“Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde yemyeşil kırların olduğu bir köyde bir sürü yaşarmış. Sürü geceleri hep beraber ağılda kalır, gündüz de çoban onları yeşil kırlara otlamaya götürürmüş. Bu sürüden hiç kimse ayrılmayıp gitmeyi düşünmezmiş, büyüklerinin onlara kurtlarla ilgili anlattığı korkutucu hikayelere inanırlarmış. Bu yaşam şekli evvelden beri böyle gelmiş ezele de böyle gidecekmiş gibi görünürmüş, ataları elbette herkesten daha iyi bilirmiş. Bir gün ilkbaharda bir kuzu doğmuş, bu kuzu diğerleri gibi düşünmüyormuş, hep gittikleri çayırların ötesinde ne var merak ediyormuş, yemyeşil görünen ormanı, ovayı, ilerde görünen nehri ve dağları merak ediyormuş. Kuzu büyüdükçe merakı da artmaya başlamış, git gide kabına sığamaz olmuş, artık önceleri sadece tatlı bir hayal olan bu düşünceyi ciddi ciddi düşünmeye başlamış.
.
Biraz daha büyüyünce bir gün çoban uyurken ve diğer koyunlar otlamakla meşgulken, sürüden uzağa yürümeye başlamış, elbette içinde bir korku da varmış, sonuçta bilinmeyen bir şeye doğru gidiyormuş. Bir an durmuş daha fazla gitmeden geri dönmeyi düşünmüş, ama merakı ve macera hissi, her gün aynı geçen yaşam, yaşamının diğer koyunlar gibi olmasını istememesi ağır basmış, nasıl bir yaşamı olacağına dair hiçbir fikri yokmuş, sürüde kalmak çok güvenli ve rahatmış, orada nasıl bir yaşamı olacağını az çok tahmin edebiliyormuş. O gün bulduğu otların çokluğu, azlığı ya da tazeliği, her gün otlamaya götürülürken yürüdükleri yolda kendi merakınca görecekleri, diğer koyunlarla ilişkileri, çobanın onlara nasıl davranacağı, hastalanıp hastalanmayacağı, ne zaman kesileceği gibi bazı farklar olsa da diğerlerininkine çok benzer bir yaşam süreceği açıkmış. İleriye doğru gitmenin ise hiçbir güvencesi yokmuş, neler olacağına dair en ufak bir fikri bile yokmuş, belki de çok fazla tehlikelerle, zorluklarla dolu bir yol olacakmış, belki kurtlarla ilgili hikayeler gerçek çıkacakmış, belki de ömrü çok kısa olacakmış.

Öte yanda ise çok bilindik, aynı şeyleri içeren güvenli bir yaşam varmış, tüm bunları son bir kez daha düşünmüş, derin bir nefes almış ve o anda aslında geri dönmesinin imkansız olduğunu anlamış, sürüde kalmak ve yaşamak için doğmadığı hissi içinde o kadar güçlüymüş ki, derin bir nefesl almış ve yürümeye devam etmiş…” Ekin Duman – Sürüden Ayrılanı Kurt Kapmaz
.
Sürü bilincinde yaşayan insan gücünü teslim etmeyi, her durumda kurtarıcı beklemeyi, sorumluluğu başkalarına atmayı çok sever. Yaşamının sorumluluğunu almak ve onu yönlendirmek yerine, olaylara bilinçsiz tepkiler vererek ya da vermeyerek yaşar. Oyun içinde bir figüran gibidir. Kendisine biçilen rolü oynamaya çalışır. GENEL ÇOĞUNLUĞUN DOĞRULARINI KENDİSİNE EDİNİR.
.
…’Toplubilincin üzerinizdeki etkilerini fark etmek ve kişiliğinizi, siz sandığınız kimliği bırakmakla başlayan bir keşif yolculuğudur bu.’ yazıyor kitabın arka kapağında. Yani tasavvufta HİÇliğe davettir bu. Kendime sık sık sormayı adet edindiğim soruların da temelidir bu cümleler. ‘Acaba bu gerçekten benim kararım mı? Yoksa sürü psikolojisinin etkisinde bir karar mı veriyorum? Kendimi başkalarına kanıtlama derdinde miyim? Bu yaptığım gerçekten sadece kendim için mi? Yoksa bana biçilen rolü mü oynamaya çalışıyorum? Bu benim gerçekten istediğim bir şey mi?’ gibi…
.
Emin olun ‘en’ kendize ait sandığınız kararların temelinde bile sürü psikolojisi etkisi vardır. Taa ki kendinizi gözlemleyip, üzerinizde çalışıp, kararlarınızın temelini oluşturan dış etkenlerin (toplumun, ailenin, eşlerin, arkadaşların beklentileri) farkına varana kadar piyon olarak hayatınza devam edersiniz.
.
Bu kitap size biçilen rollerden nasıl sıyrılacağınız konusunda farkındalık kazandıran ve yol haritası çizen bir rehber. (Kitaba giriş kısmı bu kadar uzun olduysa 🙈 kitabı okurken paylaşacağım pasajların ne denli çok ve uzun olacağını şimdiden tahmin edebiliyorum. )
.
Galiba yine çok şahane bir kitapla buluştu ellerim. ☺️ Bu kadar uzun bir araya da böyle bir rehber yakışırdı zaten.
.
Şifa ile…

****

“Beden her şeyi kendisi yapar, sadece insanlar onun kendisiyle bir bütün olduğunu ve bedenin kendisini iyileştirme gücü olduğunu unutmuştur. Genellikle bedenimize sanki sırlarını bizim bilmediğimiz, sadece bunun eğitimini alan tıp ya da bilim insanlarının bildiği bir bilinmezmiş gibi davranma eğilimi vardır.” Ekin Duman – Sürüden Ayrılanı Kurt Kapmaz
.
Bu liste bu kadar kısa mı? Enerji terapistleri, şifacı olduğunu iddia edenler, (listeyi çok uzatırım da ben her bu konuya değindiğimde bu uygulayıcı ya da şifacılar tarafından saldırıya uğrarım. Kısa-öz 🙂 daha neler neler…. Çözümü hep dışarda arıyoruz… Tanrının yarattığı, kendi ruhundan üflediği, ‘seni suretimde yarattım’ dediği, biz tanrısal varlıkların şifa için kendi dışında başka birine ihtiyacı olması gerçekten mantıklı mı? 😊
Şifa için başkasına giden tanrısal varlık? Bu nasıl iş?
Şifa, kalpten gelen temiz bir niyet, ya da derin bir nefes kadar kolay olabilecekken hep karmaşık çözümler, dolambaçlı terapiler, meditasyon teknikleri, enerji yöntemleri vb arıyoruz. Çözümün bir niyet kadar kolay olabileceğine inanamıyor zihnimiz.
.
Bazı durumlarda öyle yere düşeriz ki gerçekten uzman yardımı almamız gerekebilir. (yatak döşek yatan birine ‘güç içinde’ demek anlamsız olabilir. 🙂 Aslında bu da bahane değil. Komada ölmek üzere olan hastaların bile sayısız iyileşme hikayesi var. -self healing stories diye google da aratabilirsiniz-)
Benim lafım ihtiyacı olmadığı ve bilinç olarak hazır olduğu halde, kendi gücünü kullanmak yerine hala terapist, enerjici, şifacı kapısı tıklatanlara ve bu yöntemleri şifa için ‘tek çözüm’müş gibi kişilere pazarlayanlaradır.😊 (Genelde de her şifacı kendi uyguladığı yöntemin en iyisi olduğunu iddia eder.)
.
.
.
Kitaba geri dönersek 🙈 Ekin Duman, her türlü sorun için kitapta öyle basit yöntemler sunmuş ki hepsine ba-yıl-dım. Hatta araya şu notu da iliştirmiş: “Genellikle çok basit çalışma araçlarımız varken biz onları önemsemiyor ve hem uzun hem de daha karmaşık yollara başvurma eğilimi gösterebiliyoruz.” Kesinlikle öyle… 💙
.
Benim için dönüşüm bu eğilimimi fark ettiğim zaman başladı… Ve yaşadığım asıl mucizeler bu farkındalıkla hayatıma girdi… 💙
Şifa ile…

****

“Geçmişiniz ister şaşalı olsun, ister şu anda pek de hoşunuza giden şeyler yapmış olmayın, her şekilde geçmişe tutunmak sizin şimdi gerçekten kim olduğunuzu deneyimlemenize sınırlama getirecektir.
.
Biliyorsunuz daha önce tanımsız olmak dedik, kimliği-kişiliği bırakmak dedik geçmişe tutunduğunuz sürece bu mümkün olmaz.
.
Yaşamdaki kişiliğiniz sizin sadece çok küçük bir parçanız. Siz ona tutunarak şimdi şu anı tüm güzel potansiyelleriyle yaşamayı engelliyor olabilirsiniz.
.
Geçmişinize tutunmayın, hep şimdi anı rehberiniz olsun, yarın bilmeniz gereken bir şeyi şimdi bilmeye çalışmayın, bu insanların muazzam yorgunluğunun temellerini oluşturmaktadır.
.
Yarının enerjisi, koşulları, imkanlarıyla çok kolay bir şekilde bileceğiniz bir konuyu, henüz yarının koşulları oluşmadan bugünden bilmeye çalışırsanız sonuç alamazsınız. Onu yaşamaya ve yarın olduğunda bilmeye izin vermeniz gerekir.” Ekin Duman – Sürüden Ayrılanı Kurt Kapaz
.
‘Geçmiş işlerin üzüntüsünü çekmek, kalmış işlerin tedbirini düşünmek ömrün bereketini giderir’ diye çok sevdiğim bir sufi sözü vardı. Sanırım bu alıntının altı, onu bırakabileceğim en uygun yer. ❤️
.
.
.
‘İyi de sanki ben özellikle mi istiyorum geçmişi düşünmeyi ya da gelecek için endişe etmeyi? Bir an oluyor ve elimde olmadan kendimi geçmişi düşünürken buluyorum. İstemeden oluyor ve bunu nasıl dönüştüreceğim bilmiyorum.’ Siz An’da kalma pratiği (meditasyon, nefes, yoga, farkındalık çalışmaları vb) yaptıkça zihninizin geçmişe ya da geleceğe gitme eğilimi azalacaktır. Siz zihninizi terbiye etmek için hiçbir şey yapmadığınız gibi, böyle major dönüşümlerin de kendiliğinden olmasını bekliyorsunuz.
.
Önce siz adım atın, hediyeleri gelecektir. ❤️

****

“Her şey yolunda olsaydı ve her şeyin sizin hayallerinizin bile ötesinde mükemmel bir şekilde işleyeceğini şu anda bilseydiniz, oradan oraya koşturur muydunuz?
.
…Yeni bilinçte hiçbir zaman bütün yol ışıklanıp da önünüze belirmez, yolu hep güvenle yürümeniz gerekir. Bir uçurum geçmeniz gerekiyorsa, onu mutlaka geçersiniz ve bu belki de hiç en başta düşündüğünüz gibi olmayabilir. Siz belki bir köprüye ihtiyacınız olduğunu düşünürken, sizi karşıya güvenle geçirecek başka bir araç karşınıza çıkabilir. Bu nedenle uçurumu gördüğünüzde, eğer köprü belirmiyorsa, ısrarla köprü için beklemeyin, çevrenize bakının, orada sizi karşıya geçirecek diğer aracınızı göreceksiniz.” Ekin Duman – Sürüden Ayrılanı Kurt Kapmaz
.
Karşıya geçmek istediği zaman ille de bir köprü olması gerektiğine inanıyorsa zihniniz yanında duran helikopteri fark etmeyecektir. Ola ki fark ettti; köprü yerine helikopteri görünce sinirlenecektir. Karşıya köprü ile günlerce yürüyerek geçecekken daha hızlı ve konforlu bir geçiş yapması için gelen helikopteri ‘bilinmeyen’ olarak nitelendirdiği için memnun olmayacaktır. Bu ille de ‘….. şirketinde, …. pozisyonunda çalışmak istiyorum’ , ‘Ayşe ile Mehmet ile evlenmek istiyorum’ , ‘… işim hallolsunda oradan ihtiyacım olan para gelsin’ demek ve kaynakları kısıtlamakla aynı şeydir. Kabulde olma, gelene açık olmak demek köprüyü göremediğinde motivasyonun düşmesi yerine ‘beni en hızlı ve kolay şekilde karşıya geçirecek olan aracı görmeye niyet ediyorum’ demek ve helikopteri gördüğünde onun çağrısına en uygun cevap olduğunu bilmek ve bu güvenle yola devam etmektir.
.
Bence bizi engelleyen en büyük yanılgımız, sınırsız güce çağrıda bulunduğumuzda (belki de şöyle demeli: sınırsız güç ile bağlantıda olan parçamıza -her şeyi bilen yanımıza-), çağrımıza gelen cevap istediğimiz gibi olmadığında memnun olmamamız. Madem çağrınıza gelen cevaba güvenmeyeceksiniz o halde neden O’ndan yardım istiyor çağrıda bulunuyorsunuz? Kendisine güvenmeyen, çağrıda bulunanlara verdiği cevabı beğenmeyen kişilerin samimiyetine ne kadar inanır o yüce güç? Ya da size yolladığı cevaba güvenmeyeceğiniz bir sisteme neden çağrıda bulunuyorsunuz?

Geleni kabul ederek ve güven duymaya başlayarak sistem ile olan ilişkinizi derinleştirmeye başladığınızda, yaratım gücünüz artacağı gibi en yüksek potansiyelinize ulaşma yolunda da emin adımlarla ilerliyor olacaksınız…
.
Kitaba gelirsek; tek kelime ile şahaneydi. 👌🏼(Özellikle ‘Neden Dünyadasınız?’ başlıklı bölümden itibaren kitap çok derinleşiyor. O bölüme kadar sabırlı olup okumaya devam edin) Yorumlarla süsleyip kitabın ısrarla üzerinde durduğu basit ve yalın çizgiyi baltalamayacağım. Bence yaptığım alıntılar ve story’de paylaştığım sayfalar içinizdeki fişeği ateşlemeye yeterli olacaktır. 🙏🏼
.
Şifa ile… ☺️💙