BAYKUŞ

Gün batımıydı. Gökyüzü pembeye boyanmıştı.

Teni iyiden iyiye bronzlaşmıştı.

Yaz ortasında hava sıcacıktı.

Elinin tersiyle ensesinde toplanan ter damlalarını sildi. Uzun süredir hareketsizdi.

Denizden on metre kadar yüksekte bir yere tünemişti.

Bu uzun zamandır aklını çelen bir düşünceydi.

Koca kayanın üzerinde, günü geçirmekti niyeti.

Güneş, şifalı ellerini son ana kadar ondan çekmemeye karar vermişti sanki.

Sanılanın aksine bu hiç de zararlı bir şey değildi.

İçinden, ‘ Bu ışığın benimle alıp veremediği ne olabilir ki? ‘ dedi, ‘ Yalan dolan tüm şu kibirli uzmanların söyledikleri.’

Gözlerini kapadı, sırtını dikleştirdi ve derin bir nefes aldı.

Bekledi…

Güneş onun tüm hücrelerine dokunsun istedi.

Kor ateşle arınmaktı dileği.

Tam da kendini bırakmışken bu yoğun sıcağa, sert ve aksi bir ses çınladı orta kulağının ucunda!

‘ Daha ne kadar oturmayı düşünüyorsun burada?’

Gözlerini açıp bakındı etrafına.

Kimsecikler yoktu ortalıkta.

Usulca seslendi, ‘ Burada.. benden başka birileri var mı acaba?’

Der demez cevap geldi, ‘ İyice gözünü kulağını aç da bak bir daha!’

‘ İyi de ne diye bağırıyorsun bana? Hem kimle konuştuğumu bile anlayabilmiş değilim şu anda.’

‘ Benim ben…. Üzerinde oturduğun kaya!’

Şaşırdı. İstemsizce zıplayarak kayanın üzerinden kalktı.

Şekli bir tuhaftı.

Kayadan biraz uzaklaştı ve tekrar baktı.

Elini çenesine dayayarak çömelmiş bir maymunu çağrıştırdı. 

Bir iki adım yaklaşarak dikkatlice baktı.

Kaya hala kızgındı; ‘ Ne oldu?.. Şaşırdın mı?’

Ay Çocuk, bir duyan gören olur korkusuyla tekrar ortalığı yokladı.

‘ Kimse duymaz dertlenme.’ dedi kaya.

‘ Merhaba Kaya.’

Cevap vermedi kaya.

‘ Neden kızıyorsun bana?’

‘ Üzerime oturmak için izin aldın mı acaba?’

Durdu Ay Çocuk.. Biraz düşündü ve sonra, ‘ Özür dilerim… Üzerinde oturabilir miyim?’ diye sordu.. ’ Afedersin… Başında diyecektim..’

Kaya bir an durdu…. Sonra sakince konuştu; ‘ Yerin var gel hadi…’

Ay Çocuk usulca yaklaştı ve yumuşak bir dokunuşla maymun görünümündeki taşın başını sevdi.

Kaya hiç ses etmedi.

Yerleşiverdi üzerine sanki kayar gibi…. Kaya bir şey demedi.

Deken, Güneş çekildi.

Yüzü ufuktaki iki küçük adanın gerisindeydi şimdi.

Son ışıkları hala orada kalmak için direniyor gibiydi. Turuncu, kırmızı, sarı, pembe… tam o anda hepsi gökyüzündeydi.

Ay Çocuk fısıldadı, ‘ Büyüleyici….’

‘ Hayret!’ diye söze karıştı Kaya, ‘ İlk defa çalınıyor kulağıma insan soyundan birinin bunu fark etmişliği.’

Toprağa döndü Bu’ nun gri gözleri…

Uzunca bir süre seyretti kayanın sağına soluna atılmış izmaritleri, anın sarhoşluğuyla fırlatılıp kırılmış bira şişelerini..

Kayanın kafasındaydı avuç içleri.. Sıcacıktı maymunun tepesi..

‘ Ben..’ dedi, ‘ Onlara benziyor olabilirim.. ama onlardan değilim.’

Bir anlık sessizlikten sonra ses verdi Kaya, ‘ Hepiniz birsiniz. Bilinçsizliğiniz yüzünden bize çok zarar verdiniz… Uyur gezersiniz siz….. hepiniz.’

Başını sallayarak onayladı Ay Çocuk, ‘ İyi dedin, bana göre biz.. yaşayan ölüleriz.’

‘ Siz,’ dedi Kaya, ‘ ..nedense, dünyanın sadece sizin kullanımınız için yaratılmış olduğunu düşünen sinir bozucu tiplersiniz… Şunu da hemen belirtmeliyim, büyük bir yanılgı içindesiniz.’

‘ Bu da doğru..’ dedi Ay Çocuk, ‘ ancak çok  genelleyerek konuşuyorsun.’

Kaya hemen cevap verdi, ‘ İstisnalar kaideyi bozmaz.’

‘ Bana göre tek bir istisna bile… tüm kaideleri bozar.’

Epeyce uzun bir süre durdular.. Hiç konuşmadılar.

Yavaşça yükseldim göğe.. merakla bekledim  ardından ne gelecek diye.

Beni seyrediyordu Ay Çocuk.

Üzerinde kocaman cepli, turkuaz renginde askılı bir elbise vardı.

Yumuşacıktı kumaşı.

Havayı kokladı.

Yaseminlerden yayılan esans ortalığı sarmıştı.

Az bir sessizlikten sonra, ‘ Neden içini çektin?’ diye sordu kaya.

‘ İç çekmedim. Havayı kokladım.’

‘ Hmmm.. Oldukça sabırlısın.’

Ay Çocuk güldü bu lafa.

‘ Ne diye güldün şimdi?’

‘ Asıl sabırlı olan sensin.’ dedi Ay Çocuk, ‘ Kimbilir kaç zamandır burada, öylece dikilip duruyorsun. Hareketsiz,sessiz.’

‘ Sen öyle san!’ diyerek güldü kaya. Sesinde alaycı bir ton vardı o anda.

‘ Ne yani?.. Hareket edebildiğini söyleyecek değilsin herhalde.’

‘ Söylersem ne olur?’

‘ İnanırım.’

‘ İnansan iyi edersin. Hiçbir şey, sizin gözünüzle gördüğünüz, elinizle tuttuğunuz gibi değil.. Kayalar hareket edebilir. Hatta eğer gururları kırılır ve öfkelenirlerse sizin gibileri bir kaşık suda boğabilir. ’

‘ İkide bir beni suçlamayı bırakır mısın lütfen?.. Hem sürekli siz diyorsun. Ben onlar gibi değilim diyorum sana.’

‘ Hmmm..’ dedi kaya alayla, ‘ Farklı olduğunu söylemeye çalışıyorsun bana.’

‘ Hepimiz özeliz aslında ama.. ne yazık ki pek azımız bunun farkında.’

Cevap vermedi Kaya.

Ay Çocuk başını kaldırıp bana baktığında, gülümseyerek göz kırptım ona.

Tam da o anda…. sessiz bir çift kanat gecenin içinde belirdi.

Ay Çocuk daha ne olduğunu anlamadan bir büyük tüylü beden yüzünün dibinde bitti.

Ani bir refleksle gözlerini kapadı.

Bir an bekledikten sonra yavaşça araladı göz kapaklarını.

Az öteye konmuştu.

Aralarındaki mesafe bir metre kadar ya var, ya yoktu.

Beyaz suratlı, tostoparlak kafalı, koca yuvarlak gözlü, turuncu gagalı, kül grisi tüylere sahip iri bir Baykuş’ tu bu.

Ona bakıyordu.

Bir anlık heyecandan sonra, ‘ Merhaba Baykuş.’ dedi Bu.

Baykuş, hiç cevap vermeden bakmayı sürdürdü. Sonra gözleri gökyüzünde benimle buluştu.

‘ Puuuuhuuuuuuu!.. Merhaba Bu..’

Başını çevirdi. Bakışları Ay Çocuğun üzerindeydi şimdi.

Çok mutluydu bizimki.

Vücudu baştan ayağa titredi.

Baykuş tok bir sese sahipti, ‘ Beni bekliyordun değil mi?’

Başını salladı Ay Çocuk, ‘ İçimden diliyordum ama gelişin sürpriz oldu diyebilirim.’

‘ Senin için ne yapabilirim?’

‘ Sana birkaç soru sorabilir miyim?’

‘ Bir süreliğine burada durabilirim.’

Baykuş’ un gözleri daha bir parlamıştı sanki.

Başını 270 derece döndürdü ve durdu, ‘ Düşündüğün gibi konuş Bu.’

Bir an sonra, bu sefer ters yöne doğru serbest bıraktığında, tekrar dönüverdi kafası 270 derece normal haline.

‘ Sen.. gerçekten de bir Baykuş musun?’

Baykuş, dikkatlice baktı Ay Çocuğa ve şöyle dedi, ‘ Şimdi.. dikkatlice bak bana.. Neyim sence ben?’

‘ Bana göre sen, Tanrıça’ nın elçisisin. Pekala Baykuş’ a bürünmüş biri de olabilirsin.’

‘ Bu doğru Ay Çocuk.’ dedi Baykuş, ‘ Ben paradoksun ve gizin, yaşamın ve ölümün, bilgelik ve zekanın, ayırt etme ve hileyi anlamanın,karanlık ve bilinmeyenin öğretmeniyim… Büyücülerin yardımcısı olmamın yanı sıra, ben pekala Baykuş’a dönüşmüş bir büyücü de olabilirim. Bu arada kuşlar içinde maviyi gören bir tek benim… Saçlarının rengini çok beğendim.’

Keskin kancalı pençelerini açıp kapadı Baykuş.

Gözlerini kırpıştırdı.

Tüm kuşlarda olduğunun tersine, alt göz kapağı üsttekine doğru hareket ediyordu. Tuhaftı doğrusu Minerva’ nın kuşu.

Baykuş onun aklını okudu, ‘Athena’ nın kuşu.. Minerva’ nın kuşu.. Tanrıça İsis’ in, İnanna’ nın sağ kolu!’

Kanatlarını açtı, her biri bir adam boyundaydı.

Hafifçe yutkundu Ay Çocuk, ‘ Benim amacım, dünyadan fakat dünyadan olmayacak, fiziksel dünyanın harikalarından zevk alacak ama onun yanılsamalarının ruhumu tüketmesine izin vermeyecek güçte bir benlik ortaya çıkarmak.’ soru soran gözlerle bakıyordu Baykuş’ a.

‘ Bu güzel bir amaç.’ dedi Baykuş, ‘ Ne duruyorsun?.. Yarat o zaman…’

‘ İşte ben de bunu sormak istemiştim aslında. Nasıl yaratabilirim?’

‘ Çok basit..Teslim ol.’

‘ Yani kendimi bırakayım, hiçbir şey yapmayayım ve ne olacağını mı bekleyeyim?’

‘ Puuuuuhuuuuu!!’ Güldü mü, kızdı mı belli değildi.

Bu’ nun kulakları dikkat kesilmişti. Bir an evvel bilgi almaktı dileği…

Baykuş, gözlerini kırpıştırdı ve denize baktı, ‘ Vazgeçmeni söylemedim, teslim ol dedim.’

‘ İyi de nasıl teslim olacağımı bilmiyorum, üstelik neye ya da kime teslim olacağımın bilgisine de sahip değilim.’

‘ Teslim olmaktan ne anlıyorsan ona.’

Evet, baykuş doğru söylüyordu. Acaba teslim olmaktan ne anlıyordu? Acaba bir Tanrı mıydı bu? Ya da Doğa mı? Güneş mi? Ay mı? Yoksa kendi ruhu mu?

‘ Olan bitenin ne olduğunu bilme gereksiniminden sıyrıl Ay Çocuk.’ dedi Baykuş.

Ciddiydi suratı.

Delici gözlerle Bu’ ya baktı, ‘ Yaşamın program dışı olaylarının bir tür ruhsal yönelim olduğuna güven. Hiç yargılama. Beklentin olmasın…’

Kafasını öne doğru iyice uzatarak yakınlaştı, ‘ Bir de şu var ki, bence en önemlisi… Yapman gereken seçimlerde cesaretli ol ve eylemlerinin sorumluluğunu alacak kadar da bilge ol.’

Kayanın üzerine bağdaş kurmuştu Ay Çocuk.

İstemsiz bir hareketle dizlerini toplayarak karnına doğru çekti.

Az ilerde, denizin üzerine küçük bir tekne park etmişti.

Teknenin kıç bölümünde bir adam ve kadın belirdi.

Adam hiç tereddüt etmeden kendini suya bıraktı gece vakti.

Nefes almak için yüzeye fırladığında, kahkahalarla seslendi denize girmeye cesaret edemeyen kadına; ‘ Hadi! Bırak kendini, hemen atla suya şimdi!!’

Kadın, adama ‘ Korkuyorum ama!’ diye cevap verdi.

Adam ona, ‘ Hele korkuyorsan, kesinlikle yapmalısın!.. Çünkü korkuya rağmen bir adım atarsan gerçekten yaşadığının farkına varacaksın!’ diye ısrar etti.

Adam bir süre daha kadını ikna etmeyi denedi.

Baktı ki kadın direniyor, kendini suya bırakmıyor, ‘ İyi öyleyse… sen bilirsin.’ diyerek yüzmeye devam etti.

Ay Çocuk gülümsedi, ‘ Bu bir işaret işte…’

Kül grisiydi gözleri… pırıl pırıldı içleri.

Başını salladı Baykuş, ‘ Akıllısın Ay Çocuk… Tüm sorular ve cevapları sende çocuk.’

Yavaşça ayağa kalktı, çıplaktı ayakları.

Sıcacıktı tabanları.

Derin bir soluk aldı… ve bırakırken  gecenin içinde şu sözler yankılandı;

‘ Tanrım…

Tanrıçam..

Varlığım..

Sevgili Doğa’ m.

Kendimi bütünüyle sana teslim ediyorum…

Benim için ne seçersen o olsun..

Bana yalnızca kuvvet ver…

Bitti…

Ruhumu sana adıyorum..

Amin.’

O bunları söyler söylemez bir yıldız kaydı.

Fark etmedi çünkü gözleri kapalıydı.

Hemen ardından ellerini bir sıcaklık kapladı.

Ay Çocuk gözlerini açtı…

Önce denize.. sonra bana baktı..

Gül rengiydi minik dudakları.. Al basmıştı yanaklarını..

Baykuş, kancayı andıran pençesiyle ipeksi tüylerini kaşıdı.

‘ Bir şey sorabilir miyim?’ dedi Ay Çocuk.

‘ Sorabilirsin.’ dedi Baykuş.

‘ Sen dişi misin? Yoksa erkek mi?’

‘ İri cüssemden dişi olduğum belli değil mi?.. Hem şimdilik gitmem en iyisi.. Daha pek çokları bekliyor benden gelecek haberleri…’

Gövdesini dikleştirdiğinde, kanatlarını iki yana açarak gerindi tüm zarafetiyle.

‘ Dur dur dur bir saniye!’

‘ Hadi hemen ne diyeceksen de..’

‘ Her şey için teşekkür ederim. Tanrıça’ ya benden selam söyle!’

Kuş, geniş yüzünü çevirdi Ay Çocuğa..

İri yuvarlak gözlerle baktı ona bir daha..

Sonra başını döndürdü bana.

Beyaz ışığım vuruyordu alnına.

Yumuşak bir hareketle kanatlarını açtı.. ve sessizce daldı karanlığa.

Bu.. gözden yitip gidene kadar seyretti Baykuş’ u..

Kalbi dolup taşıyordu.

Gözleri doldu.

İri yaşlar çenesinin ucundan aktı… kayanın üzerine damladı.

Ay Çocuk çömeldi ve minik elleriyle yüzünü sildi.

Bu onu en derinden etkileyen gecelerden biriydi.

Bir baykuşu yakından görmek en çok isteği şeylerden biriydi.

İnsanın düşündüğü her şey gerçekleşebilir miydi?

Kaya cevap verdi, ‘ Gerçekleşebilir… Hem sadece insanın değil, yaratılmış her şeyin tüm dilekleri er ya da geç gerçekleşir.’

‘ Ooooo.. beni şaşırttın.’ dedi Ay Çocuk.

‘ Nedenmiş o?’

‘ Hiç sesin soluğun çıkmıyordu da…’

‘ Sizi dinliyordum. Uzun zamandır böyle bir buluşmaya tanık olmamıştım.  Açıkçası biraz şaşkınım.’

‘ Dememiş miydim? Ben onlar gibi değilim. Benden farklı olanlarla empati kurabilirim. Aslında hepimizde bu yetenek var ama pek azımız bunun farkında, bunu sana az önce söylemiştim.’

‘ Evet evet ikna oldum.’ dedi Kaya, hafifçe güldü sonra.

‘ Ön yargıları kırmak zor biliyorum.’

‘Evet bazen zor olabiliyor. Hele benim gibi bir kayaysan eğer.’

Gülüştüler.

Şimdi uyum içindeydiler.

Düşünceli gözlerle bana baktı Ay Çocuk, ‘ Aslında seni anlıyorum biliyor musun Kaya?.. Bizim senden pek bir farkımız yok aslında.’

‘ Yani??’

‘ Yani insanoğlunun dörtte üçü sudan oluşuyor ama o yine de dörtte birlik bir kısmını oluşturan toprağa tutunmaya çalışıyor. Su gibi geçirgen olmak yerine, bir Kaya gibi sert olmaya çalışıyor.’

‘ Hallelujah!! ’ diye coşkuyla bağırdı Kaya, ‘ İşte bu! İçinde bulunduğum büyük çıkmazın cevabı bu!’

Anlamaz gözlerle baktı kayaya Ay Çocuk, ‘ Bir çıkmazın içinde olduğundan haberim yoktu doğrusu.’

‘ Olmaz olur mu!!! Nasıl da büyük bir açmazdayım bir bilsen. Kaya olmak için ne çok güç harcadığımı hissedebilsen.’

‘ Halinden memnun değil misin yani sen?’

‘ Artık değilim. Oysa önceleri sert bir kaya olmayı ne çok istemiştim, onu yürekten dilemiştim ben…’

‘ Eee? Ne oldu da fikrini değiştirdin?’

‘ Şimdilerde işime yaramıyor desem?’

Durdu düşündü Bu.

Kayaların da bulundukları konumdan rahatsız olabileceğini ilk defa duyuyordu.

Ayrıca pek tuhaf bir şey söylüyordu, geçmişte bir zamanda kaya olmayı dilediğinden bahsediyordu..

‘ Sen eskiden neydin de kaya olmayı diledin?’

‘ Tahmin et!’

Ay Çocuk kayanın üzerinden kalktı ve biraz uzaklaştı.

Çivit mavi ışığım aydınlatıyordu kayanın denize bakan yanını.

Gölgeler uzatmıştı karanlıkta kalan köşeli suratını.

Yine de belirgindi hatları.

Sert bakışlıydı.

Elini çenesine dayamıştı.

Bacakları vardı.

Çömelmiş, dirseğini dizine dayamıştı.

Dümdüzdü alnı.

Asıktı suratı.

Gözleri açıktı.

Ağzı kapalı ve kocamandı.

Cüssesi üç metre kadardı.

Yapılıydı.

Basbayağı bir Kaya’ dı.

Sertti, kaskatıydı.

‘ Eee? Ne düşünüyorsun?’ diye sordu Ay Çocuğa Kaya.

‘ Sen düşünen bir maymunsun… Goril desem daha doğru olur.’

‘ Hahahahahhh!’ diye bir kahkaha çınladı, ‘ Bu doğru… Şimdi anladın özünde ne olduğumu.’

‘ Hikayeni ölesiye merak ediyorum doğrusu.’

‘ Anlatsam dinler misin beni?’

‘ Gün ağarana kadar burada olacağım besbelli.’

‘ Adım Gümüşsırt,’ dedi kaya, ‘ İnsanı andıran özellikler barındıranların soyundan geliyorum. Bildiğin adıyla bir Gorilla .. Ben O’ yum… Her neyse, bundan uzun zaman önceydi… Uzun derken öyle  yüz ya da iki yüz yıl önce değil tabii.. Daha da geçmişe gitmeli.. Günümüzden çoook çok önceleri.. Aşık oldum ben de herkes gibi.’

‘ Karşılıksız mıydı peki?…’

Gümüşsırt, ‘ Elbette!’ diye cevap verdi, ‘ Karşılığı olsa adına Aşk denir mi?’

Ay Çocuk onunla aşkın ne olduğunu tartışmak niyetinde değildi, o an ilgilendiği tek şey Gümüşsırt’ ın başından geçenlerdi, ‘ Hadi hikayeni anlat, kayaya dönüşmene sebep olan şeyi. ’

‘ Sebebi senin soyundan bir kişi!’

‘ Bir insana mı aşık olmuştun yani?’

Özlemle mırıldanarak, ‘ Evet,’ dedi Kaya, ‘ Bir araştırma için bulunduğumuz bölgeye gelmişti. Benim gibilerin insana benzer noktalarını belirlemekti işi. O zamanlar şu gördüğün yarım ada, bir yarım ada değildi tabii… Tropikal bir iklime sahipti. Toprağı çok verimliydi. Bakirdi. Henüz buraya adımını atmamıştı sizin gibileri.’

‘ Bu çok çok önceleri!’

Gülüyordu Gümüşsırt şimdi, ‘ Evet, Ay Çocuk… Uzun zaman önceydi.. ama hafızamda sanki bugün gibi… Gökyüzünden geldiler… Tam on iki kişiydiler. Her biri ayrı bölgelere yerleştiler ama birbirlerinden çok da uzak mesafede değildiler. Klanımda 20 kişi vardı. On ikilerden biri bizi gözlemek için buradaydı. Davranışlarımızı izlemekti tek amacı. Çok güzel bir kadındı. İlk gördüğüm an kanım kaynamıştı, kalbim neredeyse ağzımdan fırlayacaktı…. Hep tek başınaydı…’

İçini çekti kaya. Dalgın gözlerle bakıyordu bana.

Ay Çocuk sordu, ‘ Sonra?’

‘ Beni fark etmesi uzun zaman aldı.’ dedi Gümüşsırt ona, ‘ Her ne kadar grubun bütünü ona güvenip yakınlaşmış olsa da, ben hiç de oralı değilmiş gibi davranıyordum başlangıçta…. Her sabah gün doğumunda kalkıyor ve bambudan yapmış olduğu minik kulübesinden dışarı çıkıyordu. Hep onu izliyordum ama bunu belli etmemeye çalışıyordum. Şu an üzerinde dikili durduğumuz yerde, o zamanlar bir çağlayan vardı… Altında da turkuaz rengi bir gölet. Günün ilk ışıklarıyla gölete yollanıyor ve üzerindeki kumaş parçalarını çıkarıp suya giriyordu. Teni dupduruydu. Dudakları adeta iri taneli pembe üzümleri andırıyordu. Bizimkiler, her gün aynı rutinde onun ayak izlerini takip ediyor ve ne yaptığını merakla izliyordu. Gruptan ayrı duruyordum.. Çalıların arasından onu seyretmekle yetiniyordum.’

Gümüşsırt, anlatırken yaşıyordu. Ay Çocuk sadece hikayeyi dinlemiyor, aynı anda görüyordu.

‘ Günlerden bir gün, yine bir sabah vakti tek başına göle girdi. Grubumdan hiç kimse ortalıkta değildi. Vakit çok erkendi. Büyük bir ağacın arkasına gizlenmiştim. Beni görmedi. Suyla uyum içinde kıvrılarak yüzen bir deniz kızıydı sanki. Yumuşakça dalıyor, dipte uzun süre kalabiliyordu. Yine daldı… Nereden çıkacağını kestirmeye çalışarak suyun yüzeyini yokluyordum.. Bekledim… Çıkmadı. Her zaman olduğundan çok daha uzun bir zaman geçmişti. Acaba başına bir şey mi gelmişti? Panikledim. Aceleyle ağacın arkasından çıkıp gölete yöneldim. Kıyıya geldiğimde sağa sola koşuşturdum heyecanla…’

‘ Suya atlamadın mı?’ Ay Çocuk da heyecanlanmıştı.

‘ Goriller yüzemez ki!’

‘ Hay Allah!’

Gümüşsırt, kendini kaptırmıştı.

Anlattıkları, sanki dünmüş gibi yakındı, ‘ Her neyse, baktım ki hiç hareket yok, göle atıverdim kendimi telaşla. Şimdiye kadar hiç girmemiştim yarı belime kadar suya. Hızlanmıştı nefesim, göğsümden fırladı fırlayacaktı kalbim. Ne yapacağımı bilmez bir haldeydim.. Tam da onu kaybettiğimi düşünmeye başladığım anda… Yumuşak bir şey dokundu ve hafifçe kaydı bacaklarımın arasında! Ben daha ne olduğunu anlamadan fırladı suyun yüzeyine, hem de neredeyse burnumun dibinde! Faltaşı gibi açılmıştı gözlerim. Hareket edemedim. Adeta taş kesilmiştim. Gözlerimin içine, ta derinine işledi bakışları… ve kulaklarımın çınlamasına sebep olan bir kahkaha attı! 

‘ En sonunda!’ dedi, duru bir su gibi berraktı sesi.

‘ Seni yakından görebilmem için bu numarayı yapmam gerekti. Yoksa bir türlü çıkmayacaktın ağaçların arasından. Sen diğerleri gibi değilsin… Grubun en çekingenisin. Benim en çok merak ettiğim sensin Gümüşsırt.’

‘ Ne demekti Gümüşsırt? Merak etmiştim. Kafamı kaşıdım.O, sanki aklımı okumuş gibi, ‘Sanırım 15 yaşlarındasın.. Sırtın beyazlamış, sana Gümüşsırt deyişim bu yüzden.’

Başımı çevirip sırtıma bakmaya çalıştım.

‘ Dediklerimi anlıyor musun?’

Kalbini okumaya çalışarak ona baktım.

Takındığım ifade hoşuna gitmiş olacak ki, güzel yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı.

‘ Hadi gel,’ diyerek elini bana uzattı..

Çekindim ama yine de tutuverdim elini.

Avucundan yayılan kuvvetli enerji sarmıştı içimi.

O önde, ben arkasında çıktık sudan karaya.

Etrafıma bakındığımda, gruptaki dişilerden birkaçını gördüm ağaçların dallarında. Bizi seyrediyorlardı sessiz bir şaşkınlıkla.

Aniden utandım. Elini bırakıp çalılara daldım koşar adımlarla… O gün o kadar canlı ki hafızamda…’

İçini çekti kaya.

Özlem doluydu sesi, sanki o zamanlara dönmek istermiş gibi.

Ay Çocuk sessizdi.

Merak içindeydi, geri kalanını dinlemek onu mest edecekti ama bir şey demedi.

Kafasını gökyüzüne kaldırdı, bana dönmüştü bakışları.

‘ Ay..‘ dedi, ‘ Ne çok şey gördün, hepsine tanık oldun sen!’

Pek hoşnuttum halimden.

‘ Devam et Gümüşsırt.. Hikayenin geri kalanını ben biliyorum ama Ay Çocuk da duysun istiyorum.’ dedim inceden.

Gümüşsırt, ‘ Tamam o zaman’ dedi ve hevesle anlatmaya devam etti, ‘ Her gün, kendi aramızda oynadığımız oyunları, yaptığımız basit aletleri, birbirimizle anlaşmak için yarattığımız işaret dilini hayranlıkla izliyordu. Bir yandan da defterine tüm bunları ayrıntısıyla not alıyordu. Benim haricimde, gruptaki hiç kimseye beş metreden fazla yaklaşmaya yeltenmiyordu. Yine benim haricimde kimsenin gözlerinin içine bakmak gibi bir huyu da yoktu. Hal böyle olunca diğerleri ona alıştı. Asla yüksek sesle konuşmuyor, rahatsızlık vermekten kaçınıyordu. Gece bastırdığında gruptaki dişiler ve gençler ağaçlarda, bense yerde, otların arasında uyuyordum. Yine böyle tatlı bir gecede, yumuşakça başımı okşayan bir el hissettim üzerimde. Gözlerimi araladığımda, yanıma uzanmıştı. Heyecanlanmıştım ama belli etmemeye çalıştım. Yan dönmüştü, gülümseyerek bakıyordu suratıma. Yavaşça uzanıp kolumu doladığımda, iyice sokuldu bana. Başımı göğsüne koyduğumda, kalbinin bağırışlarını duydum, atıyordu coşkuyla. Hissettiğim şey aşktı. İsterse Dünya yıkılsın, umurumda olmazdı. O an bağlandım ona, uykusu bölünecek diye kıpırdamaya korktum sonra. Öylece dalmış gitmişim rüyaya… Sabah olduğunda, güneş ilk ışıklarıyla yüzümü okşamaya başladığında… O yoktu yanımda.. Yavaşça doğruldum. Onu görmekten başka bir şey istemiyordum.. Ayağa kalkarak küçük bambu kulübeye doğru yollandım. İçeriden gelen sesleri duyduğumda adımlarımı sıklaştırdım. Sessizce kapının ağzına doğru başımı uzattım. Çalılardan yapmış olduğu minderde oturuyordu. Karşısında on ikilerden biri duruyordu. Adam onun anlattıklarını merakla dinliyordu.

‘ Biliyor musun?.. Onlar çok zekiler. Gümüşsırt’ la tanışmalısın. Yanyana uyuduk! ’

Benden bahsediyordu. Yüreğim coşkuyla doldu. Beni seviyordu!..

Birkaç adım daha yanaştım kapıya doğru.

Heyecandan olsa gerek, deviriverdim önümdeki el yapımı çöp bidonunu.

Adam, başını çevirdi ani bir hareketle.

Beni görmesiyle ayaklanması bir olmuştu bile.

Tabanları yağlayarak var gücümle  kaçtım az önce uyuduğum yere.

Peşimden gelen olmadı.

Cesaretim biraz kırılmıştı.

Farkında değildim ama o an hissettiğim şey kıskançlıktı.

Derken bizim grup uyandı. Ortalık hareketlenmeye başladı.

Birileri ağacın tepesinden yere atlıyor, genç erkekler anneleriyle oyun oynamak istiyor, biraz uzağımdaki çift birbirinin kafasındaki bitleri ayıklıyor, hiçbiri doğasını yadırgamıyor….

Kendime baktım…

O anda anladım…

Ben farklıydım.

Önceki geceye kadar onlardandım.. ama şimdi onlardan farklıydım.

Bir insan kızına aşıktım ve bunun imkansız bir aşk olduğunu kavrayamayacak kadar saftım.

Kafamı kaşıdım. Karışmıştı aklım.

Ne yapmalı, nasıl davranmalıydım?..

Salına salına gölete doğru yürümeye başladım.

Vardığımda…

Onu gördüm suyun kıyısında..

Bir başına!.. İkimiz yeniden başbaşa..

İçimdeki karanlık dağılıverdi bir anda!..

Sanki hissetmişti, başını çevirdiğinde benimle buluştu gözleri.

Kalbim eridi, içim titredi..

Mutlulukla gülümsedi, elini uzattığında, ‘ Gel..’ dedi.

Ona doğru çekildim. Sanki havada yürüyor gibiydim.

Elini tuttuğumda sarıldı bana usulca.

O da aşıktı bana!..

Şimdi inanmıştım buna!..

Tutkuyla bastırdım onu koynuma..

Biraz sert davranmış olmayım ki, kendini geri çekti, ‘ Dur dur sakin dur.’ dedi.

‘ Daha nazik olmalısın.’ diye ekledi. Pırıl pırıl parlıyordu gözleri. Şefkatle başımı sevdi.

Geri çekilerek elini tuttum.

Koca dudaklarımı uzatarak kolunu öpmeye başladım.

Boynuna yaklaştığımda kahkaha atarak geri çekildi bir kez daha.

Avucunu uzattı dudaklarıma, başımı sevdi hemen sonra.

Her ne kadar istediğim bu olmasa da, boyun eğdim ona.

Uzun günler ve geceler geçirdik başbaşa.

Tam yakınlaştığımızı hissettiğim anda hep geri çekilerek nazik bir şekilde karşı koydu bana.

Her şeye razıydım aslında, yeter ki hep benimle olsun, bana gülsün, bana baksındı ne ala.

Tuhaf olansa, adamı sık sık kulübeye alması ama bana yasak koymasıydı kibarca.

Çok da umrumda değildi aslında.

Nasılsa benimleydi…

O bana aitti.

Gruptan iyiden iyiye dışlamıştım kendimi. Gerçekte hiç onlardan olmamıştım ki!

Bu halim onu endişelendirdi.

Bir gün düşünceli gözlerle bana baktı ve dedi ki, ‘ Gümüşsırt, neden hep tek başınasın sen?.. Tümüyle soyutladın kendini diğerlerinden.’

Kirpiklerimin altından bakarak kırpıştırdığımda gözlerimi, kahkahalara boğuldu birden.

Dünyalar benim oluyordu o böyle güldüğünde yürekten.

Ah neler geçiyordu içimden!..

Zaman duruyor, kalbim ağzımda atıyordu ona duyduğum yoğun sevgiden.

Ne zaman fazla yaklaşsam, hemen gülerek geri çekiliyor ve başımı okşuyordu.

Dudaklarımı yanağına kondurduğumda gülümsüyor, boynuna yaklaştığımda ise yine geri çekilip kafamı seviyordu yumuşak bir dokunuşla.

Takılmıyordum buna..

Aşktan anladığı bu diyordum içimden mutlulukla.

İşte yine böyle bir gece, kalbim doluydu coşkuyla..

Gün batımından beri aşkımı görmemiş olmanın verdiği özlemle yol aldım çalıların arasında.

Kulübeye yaklaştım sessiz adımlarla.

İçeriden mırıltılar geliyordu.

Onun tatlı sesi kulağımı okşuyordu.

Belli ki yine adama bir şeyler anlatıyordu.

Biraz daha yanaştığımda kapıya, adamın soluk sesleri sıklaştı gibi geldi bana.

Kafamı girişe doğru yavaşça uzattığımdaysa, ne olduğunu hiç anlamadım ilk anda.

Çırılçıplaktı görebildiğim kadarıyla.

Adam sırt üstü yatmıştı onun altına.

Çıplaktı o da.

Neler oluyordu orada?..

Bu ikisi ne yapıyordu böyle biri üstte, öbürü altta?..

Sıklaştı nefesleri.

Sarılmıştı şimdi adamın boynuna.. Dudakları buluştu hemen sonra!..

Kalbim sıkıştı, bir ağrı saplandı ruhuma! Bu da ne demekti şimdi?!

Sanki o değilde başka biriydi. Tavırları hiç de bildiğim, gördüğüm gibi değildi.

Tutkuyla öpüşüyorlar ve aynı anda soluk alıp veriyorlardı.

Bir yılan gibi doğrulduğunda, adam sarılarak altına aldı onu.

Gözlerime inanamıyordum!..

Adamın beline bacaklarını doladı, adam hırıltıyla karışık bir sesle fısıldadı, ‘ Naninna… Naninna! ’

Buydu adı..

Anlamıştım bu ismin ona ait olduğunu.

Naninna.. Ah Naninna!!..

Sen ne yaptın bana?!..

Kalbim her an senin için atıyordu oysa…

Çözüldü dizlerimin bağı, anladım ki onlar iki aşıktı.

Şimdi biribirlerine sıkıca sarılmışlardı.

Adam elinden başlayarak öpücüklere boğdu onun kollarını, boynunu, dudaklarını, bacaklarını, ayaklarını..

Naninna geri çekilmedi, şefkatle adamın saçlarını okşamadı.

Tam tersi, karşılık verdi.

Dudaklarından öptü, yumuşak dokunuşlarla sırtını sevdi.

Onlar bir olmuş iki bedendi..

İlk anın dehşetini üzerimden atmıştım şimdi.

Bedenim ağırlaşmış, kollarım iki yanıma sarkmış külçelerdi sanki.

Ne yapmalıydı ki?..

Ağır ağır döndüm gerisin geri.

Gölete vardığımda, uzunca bir süre oturdum çağlayanın başında.

Düşünüp durdum gece boyunca.

Acaba bıraksa mıydım kendimi suya?..

Yavaşça kalktım ayağa, yanaştım gölün kenarına.

Ay’ ın aksi vuruyordu suya.

Yüzümü daha da yaklaştırdığımda, bir goril gördüm sudaki aynada.

Bendim o..

Gümüşsırt demişti bana.

Sevmişti beni, bir maymunu sever gibi..

Sarılmıştı bana, bir annenin sarıldığı gibi yavrusuna..

Yakın hissetmişti kendini, hani bir dostun yakınlığına ihtiyaç duyarsın ya…öyle hani..

Ağlamak hiçbir işe yaramazdı şimdi..

Üzüntümün yerini almıştı yoğun bir öfke hali…

Sert bir tokat attım sudaki aksime.

Saçımı başımı yolsam da nafile..

Benimki ne büyük bir aptallıktı böyle!..

Yer yarılsın, içine gireyim istedim samimiyetle.

Ruhum onarılması mümkün olmayan bir darbe almıştı o gece.

Kalbim kaskatı oldu birden bire.

Lanetler yağdırdım kendime!..

Geri dönüş yoktu onunla karşılaşmadan önceki halime..

Ay’a baktım..

Sessizce ağladım.

Suya düştü göz yaşlarım.

Ümitsizce bağırdım..

Ayağa kalktım.

Çağlayanın tepesine tırmanmaya başladım..

Birkaç dakika sonra şu an bulunduğumuz noktadaydım.

Ter içinde kalmıştım.

Koca bedenimi toprağa bıraktım, elimi çeneme dayadım.

Düşüncelere daldım.

Gözümün önünde aktı doğduğum günden o ana kadar tüm yaşadıklarım..

Hiçbir anlam bulamadım. Boşa gitmişti tüm hayatım..

Ben aptal bir Gorilla’ ydım.

Onunla aşkı yaşayabileceğimi sanmıştım.

Ne kadar safmışım.

Bunları düşünürken varlığıma yabancılaştım.

Artık yoktu bir amacım…

Donuk gözlerle toprağa baktım.

Aşağıdaki yumuşak suya, serin serin akan çağlayana takıldım kaldım..

Sudan uzak olmalıydım..

Suya girdiğim gün, başıma çok büyük bir dert açmıştım.

Toprağa tutunmalıydım..

Taş olmalıydım..

Kalbi zırha bürünmüş bir kaya olmalıydım…

O andan sonra bu fikre takıldım kaldım. Bununla ayakta kalacaktım.

Kalbim ağırlaştı.

Ay, tepe noktaya varmıştı.

Bir kahkaha atmaya çalıştım..

Olmadı.

Goriller kahkaha atamazdı.

Ruhum sanki bedenimden çok uzaklara fırlamıştı.

‘ Ay,’ dedim.. ağzımdan çıkanı duyamayacak haldeydim.. uzaktan çınlıyordu boğuk sesim, ‘Ben bir kaya olmak istiyorum..’

Cılız da olsa duydum son çırpınışlarını yüreğimin, ‘ Goril olmaktan vazgeçtim!’

Bunu tüm kalbimle dilemiştim.

Tam da o anda, bir uyku hali geliverdi vücuduma..

Uyandığımda ise, bu halde buldum kendimi şelalenin tepesinde.

O gün bugündür düşünüyorum işte…bu şekilde.

Üzgündü Ay Çocuk.

Hiçbir şey demedi.

Kızarmıştı gözleri.

Ağlayacaktı besbelli…

Ağladı…Ağladı..

Göz yaşları ve sümükleri birbirine karıştı.

‘ Hadi ama! ’ dedi kaya, ‘ Amacım seni üzmek değildi asla! ’

‘ Biliyorum da, duyarsız kalmak mümkün mü buna? ’

‘ Dertlenme, bu geçici bir durum nasılsa! ’

Burnunu çekti Ay Çocuk, ‘ Nasıl geçici olabilir ki? ’

Gümüşsırt cevap verdi, ‘ Diliyorum bu gece, su olmayı, onun gibi akmayı ben de… Hem de tüm kalbimle… Ciddi olmak kolay ve bundan sıkıldım. Artık sert olmak değil  amacım… Hem gelmiş geçmiş tüm dilekler gerçekleşir öyle değil mi?.. ’

‘ Umarım öyledir. ’

‘ Üzülme Ay Çocuk… Şimdi git, bir güzel uyu. Yarın tekrar gel buraya. ’

Ay çocuk yavaşça tünediği yerden indi.

Başı çatlayacak gibiydi.

Kaynıyordu midesi.

Elini uzatarak yumuşak bir dokunuşla sevdi Gümüşsırt’ ın tepesini.

‘ İyi geceler Gümüşsırt. ’

‘ Sana da..’

Bir iki adım attıktan sonra tekrar döndü kayaya, ‘ Bir şey sorabilir miyim?’

‘ Naninna’ ya ne olduğunu merak ediyorsun değil mi?’ diye sordu Gümüşsırt ona.

Başını salladığında donuk bir tonla, duygusuzca cevap verdi kaya, ‘ Gecenin ilerleyen saatlerinde kalktı, her zaman olduğu gibi göle daldı…. ve bir daha yüzeye çıkmadı. ’

Ay Çocuk duyduklarına inanamadı.

Hayretle sordu, ‘ Yani boğuldu mu? ’

Gümüşsırt, ‘ Evet,boğuldu.. Su yuttu onu.. Hem de bir kaşık su.. Şimdi sana iyi uykular Bu.’

O koşar adımlarla oradan uzaklaşırken Kaya’ nın son sözleri kulaklarında yankılanıyordu.

*****

Sabah oldu.. Akşam oldu… Tekrar sabah oldu ve gece yaklaştığında uyanıverdi Ay Çocuk.

Yumuşak yatağında doğrularak gözlerini ovuşturdu.

Yaz gününde rüzgarlıydı gece.

Gözleri, yakın zaman önce küçük dükkandan alıp pencere önüne koymuş olduğu Baykuş’ u buldu.. Yerinde duruyordu.

******

Panjuru açtı ve bana baktı.

Kırmızı botlarını giydi.

Çakıl’ ın tasmasını taktı.

Zoi, her zamanki gibi en önden fırlamıştı dışarı.

Denize doğru yürüdüler patikadan aşağı.

Kayanın bulunduğu yere geldiklerinde ise, yeller esiyordu Gümüşsırt’ ın bulunduğu yerde…

Ay Çocuk bana bakarak fısıldadı, ‘ İşte dileğin oldu! ’

Şimdi huzur bulmuştu ruhu.

Dalga seslerini dinlediler…..

Sonra üçü birlikte sessizce dönüp evlerine gittiler.