Ben Yeni Zelanda’da yaşayan bir Türk’üm ve burada Türkçe yayın yapan bir radyo için programlar hazırlamaktayım. Geçenlerde, Gelibolu filminin yönetmeni Tolga Örnek, filmin galası için Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’a geldi. Filmi izlemeden yapılacak bir röportajın, zorluğunu çok iyi biliyordum. Ama Tolga Bey’i tanımayı ve film hakkında konuşmayı da çok istiyordum. Öyle ya, benim gibi Çanakkale doğumlu olup, Yeni Zelanda’da yaşayan ve radyo programı yapan kaç kişi vardı? Zaten son zamanlarda mail kutuma gelen kızgın yorumlarla dolu mesajlar ve Internet forumlarında sürüp giden tartışmalar beni epey meraklandırmıştı. Tolga Bey’i kaldığı otelden aradım. Yaşasın! Benimle röportaj yapmayı kabul etti. Sonrasında da asistanım Onur Yalçıntaş (radyomuzun RJ’si) ile birlikte “Gelibolu” hakkında Tolga Örnek’le uzun uzun konuştuk.

 

 

Nalan : Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bize geçmişiniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

Tolga : İstanbul Teknik Üniversitesi’nde metalurji okudum. Sonra onun üzerine master yapmaya Amerika’ya, Florida Üniversitesi’ne  gittim. Sonra sinema bölümüne geçtim. 3 sene sinema okudum. Üstüne master yaptım. Sinema okurken “Atatürk” belgeseli ilk filmimdi. Tez filmim olarak başladı, sonra büyüdü. “Atatürk” filmi 1998 yılında bitti. O günden beri de belgesel çekiyoruz. İstanbul’da kardeşimle ortak bir şirketimiz var. (Ekip Film – www.ekipfilm.com) Bizimle beraber çalışan  6-7 arkadaşımız var. O şekilde bir ekibiz. “Gelibolu” belgeseli de  bizim çektiğimiz 7. belgesel.
 

Onur: Hatta ben Tolga Ağabey’in çoğu belgeselini Show TV ‘de izlemiştim.


Tolga
: Evet oynamıştı.

 

 

Nalan: Ben hiçbirini izleme fırsatı bulamadım. 🙁 Peki “Atatürk” belgeselini yapmaya nasıl karar verdiniz? “Sari Zeybek” belgeseli çekildi ve çok da başarılıydı.

Tolga: Haklısınız, o da çok başarılıydı. Sinema okuluna girdiğimiz zaman, sinema okulunu bitirmek için bir tez filmi yapmamız istendiği söylendi. Ben de söyle düşünmüştüm. Amerika’da uzun yıllar kalmıştım ve eğer bu kadar zaman ve emek harcayacaksam Türkiye için faydalı bir şeyler yapalım dedim ve Atatürk ile ilgili de uzun metrajlı, hayatının tümünü anlatan ve Atatürk’ü insan olarak ele alan, objektif ve detaylı özelikle de İngilizce bir belgesel yoktu. O şekilde karar verdim.

Nalan: Gerçekten Türkiye hakkında İngilizce materyal bulmak çok zor.

Tolga: Biliyorum biliyorum, zaten o boşluğu doldurmak için çalışıyoruz. Türkiye’yi yurt dışında tanıtacak özellikle İngilizce olan ve Türkiye ile ilgili bilgileri artıracak filmler yapmaya çalışıyoruz.


Nalan: Peki Fenerbahçe filmi hangi kategoriye giriyor. 🙂
(gülüşmeler)

Tolga: Fenerbahçe de şirketi ayakta tutmak üzere yapılması gereken işler kategorisine giriyor. (Gülüşmeler)


Nalan: Fenerbahçeli misiniz?

Tolga: Fenerbahçeli’yim. Ama olmasa da yapardım zaten sonuçta profesyonel bir şirketiz.


Nalan: Türkiye’de belgesel yapmak nasıl bir şey? Materyal çok zengin, ama yapmaya kalktığınızda ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Tolga: Aslında Türkiye’de kültürel bir iş yapmak çok zor. Ona destek bulmak, onu dağıtmak, onu insanlara ulaştırmak her dalda zor. Resimde, tiyatroda, heykelde ve sinemada da zor. Ama belgesel son bir kaç yılda ilgi görmeye başladı, popülerleşti. İnsanlar belgeselleri merak ediyorlar ve ilgi gösteriyorlar. Kariyer anlamında da yaptığınız filmlerin sayısı artıkça, kendinizi ispatladıkça, çevreniz genişledikçe bir sonraki filmi yapmanız daha da kolaylaşıyor ve insanlar size daha çok güveniyorlar. Geçmişteki işleri gördükleri için en azından filmlerin biteceğini paraların boşa gitmeyeceğini düşünüyorlar. Zor, ama eskisi kadar da zor değil diyeyim.


Nalan: Arşivlere girmek kolay mi?

Tolga: Türkiye’de arşivler de çok toparlandı ve çok düzenlendi. Son 5- 6 senede arşivlerde bayağı bir ilerleme var. Arşivlerde araştırma yapmak, bilgilere ulaşmak eskilere oranla çok daha kolay. Herşeyin oturması için biraz zamana ihtiyaç var, ama çok iyiye gidiyor.

Nalan: Gelibolu filmini yaparken arşivlere girmekte hiç zorluk çekmediniz ve herşey önünüzdeydi  öyleyse.

Tolga: Açıkçası çok zorluk çekmedik ama bazı arşivlerde birçok Osmanlıca belge tercüme edilmemiş. Mesela askeri arşivlerde 9 milyon belge var sadece 1.5 milyon belge tercüme edilmiş. Arşive girmekle iş bitmiyor. Belgelerin araştırmacılar tarafında tasnif edilmesi, düzenlenmesi, kategorilere konulması gerekiyor. Arşivlere girmek zor değildi, ama belgelerin Türkçelerine ulaşmak zordu.

 

Nalan: Filmin sitesine girdim (www.gallıpolu-film.com). Filmi yapmak için bir çok sponsordan yardım almışsınız. Doğuş grubu da size destek vermiş.

Tolga: Evet, ana sponsorumuz Doğuş grubu.
 

Nalan: Türkiye’de sponsorluğun öneminin anlaşılması ve sponsorluk gibi bir kavramın girmesi gerçekten çok güzel. Umarım bu tarzda sponsorluklar daha da yayılır, gelişir.

Tolga: İnşallah tabii. Umarım Doğuş grubu filmden memnun kalmıştır ve ilerde de bu tarz çalışmaları destekler.

Onur: Belgesele bu derece yönelmenizin nedeni ne?

Tolga: Belgesel aslında çok önemli bir dal. Belgesel çekerken kendi kültürün, bilgin artıyor ve kendini daha iyi tanıyorsun. Ülkeni daha iyi tanıyorsun. Dünyayı geziyorsun ve özel başka insanlarla tanışıyorsun. Bir anda hayatına manevi zenginlik, tatmin giriyor ve gelişiyorsun. Normalde insanların tatil olarak yaptıklarını: bir yerlere gidip gezmek, tarihi anıt görmek gibi, biz bunu bir iş olarak yapıyoruz. Bir taşla bir kaç kuş vurduğumuz için bizi çok tatmin ediyor, hayatımızı zenginleştiriyor. Bizi heyecanlandıran konular, Türkiye’nin menfaatleriyle ve çıkarlarıyla da örtüştüğü için çok rahat çekiyoruz, o yüzden çok inanıyoruz belgesele.

Nalan: “Gelibolu” filmine gelirsek seyretmeden çok zor bir şey söylemek, bildikleriniz yapılan yorumlarla sınırlı ama orada problem var, çünkü direk tanımadığınız insanların yorumlarıyla karşı karşıyasınız ve tanımadığınız insanlar olduğu için dünya görüşlerini bilmezsiniz. Ama bir web sitesine girdim ve bu sitede filmi izleyenlerin yorumları vardı. İlk yorum söyleydi: “Bu film rezalet, hiç bir şekilde bizim tarihimizi anlatmıyor.”  Diğer yorum ise: “Tam bir başyapıt. Çok beğendim.” Ben bu yorumları görünce açıkçası çok şaşırdım. Bir film hakkında bu kadar uç noktalarda yorumlar yapılabilmesi gerçekten ilginç. Siz ne düşünüyorsunuz ?

Tolga: Ben bizim haberimiz olmadan, piyasada iki film oynadığını düşünüyorum.

Nalan: (gülüyor) Bu güzel bir bakış açısı.

Tolga: Bizim filmi birisinin değiştirip ikinci versiyonunu çektiğini düşünüyorum! Ben de buna çok şaşırdım ve hala bunu anlamak ve algılamak ile uğraşıyorum. Ben bazı çevrelerden filme tepki bekliyordum, ama filmin insanları bu kadar uç noktalara böleceğini beklemiyordum açıkçası.
Şimdi bu farklı düşüncelerin ilk nedeni bence, bu film, savaşın biraz insanı yanı üzerinden hareket ediyor, hem karşı tarafın; hem de bizim insanlarımızın gözünden anlatıyor olayı. Filme hamaset edebiyatı, Türk propagandası ve onlar ülkemizi işgal eden kafirlerdi, şeytanlardı, düşmanlardı” sözlerini bekleyerek gidenler, filmi izleyince hayal kırıklığına uğruyor.
 

Nalan: Çünkü filmde düşmanlık yok değil mi?

Tolga: Evet, filmde düşmanlık yok. Film sadece politikacıları ve generalleri suçluyor, siperdeki askerleri suçlamıyor. Film siperdeki askerlerin çektiklerini deneyimlerini anlatan bir film ve taraflara yaklaşım açısından dengeli bir film. Bu birincisi.
İkincisi; Herkes Çanakkale Savaşı’nı bildiğini zannediyor ve bildiğini zannedenlerin %90’ı yanlış biliyor. Bizi, filmi, o yanlış bilgileri üzerinden değerlendiriyor.

 

Onur: Çok güzel bir nokta bu Tolga Ağabey. Geçen sene ben Çanakkalede’yken  bir rehber bize, Conk bayırında olanları anlatırken ses tonu gürleşiyordu; sanki biz panterdik,  o taraf şeytan gibi anlatıyordu herşeyi. O noktada ne dediğinizi anlıyorum.

Tolga: Çanakkale Savaşı,  Türkiye’de aşırı sağ ve aşırı sol ideolojik ve politik çıkarlar için ve propoganda için kullanıyor. O düşmanlığı körüklemek onların işine geliyor. Film de bu düşmanlığın önünü kestiği için inanılmaz saldırılara uğruyor. Bu üçüncü neden. Tabii Türkiye’de bizim konuyu işleyişimiz bugüne kadar hiç bir filmde bu şekilde işlenmedi. Benim bir gazeteci dostum var dedi ki: “Film piyasaya çıkınca insanlarda şok etkisi yarattı. Çünkü kimse bu filmi beklemiyordu. Şoktan kurtulanlar filmi çok beğendi. Filmi olduğu gibi izleyenler, filmin ne olduğunu görenler filmi çok beğendi. Ama şokta kalıp ‘bu bizim beklediğimiz Çanakkale filmi değildi’ diyenler ise bu filmi beğenmedi.” Ama biz istatistik yaptık filmi beğenenler %75, beğenmeyenler % 25.


Nalan: Demek ki % 25 çok konuşuyor.

Tolga: İnsanlar beğendiği zaman arayıp tebrik ve teşekkür etmezler. İnsanlar beğenmediği şeyler için aşırı tepki verirler. Yani Türkiye’de kin ve nefret çok daha iyi bir motivasyon. İnsanlar da bunu kullanıyorlar. Eğer film söylenildiği kadar rezalet olsaydı. Film beş haftada 600 bin kişiye ulaşmazdı.

Nalan: Büyük bir rakam!
Tolga:
Rekor bir rakam!

 

Onur: Gerçekten belgesel için rekor bir rakam.

Tolga: Bundan önce en çok izlenen belgesel bizim yaptığımız “Hititler” belgeseliydi. “Hititler” belgeseli , 80 bin’de kaldı. Bu film, 600 bin kişiye ulaşıyor ve 5 haftadır gösterimde ve ilk 4 hafta, haftanın birincisiydi. Şimdi insanlar gerçekten beğenmemiş olsalar, filme tepkili olsalardı; film, ilk iki haftada en fazla iş yapar, sonra da biterdi. Ama filmin son 3 haftasında en ufak düşme yok hasılatta. Biz belgeselciyiz, bizim için belgeler ve rakamlar önemli, biz somut veriler üzerinden hareket ediyoruz .

Onur: Tolga Ağabey, mesela GORA filmini Cem Yılmaz’in tarzından dolayı beğenmemiştim. GORA filmi, 4 milyon seyirci çekerken bizim için çok önemi tarihi olan bir film olan Gelibolu, nasıl 600 bin çekiyor?

Tolga: Bence bu filmin 600 bin’e ulaşması bir mucize, çünkü bu bir belgesel. İnsanlar evlerinden kalkıp sinemaya belgesel izlemeye gidiyor.

Nalan: Tabii aşk yok… Onur ne yaptın sen şimdi. (Gülüşmeler)

Tolga: Ama Amerika’da da bu böyle canım. Orada da belgesele çok az kişi gidiyor. Ama Türkiye de 600 bin kişinin evinden kalkıp gitmesi olağanüstü bir rakam. Herkes hayretler içerisinde, en başta ben. Bu yüzden kendimizden çok eminiz. Eğer eleştirileri insanlar dikkate alsaydı, onlara inansaydı, filme kimse gitmezdi. Zaten filmde, Türkler’le ilgili olumsuz tek bir cümle değil, tek kelime yok!

Nalan: Anladığım kadarıyla eleştiriler söyle: “Neden hep düşman askerleri çok gösterilmiş? Niye Atatürk az gösterildi? Jonny çok konuşuyordu… gibi”

Tolga: İşte ben bunlara çok sınır oluyorum ve bu eleştirilere tahammül edemiyorum. Atatürk bence filmde çok güzel anlatılıyor ve “Atatürk ile ilgili daha ne konulabilirdi” diye insanlara sorduğumuzda cevapları yok. Herkes sanıyor ki Atatürk başkomutan ve bütün cephelerde var. Atatürk, Çanakkale’de iki cephenin bir tanesinde bir tümen komutanı. Her yerde yok. Ama insanlar Atatürk’ü heryerde var sandıklarından, onu, heryerde görmek istiyorlar ve ayrıca da sırf Anzak askerleri, müttefik askerleri anlatılmıyor filmde. Filmde 4 taraf da anlatılıyor. Filmde 27 askerden alıntı var ve bu 27 askerin alıntılarından 11’i Türk. İnsanlar karşı tarafla beraber, Türk tarafını görmek istemiyor. İnsanlar sadece Türk tarafını görmek istiyor.


Nalan : Haklısınız

Onur: Çok güzel bir yorum.

Tolga: Ama sırf Türk tarafını gösterseydik, şu anda bu konuşmayı burada yapıyor olmazdık. Yeni Zelanda başbakanının katıldığı bir galamız olmazdı. Biz kendi tarafımızın büyüklüğünü, fedakarlığını, başarısını anlatabilmemiz için onların tarafına da saygı göstermek zorundayız.

Nalan: Birkaç forumda, “eğer Çanakkale üzerine bir film / belgesel yapılacaksa mutlaka bizim bakış açımızla anlatmalıydı “diye düşünen insanlarla karşı karşıya geldim, çünkü Yeni Zelandalılar -Anzaklar- zaten suçluydu.

Tolga: Değiller. Siperdeki askerin bir suçu yoktu.

Nalan: Evet, Anzaklar, İngiltere’nin zoruyla savaşa sokuldular diye anlatmaya çalıştığımda anlayamadılar.

Tolga: O zaman söyle yapalım. O zaman Kore’ye giden, Kore’de ölen askerlerimizin hiç birini anmayalım. Koreliler onların anıtlarını kırsınlar.

Ben hayatımda bu kadar saçma bu kadar dar görüşlü bir bakış açısı görmedim.Sonuçta sen bir ülkeye savaş açmışsın. Almanya’yı taraf olarak seçmişsin. İngiltere senin düşmanın. İngiltere seni savaş dışı bırakmak istiyor ve en stratejik yer; Çanakkale boğazı, bu yüzden oraya saldırmaya çalışıyor. Ayrıca Osmanlı olarak Mısır’a gidiyorsun, Arap Yarımadası’na gidiyorsun; orada ne işimiz var o zaman!
Hem ben yönetmen olarak filmi nasıl işlediğimden dolayı eleştirilemem .Ben tercihlerimden dolayı eleştirilemem. Ben bu filmi, bu şekilde yapmak istemişimdir. Seyircinin görevi, benim seçtiğim konuyu, seçtiğim tarzdaki başarımı değerlendirmektir. Ben Türk bir yönetmen olarak sadece Anzakları anlatan bir film de yapabilirim. Belki o filmden sonra sadece Türk tarafını işleyen bir film de yapabilirim!


Nalan: Doğru yapabilirsiniz.

Onur: Öyle tabii! Biz bir başbakanı bile milletçe bir olarak sevemiyoruz.

Nalan: (Gülüyor) Biz zor bir ülkeyiz. 🙂 Bir şey geldi aklıma, Ermeni meselesi üzerine bir film yapmak gerekiyor diye düşünüyorum.Ne dersiniz?

Tolga: Aman aman başkası yapsın o filmi! Gelibolu’yu yaptım linç edilmek üzereyim.


Nalan: Onda sanırım çok daha olaylar olur.

Tolga: Onda evi falan bombalarlar.

Nalan: Yeni Zelanda’ya gelirsiniz. (gülüşmeler)

Tolga: Eskiden o konuda da film yapmayı düşünüyordum, ama insanların bu “Gelibolu” filmine olan tepkisini gördükten sonra, hayatta yapmam. Yani hiç kimseyi memnun edemeyeceğimizi anladim, hayatta yapmam. O, boşa kürek çekmek olur.
 

Nalan: İyi ki yapmışsınız bu filmi Tolga bey.

Onur: Genç Sinemacılar Derneği’ne üyeyim. Geçenlerde bir kaç arkadaşla konuştum. Belgesel niteliği açısından çok beğendiklerini, ama canlandırmalar konusunda beklediklerini bulamadıklarını söylediler.

Tolga: (Gülüyor) Artık ne diyeyim? İnsanların beklentisini öğrenmek için herhalde fal baktırmam gerekiyor. Çok enteresan, insanlar beklentilerinden değerlendiriliyor. Ben nasıl onların beklentisini bilebilirim ki?
 

Onur: Sanırım “Yüzüklerin Efendisi”ndekiler gibi bir şey bekliyorlardı.

Tolga: Ne yapayım? Millet, “Yüzüklerin Efendisi”ndekiler gibi bekliyor diye banka soyup o tarzda canlandırma mı yapmam lazım? O filmde epey bir canlandırma var.

Nalan: Sizi birisi savcılığa şikayet etmiş, suç duyurusunda bulunmuş bundan haberiniz var mi?

Tolga: Var var, o, savcılığa şikayet ettikten 5 dakika sonra savcı takipsizliğe aldı şikayeti saçmalığından dolayı.


Nalan: (gülüyor) Kusura bakmayın dün akşam ben buna çok güldüm.

Tolga: Şimdi ne yapmış? Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. 5 dakika sonra da basın toplantısı yapıyor. Film çok gündemde olduğu için; çok tartışıldığı konuşulduğu için, kendini tanıtmak kendi adını duyurmak için filme saldırıyor. Çoğu kişi bunu yapıyor. Biz bir çok kişinin varlığından filme saldırdığı için haberdar olduk. Birçok kendine gazeteci diyen, internet bağlantısı sahibi olan adam filme saldırdı da, hayatta böyle bir insan olduğunu öğrendik.


Nalan: Trajı-komik olaylar olmuş gerçekten. Şimdi Gelibolu filminin açılışı için Avustralya’ya gidiyorsunuz, sonra da İngiltere’ye gidiyorsunuz, değil mi?

Tolga: İngiltere’ye gittim.


Onur: Oradaki hava nasıldı?

Tolga: Hem orada, hem burada çok beğenildi film. Çünkü önyargısız izlediler, kaldı ki İngilizler’e de hiç hoşgörülü bir film değil, bilakis onlara göre bayağı sert bir film. Film, İngilizler’e hiç de olumlu bakmıyor. Ona rağmen adamlar çok beğendiler filmi, ama işte soğukkanlı olmak çok önemli tarihe bakarken.


Onur: Objektif olmak gerekiyor.

Tolga: Objektif olmak. Ayrıca İngilizler filme niye kızmıyor? Çünkü söylediğimiz herşeyin belgesi var. Tarihte yaşanmış olaylar. Adamlar gerçekten böyle yaşanmış diyor ve tepki göstermiyorlar.


Nalan: Çanakkale Savaşı’nda savaşan askerlerin mektuplarının saklanmasına çok şaşırdım. Gerçekten de çok mektup buldunuz mu?

Tolga: Bulduk, özellikle Avustralya’daki savaş müzesinde 8 bin tane günlük var.

Nalan: Peki Türk tarafında durum nasıldı?

Tolga: Türk tarafı belge anlamında fakir, ama birçok kişisel arşive, günlüğe, mektuba ulaştık. Oldukça fazlasına ulaştık. Bize aileler çok yardımcı oldular ve belgelerini paylaştılar.


Nalan: 6 yıl sürmüş bu filmin hazırlığı. Mutlaka çok güzel anılarınız olmuştur.

Tolga: Anılarımı hatırlamaya çalışıyorum, bu kadar eleştiriden sonra. Bakın siz de ropörtaja başladığımızdan beri “Gelibolu” ile ilgili sadece eleştirilerle başladınız.

Nalan: Sansasyon yaratmaya çalışıyoruz dermişim. Yok yok öyle değil. (Gülüşmeler) Röportaja başlamadan önce aramızda konuştuk. Film hakkında bu kadar çok tartışma oldu, ama iyi ki de yapılmış. Bu belgeseli izlemek bu emeği izlemek çok güzel. Ben buraya geldiğinde içime sindire sindire izleyeceğim. Amacımız eleştirmek değildi.

Tolga: (sözümü keserek) Siz filmi izlemediğiniz için tabii ki eleştirmediniz. Siz de Türkiye’deki rüzgarla birlikte hareket ettiniz. Filmin içeriğini sormadan eleştirilere atladınız. Siz de biliyorsunuz ki bilinçaltında, eleştiri ve sansasyon kendini çok daha iyi dinlettiriyor, çok daha ilgi görüyor. O yüzden %75 olumlu eleştirilere odaklanmaktansa, %25 sesi gür çıkan negatif eleştirilere odaklanıyorsunuz. Bu filmi, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı izledi ve bayıldı filme. Türkiye’nin Genelkurmay Başkanları, eski ve yeni hepsi tek tek şahsen beni tebrik etti. Kuvvet komutanlarının hepsi beğendi. Öğrenciler, toplu gösterimler için rezervasyon yaptırmışlar. Gaziler ve askerler filmden ağlayarak çıkıyorlar. Bunu niye kimse konuşmuyor? Bunu niye konuşalım? Çünkü bu iyi bir şey! Bunu konuşunca dikkat çekmiyor, ama bana “vatan haini” dendiğini, “CIA casusu, İngiliz ajanı” dendiğini konuşmak dikkat çekiyor. Çünkü niye? Acaba gerçekten o, öyle mi diye herkesin aklında soru işareti oluşuyor.

Nalan: Bu konuda iyi bir noktaya değiniyorsunuz gerçekten.

Tolga: Olduğunu biliyorum 6 haftadır bununla içiçe yaşıyorum.

Nalan: O noktada haklısınız, herkes eleştiriyi konuşuyor. Dün akşam internete bu film hakkında bilgi almak için girdiğimde önüme gelen sayfalar, bu tip negatif yorumlarla ilgiliydi. Bütün gece bunları okudum.

Tolga: Ama sizin yapmanız gereken internetteki gazetelere, arşivlere girmeniz gerekiyordu. Sizin de röportajın başında söylediğiniz gibi internette yazan kişinin kimliğini dünya görüşünü ideolojik görüşlerini beklentilerini biliyor musunuz?


Onur: Ama Tolga Ağabey, mesela Doğan grubunun yayınlarına -Hürriyet gibi- baktığımda tanıtım ile ilgili haberler vardı başka bir şey yoktu.

Tolga: Gazetelerdeki haberleri ve arşivleri tarayacaksınız. Mesela bizde bu konuda 3 klasör haber var. Peki şuna niye odaklanmıyoruz: İngiltere’nin Kraliyet Savaş Müzesi’nde, İngilizler’e 13 Nisan’da bu film gösterildi. Yeni Zelanda Başbakanı’nın katıldığı bir gala yapıldı. Avustralya’ya gidiyorun orada bir gala var. Bu galalarla Türkiye, Türk tarihi, Türkler’in ve karşı tarafın Çanakkale’de çektikleri ve yaşadıkları bu ülkelere tanıtılıyor. Buradaki basının inanılmaz bir ilgisi var. Kaç kere röportaj yaptılar benimle. Bunlar bile Türkiye’yi herhangi bir filmden bugüne kadar daha çok tanıtan unsurlar, buna niye odaklanmıyoruz? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bu filmin galasına özel olarak geldi ve filmi çok çok beğendi. Bunu niye kimse söylemiyor?

Nalan: Hmm, haklısınız.

Tolga: Ama işte 6 yıl emek verdikten sonra, son 2 yılında da bu filmden başka hiç bir şey düşünmemiş, yaşamamış bir insana ağır geliyor bunlar. Siz bir çocuk doğurmuşsunuz, çocuğunuz olmuş, herkes sağlı sollu çocuğa tokat atıyor, ama çocuğunuza doktorlar baktığında gayet güzel akıllı bir çocuk diyor. Sanırım Türk olarak biraz mantık değiştirmemiz gerekiyor. Çocuğa bir şans vermeniz gerekiyor, ama insanlar vermiyor.


Nalan: Şans vermeme, sürekli negatifi konuşma, sürekli eleştiri yapma konularında haklısınız. Vatan, millet konusuna geldiğimizde dargörüşte olabiliyoruz. Kendimi bu anlamda koyu milliyetçi görmüyorum, ama o kadar negatif bir akım geldi ki buraya; mail forwardları, forumlarda tartışmalar. Dışardan görünce, insan doğal olarak ne oluyor, nasıl bir film bu diye düşünüyor.

Tolga: Ama rakamlar konuşuyor. Bu filmi Türkiye’de 600 bin kişi seyretmiş. Eğer bu adamlar ciddi olsa, bu film 3. gün kesilirdi, çünkü bu eleştiriler, saldırılar 3. gün başladı.


Nalan: Akşam traileri izledim. Gerçekten vurucuydu. Müzik konusunda Demir Demirkan’ı seçerken buna siz mi karar verdiniz? Yani bu işi Demir Demirkan’a mı verelim dediniz? Yoksa çok farklı müzisyenler arasında seçim mi yaptınız?

Tolga: Aslında bir kaç kişi aklımızda vardı. Ama Demir bizi aradı,  filmin müziğini yapmaya talip oldu ve bunu yapmayı çok istediğini söyledi. O kadar iyiniyetli ve heyecanlıydı ki ve projeye de o kadar inanmıştı. Zaten iyi bir müzisyen olduğunu bildiğimiz için onunla çalışmaya karar verdik ve çok da memnunuz.

Nalan: Gerçekten trailerda dinlediğim müzik parçası çok güzeldi.

Tolga: Filmin müziği çok daha güzel. Çok çok güzel yaptı bence. Acayip iyi oldu.
 

Nalan: Evet, o dinlediğim parça çok güzeldi. Orkestra kayıtları Prag’da yapılmış.

Tolga: Prag Filarmani Orkestrası ile yapıldı
 

Nalan: Sertap Erener’in vokali çok etkileyiciydi.

Tolga: O kayıtlar da İstanbul’da yapıldı. Çok güzel oldu bence.
 

Onur: İlerideki projeleriniz nedir, Tolga Ağabey?

Tolga: Daha karar vermedik, çünkü bu film çok uzun sürdü. Filmin gösterimi ve dağıtımı halen devam ediyor. Bu film ile ilgili herşey bitmeden önce karar vermek istemiyoruz açıkçası. Bir kaç tane alternatif var, ama bir süre dinleneceğiz herhalde, çünkü ben çok yoruldum. Çok yoruldum, yıprandım ve sıkıldım. Bu yüzden bir süre bir yıl kadar “Gelibolu” filminin tanıtımı ve dağıtımı ile ilgilenmek istiyorum. Kendimizi toparlayalım, sonra öteki filme başlarız.
 

Onur: Sonraki proje, film mi olacak?

Tolga: Herhalde drama olacak, dramatik bir film, oyunculu falan.
 

Nalan: Belgeselden farklı bir şey yapacaksınız yani.

Tolga: Evet bundan sonra belgeselden uzaklaşacağız, ama sonra tekrar belgesele döneriz. Önce başka bir şey yapacağız.


Nalan: Öncelikle programa katıldığınız için çok teşekkürler. Sizi yorduk, kusura bakmayın
.

Tolga: Estağfurullah benim için büyük bir zevkti.
 

Nalan: Bize yaptığınız eleştirilileriniz için de çok teşekkürler. 🙂

Tolga: Azıcık karşılıklı olsun canım sadece siz beni eleştirmeyin. (gülüşmeler)
 

Nalan: Gelibolu filmine bu kadar emek verdiğiniz ve yaptığınız için de çok çok teşekkürler, İyi ki yapmışsınız.

Tolga: Ben de çok teşekkür ederim.

Ben ve Onur, kayıt düğmesini kapadıktan sonra Tolga Bey ile sohbetimize devam ettik. Kendisi samimi, senin benim gibi ülkesini, insanlarını seven, yurtdışında ülkesini tanıtmak için elinden geleni yapan yürekli bir insan. Kendisine ve Ekip Film’e daha sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.

Nalan Warren