İKİNCİ KİTAP

BÖLÜM İKİ.

Yazgılar bir ise.

Kilisenin arkasındaki dar sokağın bitiminde konuşlanan köhne barakadan geliyordu sesler.

‘ Bitir işini oğlum! Ye onu!’

İki köpeğin kıyasıya dövüştüğünün şüphe götürmez kanıtıydı salyalı hırıltılar ve kan kokusunu takip eden kemik sesleri.

‘ Vyyyk ayk ayk ayk!’ diye can havliyle çığlık atan biri..

Gırtlağına koca bir öfke yumrusu oturmuş gibi hırıldayarak boğazından yakaladığı rakibinin kanını içmeye hazır diğeri.

Barakanın içinde avuçtan avuca paralar dolanıyordu. Büyük bir bahisti bu. Son sekiz haftanın galibi, orta-büyük yapıda, ne ağır ne hafif, ne uzun bacaklı ne de yere yakın bir köpekti. Orantılı, sıkı ve güçlü yapısı, çevik ve dayanıklı kas hatlarıyla donanmıştı. Düz ve güçlü bir bele sahipti. Simsiyahtı sırt ve kafa tüyleri.

Bir tomar para, iki köpeğin dövüştüğü toprak alana düştü.

Baraka, nefesi bira, bedenleri ter kokan adamların toplandığı bir meyhaneydi.

Kalabalığın arasında paraya susamış gözlerle varlarını yoklarını adını bilmedikleri bir kasabadan geldiği söylenen bu köpeğe yatırmış olan Gregor ve Leo seçiliyordu.

Diğer köpek, neredeyse beyaza çalan kalın postu, koyu renk gözleri ve uzun bacaklarıyla bir kurdu andırıyordu. Boynuna bir mengene gibi sıkışarak kenetlenmiş dişlerden kurtulması imkansız gibi görünüyordu. Zeki ve sabırlı bir karaktere sahip oluşu sayesinde rakibinin dikkatinin yere düşen tomara bir anlık kaymasıyla, pozisyonunu avantaja dönüştürmek için köpeğin ön ayağına saldırdı. Bir kurt kapanı gibi kilitlediği çenesinden, ‘ Krak!’ diye bir ses çıktı. Sekiz haftanın galibi, can havliyle boynuna kenetlediği dişlerini gevşetince ani bir hamleyle dönüp göğüs atarak rakibini sırt üstü yere yatırdı. Tam da dişlerini altında yatan köpeğin şah damarına geçirecekti ki, bağırtıların arasından seçilen son derece sakin fakat kararlı bir tanıdık komut duyunca dövüşü aniden bıraktı.

‘ Chica! Bırak onu.’

Köpek sanki az önce ölümle burun buruna olduğunu unutmuş gibi büyük bir sevinçle rakibinin üstünden kalkarak sese doğru koştu. Korkan kalabalık açıldığında barakanın gerisindeki eski taburelerden birine oturmuş siyah birasını yudumlayan bir adam göründü.

Ayağındaki çizmeler, parası olduğunu belli eden bir pantolonun üzerine rastgele seçilmiş bir gömlek ve Diyonisos’ un yeryüzündeki tezahürü denebilecek oranda kusursuz çizilmiş fiziği ile bu genç adam, bu barakaya biraz fazla gibiydi.

Köpeğin sırtının tepesinde bir çember oluşturan kıvrımlı kuyruğu salım salım salınarak adamın bacaklarına vurduğunda, adam onun başını okşadı ve çömelerek boynundaki hasara baktı. Yara derindi ama öldürücü değildi. Kürkünün boyun ve ense kısmındaki kalın yeleyi andıran tüyler, onu rakibinin güçlü çenesinden kıl payı kurtarmıştı.

Siyah köpek yattığı yerden doğrulup kalktı. Ön ayağı yaralıydı, topallıyordu.

Gözleri sahibini aradı ama yoktu. Köpeğin kaybettiğini anladığı anda toz olmuştu.

Adam ayağa kalkarak avucunu açtı, ‘ Paraları görelim baylar..’

Kese kese paralar önüne serilirken beyaz köpek her birini yerden alıp adama veriyordu.

Adam memnun bir ifadeyle sırıttığında güzel dişleri parıldadı, ‘ Herkese benden bira!!!!!’

Tüm baraka sevinçle bağırdı, ‘ Au!!! Au!!!!!’

Fıçılardan dolup taşan köpüklü bira bardakları birbiriyle tokuştuğunda kalabalık içmeye koyuldu.

Adamla köpeğinin yavaşça sıvıştığını tek farkeden Gregor’ du.

Üzgün gözlerle, sahibini aranan siyah köpeği seyreden arkadaşını dirseğiyle dürttü,

‘ Hadi ufaktan uzuyoruz Leo.’

‘ Daha biramı bitirmedim Gregor. Hem şu köpeğin sahibiyle gittiğini görmeden buradan ayrılmam ben. Baksana son sekiz haftanın galibinin düştüğü duruma. İnsanlar adi Gregor ve nankör..’

‘ Uzatma da gidelim hadi.’

Arkadaşı inat etti, ‘ Ben gerekirse burası boşalana kadar bekleyeceğim ve köpeğin sahibini bulacağım. Bacağı kırıldı diye bir kenara atılamayacak kadar güzel bir köpek o.’

‘ İyi öyleyse, hemen geri döneceğim. Beni burada bekle.’ diyerek barakadan dışarı çıktı Gregor.

Az ileride sokağın bitimindeki dönemeci dönmek üzere olan adam ve köpeğine seslendi,

‘ Heyyyy!! Bir teklifim var!’

Adam durdu ve arkasını dönerek Gregor’ a baktı.

Gregor heyecanını dindirmeye çalışarak, mümkün olduğunca sakin bir ses tonuyla, ‘ Bana köpeğini satar mısın?’

Adam bir an sırıttı, sonra Gregor’ un dediğini hiç duymamış gibi arkasını dönerek yürümeye koyuldu. Sokağın sonuna geldiğinde beyaz kurtla birlikte gözden kayboldu.

‘ Gregor! Hey Gregor!’ Barakadan dışarı çıkan Leo ona sesleniyordu, ‘ Bana yardım et dostum, siyah köpeğin sahibi toz oldu.. Hayvan açıkta kaldı. Onu eve götürmeliyiz.’

‘ O köpeğin ayağı kırık Leo.. Artık bir halt olmaz ondan.’

‘ Çiftliği rahatlıkla koruyabileceğinden eminim ben, özellikle kümesi.’ diye kinayeli bir tonla cevap verdi Leo.

Siyah köpek, topallaya topallaya Leo’nun ayaklarının dibinde bitti.

Tereddütlü bakışlarla hayvanı süzen Gregor, ‘ Peki ama o ayakla bizimle eve kadar nasıl yürüyecek?’

Leo’ nun, ‘ Ben onu kucakladığım gibi, götürürüm.’ demesiyle, koca köpeği cüssesine ve can acısıyla diş göstermesine aldırış etmeden kaldırması bir oldu.

*******

‘ Gerçek büyü, ‘istek yoluyla’ zihin durumlarının değiştirilmesi sanatı ve bilimidir.’

Neredeyse sayfanın yarısını kaplayan kıpkırmızı bir elma resminin altına yazılıydı,

‘Fiziksel oluşumlar önemli değildir, önemli olan senin onlara verdiğin tepkidir. Hareket, düşünceyi takip eder.’

Oda boştu, evde kimse yoktu. Şömine sönmeye yüz tutmuştu.

Kitabın rastgele açılmış sayfalarından birini okumuş ve evden çıkmıştı.

Dışarıda tatlı bir esinti vardı. Ormandan yayılarak yumuşak rutinlerle, yaptığı müziği tüm araziye yayan çok sesli bir cırcır böceği korosunun kulağı gıdıklayan tatlı ezgisi, günün az sonra ağarmaya başlayacağını müjdelercesine yükselen Sabah Yıldızı’ na eşlik ediyordu.

Mantar toplamak için erkenden kalkmıştı. Yaprakların ve toprağın üzerine yağan minik çiğ damlalarıyla bezenmiş doğayı içine çekti. Sis, çiğ, pus, bulut gibi su olmayan sular onu her zaman büyülerdi. Güne diğer canlılarla birlikte uyanmaya özen gösterirdi. Ölü bir ağacın gövdesinin altında büyüyen kalp biçimindeki yaprakları yumuşakça araladığında, aradığını bulmuş olmanın verdiği mutlulukla gülümsedi.

Ne bitki, ne mineral..Tanrıların besini.. Mantarlar gizemliydi. Onlara saygı duyuyordu. Yavaşça bulundukları yerden alıp sepete koydu. İçlerinden küçük bir tanesini ayırıp bileğinden sarkan siyah kadife kesenin içine attı.

Bir avuç büyüklüğündeydi siyah kese. Belli ki el yapımıydı.

Üzerinde, küçük gümüşten bir meşe yaprağı vardı.

Siyah ince bir sicimle kadife kumaşa tutturulmuştu.

Üste gelen kısmı iyice parlatılmıştı. Sadece yaprağın damarları siyaha çalsın diye uğraşılmıştı. Gümüş yaprağın arkasına ise, anlaşılmaz yazılar kazınmıştı. Anlamını kimselere söylememişti çünkü bazı sırların gizli kalması gerekirdi. Onu hep yanında taşırdı. Okuduğu kitaplardan birinde, böyle el yapımı bir kesenin gözünün siyaha alışmasına yani gece görüşü edinmesine katkısı olabileceği bilgisinin var olduğunu hatırlıyordu ancak içine koyması gereken malzemenin ne olduğunu bilmediği için bulduğu büyülü nesneleri kesenin içine atıp gücün gelmesini beklemeyi alışkanlık haline getirmişti. Belki bu mantar işe yarayabilirdi.

Sisli puslu bir hava, yaklaşan sabahın üzerine ince bir örtü gibi çökmüştü.. İç cebinden işlenmemiş tütünle küçük bir kağıt çıkardı. Saniyeler içinde ince, tam da onun eline, onun dudaklarına ve ciğerine uygun bir sigara sarmıştı. Parmaklarını şıklattığında… işaret parmağının ucundan küçük bir alev damlası yükseldi. Ateşledi sigarayı.. Yumruğunu kapamasıyla parmak ucundaki alev tanesinin sönmesi bir oldu. Arkadaki çalıların hışırtısını duyduğunda oralı değilmiş gibi davrandı. Ağır ağır verdi dumanı. Kedi Mia, diz boyundaki çalılardan çıkarak omuzunun tepesine atladığında içi içine sığmayan bir kahkaha attı. Omuzundan kucağına zıplayan Mia, sırtı okşanmaya başladığında mırmır mırıldandı.

Parmaklarıyla toprağı hafifçe deşerek biten sigarayı küçük çukurun içine attı ve üzerini toprakla örttü.

Kedi Mia önde, kadın arkada yürümeye başladılar. Yol boyunca gördükleri, yenebilecek türden her türlü otu toplayarak sepete attılar. Ormandan çıkıp kendi arazilerinin sınırındaki koltuk kayaya geldiklerinde durup taşın arkasına saklandılar. İki kaba adam yine kapının önünde bitmişlerdi. Bu sefer şişman olanın kucağında siyah büyükçe bir köpek vardı. Köpek adamların paniğine tezat içi boş bir kürk gibi hareketsizdi.

Tak tak tak!

Garç gurç yaylanıyordu evin kapısı. Şişman olan ağladı ağlayacaktı, ‘ Gregor.. köpek ya öldü ya da bayıldı! Baksana şunun haline!’

‘ Yere yatır da bakalım nefes alıyor mu?..’

Leopoldo hıçkırıklara boğuldu, ‘ Ölürse çok üzülürüm.. Ben ona iyi bir sahip olacaktım Gregor. Sahibinin vermediği sevgiyi, ona ben verecektim. Tanrımmmm!’

‘ Sakin ol Leo.. Bu ölürse başkası gelir.’

‘ Hayır, ben onu istiyorum. O iyi bir köpek Gregor. Yaralı haline rağmen gözleri nasıl da umutla sahibini arıyordu bir görseydin. Ah! O pisliği bir elime geçirsem..’

Tak tak tak!

‘ Lütfen kapıyı açın senora!’

‘ Açılın da bakayım.’

Kapıyı açmasını bekledikleri kadını tam arkalarında bulan iki adam korkuyla oldukları yerde zıpladılar. Kadın, kireç beyazına dönmüş yüzlerine gülmemek için kendini zor tuttu. Adamların arasından sıyrılarak köpeğin başucuna çömeldi. Bir külçe gibi yığılmış olan hayvanın nabız atışlarını yokladı. Tıp……. tıp tıp………Tıp…

‘ Yaşıyor..’

‘ Ah! Yüce İsa, sana şükürler olsun.’ diye bağıran Leo’ ya kıl bir bakış fırlatarak,                  ‘ Oyalanmadan onu içeri alalım. Yavaşça kaldırın.’ dedi.

O kapıyı açarken adamlar köpeği kaldırdı.

İçeri girdiklerinde kadın, ‘ Sağdaki odaya götürüp minderlerin üzerine yatırın..’ dedi.

Adamlar köpeği içeri taşırken kadın kapıyı kapadı.

Bir köpekle aynı odada soluk almak istemeyen kedi, aralık pencereden dışarı fırladı ve koşarak yaşlı köknar ağacına tırmandı. Aşağı baktığında mavi pelerinli adamın son bıraktığı yerde, ağacın gövdesine dayanmış olduğunu gördü. Gri bohçasını açmış içinden bir pipo çıkarmıştı. İçini doldurduğunda pipo kendi başına çalan bir enstrüman gibi kendiliğinden tütmeye başladı. Adam bohçayı toplayıp bağladı ve havayı koklayarak gülümsedi. Başını yukarı çevirip Mia ile göz göze geldiklerinde mırıldandı, ‘ Yazgılar birleşti kızım..’

Parmağıyla havada bir daire çizdi, ‘ Evrenin esas doğası.. Bu basit çemberin simetrisi üzerine kurulu..

*******

‘ Bacağı kırılmış.. çok kan kaybetmiş..’ dedi kadın.

Gregorio, ‘ Onu biz de biliyoruz..’ diyen Leopoldo’ ya gizlice bir dirsek vurdu.

Kadın sakin bir göl kadar durgun gözlerle münasebetsiz adama baktı, ‘ Bir süre bende kalmalı, iyi bakılmazsa ölebilir..’

Hayvanın kaval kemiğinin alt kısmı açık yaradan dışarı fırlamıştı, ‘ En iyi ihtimalle bacağını kaybedebilir.’

‘ Tanrı korusun!’ diye sesini yükseltti Leopoldo, ‘ Köpeğimi bir Bruja’ nın ellerine mi teslim edeceğim?.. Asla!’

Baygın yatan hayvana bakarak gülümsemesini gizleyen kadın, ‘ Adım Morgana ama eğer cadı olduğumu düşünüyorsan o başka.’ dedi sakin bir ses tonuyla.

‘ Arkadaşımın kabalığını mazur görün senora, cüretkar olabilir ama kalbi bir çocuk kadar saf ve temizdir.’ dedi Gregor, bir yandan da çaktırmadan Leo’ ya masanın üzerindeki kitabı işaret ediyordu.

‘ Arkadaşınızın nasıl bir insan olduğu beni ilgilendirmiyor bayım. Şimdi… köpeği bırakıyor musunuz, yoksa geri mi götürüyorsunuz?’

İki adam bir köpeğe, bir de kadına baktılar. Göz göze geldiklerinde, ‘ Karar ver Leo..’ dedi Gregor. Leopoldo kafası karışmış bir halde başını kaşıdı, derin bir iç çekti, tutku dolu gözlerle baygın yatan köpeğe baktı. Göz ucuyla derisinden dışarı fırlamış kemiği süzerek suratını buruşturdu.

‘ Peki.. Öyle olsun.. Ama iyileşmezse sorumlusu sensin Bruja..’

Kadın köpeğin yattığı yerden yavaşça doğrularak dikildi. Neredeyse Leopoldo ile burun buruna idi,

‘ Merak etme dostum, köpeğin hali bundan kötü olamaz.. Seni temin ediyorum elimden geleni yapacağım. Ama sen de karşılık olarak bana daha nazik davranacaksın.’

Leopoldo, bir süre Morgana’ yı süzdü.. Alnında biriken boncuk boncuk ter damlalarından biri süzülerek burnunun ucuna doğru ilerledi. Korkusunu gizlemeye çalışmak onu yormuştu.

Gregor hafifçe öksürdü. Bir an evvel evden dışarı, açık havaya çıkmak istiyordu.

‘ Peki..’ dedi Leopoldo, ‘ Öyle olsun.’ Diğerlerinin aksine iri cüssesi bu kadını korkutmaya yetmiyordu.

‘ Hadi Leo, gidelim artık. Yitirilen her an, köpeğin yaşamından çalınıyor bilmem farkında mısın?’

‘ Yarın uğrar ona bakarım tamam mı?’

Morgana, ‘ Ben seni çağırmadan arazimin sınırlarına girmeyeceksin..’ diyerek kapıyı gösterdi. Leopoldo homurdanarak odadan dışarı çıktı.

İki adam geldikleri gibi gittiler.

Morgana onları arazinin sınırlarından dışarı çıkana kadar seyretti. Kapıyı arkalarından kapattığında sessiz bir gölge gibi odaya süzülerek minderlerin üzerinde yatan köpeğe baktı.

Geniş bir kafatası, hafif kavisli bir alnı, yara almamış olsa sağlam ve yapılı bir vücudu vardı. Sık ve orta uzunluktaki sırt tüyleri siyah, bacakları ağız bölgesi ve göğsü kahverengiydi. İki kaşının üzerindeki birer nokta şeklinde kahve desenler ona sanki dört tane gözü varmış havası veriyordu. Yavaşça yaklaştı, diz çökerek köpeğin kırık bacağını avuçlarının içine aldı. Köpek, koyu kahve renkli ve kendisine güvenli bir ifade veren gözlerini açtı.

Morgana ona gülümsedi, ‘ Yüreğini açarsan eğer..’ dediğinde ön patisini kendine doğru kuvvetlice çekerek dışarı fırlayan kemiği derinin içindeki yuvasına doğru tek bir hamlede ittirdi; köpek viyakladığında, ‘ Büyü kendiliğinden gelir.’ dedi.

Kemik olması gereken yere oturmuştu, şimdi yapması gereken yaranın üzerine sürülecek bir merhem hazırlamaktı. Canı yanan köpek, kadının elini yaladı. İnleyerek kırık bacağına baktı.

‘ İyileşeceksin.’ dedi kadın, ‘ Seni bir göz açıp kapayana kadar şifaya kavuşturabilirim ama başımdaki huysuz iki adam beni bir kazığa bağlayıp yakar.. O yüzden mümkün olduğunca işin doğasına uygun hareket etmeliyiz tamam mı?’

Az sonra hazırladığı ilaçla mutfaktan çıkageldi. Yarayı temizleyip üzerine bulamacı özenle sürerken, köpek minnet dolu gözlerle onu seyrediyordu. Olabildiğince nazik davranarak kırık bacağın üzerine yaradan bakterilerin girmesini önlemek  ve kanamanın durmasını sağlamak için temiz bir bez koydu. Şöminenin yanında üst üste dizilmiş odun ve tahtaların arasından biri uzun, diğeri daha kısa olanını seçti. Kısa olanı içten ayak bileğinden göğüse, uzun olanı da dıştan ayak bileğinden sırta gelecek şekilde bacağın her iki yanına yerleştirdi. Yatağın ayak ucundaki sandığın içinden eski bir gömlek çıkardı, çekiştirerek yırttı. Yırtılan kumaştan sağlam olan üç parçayı ayak bileğinin üzerinden, diz üstünden ve üst baldırdan sıkıca bağladı. Gömleğin artan parçalarını tüm bacağa yavaşça sararak sağlam bir kalıp yarattı. Artık kırık bacak, kıvrılmasına müsade edilmeksizin tek bir parça halinde sarmalanmıştı. Mutfağa giderek bir tas su ve bir kap et sulu çorbayla geri döndüğünde köpek havayı kokladı. Morgana’ nın çorbayı uzatmasıyla köpeğin hepsini yalayıp yutması bir oldu.  Karnını doyuran köpeğin gözlerinin üzerine tekrar ağırlık çöktüğünü gören Morgana‘ nın yüreği şefkatle titredi.

Pencerenin dışında kedi Mia belirdi. Kısık gözlerle, köpeği seyretti.

‘ Gel Mia..’

Tedirgin adımlarla içeri süzülen Mia, Morgana’ nın kucağına yerleşti.

********

Ay gökyüzünde yükseldi.

Beyaz bir kurt, tepenin üzerinde uluyarak ona eşlik etti, ‘ Aaauuuuuuuuuuuu…. Uuuuuuu..’

Adam, çıtır çıtır yanan ateşin üzerinde döndürdüğü tavşanı bırakıp, uluyan köpeğe seslendi, ‘ Gel Chica!’

Aklı bir gece önce fena yara alan köpekteydi. Pişirdiği dağ tavşanını kurtla paylaşarak mideye indirdi. Yıldızların altında uykuya dalarken, beyaz kurt burnuyla dürterek boynuna sokuldu. Adam onun kürkünün sıcaklığının verdiği güvenle içini çekti. Kurt onun her şeyiydi… Vazgeçemeyeceği tek şey..

********

Öğle güneşi, barakanın önündeki masalarda oturmuş bira içen terli adamların alnında parıldıyordu. Köhne meyhane onların gündüz ve gecelerini geçirip zamanı devirdikleri tek yerdi. Pazar hariç her gün, burada toplanırdı kasabanın erkekleri. Yüksek ses ve bağırışmalar, elden ele dolaşan içki bardaklarının tok tok birbirine vuruşları, köpek ve horoz dövüşleri dahil her çeşit kumar türünün döndüğü baraka onların mekanıydı. Gündüz vakti kapı önündeki masalarda, geceleyin içeride içerlerdi.

Leopoldo, ‘ Hey, Bembe!’ diye içeri seslendi.

Tezgahın ardındaki adam, ‘ Bira mı?’ diye sordu.

‘ Hayır, Pacharan.. Tüm barakaya, hepsi benden!’

Tüm baraka, kesik ve tok bir sesle uludu, ‘ Au! Au!’

Kadehler çınladı, içkiler dikildi.

‘ Hey, Bembe! Birer pacharan daha.. Tüm barakaya..’

Bunun sonunun hayra alamet olmadığını sezen Bembe, yine de ses etmeden kadehleri doldurdu.

Kadehler havalandığında; ‘ Gidip kapısına dayanacağım! Ne oldu bizim köpek diye hesap soracağım.’ dedi ve içkiyi bir dikişte mideye indirdi Leo.

Gözleri gözbebeklerinin seçilemeyeceği kadar kara, tıknaz vücutlu bir adam olan Adriano, ‘ Yürü dostum, kim tutar seni!’ dedi ve diğerleriyle birlikte dikti kadehi.

Alkol iyice kana karışmıştı, tüm baraka hep bir ağızdan bağırdı, ‘ Au! Au!’

‘ Bizi paraya boğdu, köpeği evine aldı.. Daha ne istiyorsun?’’ dedi Gregor.

Adamların homurdanışlarıyla huzursuzlanan bar sahibi Bembe, kıpırdandı, ‘ Kadın köpeği iyileştiriyor, söyleniyorsun. Nankörlük etme Leo.’

‘ Hahah! Ben miyim nankör? Bembe! Asıl kadın dediğin şeyin doğasında yatar nankörlük. Kadın, türünün en ölümcülüdür.’

 ‘ Bu doğru değil, ‘ diyerek Bembe’ ye arka çıktı Alvar, barakada her zaman doğruları söylemesiyle kendine yer edinmişti, ‘ Sadece kadın olduğu için onu suçlayamazsın.’

‘ Desteyle, Gölgeler Kitabı’ na ne demeli?!’ diye soran Adriano, ‘ Emin ol dostum, o kadın bir büyücü!’ diyen Leo’ yu onaylayarak homurdandı.

‘ Versin bana köpeğimi geri. Bir hafta geçti ses seda yok! Ben o köpeği çiftliği korusun diye aldım.’

Tam da bu sırada, barakanın önünden görünmez olmayı dileyerek geçmekte olan aktar kadın Destina’ ya ilişti gözleri, ‘ Hey kadın! Hemen toz ol.. Sen hala burada mı barınıyorsun?’

Destina hiç duymamış gibi yaptı, bu adamlarla yüz göz olmak değildi amacı.

Leopoldo, ‘ Aklımızın ermediği bir güç var bunlarda. Baksanıza görmüyor, duymuyor gibi davranabiliyor her nasılsa!’

‘ Bak bu doğru,’ dedi Gregorio ve sessizce uzaklaşan kadının arkasından bağırdı, ‘ Hey Destina!’

Destina yürüdü gitti. Köşeyi döndüğünde gözden yitmişti.

‘ Ne istiyorsun Gregor?’ dedi Bembe; bar sahibi, ‘ Uğraşmayın şu kadınla. ’

‘ Onların hepsi cadı. Bence teker teker demir kazanlarda kaynatılmalı.’ dedi Bartoli.

‘ Bırakın kadını kendi haline!’ diye bağırdı Alvar ama nafile, pacharan şişeleri elden ele dolaşmaya başlamıştı yine.

Tüm baraka aynı anda bağırdı, ‘ Au! Au!’

‘ Köpeğimi geri istiyorum!’ Leopoldo’ nun gözleri alev alevdi.

Gregor, ağzındaki ekşi otu geveleyerek sordu, ‘ Kümesteki parayla kaç köpek alırsın biliyor musun Leo?..’

Leopoldo bir an düşündü, Gregor haklıydı ama o köpek çok yakışıklıydı. Son sekiz haftanın galibi olmasına sebep çok güçlü bir çeneye sahipti. Sağlam yapılı ve sadıktı.  

Cesurdu, gözüpekti.. Kendi gibi. ‘ Adını bile buldum.. Leo olacak.. Benim gibi.. Leopoldo..’

Gregor bir an arkadaşını süzdü, sonra ciğeri patlamışcasına yüksek bir kahkaha koyuverdi; ‘ Hahahahhahahahaa! Çok yaratıcı bir isim!..’

Erkekler kahkahalarıyla barakayı inlettiler.

Leopoldo alınmış olduğunu belli eden bir ifadeyle arkadaşından yana baktı; ‘ Köpeğimi kimselere vermem Gregor. Hele bir Bruja’ ya!..Asla..’

‘ Boş versene, onun gibi kaç köpek var biliyor musun?’

‘ Umurumda değil! O, benim.’ diyerek ayaklandı Leopoldo.

Gregor güneş ışınlarının gözlerini kamaştırması yüzünden kısılan gözlerle arkadaşını süzdü, ‘ Nereye?’

Leopoldo cevap vermek yerine sırtını döndü ve kararlı adımlarla ormana doğru yollandı.

Apar topar ayaklanan Gregorio, ‘ Hey Leo! Nereye gidiyorsun?’  diye ardından bağırdı.

‘ Nereye olacak.. Cadıdan köpeğimi almaya..’

Barakadakiler kadehlerini tokuştururken hep bir ağızdan uludular, ‘ Au! Auu!!’

*******

‘ Bir isim töreni gerek ona Mia,’ dedi kadın, ‘ Sana yaptığımız gibi..’

Başını minderinden kaldırarak, ‘ Meuuu..’ diye cevap verdi kedi.

Morgana, evin içinde tahta bacakla adımlar atmaya çalışan köpeğe bakarak gülümsedi. Uyumluydu ama ayağındaki kırık kaynasa Mia’ yı parçalaması an meselesiydi. Bunu bilen Mia, ondan uzak duruyordu.. Köpeğin evde oluşundan memnun değildi ama, en azından bir süre daha burada kalacağını biliyordu.

Hayvanın durumu iyiye gidiyordu. İştahı hep yerindeydi. Bacağındaki kırık yavaş yavaş kaynıyordu. Yapılan pansumanlar sayesinde yarası günden güne iyileşiyordu.

Morgana kapıyı açtı. Köpek çiş yapmak için topallayarak dışarı çıktı. Kahve fincanıyla birlikte ahşap verandada belirdiğinde, kedi Mia bir o bacağına bir öbürüne sürtünerek miyavladı. Tam da hamağa kurulacaklardı ki, arazinin uzağından onlara doğru kocaman adımlarla yürüyen Leo’ yu fark ettiler.

Morgana derin bir iç çekti. Köknar ağacının dibine işeyen köpek, işi bittiğinde adamın geldiği yöne doğru bakarak kulak kabarttı. Yaklaşan kokuyu tanıdığında kuyruk sallayarak Leo‘ ya doğru hareketlendi.

Bundan cesaret bulan adam, ona ıslık çaldı, ‘ Leoo! Gel oğlum!’

İç cebinden tütünü çıkaran Morgana, kağıdın içine bir tutam koyarak parmaklarının arasında yavaşça döndürdü sigarayı. 

Leo diz çöküp ıslık çalarken köpek kah kuyruk sallayarak kah başını eğerek adama doğru topalladı. Adam cüssesinin el verdiğince nazik davranarak köpeğe sarıldı. Köpek yüzünü yalayarak sevgisine karşılık verdi. Kadın verandada kurulmuş sigara tüttürüyordu. Göz göze geldiklerinde Leo isteksizce selam verdi.

‘ Hadi oğlum gidiyoruz.’

Köpek anlamaz gözlerle adama baktı.

‘ Leo hadi oğlum gidiyoruz. Gel buraya..’

Adam ıslık çalarak arkasını döndüğünde köpek olduğu yere oturdu.

Leo, sanki gidiyormuş gibi yapıp birkaç adım attığında köpek anlamaz gözlerle ona bakarak homurdandı.

Morgana istifini bozmaksızın kahvesinden küçük bir yudum aldı. Eve doğru yaklaşan adama boş gözlerle bakmayı sürdürürken köpek de peşi sıra topallayarak onu takip etti.

Başındaki kasketi çıkarıp silkeleyen Leo, ‘ Köpeğimi almaya geldim.’ dedi.

‘ Bacağı iyileşmedi.. Her gün pansuman yapıp tekrar sarıyorum.’

Leo, yerde bulduğu kemik parçasını iştahla kemirmeye başlayan köpeğe kırgın bir bakış attıysa da köpek oralı değildi, ‘ Daha ne kadar var iyileşmesine?’

‘ Aşağı yukarı iki hafta..’

Adam, kaderine boyun eğdiğini belli edercesine derin bir iç çekti, ‘ Öyle olsun.. Haftaya yine onu görmeye gelirim.. Leo’ yu.’

Kadın gülmemek için kendini zor tuttu. Dudakları bir anlığına titrediyse de, kendine hakim oldu, ‘ Ben de tam ona bir isim vermek gerektiğini düşünüyordum.’

‘ Adı Leo olacak..’ dedi Leo, sesinin tonundaki baskı rahatlıkla seçilebiliyordu.

Morgana sanki derin bir düşünceye dalmış gibi ciddi bir ifadeyle havaya baktı, ‘ Leo.. Hmmm.. Bu güzel bir isim.’

Leopoldo böbürlenerek sırtını dikleştirdi, ‘ Evet, köpeğine kendi adını vermek hangi köpek sahibinin aklına gelir ki?’

‘ Bu gerçekten de yaratıcı,’ dedi Morgana, ‘ Kimin aklına gelebilirdi?’

Leo, içinde alay barındırıp barındırmadığını kestirmek istercesine şüpheyle Morgana’ nın gözlerinin içine baktı. Kadın ciddi görünüyordu. Hafifçe öksürüp toparlandı, ‘ Neyse ben gideyim..’

Gerisin geri yürümeye başladı. Ara sıra arkasından gelip gelmediğini kontrol etmek için köpekten yana dönüp baktıysa da nafile.. Köpek önündeki kemikle meşguldü.

Kahvesini bitiren Morgana hamaktan kalktı. Verandanın çevresine ektiği çiçeklerin etrafında biten yabani otları ayıklarken yan gözle önündeki kemikten başka şey görmeyen köpeği izliyordu. Köpek zevkten dört köşe olmuş bir halde, ağzından sular akarak iri kalça kemiğini iki çenesinin arasına sıkıştırdı. ‘ Krak!’

Yoğun baskıya dayanamayan kemik kırılarak ikiye ayrıldı.

‘ Tam da sana yakışan bir isim buldum..’ dedi kadın, ‘ Zoi olacak adın.’

Köpek başını kemikten kaldırarak Morgana’ ya baktı, sanki yeni adını sevdiğini anlatmak istermiş gibi kuyruk salladı.

Morgana gülümseyerek tekrarladı, ‘ Zoi..’

Köpek tekrar kuyruk salladığında kadın bir kahkaha attı, ‘ Zoi!’

Grek dilinde bir kelimeydi. Yaşam demekti Zoi.

BÖLÜM SONU.