Bir yanda ölüler,
Diğer yanda diriler,
Ölüler, ölümsüzler,
Diriler ise ölüler…

Çelişme, kelime anlamı olarak “Varlığı gerçekleştiren karşıtlığın geliştirici devinimi”dir…  Mantık dilinde çelişme terimi ise, birbirlerini olumsuzlayan iki kavram, önerme, yargı ya da kuramın aralarındaki bağlantılı durumu dile getirir. Bunlar hem birbirleriyle çelişme durumundadırlar, hem de aynı zamanda ikisi birden yanlış ve ikisi birden doğru olamazlar…

Bu konuya örnek vermem gerekirse;

Bir kişinin akıllı veya akılsız olduğu çelişkisi üzerine şöyle bir mantık yürütebiliriz…

 

Deneğimizin ismi Ahmet olsun… “Ahmet akıllıdır – Ahmet akılsızdır” önermeleri çelişiktir. Ahmet’in akıllı olduğu doğruysa, akılsız olduğu da mutlaka yanlıştır ya da akılsız olduğu yanlışsa akıllı olduğu mutlaka doğrudur.

Ne var ki bu, Ahmet’i somut yaşamından soyutlayıp, eşdeyişle onu her türlü devim ve değişmelerinden ayırıp kavram, önerme, yargı ya da kuramlaştırdığımız hallerde böyledir.

Yoksa Ahmet somut yaşamında bir olayda akıllı ve bir başka olayda akılsız olabileceği gibi, akıllılığı aynı zamanda akılsızlığını da içerir. Eytişimsel anlamda Ahmet’in aklı, akılsızlıkla çelişerek gelişir.

Soyut düşünme alanımıza özgü bulunan mantıksal çelişme’yle, somut yaşam alanımıza özgü bulunan eytişimsel çelişme birbirine karıştırılmamalıdır.

Somut yaşam alanına özgü bulunan eytişimsel çelişme, soyut düşünme alanına özgü bulunan mantıksal çelişmenin tam tersine, her şeyin aynı zamanda karşıtını da içerdiğini dile getirir ki, bu da hem düşünce hem de varlığın evrensel gelişme yasasıdır.

Bu arada eytişim’in ne olduğuna kısaca bir değinelim. Eytişim; Doğayı, toplumu ve düşünceyi, karşıtlıklarının çatışması ve aşılmasıyla durmaksızın devindiren ve geliştiren süreçtir. Bu bağlamda eytişim, hem evrensel bütünlüğün gelişme yasası, hem de bu gelişmenin inceleme yöntemidir.

Mantıksal anlamdaki çelişmelerimiz, tutarsız düşünüşlerimizin ölçütüdür. Peki tutarlı düşünebilmek için ne yapmalıyız?

Tutarlı düşünebilmek için, düşünceyi mantıksal çelişmelerden arıtmamız gerekir. Farklı bir anlatımla bunu şöyle açıklayabilirim.

Kavramlarımız, önermelerimiz, yargılarımız ya da kuramlarımız çelişmez olmalıdır ki, düşüncemiz doğru ve tutarlı olabilsin. Çelişik kavramlar, önermeler, yargılar ya da kuramlarla işleyen düşünce tarzlarımız yanlış ve tutarsızdır.

ÇELİŞME İLKESİ

Çelişme ilkesi; Doğa, toplum ve bilinç bütünlüğünün çelişmeyle birlikte geliştiğini ileri süren eytişimsel ilkedir.  Bu ilkeye çelişme yasası da diyebiliriz… Varlık sürekli bir devinim halindedir, çünki bu öz’ünde vardır. Bu da sürekli kendisiyle ve başkalarıyla çelişme yaratır. Kendi gelişimi sırasında kendisi aynı olarak kalan varlık, hem kendisini ve düşüncelerini geliştirir, hem de toplumla bir anlamda çatışır…

Çelişenler, aynı zamanda birbirleriyle çatışanlardır.

Bu bilgiler ışığında şunu da diyebiliriz ki; En küçük bir özdek parçasından insanı, toplumu ve bilinci de kapsamak üzere en büyük evrensel yapıya kadar evrendeki bütün nesne ve olguları oluşturan geliştirici güç çelişme’dir. Bütün nesne, olgu ve olaylar çelişmelerle gelişir. Çelişme; bütün nesne, olgu ve olayların kendileriyle birlikte karşıtlarını da içermelerinin dile getirilişidir.

Her nesne, olgu ve olayda kendi-karşıtı karşılığı vardır. Zaten varlık, bizzat bir karşıtlıktır. Karşıtlıksa, karşıtların çelişmesini gerektirir.

Karşıtlar sürekli olarak çelişirler, çeliştikleri iç in çatışırlar, çatıştıkları için aşılırlar, aşıldıkları için de gelişirler.

Demek ki, nerede yaşam (eşdeyişle devim ya da devinim) varsa, orada mutlaka bir çelişme vardır.

O halde yazımın en başındaki şiirdeki düşünce tarzına geriye dönecek olursa, Ölüm bir devimsizlik, gelişmesizlik, eşdeyişle çelişmesizliktir.

Evrende her nesne, olgu ve olay birçok karşıtlıklar, birçok çelişmeler taşır. Bu çelişmeler iç çelişmeler’dir. Bir nesne, olgu ve olayı kendisi kılan, eşdeyişle neyse o eden bunlardır. Ama bunların içinde gelişmeyi kendi yönüne çeken güçlü bir çelişme vardır, buna ana çelişme denir. Her çelişmede olduğu gibi bu ana çelişmenin iki ucundan biri tutucu, öbürü geliştiricidir.

Geliştirici uç, ana uç’tur. Çünkü varlığın geleceğini ana çelişmenin bu ana ucu belirler.

Tutucu uç, çelişmenin ve dolayısıyla varlığın kendi kendisiyle aynı kalmasına çalışır. Ana uçsa, onu kendisinden koparır ve geliştirir. Her nesnede, olguda ve olayda geriye dönüşlere rağmen son çözümlemede mutlaka ileriye doğru bir gelişme gerçekleşir. Bu gelişme daima alt olandan üst olana, aşağı olandan yukarı olana, geri olandan ileri olana ve basit olandan karmaşık olana doğru gelişir.

Ne var ki bu gelişmeler için sadece iç çelişmeler yetmez, dış çelişmelerin de bize yardımı gerekir.

Örnekleyecek olursak;

Bir yumurtayı geliştirip civcivleştiren onun kimyasal ve yaşambilimsel iç çelişmeleri’dir. Ama civcivleşmenin gerçekleşebilmesi için ısı gibi bir dış çelişme de gereklidir. Yumurta ısısız civcivleşmez, ama ısı da bir taşı civcivleştiremez.

Demek ki ve dış çelişmeler, arasında temel olan iç çelişmelerdir, çünkü civciv ısının değil, yumurtanın ürünüdür…

Tüm bunlardan çıkarımımız; Çelişme, eytişimsel bilginin temel yasasıdır. Eytişimi bilmek, devimin ve gelişmenin kaynağı olan çelişmeyi bilmek demektir…

ÇELİŞMELERİN GENELLİĞİ

Çelişmelerin sürekliliği ve evrendeki tüm olgularda bulunuşu çelişmelerin genelliğini ortaya koyar. Çünki evrendeki bütün oluşmalar, çelişmeyle gerçekleşir. Çelişmenin her gelişme sürecinde sürekliliği vardır.

Çelişme; doğasal, toplumsal ve bilinçsel bütün oluşmaların geliştirici gücüdür. Nerede ve ne türlü bir yaşam varsa, orada mutlaka çelişmeler vardır. Bu evrensel kapsam çelişmelerin genelliğini dile getirir.

Bundan başka her gelişme sürecinde birlikgelip geçici, çelişme ise sürekli ve temeldir. En durgun ve birlik halinde görülen oluşumlarda bile sayısız çelişmeler kaynaşır.

ÇELİŞMELERİN ÖZELLİĞİ

Çelişmeler her yaşam biçiminde başka başkadır… Bunu anlamlandırmamız gerekirse şöyle bir düşünceyle bunu anlamlandırabilmemiz mümkündür.

1)  Çelişmenin her hareket biçiminde başka oluşu,

2)  Her hareket biçiminde başka olan çelişmenin o hareket biçiminin her aşamasında da başka oluşu,

3) Her hareket biçimi içindeki çelişmenin o hareket biçimi içindeki çeşitli hareket biçimlerinde de başka oluşu,

4) Bir hareket biçimi içindeki çeşitli hareket biçimlerindeki çelişmelerin çeşitli aşamalarında da başka oluşu,

5) Bütün bunlardaki çelişmelerin her yönünün de başka oluşu…

İşte bu her hareketin biçimindeki çelişmenin başka oluşu çelişmelerin özelliği’ni dile getirir.

Her hareket biçimi, kendi içinde özel çelişmesini taşır. Bu özel çelişme, o şeyi bütün başka şeylerden ayırır.

Bundan ötürüdür ki bir tohum çiçek, bir tohum elma ve bir tohum insan olur ve yine bundan ötürüdür ki iki çiçek, iki elma, iki insan birbirinin aynı değildir.

Bundan ötürüdür ki Türk toplumculuğu, Japon toplumculuğunun, Japon toplumculuğu da Çin toplumculuğunun aynısı olamaz. Her hareket biçiminde başka olan çelişmenin o hareket biçiminin her aşamasında da başka oluşu çelişmelerin özelliği‘ni dile getirir.

Bundan ötürüdür ki anamalcılığı toplumculuğa dönüştüren çelişme toplumculuğa geçiş döneminde başkadır, toplumculuğun kuruluş döneminde başkadır, toplumculuğun yerleşme döneminde başkadır. Her hareket biçimi içindeki çelişmenin o hareket biçimi içindeki çeşitli hareket biç imlerinde de başka oluşu çelişmelerin özelliğini dile getirir.

Bundan ötürüdür ki anamalcılığı geliştiren çelişme emekçilerle burjuvazi arasında başka, köylülerle ağalar arasında başka, sömürgelerle emperyalistler arasında başkadır. Bir hareket biçimi içinde oluşan çeşitli hareket biçimlerindeki çelişmelerin çeşitli aşamalarında da başka oluşu çelişmelerin özelliğini dile getirir.

Bundan ötürüdür ki, emekçilerle burjuvazi arasındaki çelişme, anamalcılığın kuruluş aşamasında başka, büyük sanayi aşamasında başka, emperyalizm aşamasında başkadır. Bütün bu başka çelişmelerin her yönünün de başka oluşu çelişmelerin özelliğini dile getirir.

Çelişmelerimizin genelliğini bilmezsek, incelediğimiz hareketin genel nedenini bulamayız, ama çelişmenin özelliğini de bilmezsek incelediğimiz hareketi bütün öteki hareketlerden ayıran özel niteliği de bulamayız.

Bütün bunlardan ötürü çelişmenin her özelliğinin çözümü başka bir yöntem gerektirir.Bu yöntemi bulup uygulamak için de bütün bu özelliklerin bilinmesi gerekir.Somut koşulların somut çözüm ilkesi de budur zaten…

ÇELİŞMEZLİK İLKESİ

Biçimsel mantığın düşünmede tutarlığı sağlayan temel ilkelerinden de sayılan çelişmezlik ilkesine, Çelişmezlik Yasası da diyebiliriz…

Bu ilke ya da bu yasa günümüze kadar çeşitli biçimlerde dile getirilmiştir. Örneğin;

– Bir şey, aynı zamanda hem kendisi, hem de kendisinden başkası olamaz,

– A aynı zamanda B olamaz,

– Bir şey, aynı zamanda hem var, hem yok olamaz,

– Bir şey, aynı zamanda hem olumlanıp, hem de yadsınamaz,

– İki çelişik önermenin ikisi birden hem doğru, hem de yanlış olamaz… (Bu deyiş de kendi arasında ikiye ayrılır. İki çelişik önermenin ikisi birden doğru olamaz bu birincisi. Bir diğeri ise, iki çelişik önermenin ikisi birden yanlış olmaz, bu da ikincisi.)

Gerçekte çelişmezlik ilkesiya da yasası, biçimsel özdeşlik ilkesi’nin olumsuz biçimde dile getirilmesinden başka bir şey değildir.

Özdeşlik ilkesi’ne göre Ahmet Ahmet’tir, çelişmezlik ilkesi’ne göre de Ahmet, Hasan olamaz, ancak Ahmet olabilir.

Bu kuramın geçerliliği soyut düşünme alanındadır, her türlü değişme ve gelişmeden soyutlanmış kavram ve önermelerdedir. Yoksa, kavram ve önermeler de gelişmeye başladıkları an çelişmeye başlarlar. Kavram ve önermeler de, çelişmezlik‘le değil, ancak çelişmeyle gelişebilirler.

Ancak çelişmelerimiz, çekişmeye dönüşmesin… Gönüllerimiz ise birbirine küsmesin…

Yararlanılan kaynaklar:

– Diyalektik Üzerine – Lenin (Ana Çelişki, Ana Uç, Çelişmelerin Genelliği, Çelişmelerin Özelliği, Çelişme İlkesi)

– Anti-Dühring – Engels

– Felsefe Sözlüğü – Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitapevi, 1979