Bazı kitaplar iki, üç hatta daha fazla okunur 🙂 “Çoğu egonun birbirleriyle çelişen istekleri vardır. Farklı zamanlarda farklı şeyler isterler ya da ne istediklerini bilemeyebilirler. Huzursuzluk, gerginlik, can sıkıntısı, endişe, tatminsizlik, sürekli istemenin sonuçlarıdır. İstemek yapısaldır, dolayısıyla o zihinsel yapı yerinde kaldığı sürece, hiçbir şey kalıcı tatmin sağlayamaz… Kendilerini güzel görünümle, fiziksel güçle veya yetenekleriyle tanımlayanlar, o özellikler kaybolmaya başladığında acı çekerler ve gerçek şu ki bu tür özelliklerin hepsi er ya da geç kaybolacaktır. Yaşlanması, zayıflaması ve ölmesi kaçınılmaz olan fiziksel bedeni “ben” kavramıyla birleştirmek, er ya da geç acıya yol açar.” diyor Eckhart Tolle… ‘Ne okusam, mmm, ne okusamm’ diye kitaplığımın önünde dolanırken; kafamda bu kitap belirdi birden. “Yeniden okumalısın” şeklinde gelen rehberliği geri çeviremezdim elbette… 🙂 Çok sevdiğim yazarlardan, dünya çapında milyonlar satan “Şimdinin Gücü” kitabının yazarı sevgili Eckhart Tolle tekrar hoş geldi… ‘Var olmanın gücü’yle birkaç gün birlikte olacağım gibi görünüyor. Bu sefer daha çok düşünerek, özümseyerek, notlar alarak, itinayla okuyacağım. 🙂 Okuyan herkese şifa olsun ❤️

****

“Trajik bir kayıp yaşandığında, ya direnir ya da teslim olursunuz. Bazı insanlar derin bir kırgınlık yaşarlar; bazıları ise şefkatli, bilge ve sevgi dolu bir hale gelirler. Teslim olmak, olanları içtenlikle kabullenmek, kendinizi yaşama açmak demektir. Direnç, egonun sertleşen kabuğu, içsel büzülmesidir. Bu durumda kendinizi yaşama kapatırsınız. İçsel direnç durumunda yapacağınız her şey -buna olumsuzluk adını da veriyoruz- daha fazla dış direnç yaratacak ve evren sizin tarafınızda OLMAYACAKTIR; yaşam size yardım ETMEYECEKTİR.
Eğer panjurlarınızı kapatırsanız, güneş ışığı içeri giremez. Ama içtenlikle teslim olduğunuzda, yeni bir bilinç boyutu kendiliğinden açılıverir.” Eckhart Tolle – Var Olmanın Gücü

Şuan deneyimlemekte olduğunuz olaylar karşısında takındığınız tutum bir sonraki deneyiminizi etkileyecektir. Seçim bize kalmış. Direnerek, reddederek, suçlayarak olduğumuz yerde sayarız -ve doğal olarak daha çok reddedeceğimiz, suçlayacağımız olayları hayatımıza çekeriz- ya da kabule geçip, teslim olarak o olayı yaşamamıza sebep olan karmamızı şifalandırmak için kocaman bir adım atarız. Teslim olduğun, (100%) kabullenebildiğin bir yaşam dersini bir daha deneyimlemezsin.
Şimdi bir daha düşünelim… Bu durumu kabul edebilecek miyim? Yoksa yine reddedecek miyim? ❤️ Son olarak fotoğrafa dikkatli bakın 🙂 Merceğime takılmış gökkuşağı rengindeki güzel meleği göreceksiniz… 🌸👼🏼 Bu sabah göklerden mesaj var hepimize… ☺️💕🙏🏼

****

EGO VE ÜN
Tanıdığınız birinden söz etmek, başkalarının gözünde ‘önemli’ biriyle bağlantı kurarak egonun kendini güçlendirmeye çalışması için kullandığı bir yöntemdir. Bu dünyada ünlü olmanın sorunlarından biri, kimliğinizin bir kollektif imajın arkasında tamamen gözden kaybolmasıdır. Karşılaştığınız çoğu insan, sizinle bağlantı kurarak kimliğini -kendi kimliğiyle ilgili zihinsel imajını- güçlendirmek ister. Kendileri sizinle hiç ilgilenmediklerini, sadece kendi kurgu benlik duygularını güçlendirmeye çalıştıklarını fark etmeyebilirler. Sizin sayenizde daha fazlası olabileceklerine inanırlar. Sizin sayenizde kendilerini tamamlamaya çalışırlar.

Ünün fazlasıyla önemli olması, dünyamızdaki egosal çılgınlığın birçok ifadesinden sadece biridir. Bazı ünlüler de aynı hataya düşer ve kendilerini kolektif kurguyla tanımlarlar. Kitlelerin ve basının onlar için yarattığı imaja inanarak, kendilerini sıradan ölümlülerden üstün görmeye başlarlar. Sonuç olarak, hem kendilerine hem de başkalarına karşı giderek yabancılaşırlar, giderek daha mutsuz olurlar ve kendi popülerliklerine giderek daha çok dayanmaya başlarlar. Şişirilmiş imajlarıyla kendilerini beslemeye çalışan insanlarla sarılmış olduklarından, samimi ilişkiler kuramaz hale gelirler.
Neredeyse insanüstü olarak algılanan ve dünyada gelmiş geçmiş en ünlü insanlardan biri haline gelen Albert Einstein, kendini asla kolektif zihnin kendisi için yarattığı imajla tanımlamamış, tevazuunu korumayı başarmıştı. Hatta şöyle derdi: ‘İnsanların başarılarım ve yeteneklerimle ilgili düşündükleriyle, gerçekte kim olduğum ve neler yapabildiğim arasında muazzam bir çelişki var.’ Ünlü birinin başkalarıyla samimi ilişkiler kuramamasının nedeni budur. Samimi bir ilişkide ego yoktur. Samimi bir ilişkide, karşınızdaki kişiyle açık, ilgili, samimi bir paylaşım vardır. Bu paylaşılan Varlık olarak adlandırılabilir ve her gerçek ilişkide mutlaka bulunmak zorundadır. Ego daima bir şey ister ve eğer karşısındakinden alabileceği bir şey olmadığına inanırsa, tamamen ilgisiz kalır: Sizi umursamaz. Dolayısıyla, egosal ilişkilerin üç baskın durumu vardır: İstek, çarpık istek (öfke, kırgınlık, suçlama, şikayet etme) ve ilgisizlik.
Eckhart Tolle