“Bir an için kendinizi Evren’in uzak köşelerinden yeryüzüne yeni inmiş bir ziyaretçi olarak hayâl edin. Geride bırakıp geldiğiniz âlemlerin anılarını hafızanızda tekrar canlandırırsanız, şu an içinde bulunduğunuz bu küçük gezegenin sakinleri tarafından fazlaca bilinmeyen ender bilgilere sahip olursunuz: Varoluşun gizemine dair çok daha geniş bir bakış açısı ve daha kapsamlı bir anlayış. İşin aslı şu ki, siz sadece bu maddi dünyanın bir vatandaşı değil, tüm âlem ve gerçeklik katmanlarıyla Evren’in bir vatandaşısınız. Belki de bu dünyanın kendine has ortamını deneyimlemek için dünyaya gelmeye karar verdiniz. Ya da, belki sizi bu dünyaya gelmeye heveslendiren şey, özellikle burada bir iz bırakmak veya insanlığın içinde bulunduğu şartları iyileştirmekti. Ne var ki, bu tür görevleri yerine getirebilmeniz için ebeveyn ve atalarımızın dokusundan oluşmuş bedensel bir kalıba bürünmemiz gerekiyordu ve ebeveynlerimizi de zaten bedenlenebilmek için siz seçmiştiniz. Zaman geçtikçe, içinde bulunduğunuz bu yeni fiziksel ve toplumsal ortama iyice uydunuz – çok çalıştınız, âşık oldunuz, arkadaşlıklar geliştirdiniz, aile kurdunuz ve dünyayı dolaştınız. Ne var ki, zaman geçtikçe de asıl çıkış noktanız, yani ilk yuvanızın hatıraları yavaş yavaş sönükleşmeye başladı ve sonunda da tamamen ortadan kayboldu.
.
Bir süre buradaki hayatınız yumuşak şekilde akıp gidiyordu; mutluydunuz. Ama belli bir zaman sonra ciddi bir bunalım, kişisel bir isyan, içsel bir ayaklanma ile karşı karşıya geldiniz… Ve artık hayat, o bildiğinizi zannettiğiniz şey olmaktan çıkmaya başladı. Kendinizi rahatsız, huzursuz hissetmeye başladınız. İçinde bulunduğunuz hayat şartları sizi sıkmaya başladı ve siz özgürlüğün hasretini duymaya başladınız. Tam adını bile koyamadığınız bir şeyin özlemini iyiden iyiye çekerken, gökteki yıldızlara bakmaya başladınız. Aynı şekilde yakınlık hissetmeye başladınız. Gökyüzünün derinliklerinde ve doğanın güzelliğinde sizin bir parçanız olan ama unuttuğunuz bir şeyi yeniden keşfettiniz.

Hayret ve hayranlık duyguları içinde hakikatin doğası ile ilgili kendinizle bir söyleşime girdiniz ve tüm güzelliğin, acının ve yaratılış gizeminin kaynağını sorgulamaya başladınız. Sanki yüzeyin hemen arkasında yatan muhteşem bir şey gizliydi -ancak cevaplara tam olarak ulaşamıyordunuz; sizden hep kaçıyorlar, algınızın sınırlarının hep biraz ötesine kayıyorlardı.
.
Sonra birdenbire, yıllar süren arayışların ardından, tüm geçmiş varoluşunuzun hâtıraları, bir uyanış anında âdeta şimşek çakarcasına size geri geldi. Katmanlarca çamur ve toprağın altında saklı kalmış değerli bir kalıntının yeniden bulunup gün yüzüne çıkartılması gibi, siz de bilinçaltınızın derinliklerinde gömülü kalmış gerçek benliğinizi, gerçek kimliğinizi yeniden keşfettiniz. Bir kez daha dünyevi kimliğinizin dar konumu yerine tümel/kozmik benliğinizin son derece geniş görüş açısıyla görebilmeye başladınız. Sanki gözlerinizdeki perdeler kalkmıştı; asıl gerçeği -Evren’in ihtişamını- insanların Tanrı diye isimlendirdikleri Tek Varlık’ı gizleyen yaratılış peçesini delip geçebilen x-ışını misâli bir zekâya sahiptiniz. Asıl mucize şuydu ki, siz uyandıkça Evren de uyanıyordu. Atomların dansından galaksilerin devinimine, bir çiçeğin açışından hayat karşısında öz saygısını yitirmiş insanların mücadelesine kadar bütün Kâinat, aynı çağrı ile yankılanıyordu -‘Uyan!’ Bedeniniz, kişiliğiniz, sahip olduğunuz ilişkiler ve sorumluluklarınız değişmemiş olsa da, artık bu olguları nasıl deneyimlediğiniz çarpıcı bir şekilde değişmişti: Sizin farkındalığınız, Tanrı’nın fiziksel dünyaya bakarken kullandığı bir mercek olmuştu; siz de Tanrı’nın gördüğü gözler olmuştunuz. Sizin bakışınız İlahi bakış olmuştu.” Pir Vilayet

****

“Hayattan elde ettiğimiz her şey, eninde sonunda Evren’in evrimsel sürecine katkıda bulunur. Dolayısıyla hiçbir şey kaybolmaz, hiçbir şey anlamsız değildir: Hepsi de Evren’in bilinçli, ruhsal, evrimsel sürecinin bir parçsıdır.” Pir Vilayet – Uyanış
.
Bize nasıl hissettiren kitaplar için ‘başucu kitabı’ tanımını kullanırız?
Ben kendi tanımımı yapayım: Okuduktan sonra iyi ve derin hissettiğim, beni geliştiren, düşündüren, büyüten, öğreten, unuttuğum potansiyelimi hatırlatan, sindiremediklerimi sindirten, kabul edemediklerimi kabul etmeme yardımcı olan, bakış açımı genişleten, göremediğimi gördürten, ışıldayan, ışık saçan, sorularımı cevaplayan, bitse dahi geri dönüp ara ara okumak isteyeceğim, ihtiyacı olan herkesin okusun isteyeceğim, her zaman yakınımda olsun isteyeceğim kitaplardır başucu kitapları… İşte, tasavvuf alanında bu tanımın birebir karşılığını okudum ben Pir Vilayetin cümlelerinde.
.
‘Uyanış’ sen ne güzeldin öyle….
.
Tasavvuf ve sufilik hakkında daha önce okumamış olanların da rahatlıkla okuyacağı, dili anlaşılır, kullandığı mecazların çarpıcı olduğu, sufilerin kullandığı birçok arınma tekniğinin şehir hayatında yaşayanların da kolaylıkla uygulayabileceği şekilde anlatıldığı eşsiz bir eserdir kendileri.
.
Aynı zamanda: Tasavvuf nedir? Ne değildir? Sufiler, dervişler, erenler kimdir? Ne yaparlar? Bu yolda hangi mertebelerden geçerler? Bu mertebelerde neler olur? Neler deneyimlerler? Uyguladıkları ritüeller nelerdir? Dünya görüşleri nedir?… Sorularına ve daha fazlasına da cevaptır.
.
Hiç tasavvuf bilmeyen biri rahatlıkla okuyabilir mi? Kesinlikle evet. Zaten tasavvuf okumaya başlamak isteyenlerden öyle çok soru geliyordu ki, artık hem onlara hem de ‘başucu kitabı nedir?’ sorusuna verilecek tek ve yeterli bir cevabım var: ‘Pir Vilayet – Uyanış’

****

“Bilincimizi günlük hayatın kısıtlayıcılığının üstüne çıkarmanın yolu, daha yüksek bir değere sahip olduğuna inandıklarımızı daha çok önemseyip onlara öncelik vermektir.” Pir Vilayet – Uyanış
.
Maddi değerler ve günlük telaşlarımız dışında, sizin için daha yüksek değere sahip olduğuna inandığınız şeyler nelerdir?

****

Kâinatın tüm bilgisi bir kitaba nasıl sığmış?
.
.
.
Bir kitabı anlatmaya bazen kelimeler yetmez. Uyanış öyle bir kitap ki gözümde, bu derin kuyuya kitap demek bile ondaki derinliği azımsamak olur gibi geliyor.
O halde ben susayım, kitaptan not aldığım satırlar konuşsun. Belki onlar anlatır benim anlatamadıklarımı…
.
.
.
“…Hayatın mânasını kavrayabilen, kendi hayatının da gayesini anlar. İmkansız kelimesi, sadece dar bir çerçeveye sıkışmış olan bir akla anlamlı gelir; Yaradan’ı ve yaratılışı kavrayabilene ise kabul edilebilecek tek kavram, her şeyin imkan dahilinde olduğudur.
.
…Eğer siz ruhun karanlık gecesinden geçiyorsanız, hatırlayın ki bunun nedeni kendi ışığınızın farkında olmamanızdır.
.
…Diğerlerinin zarar görmesi pahasına sadece kendi ilerleyişimizin peşine düşmüşsek, asla olmak için yaratıldığımız o güzel varlık haline gelemeyiz.
.
…İnsanların içinde acı yüzünden engellenmiş olasılıkların ve yeteneklerin özgürleşmesini ve hareketlenmesini sağlayan sihirli değnek, olağanüstü bir şekilde kalbin anlayışıdır.
.
…Siz sadece bu maddi dünyanın bir vatandaşı değil, tüm alem ve gerçeklik katmanlarıyla Evren’in bir vatandaşısınız.
.
…Kendi içimizde ortaya çıkmış Evreni keşfetmek daha önce kabul edemediğimiz kendi varlığımızın güzelliğini kabul etmemizi sağlar ve saklı kalan güçlerimizin ortaya çıkmasına neden olur.
.
…Bir insan kendi karakterini ne kadar değiştirmek isterse istesin, gerçek anlamda değişimi sağlayan şey hayatın anlamlılığına dair edinilen içgörülerin etkisidir.
.
…Bilincimizi günlük hayatın kısıtlayıcılığının üstüne çıkarmanın yolu, daha yüksek bir değere sahip olduğuna inandıklarınızı daha çok önemseyip onlara öncelik vermektir.
.
…Hayattan elde ettiğiniz her şey, eninde sonunda Evren’in evrimsel sürecine katkıda bulunur. Dolayısıyla hiçbir şey kaybolmaz, hiçbir şey anlamsız değildir: Hepsi Evren’in bilinçli, ruhsal, evrimsel sürecinin bir parçasıdır.
.
…Kişinin Kutsal boyutunu unutması ve sonra yeniden anımsaması üzerine kurgulanmış bu yaşam, insanlığa neredeyse gerçekten acılarla dolu gibi görünen ruhsal bir oyundur….” Pir Vilayet – Uyanış
.
Okuyana şifa olsun…