1995 yılında çıkardığı ilk albümündeki “Seni Seviyorum”, “Akdeniz Geceleri” gibi bir kere dinlendi mi bir daha unutulamayan şarkılara imzasını atan ve atmaya, müziği adına yeni şeyler üretmeye devam eden ancak sesini çeşitli nedenlerden ötürü yeterince duyuramadığını düşündüğüm ama İstanbul’da sahne aldığı yerlerde de büyük ilgi görmeye devam ettiğine tanık olduğum ve geçmişten bugüne halen “Müziğin romantik prensi”  ve günümüzde de çoğunlukla “Sahnede devleşen minik adam” olarak lanse edilen Bora Öztoprak ile tüm bu bahsettiklerim üzerine çok keyifli bir röportaj yaptım. Bu keyifli röportaja, Bora Öztoprak’a sahne çalışmalarında eşlik eden Kaan Öztürk de katılacaktı. Bilmeyenler için hatırlatayım; Kaan Öztürk’ü, TRT Fm’de sanatçı Jale’ye gitarı ve sesi ile eşlik ettiği programdan ve yine aynı şekilde eşlik ettiği “Hayat Güzeldir” gibi televizyon programlarından da hatırlayabilirsiniz. Ayrıca kendisi sanatçı Yaşar ile birlikte çalışmakta. Nitekim, Göztepe 3.14 adlı mekanda sahne almadan önce Bora Öztoprak ve kendisi ile yapacağım röportaja, Yaşar’ın Uludağ konserinde görev alması gerektiği için katılamadı. Yardımlarından dolayı kendisine ve de röportaj esnasında bizi yalnız bırakmayan hem orkestra arkadaşları olan hem de diğer müzik çalışmalarında da kendileri ile bir ekip haline geldikleri Fuat Bostancı ve Saim Ünal’a da gösterdikleri canayakınlıktan dolayı çok teşekkür ederim.

Belki bilirsiniz; Bora Öztoprak, tiyatro oyuncusu olan, ayrıca kendisini rol aldığı televizyon dizilerinden ve sempatik kişiliğiyle sunuculuğunu yaptığı televizyon programlarından da tanıdığımız-bildiğimiz sevgili Çiçek Dilligil ile evli. Hal böyle olunca, Bora Öztoprak ile önce müzik hayatından konuşmaya başladığımız sohbet, kendisinin özel hayatıyla yani eşiyle tanışma hikâyelerinden, evlilik hayatına dair ve Sevgililer Günü hakkındaki düşüncelerine kadar devam etti. Bunda, benim meraklı kişiliğimin de biraz payı var doğrusu. Eğer siz de yaptığımız bu keyifli sohbeti merak ettiyseniz; Bora Öztoprak, tüm içtenliği ve samimiyeti ile “Tam Karşınızda”…

Biz sizi son derece sade, doğal, canayakın, güleryüzlü kişiliğinizle müziğin romantik sesi olarak tanıyoruz. Bir de sevgili Çiçek Dilligil ile evli olduğunuzu biliyoruz. Bunların dışında siz bize kendinizi biraz tanıtabilir misiniz?
Bora Öztoprak: Peki, sakin bir kişiliğim yok öncelikle…

Belki sizi medyada pek göremeyişimizden dolayı bize böyle bir izlenim vermiş olabilirsiniz.
Bora Öztoprak: Evet, ondan olabilir. Yani medya önünde kendimi pek ifade edebilen bir adam değilim ya da belki şu ana kadar böyle bir şansım olmadı. Daha doğrusu kameraların ve mikrofonların peşine takıldığı, yolunu kestiği bir star da olmadım hiçbir zaman, yani bir pop idol olmadım. Ama her zaman saygı duyulan bir müzisyen ve besteci oldum herkes için galiba. Herkesin bildiği, tanıdığı, kalbinin bir kenarında sakladığı ama sokakta gördüğünde de çığlık atmadığı bir müzisyenim.

Belki de böyle olmak daha doğrudur…
Bora Öztoprak: Evet, biraz daha oturaklı bir görünümü var. Ama her zaman popüler kalmak zorundasın. Şarkı dışında beste dışında da her zaman yeni bir şeyler üretmek zorundasın. Yeni bir olay, sansasyon…

Peki, bu konulara geçmeden önce sizi bizimle tanıştıran müzik hayatınıza nasıl başladığınızı öğrenebilir miyiz?
Bora Öztoprak: Valla, hiç müzikle uğraşmadığım bir yaşımı hatırlamıyorum. Her yaşımda, en küçük yaşlarımdan bu yana… Hatta ben doğarken şarkı söyleyerek doğmuşum galiba. Rahmetli babam, bu konuda bana ilk başından beri çok destek oldu. Hep bir müzik enstrümanı çalmam konusunda beni teşvik etti. Zaten bana aldığı her enstrümanı ben çalmaya başlamıştım o zamanlar. Sonra yavaş yavaş iş profesyonelliğe dönüştü. Biraz da tesadüf eseri. Bir lise arkadaşıma gelen bir teklif, lise arkadaşımın karnesinde on üç kırık getirmesiyle bana kaldı. Annesi izin vermedi, dolayısıyla dediler ki o yapamıyorsa o zaman sen yap.

Tam olarak neydi bu teklif?
Bora Öztoprak: 16 yaşındaydım, o yaşta ilk sahne programıma başlamıştım. Şaşkınbakkal’da bir bar vardı. Orası için gitarcı çocuk arıyorlardı. O zaman, gitarcı çocuklar çok ünlüydü. Ortaköy’de, Kadıköy’de, Cadde tarafında da hep gitarcı çocuklar meşhurdu. Bende onlardan biri olarak bu işe başladım. Ondan sonra da sahne kariyeri ilerledi. Yani, albüme gelene kadar 89’da ilk keşfedilişimle birlikte başladı.

95’ten bu yana çıkan beş albümünüz var: 95’te ilk albüm “Sıra bize de gelecek”, 96’da “Bu şehir”, 98’de “Başıma bela mısın?”, 2002’de “Bence” ve 2007’de de “Tam Karşındayım”. İlk üç albüm ardı ardına çıkmış…
Bora Öztoprak: Evet, o zaman, her zaman didiştiğim bir yapımcı firmam vardı. Halen didişiyorum yenileriyle de, yani bir şey fark etmiyor. Ama daha bir sözleşmeliydim, onlar bana 2 yılda bir albüm yapmak durumundaydılar, bende onlara 2 yılda bir albüm yapmak durumundaydım. Didişe didişe albümlerimizi yaptık . O dönem biraz ayakta durmak daha kolaydı. Yani yapımcılara rağmen kendi çabalarınızla ayakta durulabiliyordu. Fakat çok sıkıntı çektim, o yapımcı ile sözleşmem bittikten sonra öyle bir moda girdim ki bütün şartlar benim istediğim gibi olmadan, tek taraflı böyle herkesin bel kemiğinden su alacak bir sözleşme yapmadan, gerekirse 70 yaşına kadar albüm yapmayacağım diye yemin etmiştim kendi kendime. Sonra müzisyen dostlarım çoğunlukla bana, “böyle bir şeye hakkın yok, yapmalısın” dediler. Yaptım, gene haklı çıktım ve gene uğraştım. Ama sonuçta, galiba çabalarımız hep olumlu yönde ilerliyor yani hiçbir zaman albüm çıktığında işte bir Tarkan, Kenan Doğulu gibi fırtınalar estirmiyor ama zaman içinde hepsi hak ettiği yeri buluyor.

Medyadan uzak, magazinle gündeme gelmeyen dolayısıyla bizim tarafımızdan efendi, saygı değer bir müzisyen olarak bilinen bir kişiliğiniz var. Ama günümüzde medya da promosyon açısından oldukça önemli, yani albümünüzü tanıtabilmek için önemli bir faktör. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Bora Öztoprak: Ben bu konuda medyayı falan da suçluyor değilim. Medyada yer almayan herkes medyayı suçlamaya bayılır. Benim hiç öyle bir tarzım yoktur. Her şeyin bir sebebi var. Ben hep bütün bu sebepleri yapımcıların durumuna bağlıyorum. Bir türlü onlarla ilişkim iyi olmadı. Yani ben ne ile yükümlüyüm? Şarkılarımı yapmakla, stüdyoda en iyi şekilde kaydetmekle ve onları en iyi şekilde sunmakla ve senin bana sağlayacağın promosyon materyallerinin içinde yer almakla yükümlüyüm. Yani bütün yükümlülüğüm bundan ibaret. Yapımcı olarak senin adın neden yapımcı? İşte bunu finansa edeceksin, pazarlama yöntemlerini sen bulacaksın. Biz de traktörünü satan yapımcı oluyor. Yani yapımcılık dediğin iş, bir ürün satmak istiyorsan pazarlama bilmek zorundasın. Pazarlama da bir bilim dalı. Elinde diploma olmak zorunda. Biz de ise herkes bu işi yapıyor. Benim yapımcılarım ne sattığımı bilemediler. Mesela peynirle domatesi aynı reyona koyamazsın. Biri manavda durur, biri şarküteri de durur. Ama biz bu işleri böyle yaşadık maalesef. O yüzden medyada çok fazla yer almadım. Çünkü medyanın ilgisini çekecek bir pazarlama yöntemi hiçbir zaman olmadı. Medya da bana mikrofonları uzatmadı. Bunu da hiç haksız bulmuyorum. Medya senin peşinden koşmaz, sen medyanın peşinden koşarsın. O da sana ekranları açar, ama sen medyanın peşinden koşmazsan onların sana gelmesini beklersen onlar da gelmez yani gayet doğal.

Peki, medyada gözükememenizden dolayı kendinizi insanlara anlatamama ya da şarkılarınızı benimsetememe gibi bir kaygınız oluyor mu?
Bora Öztoprak: Eskiden oluyordu. Ama olmaması gerektiğini gördüm; insanların bana olan ilgisinden, sahne aldığımız yerlerde şarkılarıma olan taleplerden ve telif hakları ile ilgili bana gelen radyoların göstermiş olduğu ilgiden, ayrıca oradaki raporlardan hangi şarkıların ne kadar çok çaldığını görüyorum. Artık internet ortamı gibi bir ortam da var. Youtube’daki videolarımızın, sahne videolarımızın ve bazı insanların kendi çabasıyla bulduğu kliplerimin ne kadar çok tıklandığından ve bütün bunlardan görebiliyorsun, yani kendini ille ben buyum ve şöyleyim, süperim, bombayım diye anlatmana gerek yok. Herkes onu rahatlıkla keşfedebiliyor.

İlk albümünüzün çıkış tarihi olan 95’te ben 12 yaşındaydım ama…
Bora Öztoprak: Ben röportajı sona erdiriyorum : )))

Yok, estağfurullah… 73 doğumlusunuz, daha genç bir yaş, zaten hiç göstermiyorsunuz, içiniz rahat olsun : )) Ama o tarihte özellikle “Akdeniz geceleri”,”seni seviyorum” gibi şarkılarınız çok meşhur oldu ve ben dediğim gibi 12 yaşındaydım o zamanlar. Ama o günleri daha dün gibi hissediyorum, sizin o güzel şarkılarınızı her dinlediğimde… Çünkü siz yaşayan şarkılar ürettiniz, yaşayan şarkılara imza attınız. Bu da sizi gururlandırıyor olsa gerek…
Bora Öztoprak: Yaşayan şarkılar üretmek, güzel bir tanımlama. Teşekkür ederim, bunu sevdim.

Rica ederim, ama ben son albümünüz “Tam Karşındayım”da da çok şarkılar beğendim. “Tam karşındayım, Geceler ayaz” gibi. Keşke bunlar da diğer şarkılarınız gibi klasikleşebilse…
Bora Öztoprak: Şarkıların klasikleşebilmesi için zamana ihtiyacı var. Ben “Seni seviyorum” şarkısına klip çektirebilmek için 3 ay uğraştım. 3 ay boyunca yapımcılara yalvardım. “Akdeniz geceleri”nin klibi için de aynı şekilde. Benim albümüm ocak ayında çıktı, “Akdeniz geceleri”nin klibi ağustos ayında yayına girdi. Yani, siz hesap edin neler çektiğimi… Bugün o 2 şarkı da klasik olduysa büyük bir çabanın sonucunda olmuştur. Diğerleri de yolunu bulacaktır. 12 yaşındaydım diyorsun, sahne aldığım yere gelen insanların çoğu 20–25 yaş aralığında. Seni seviyorum şarkısını nerede sahne alırsam alayım, orada kaç kişi varsa 80 yaşında da, 20 yaşında da kaç kişi varsa hepsi bir ağızdan söylüyor. Bence bu çok önemli bir şey.

Peki, müziğin romantik sesi olarak tanınmak sizi rahatsız ediyor mu? Hareketli şarkılarınız da var ama sesinizin renginden midir bilemiyorum, daha çok slow parçalara yakıştırılıyorsunuz sanki…
Bora Öztoprak: “Seni seviyorum” gibi bir klasiğiniz olunca ister istemez romantik şarkılara yakıştırılıyorsunuz. “Akdeniz geceleri” de her ne kadar Latin tabanlı bir şarkı olsa da, o da romantik bir şarkı. 2 tane klasiğiniz var, baştan mecbursun ona. Ama öte yandan son albüme bak “Niyetin nedir?” diye bir şarkı var, son derece clubber bir şarkı ama sözleri yorumu dinle, o da romantik. Yani yapacak bir şey yok. Bende öyle melodik bir tarz var galiba.

Albümleriniz dışında biraz da şu andaki müzik çalışmalarınızdan bahsedelim, çünkü neler yaptığınızı merak eden insanlar olabilir. Ben, Kaan Öztürk’le sahne çalışmalarınız olduğunu biliyorum.
Bora Öztoprak: Şu son birkaç senedir çok fazla sahne yapıyoruz. Özellikle Göztepe’de 3.14’de çarşamba, cuma, cumartesi günleri bayağı keyifli akşamlar geçiriyoruz, yer bulmak neredeyse mümkün değil, günler-haftalar öncesinden rezervasyonlar yapılıyor. Salı geceleri Etiler Nispet’te program yaptık. Sezen Aksu geceleri yaptık; Kaan Öztürk ve Onur Mete ile birlikte üç gitar, o da çok ilgi gördü, halen devamını istiyorlar. Sezen Aksu’nun üçümüzün sevdiği şarkılarını bir araya getirerek oluşturduğumuz bir repertuvardı. Sadece üç ses ve üç gitardan oluşan çok hoş bir programdı, gelen insanların önüne şarkı sözlerini ve şarkı sıralamasını dağıttık. Bizim normalde sahnede yaptığımızdan çok farklı bir şeydi. Onun dışında son albümün aranjörü ve bundan sonra beraber çalışmaya başladığımız sevgili Fuat Bostancı ile de beraber yeni şarkılar üretmeye devam ediyoruz. Bunların bir kısmı çok ilerde belki de yarın, yani hiç tarihini bilmiyorum ama İngilizce sözlü olarak dış piyasaya yönelik yaptığımız şarkılar, bir kısmı reklâm gibi şeylere yönelik şarkılar, bir kısmı da yeni çıkacak albümlere yönelik şarkılar… Birlikte çalışıyoruz, yani sürekli üretiyoruz.

Kaan Öztürk’le çalışmaya nasıl başladınız? Sahne çalışmalarınızda hayranlarınızın vazgeçilmez bir ikilisi oldunuz.
Bora Öztoprak: Kaan’la bizim aynı sahnede şarkı söylememiz 10 seneyi geçmiştir. Biz iki gitar başladık onunla ve program çok tuttu. Caddebostan’da küçücük 50 kişilik bir mekâna 70 kişi tıkışıyordu. Sonra Saim geldi, bir çöp kovasının üzerinde çalmaya çalışıyordu o küçücük dükkânda. Yavaş yavaş dükkân büyüdü, grup büyüdü, işte en son 4 sene önce Fuat katıldı aramıza ve biz bir kemik ekip haline dönüştük. Bora Öztoprak-Kaan Öztürk şovu diye bilindi, duyuldu. Bununda sebebi sahnede biraz kabareye yönelik şeyler yapmaya başladık. Ama artık kabare şovda yeni oyuncularımızda var. Fuat ile Saim de artık rol almaya başladı, onların da sahnede bir rolü var. Biz eğleniyoruz. Eğlenmeden bu iş yapılmaz. Yani bizim asıl derdimiz şarkılarla değil; yeni şarkılar yapalım, repertuvara yeni şarkılar koyalım değil de yeni şovlar koyalım oldu galiba, bunun tadına çok vardık. Öyle de devam ediyor.

Eşiniz Çiçek Dilligil’de tiyatrocu : )
Bora Öztoprak: Herhalde ondan tiyatro bulaştı. Birazcık öyle bir bulaşma durumu oldu haddim olmayarak : )))

Müziğin romantik prensi Bora Öztoprak özel hayatında da romantik midir diye sorsam, gerçi bu sorunun muhatabı Çiçek hanım, ama sizce siz romantik misiniz?
Bora Öztoprak: Açıkçası Bora Öztoprak öküzün tekidir : )))) (kahkahalar). Yani hiç romantik değildir. Arada romantik sürprizlerim olur ama ben kendimi hiç romantik bulmuyorum. Çiçek’in de beni romantik bulduğunu pek sanmıyorum. Biz evlenmeye karar verdiğimizde ben evlenme teklifi bile etmemiştim.

Tanışma hikâyenizi öğrenebilir miyiz?
Bora Öztoprak: Çiçekle biz bir tiyatro oyununda tanıştık. Aslında Çiçek’le beraber olmadan bir sene önce bir televizyon programında tanışmıştık; onun rol aldığı ve her bölüme bir ünlünün katıldığı. 95 yılıydı yani benim ilk albümü çıkardığım yıldı. Karşılıklı bir elektriklenme vardı ama bir türlü birbirimize yaklaşamadık. Çünkü ikimizin hayatında da başkaları vardı. Aradan bir sene geçti, Nedim Saban’ın bir tiyatro oyununda bu sefer fikir- replik söylemek üzere her hafta bir ünlü konuğu sahnede ağırlıyorlardı ve ben 4 ya da 6 oyunda yer aldım. O hafta sonu oynanan tüm oyunlarda rol aldım. Ondan sonra da, o kadar onların oyununda oynadığım halde her hafta oyunlara gitmeye başladım. Çiçek, hafta içi ya da hafta sonu sahne aldığım yere gelmeye başladı. Böyle sözsüz bir anlaşma oldu aramızda, bir süre sonra artık konuyu da açtık ve öyle devam etti. Evlilik teklifi olmadan aynı evde yaşamaya başladık.

Peki, gençken hayallerini kurduğunuz bir eşe ve evlilik hayatına sahip olduğunuzu söyleyebilir misiniz?
Bora Öztoprak: Gençken kimse evlenmeyi hayal etmez bence. Evlendiğin için mutlu musun diye sorarsan, evet mutluyum. Kurduğum yuvadan, aileden gayet mutluyum, gurur duyuyorum. Sevgi dolu bir ailem var.

Biliyorsunuz ki, 14 Şubat Sevgililer Günü. Siz bu gün hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce gerekli bir gün mü?
Bora Öztoprak: Valla, bence artık gerekli. Çünkü Türkiye’de öpüşme yasak, seksten bahsedemezsiniz. Türk insanı seks yapamazmış gibi. İşte, kadın-erkek bir arada olduğu zaman farklı düşünceler oluşmaya başlıyor. Türkiye’de o kadar çok tabular yükseldi ve muhafazakârlık artık o kadar bağnazlık düzeyine geldi ki, Sevgililer Günü bence çok gerekli. Yani, ben sevgililerin sokakta öpüştüklerini görmek istiyorum. Bir kadın ve bir erkeğin öpüşmesinden daha doğal ve güzel bir manzara düşünemiyorum.

Sizin Sevgililer Günü ile ilgili bir planınız var mı? Bayanlar genelde bu günde sevdiği insandan bir çiçek ya da en azından güzel sözler bekliyor.
Bora Öztoprak: Şarkı söyleyeceğim :)) 4 kere “Seni seviyorum”, 6 kere “Akdeniz geceleri” söylerim. Benim romantizmim burada, sahnede : ))

Eşinize hiç şarkı yazdınız mı peki?
Bora Öztoprak: Yazdım, “Gözbebeğim”diye bir şarkım var. Evlendiğimiz zaman sahnede o şarkıyı Çiçeğe söylemiştim. Bir de 35. yaş günümde bir şarkı yapmıştım. Ama onu daha yayınlamadım. Onu da Çiçek’e sahnede söylemiştim ve o şarkıyı ilk defa söylemiştim. 2’si de sürpriz olmuştu.

“Her kadın çiçektir” demişler ama sizin için her kadın “çiçek” olmasa gerek. derKi aracılığıyla Çiçek hanıma bir sevgi mesajı göndermenizi istesem…(bakalım müziğin romantik prensi nasıl bir mesaj gönderecek).
Bora Öztoprak: Yani, ille bir Sevgililer Günü mesajı istiyorsun :)) Ben sana az önce çok siyasi bir sevgililer günü mesajı verdim.

O başka, sayılmaz : )))
Bora Öztoprak: : )) Ama keşke şunları yapabilseydim ve manşetlerde yer alabilseydim; karısına şöyle dedi, şöyle yaptı… vaavvvv denilsin. İnsanların önünde Çiçeğe bir şey söylemek gerçekten beni utandırır genellikle, utandırır derken kızarırım anlamında utanmak. O yüzden 14 Şubatta ona, evde onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Cevabınız bu mudur?
Bora Öztoprak: Evet… : )))) (Gülüşmeler…) (Mesaj alamadık ama utandırmayalım müziğin romantik prensini) Çiçek daha açık sözlüdür, daha rahattır. Bir de mesleği gereği kameralara, mikrofonlara daha bir alışık, bunların ardını düşünmeden sanki kendi evinde sohbet ediyormuş gibi rahatlıkla sohbet edebilen bir insandır. Romantik midir diye sorarsan, evet romantizmi sever.

O zaman sizce zıt karakterler birbirini çeker mi?
Bora Öztoprak: Doğrudur, Çiçek’le zıt taraflarımız vardır. Ben zor bir adamım, oğlum da zor bir adam. O yüzden Çiçek’i sabrından dolayı kutluyorum.

Sizin güzel, mutlu, imrenilecek sevgi dolu bir evliliğiniz var. Bu anlamda mutlu bir evlilik kurmak isteyen ama korkan ya da cesareti olmayan kişilere ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?
Bora Öztoprak: Zor bir karar. Doğru bir insanı bulduğun sürece ondan ayrılmak ve sıkılmak gibi bir düşüncen olmuyor. Senin hayatını tamamlıyorsa ve her zaman aynı ölçüde sevgi duymaya devam ediyorsan tabi tutkulu bir aşk değil bunun karşılığı, elbette öyle başlıyor ve belki bir süre sonra bir limana park ediyorsun. Ama her zaman seni tamamlıyor, hiç eksik parça bırakmıyor. O zaman evlen. Bizde hep şudur; “zamanım geldi, evleneyim”, flört eder gibi evleniliyor. Zaten o nedenle mesele çıkıyor. Aynı evde yaşa ki, birbirini tanı, sabah kalktığı halini gör, aynı evde düzeni gör, o tutkuyu körelten özellikleri gör ki, o zaman evliliğin doğru olup olmadığını anlarsın.

Peki, tekrar müziğe dönelim. Sizin müzik hayatınızla ilgili gelecekte yapmayı arzuladığınız bir plan, proje var mı?
Bora Öztoprak: Dışarıya açılmakla ilgili düşüncelerim var. Tamamen kendi şahsi çabalarımızla, ekip arkadaşlarımla birlikte böyle bir şey yapabilirsem sanırım hedeflerimi gerçekleştirmiş olurum. Yani yurtdışında bildiğiniz birkaç adam benim şarkılarımı söylüyorsa, o zaman huzurlu ayrılırım bu dünyadan. Bu şimdilik hayalle gerçek arasında bir yerde duruyor. Ama adım atılmış durumda.

Röportajı bitirmeden önce derki okurları ile paylaşmak istediğiniz son bir şey varsa öğrenebilir miyiz?
Bora Öztoprak: Beni takip edin. Gerçekten ekipçe şu ara çok yeni yeni projelere girmek üzereyiz. Yepyeni çalışmaların peşindeyiz, çok ilginç şeyler sunacağız. Evet, bende biliyorum biraz köşede kaldık, biraz sessiz kaldık. Yani bir şeyler yapıyoruz, ama bunu anlatmakta zorlanıyoruz. Daha fazla anlatmaya da gayret göstereceğiz. O yüzden bizi takip etmeye devam etsinler. Biz diyorum, çünkü iş benlikten çıktı artık. Yani Bora Öztoprak olmaktan çıktı. Bizi ekibimizle birlikte takip etsinler. Önümüzde güzel şeyler var; başka sanatçı arkadaşlarımızla ortak projelerimiz, konuştuğumuz şeyler var. Göreceğiz bakalım, durmak yok yola devam. Son albüm ile ilgili de şunları söyleyeyim; bildiğim kadarıyla piyasada pek yok, üç beş yerde zaman zaman görüyorum ama pek dağıtılmıyor. İnternet üzerindeki şeylere biraz güveniliyor sanırım. O yüzden internet üzerinden ulaşılabiliyor ise, albüme rahatlıkla ulaşılabilir. Dinlesinler, albümde güzel şeyler, değişik-farklı şeyler var.
Evet, size katılıyorum. Diğer klasikleşmiş şarkılarınız gibi “Tam Karşındayım”isimli bu son albümünüzde de çok güzel şarkılar var. (Bu albümü dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim).

Bize zaman ayırdığınız için ve keyifli, samimi sohbetiniz için size çok teşekkür ediyoruz, ayrıca ekibinizle çıktığınız bu yolda başarılar dileriz…
Unutmadan sevgili derKi okurlarının sevgililer gününü de kutlar, her zaman sevgiyle kalmanızı dileriz…

Simla Taş