Size Mark Williams ve Danny Penman’ın Farkındalık kitabında geçen küçük bir hikaye anlatayım:
.
“Bir zamanlar küçük bir Yunan adasında yolculuk yapan bir gezgin, eşeğini yürütmeye çalışan bir delikanlıya rastladı. Delikanlı satacağı sebzeleri hayvanın sırtına yüklemişti ama eşeğin yürümeye hiç niyeti yoktu. Delikanlı giderek daha fazla sinirlendi ve önüne geçip yularına asılarak hayvana bağırmaya başladı. Eşek kesinlikle yerinden kımıldamıyordu.

Oğlanın büyükbabası araya girmese bu çekişme sürüp gidecekti. Dışarıdaki gürültüyü duyan adam evden çıktı ve bir bakışta neler olup bittiğini, eşek ile insan arasındaki haksız çekişmeyi anladı. Sakin bir şekilde yuları oğlanın elinden aldı. Gülümseyerek, ‘Hayvan böyle davrandığında yularını gevşekçe tutarak ona yakın dur ve gideceğin yöne doğru bak. Sonra da bekle,’ dedi.

Delikanlı, büyükbabasının dediğini yaptı ve birkaç saniye içinde eşek yürümeye başladı. Çocuk sevinçle güldü. Gezgin, hayvanın ve oğlanın keyifli bir şekilde yan yana ilerleyip köşeyi dönmelerini izledi.”
.
Hayatınızda kaç kez eşeğin yularına asılan bu delikanlı gibi davrandınız?

İşler istediğiniz gibi gitmediğinde daha fazla çaba gösterme ve gitmek istediğimiz yöne doğru ilerleme arzusuna kapılırız. Ama aynı yönde yol almak için uğraşmamız her zaman akıllıca olur mu? Yoksa öyküdeki yaşlı adamın önerisine uyup her şeyin yoluna girmesini beklemek ve önümüze çıkan fırsatları değerlendirmek için biraz duraklamalı mıyız?

Çoğumuz için bunu yapmak neredeyse büyük bir suçtur çünkü böyle bir hareket boyun eğme anlamına gelir. Oysa çoğu kez yapılacak en iyi şey budur. İnatçı eşeği andıran bir soruna gereğinden fazla eğilmek işleri daha da kötüleştirebilir. Bu durumda zihnimizin yaratıcı fikirler üretmesini engeller, sürekli kısır döngüler içinde dolanıp dururuz.

Bu ‘oldurma’ alışkanlığımızla nefes darlığı, anksiyete, kronik stres ve pek çok somatik rahatsızlığa davetiye çıkarırız. “Bir şeyi zorlamak akışın uyumundan çıktığınız ve bazı anahtar bilgilerden yoksun olduğunuza işarettir” demişti Penney Peirce Frekans kitabında.

Oysa bazen en akıllıca eylem durumu zorlamaktan ziyade, kabul ve teslimiyet ile arkanıza yaslanmak ve çözümlerin belirmesi için zihninizi birazcık dinlendirmekti. Elinizi kanatan o ipi artık bırakmak ya da akıntıya karşı çırpınmak yerine dalganın sizi taşıyacağı yere taşımasına izin vermekti.
.
Acı çekmekten ve çekeceğimiz acının uzun sürmesinden korktuğumuz için OL’ana direniyoruz. Peki ya sonuç acı verici olmazsa? Şems’in deyişiyle “Karşına çıkan değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. ‘Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.’ Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
.
“Kötü karar diye bir şey yoktur. Kötü kararlar için kendini suçlama. Karar almanın kendisi bir cesaret eylemidir. Ne olursa olsun bir yolu seçtin ve şimdi artık rahatla. Seçtiğin yolu taktir et ve gerginliğe düşmeden yürümeye devam et.” dememiş miydi Mistik Yol’da?
.
Bir günlüğüne de olsa tutunduğun, korktuğun ne varsa bırakmak için kendine izin verebilir misin? Ve hayatındaki dikkat dağıtıcı olumlu-olumsuzluklara takılmadan sadece yürümeye devam edebilir misin?