzerinde ürün tanıtımından sonra bu kişilerin duruşu, davranışı da etkili. İlgili, aşırı ilgili, güleryüzlü, somurtkan, yardımsever tüm bu özellikler o sırada ürünü almaya kararlı olsak da fikrimizi değiştirebilir, almayı düşünmesek bile almamıza neden olabilir.

Örneğin paketimi en hızlı ve en güvenilir şekilde ulaştıran kargo firması, karşıdan karşıya geçerken arabası ile üzerime üzerime geldiğinde hızlı olduğuna inanırım ama artık güvenilir olmadığını anlamış olurum. Bu nedenle televizyon ve gazete tanıtımları dışında, günlük hayatta karşılaştığımız o ürünü temsil eden kişilerin “gerçekliği” önemli. Markanın sahibi, yöneticilerin tanıtımlarda ancak yaratabildiği etkiyi, o markanın gerçek temsilcileri direkt bize dokunup etki yaratabiliyor.

İkna konusunun temelini oluşturan Aristo, “pathos” olarak adlandırdığı, karşımızdaki kişi ya da kişileri bir konuda ikna etmede adalet, sağduyu, cesaret, hoşgörü, nezaket gibi insani erdemlerin önemini belirtmiş, bu mesajları içeren konuları insanların daha sıcak baktığını yaptığı inceleme ve araştırmalarla ortaya koymuş. Günümüzde de insanlar özlenen bu özelliklere bakıp karar veriyor ancak kişilerin, ürünlerin doğal hallerinden çıkması nedeniyle, sistemin yapısına uydurulmaya çalışılan karmaşıklık gitgide büyüyor.

Doğal ve gerçek olanın saklandığı, anlaşılmayı beklediği uzun vadede güven yaratacağı fikirler yerine kolay ve sıradan olanı kabul etmeye başladık, zamanla alışmaya başladığımız bu durum karşılıklı oynanan bu oyunun bireyden kitlelere doğru artarak çoğaldığını gösteriyor.

Bildiği, hissettiği ve yaptığı bir olan korkusuz insanlara sevgiler…

Esra Oğuzhan