sonsuz:
Sevgili Cem, bu sayımızda farklı bir muhabbet yapalım istiyorum. Sen spiritüel bilgilerin yanısıra, çok tecrübeli bir yayıncısın da. Etrafımızda çok sayıda yazar adayı arkadaşımız var ve sık sık kitaplarını yayınlamak isteyen arkadaşlarımızın sorularına maruz kalıyorum. İstersen seninle biraz yazarlık ve haytta yayıncılık üzerine konuşalım bu sayıda. Ne dersin?

cem:

Olur tabii ki. Ne kadar biliyorsam elbette

 

sonsuz:

Şimdi şuradan başlayalım. Ben bir yazarım ve elimde kitap olacağına inandığım bir metin var. Henüz de ilk kitabım olacak bu. Ne yapmalıyım? Yayınevlerine başvurmam lazım ama nasıl?

cem:

Önce metni mümkün olduğunca son haline getirmeli ve bir özet hazırlamalısın. Yayıncı ya da editör kitabın tamamını okumaya zaman ayıramaz. Ardından kitabın için uygun yayınevinin hangisi olduğuna karar vermeli ve buna göre yollamalısın. Ben mesela siyaset ya da Ergenekon ile ilgili bir dosya gelse elime doğrudan çöpe atarım çünkü benim konum değil. Bir de mutlaka elinda yedeği olmalı çalışmanın çünkü yayınevinin yolladığın çalışmayı geri yollama zorunluluğu yoktur.


sonsuz:

Diyelim bir yayınevini gözüme kestirdim yazar olarak. Nasıl başvurayım? Telefon mu açayım, direkt kendimi tanıtayım? Ya da tanıdık birilerini mi bulmaya çalışayım. Sonuçta tanıdık birilerinin referansı etkili oluyor. Ama hiç tanıdığım yoksa, ben geldim şeklinde aramak doğru mudur? Yolu yöntemi nedir?

cem:

Tanıdık, en fazla çalışmanın incelenmesini hızlandırır; ama yayınlanmasını garantilemez. En doğru yöntem telefon açıp editörün ismini almak ya da yeni eserlerle kim ilgileniyorsa onun ve postayla o kişiye yollamaktır.


sonsuz:

Burada yazarların endişe ettiği bir konu,”ya yolladığım eseri çalarlarsa” durumu. Çoğu kişinin bu noktada çok tedirgin olduğunu ve bu yüzden çekindiğini düşünüyorum yollamaktan. Bu konuda nasıl davranmalı?

cem:

Ya bir notere gidip tastikletir ki bu çok pahalı bir iş ya da….

Sana bir sır anlatayım: Çalışma bitince bir zarfın içine koyar ve zarfı iadeli taahhütlü kendine yollarsın. Eline ulaşınca zarf açmadan bir kenarda tutarsın.

Bir çalınma durumunda mahkemeye başvurduğunda zarfı kapalı olarak mahkemeye delil olarak sunarsın. Kitabın çalıntı basımından çok daha eski bir tarih olacağı için iadeli taahhütlü tarihi, eserin sana ait oduğunu kanıtlamak için şansın artar.

Ama kimsenin böyle bir hırsızlığa gireceğine inanmıyorum. Ben örneğini duymadım. Varsa da çok azdır herhalde.

 

sonsuz:

Yayınevini bulduk, editör de yollayın bakalım dedi. Ona yolladık. Bir süre sonra tebrik ediyoruz, kitabınızı basacağız dediler. Uçtuk tabii mutluluktan. Şimdi önce aklıma şu soru geliyor? Bir yayınevi, bir kitabı basmaya nasıl ve niye karar verir?

cem:

Ya misyoner bir tavırla ya da para kazanacağına inanacağı için yayınlayacaktır. Misyoner bir tavırla yayınlayacaksa eğer kitabın satışına aldırmaz, kitabı finanse eder ve yayınlar. Bu, az olan bir şeydir. Ben zaman zaman yaparım ama fazla değil. 10-20 kitapta bir gibi aksi taktirde batarım.

Yani temelde para kazanacağına inandığı yayınlar diyebiliriz.

sonsuz:

Bazı yayınevleri, kitabınızı yayınlarız ama bize baskı maliyetini gönderirseniz diyorlar. Böyle bir yayıneviyle çalışmak mantıklı mıdır?

cem:

Hayır. O kendi kendine yayıncılık olur. Böyle bir şey yapmak istiyorsan mantıklı ama aksi taktirde hatalı. Elbette eli kalem tutan herkes kendini yazar sanıyor bu da bu tür uygulamaların doğmasına neden oluyor.


sonsuz:

Yazarlar, kitaplarından nasıl para kazanırlar? Telif ücretleri nasıl hesaplanır? Kitap yazarak ev geçindirilir mi?

cem:

Kitabının ne kadar sattığına bağlı ev geçindirip geçindirememen. Ben ev geçindiremem yalnızca yazar olsam mesela. Hesaplama konusu ise yayınevinden yayınevine değişir ve genel geçer bir uygulaması yoktur. Ama genellikle her baskıdan belli bir yüzde alınır.


sonsuz:

%10-15 arası telif ödüyorlar genelde. Büyük yayınevleri peşin ödüyor, bir kısmı satış sonrası ödüyor. Bir kısmı da ödeyeceğiz deyip ödemiyor. Ama çok satan yazarsanız tabii size yapılan muamele başka oluyordur elbette.

cem:

Dediğim gibi değişen uygulamalar var. Genel geçer bir rakam yok o nedenle. Ama genellikle yüzde veriliyor senin de belirttiğin gibi. Eğer bir eser satmazsa yayıncı ödeme yapmakta, bence haklı nedenlerle, gönülsüz davranır. Fakat eğer eser satıyor ve ödeme yapılmıyorsa o art niyete girer.

 

 sonsuz:

(Muhabbet çok didaktik gidiyor, ama bu yazışmadan yararlanabilecek arkadaşlarımız olduğunu bildiğim için bu seferlik bizi affetsin her zamanki tarzımızı bilen okurlarımız.) Elimde dünya çapında olduğuna inandığım bir kitap var diyelim. Dünya çapında bir metin yazmış olmak, çok satanlar listelerine girmek için yeterli mi?

cem:

Hayır değil. Her ülkenin farklı okuyucu profili var. Bazen çok iyi bir kitap bizim ülkemizde satmaz. Örneğin ben, Arıların Gizli Yaşamı adında bir roman yayınladım. Neredeyse Da Vinci Şifresi kadar sattı yurtdışında ama bizde bir baskıyı bile tüketemedi.

Bu arada Türkiyede yazarlık iddiasında olan insanların büyük kısmı şiir yazıyor. İyiliğini ya da kötülüğünü tartışmam ama şiir pek popüler bir ürün değil bizde. Bu kadar çok şiir yazılan bir ülkede şiirin bu kadar az okunmasını ilginç bulmuşumdur hep. O nedenle şiir dosyaları genellikle çöpe giden dosyalar arasındadır yayınevlerinde. Şiir yazıp yayınlanmasını isteyen arkadaşlara duyurulur.


sonsuz:

derKi’ye de sürekli şiir veya manzumeler yollarlar. Bir ara, çok kısa bir süre, derKi yazarlarının şiirlerine yer verdik ama onu da kısa kestik ve bir daha şiir ve manzume yayınlamadık. Ama yağmur gibi şiir yağar. Ne yalan söylim, ben de okumadan reddederim. Memleketin yarısı şair.

cem:

Evet öyle. Duygusal bir milletiz. Bu nedenle başımızdaki belalar hiç eksik olmuyor.


sonsuz:

Bir yazar, yayınevinden neler beklemeli? Benim kendi tecrübelerime göre: kitabımın tasarımını adam gibi yapsın, dağıtımını ve tanıtımını iyi becersin, telifimi düzgün yatırsın. Tamamdır. Sen ne dersin?

cem:

Eh aslında tamamı bu kadar neredeyse. Bir de tabii editörün ne kadar duruma hakim olduğu ve sana müdahale edip etmediği de önemli. İyi bir çalışmada genellikle editörün müdahalesine gerek vardır ve kitabın basıma hazırlanması buu durumda öngörülen tarihten daha sonraki bir tarihe uzayabilir.

Ne yazık ki bizde yazarlar eserlerine müdahale edilmesinden pek hoşlanmazlar ki bence bu doğru bir şey değil. Elbette müdahaleden kastım eser konusunda eleştirici ve yönlendirici olmak anlamında yoksa onu editörün kafasına göre değiştirmesi anlamında değl. Dediğim gibi müdahaleyi sevmez yazarlarımız. Duygusal bir milletiz ne diyeyim.


sonsuz:

Benim ikinci kitabım tam bir erkek kitabıyken, editörler müdahelelerle kadın hedef kitlesine döndürmüşlerdi. Gerçi fena da olmamıştı da bir editör neden önemlidir anlamıştım. Bir de burnu büyük editör familyası vardır. Sen hevesle ilk kitabını yollarsın, adam bir iki göz atar, itin şeysine sokar çıkartır seni. Böylesinin de karşısına çıkıp “Bir zamanlar kapından kovduğun, fakir ama gururlu bir yazar vardı,” demek müstehak mıdır?

cem:

Müstahaktır. Nedenini şöyle söyleyeyim. Biz de önüne gelenin yazar olması gibi önüne gelenin editör olması gibi bir durum var ortalıkta. Tam bir kavram kargaşası yaşanıyor senin anlayacağın. :

Benim kitaptaki harf hatalarını düzelttireceğim bir adama editör muamelesi yapabiliyorlar bir başka yayınevinde. Elbette hak yememek için her editörün, iyi de olsa, her eser konusunda düzgün varsayımlarda bulunacağı düşünülemez. Tarihteki pek çok, çok satan eser yayınevleri tarafından uzun süre reddedilmiştir.

 

sonsuz:

İyi bir editör nasıldır senin anlayışına göre? Redaktörle, editör çok karıştırılıyor bizde.

cem:

Benim tanımım biraz sert editör konusunda ama yine de anlatayım. Bence editörün baskıdan sayfa tasarımına kadar işinin her alanına hakim olması lazım. Yani gerektiğinde bunların her birini kendi başına yapabilmeli ki karşınıdaki adamı tam anlayabilsin. Ayrıca ne istediğini, örneğin sayfa tasarımcısına doğru dille anlatabilsin. Yabancı dil bilmesi zorunlu değil ama bilmesi kesinlikle artı bir puandır. Bir editörün aynı zamanda iyi bir edebiyatçı olması ve en azından bir kitabının yayınlanmış olması da benim için önemlidir. Bu sayede ne dediğini bilecektir. Bütün bunlardan sonra gündemi bilen ve doğru gözlemleyebilen bir insan olmalı. Editörler yayınevinin felsefesini yaratabilirler ve bence felsefesi olmayan bir yayınevi yeterince iyi bir yayınevi değildir.

 

sonsuz:

Kitabı yeni çıkan yazanlar gazetelerin çok satanlar listelerine bakarlar ve kendilerini görmeyi hayal ederler. Ama %99 hayal gördükleriyle kalırlar. Çünkü o listelerin hazırlanmasında farklı doneler vardır. Mesela nelerdir?

cem:

Tam bilemiyorum açıkcası bunu ama farklı listeler olduğu kesin. Çok satanı hangi listeye göre belirliyoruz? Remzi’ye mi, Pandora’ya mı, Ideefixe’e mi, D&R’a mı yoksa hepsinin karışımına göre mi? Bu bile tam yeterli değil çünkü satış hacimleri farklı bütün bu marketlerin. Bu nedenle belki gerçek satış rakamlarına göre belirlemek lazım ama bu da çok zor. Yayınevlerinin tanıtım desteği, o yayınevinin hangi kitabın satılmasını istediğine bağlı olarak listeleri hazırlaması da etkili gibi geliyor bana. Yine de bir kitap şurada ya da burada listedeyse iyi satış yapma şansı var.

 

sonsuz:

Mesela kendi kitabını basan yayınevlerinde listelerinde kendi kitapları oluyor.

cem:

Olabilir belki ama o kadar farklı gruplar var ki… Haydi biri üzerinde etkin var diyelim diğerleri ne olacak? Yine de elbette her piyasadaki ilginçlikler gibi yayıncılık piyasasında da ilginçlikler yok değil. Satmaması gereken kitaplar satıyor baksana.

Okuyucu profilimiz de çok ilginç tabi ki. İngilterenin okuma hacmi bizim en azından 10 katımız ama yayınevi sayısı onda birimizden az. Bizde tam bir yayıncı enflasyonu var. Üstelik yayınevi birleşmeleri de yaşanmıyor. O kadar komik ki. Bence yayınevi birleşmeleri olması gerekiyor ama herkes en doğrusunu kendisinin bildiğine inandığı için böyle bir şey olmuyor. Tabii bandrol komedisi ve yayıncılığın diğer sorunlarını saymıyorum bile.

 sonsuz:

Biraz da yayınevi kurma heveslilerine deneyimlerini aktarsak. Direkt sorayım sorumu: Ben yayınevi kurmaya hevesliyim, köşede üç beş kuruş da param var. Hayalim de hep buydu zaten. Nerden başlayayım? Ya da başlayayım mı?

cem:

Başlama bence. Böyle olmaz bu iş. Bütün yeni yayıncılara da aynı şeyi söylüyorum. Dediğimi dinlemeyip ağlıyorlar sonra. Yani böyle bir şey nasıl olabilir Hasan. Senin yayıncılıkla uzaktan yakından ilgin yok ve yayıncı olmaya karar veriyorsun (sen ile seni kastetmiyorum). Bu yemek yemeyi çok severim diye iyi bir aşçı olacağına inanmak gibi bir şey. Eğer illa yayıncı olacaksan önce bu işi öğrenmeli bir yayınevinde pek çok bölümde çalışıp pişmelisin. Ya da iyi bir ekiple yapacaksın bu işi. Bu da yaklaşık 300 ila 500 bin liralık bir yatırım anlamına gelir. Bu rakamın daha azı ile konuyu tam bilmeyen bir insan yayıncı olmaya kalkışırsa bence çok şanslı olması gerekir çünkü batma ihtimali çok güçlüdür. Sana bunu matematiksel olarak hemen kanıtlayabilirim.

 

sonsuz:

Kanıtla hadi.

cem:

Tamam.

İlk olarak bir yayınevinde olması gereken minimum çalışan sayısına bakalım. Bu sayı en az 3 kişi olmalı. Yayıncı, satış sorumlusu ve redaktör/editör. Diyelim ki ben hem yayıncı hem editörüm o zaman en azından 2 kişi olacak. İşin diğer kısmını freelance yaptıracağım yani taşeron kullanacağım; ama yeni yayıncı bunu yapmaz genellikle maaşlı insan alır. İlk hata burada yapılır ama diyelim ki hatayı azalttı ve 3 adamla çalıştı. Bu adamların maliyeti sigortalar ve diğer harcamalar dahil en azından 4 ila 5 bin lira arasında olacak. Bu ilk maliyetin; bunu not et.

Ardından depolama maliyetleri ve çalışma alanı geliyor. Diyelim ki şanslısın ve deposu olan bir mekan buldun kendine. Maliyeti en azından 1500-2000 lira arası olacaktır sana. Bunu da not et.

Telefon ve elektrik gibi maliyetlerin için de 300-500 ytl koy.

Muhasebecine en az 500 ile 750 ytl vereceksin ayda; bunu da not et.

Şu ana kadar ne kadar oldu?

 

sonsuz:

Çok oldu.

cem:

6300 ile 8250 ytl arası. Gözden kaçırdığım başka rakamlar var ama hadi onları boşverelim. Bu senin her ay sabit giderin. Yani para kazansan da kazanmasan da bu rakamı harcayacaksın. Daha başındayız. Asıl facia birazdan gelecek. Hala sabrın varsa…

 

sonsuz:

Kitaplardan ne kazandığını öğrenme kısmı sanırım.

cem:

Şimdi diyelim ki çeviri eser yayınlayacaksın. Telif ajansı ile ortalama eser başına 1200-3000 ytl arasında anlaşacaksın. Yani kitap satsa da satmasa da vereceğin rakam bu. Üstüne telif ajansının hizmet bedelini ortalama 500 ytl olarak koy kitap başına. Çevrirmen var sırada. Kitap başına ortalama 1200-2500 ytl vereceksin çevirmenine satsa da satmasa da kitap. Ardından sayfa tasarımı ve redaksiyon var. Diyelim ki eleman kullanmadın maliyet kosmak için ve taşeron kullandın. Maliyeti 500-1000 YTL olacak sana kitap başına. Yine satsa da satmasa da kapak tasarımı 300 ile 1000 arası değişecek. Kitabının baskısı için kağıt dahil 3000 ile 7000 arası bir rakam harcayacaksın. Yine kitap satsa da satmasa da. Şimdi iş biraz daha çetrefilleşecek. 10 kitaptan ortalama 3 tanesi satar ve diğerleri genellikle bu 3 kitapla finanse edilir. Kitapta brüt karın %100’dür ortalama. Brüt diyorum çünkü henüz satıştan doğan vade farklarından ve vergiden bahsetmedik.

 

sonsuz:

Bir dakika stop! Nefes alalım yahu.

cem:

Evet? Eee dedim ya. Bunları bilmeden giriyorlar işin içine ve batıyorlar diye. Daha o kadar çok iş var ki hesaplanması gerekecek.

 

sonsuz:

Tamam devam et.

cem:

Kısaca şunu söyleyeyim. Eğer yeni yayıncıysan en azından 200 bin ytl maliyet yaratacaksın kendine ve bunu 4-6 ay içinde ödemek zorunda kalacaksın. Ama gelirin bu kadar olmayacak (çok şanslı değilsen tabii). Gerçek anlamda 100 liralık bir kitaptan en fazla 10-15 lira kazanabilirsin her tür hesabı doğru yapıyorsan. Bunu yukarı çeksen çeksen 25 e kadar çekersin ki kolay değil.

 sonsuz:

Bunu biraz açar mısın? 100 liralık kitapta kim ne kazanır?

cem:

Çünkü satmayan ama maliyetini üstlendiğin kitaplar ve işletme maliyetlerin olacak. 100 lira ise kitap kabaca 8 lirası KDVdir. 40 lirası (minimum) dağıtım ve kitapçı payıdır. 10 lirası telif ajansı. 6 lirası çevirmen. 15-25 liraya yakını baskı maliyetleri. 10-20 lirası da vergidir. Sana kalan paranın bir kısmı da enflasyon nedeniyle erir. Toplayalım bakalım. Böyle bakarsan neredeyse % 7-10’lara filan düşüyor karın. Yine de bası maliyetini düşürüyorsun, telif ajansı ile pazarlık yapıyorsun ve karını %10-15’e çıkarıyorsun. Ama bunun üzeri hayal.

Tabii birilerini kazıklamıyorsan ama bu durumda bile engelleyemediğin maliyetler duruyor. Senin anlayacağın bunları bilmeden ve bu tür durumlarda ne strateji geliştireceğin konusunda deneyimin olmadan yayıncılığa girersen ortada bir gerçek ki batarsın. Bu nedenle bilmiyorsan bu işi yapma derim. Çok istiyorsan git umut vaadeden ama küçük bir yayınevaine mesela benim yayınevim gibi bir yayınevine ortak ol. Bu daha akıllıca.

 

sonsuz:

Peki bunca tantananın ardında, bir yayınevi nasıl para kazanıyor? Sırrı ne? Mesela senin küçük bir yayınevin var, ama sonuçta bir şeyler kazanıyorsun. Kazanma eşiği nedir bu işte?

cem:

Ben yasal sınırlar içinde bütün olanaklarımı akıllıca kullanıyorum. İlk olarak yayıncılar, eğer işini düzgün yapıp vergi ödüyorlarsa benim gibi, vergi mevzuatındaki hatalar nedeniyle ödememeleri gereken bir sürü vergiyi ödüyorlar. Bundan kurtulmak için ilk olarak deponda biriken ama satmayan ürününü en düşük kar ile satmalısın. Dikkatini çekerim en fazla karla değil en düşük karla. Bu, maliyetini artırırır ve gerçek zararını devlete kanıtlamanı sağlar. Çünkü zarar ettiğin bir üründen kar edermiş gibi vergi vermemelisin.

Bir diğer konu maliyetlerin kısılması. Ama maliyet kısarken abartı kar yaratmamalısın. Çünkü bu kar gerçek kar değil aslında yalnızca kağıt üzerinde kar. En büyük nedeni ise vade farkları. Yani kitabımı satıyorum ama ödemesini ortalama 7 ay ile 12 ay sonra alıyorum dağıtım firmasından. Devlet kağıt üzerinde satış yaptığım anda benden vergi alıyor ama ben paramı 7 ay sonra aldığımda param %20 ile %60 arasında değer kaybediyor. Bunu da kanıtlayabilirim.

Bu nedenle de olması gerekenden daha karlı görünüyor ve vergi ödüyorum. Üstelik bütün vergilerimi ödedikten sonra yayıncı olarak karımı yayınevimden almaya kalktığımda devlet benden %20-30 civarında stopaj kesiyor. Yani vergilendirilmiş bir para ikinci kez vergilendiriliyor.

Gördüğün gibi Hasan bunlarla başa çıkıp kar edebilmek üstelik de dürüstlüğnü kaybetmemek için çok deneyimli olman gerekiyor. Yeni bir yayıncı bunları bilmiyor ve doğal olarak batıyor. Batmaması neredeyse mucize.

Yeterli mi bu kadar? Çünkü bu konu üzerine kitap bile yazacak kadar fazla şey biliyorum ama yine de dönem dönem ciddi maddi krizler yaşadığımız oluyor.

 

sonsuz:

Kısacası çok meşakkatli iş, biz kitapevlerinde pahalı kitapları görünce söyleniyoruz ama bu kadar pahalı olması boşuna değil.

cem:

Kitap pahalı değil ülkemizde kesinlikle. Kıyaslama yaparsan kolayca anlarsın. Ben Dharma yayınlarını yönettiğim yıllarda kitaplar pahalı diyen okuyucularımız için internet sitemizde gerçek karlarımızı hesaplayıp duyurmuştum. Hak vermişlerdi bana. Şunu çok net söyleyebilirim ama… Yeni yayıncının, eğer birikimi ve deneyimi yoksa, şansı da çok iyi değilse, başarısız olma ihtimali başarılı olma ihtimalinden yüksektir.

 

sonsuz:

Bir de dağıtımcı sorunu var değil mi? Kitapların adam gibi dağıtılması sorun. Keza kitapevlerinde bir kitabın raf ömrü de çok kısa. Gönderdiğiniz koliler gerisin geriye size gönderilebiliyor ve moraliniz sürünüyor tabii. Bir kitabın satması ve kitapçıların o kitabı talebi için ne gerekli?

cem:

Çok zor iş o. Dağıtım firmaları kendi yayınladıkları kitabı satmanın yayınevinden aldıkları kitabı satmaktan daha karlı olduğuna inanıp yayıncılık işine girdiler. Çoğu dağıtım firması artık asli işi olan dağıtıma ek olarak kitap basıyor.

Reklam eskiden işe yarıyordu ama günümüzde etkisi o kadar güçlü değil. Bu durumda her zaman söylediğim gibi bizim gibi küçük ölçekli yayınevlerine düşen tek çare, yayıncılıkta gerilla taktikleirne başvarmak. Ama bu da o kadar kolay değil çünkü artık elinde semaye olan graplar işin pek çok alanını ele geçirmiş durumdalar. Senin anlayacağın gerçekten kolay bir iş değil Hasan. Yine de olanaksız değil. Sadece yeterince deneyimli, yeterince zeki ve biraz da şanslı olmak gerekiyor o kadar.

 

sonsuz:

Peki tekrar yazarlara dönersek. Kitabının çıkmasını isteyen veya yakında çıkacak olan yazar adaylarına son olarak neler söylemek istersin?

cem:

Çok şey söyleyebilirim ama kısaca şunu söylmek istiyorum. Komplekslerinizden kurtulun. Dünya çapında bir şeyler yapmaya çalışın. Bence yapabilirsiniz. Kendinizi geliştirin ve yetenekleriniz konusunda gerçekçi olun. Kendini kandırmak bizim halkımızın çok iyi başardığı bir şey çünkü. İyi bir yazar olmak yıllar süren deneyimleri ve bir sürü başarısızlığı gerektiriyor çoğu zaman. Deneyimi önemseyin ama size deneyimi ile üstünlük taslamaya kalkanlara da aldırmayın. Kendi tarzınızı bulun mutlaka. Etkilenmek çok doğal ve bence gereklidir fakat zamanla kendi tarzınızı geliştirmelisiniz. Ve lütfen, lütfen, söyleyecek gerçekten iyi ve orijinal bir şeyiniz yoksa yazmaya kalkmayın. Olumlu eleştirileri dinlemeyin ama olumsuzları çok önemseyin. Bunlar öğrenmenizi sağlarlar… ve böyle sürer gider Hasan.

sonsuz:

En son olarak da bizlere kendi yayınevin olan Klan Yayınları’nın felsefe ve yayın politikasını anlatabilir misin? Ayrıca son zamanlarda neler çıktı ve neler çıkacak Klan’dan.

cem:

Klan yayınlarının felsefesi, her kitabımızın ilk sayfasında da anlatıldığı gibi, insanlara daha büyük bir yasanın ya da düzenin bilgisini vermek. İlk yayınevaim Dharma idi. O, büyük yasa idi. Ardından bıraktım Dharma’yı ve Klan’ı kurdum. Şimdi amacımız insanlara bu yasa ile nasıl uyumlu olacaklarını anlatmaya çalışmak. Ayrıca henüz bunun için bir girişimde bulunmamış olsam da zaman içinde okuyucularımızın bir arada bulunabilecekleri, internet üzerinde bir platform yaratmak istiyorum. Zamanla bu platform daha fiziksel bir mekana da taşınabilir belki. Bakalım. Zaman gösterecek. Yasa, benim onunla ilgili ne yapmamı istiyorsa öyle olacak.

Son çıkan kitaplarımız ise, “Yasak Tarih”, “Ruhun Gücü” ve her sene yayınladığımız “Burcunuz ve Siz”in 2009 yorumlarından oluşan kitabı.

 

sonsuz:

Önemli bilgilerin ve değerli yorumların için çok teşekkürler, umarız bu sohbet yazar ve yayınevi sahibi adayları için aydınlatıcı olmuştur.

Cem Şen

1968 yılında doğdu. 1981 yılında savaş sanatları eğitimi almaya başladı. 1987 yılında Zen Budizm’in Türkiye’deki temsilcisi olan İlhan Güngören ile tanıştı ve 1987-1990 yılları arasında Güngören’in asistanlığını yaptı. Bir yandan Güngören’i Zen çalışmalarında ve Tai Chi Ch’uan derslerinde destekleyen Cem Şen aynı zamanda Namık Ekin, Mustafa Aygün gibi eğitmenlerle savaş sanatları eğitimini sürdürdü. 1990 yılında ilk çeviri eseri yayınlandı. Aynı yıl çalışmalarını tümüyle Taocu çalışmalara yönlendirdi. Sırasıyla Mantak Chia, Master Wang, Master Wu, Eric Steven Yudelove gibi ustalardan eğitim alan Cem Şen aynı zamanda bu ustalardan farklı Taocu sistemleri öğretme yetkisi de aldı. Halen ustalar ile çalışmalarını ve dünyanın farklı yerlerinde bulunan yaşayan büyük bilgelerle iletişimini ve arayışlarını sürdürmektedir. 1991 yılında Dharma Yayınları’nı ve ardından 2003 yılında bu yayınevinden ayrılarak Klan Yayınları’nı kurmuş olan Cem Şen’in içlerinde “Enerjinin Dansı: T’ai Chi Ch’uan” ve “Dolmuşa Binme ve Dolmuştan İnme Sanatında Zen” adlı kitaplarının da bulunduğu 8 kitabı ve yaklaşık 40’a yakın çeviri eseri bulunmaktadır.