Mevlâna, Mesnevî’nin birinci cildine yazdığı önsözde der ki: “Mesnevî, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sabahlardan daha nûrlu bir sûrette parlar. Hakîkati arayan gönüller için cennettir. Mesnevî’nin pınarları var, dalları var, budakları var, bu pınarlardan bir tanesine ‘Selsebîl’ derler. Burası makâm sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, neşelenirler, ferahlanırlar…
…Şüphe yok ki Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır…
Hüzünleri giderir…
…Huyları güzelleştirir.
Gönülleri temiz insanlardan hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâde yoktur.”
.
Hangi çeviriyi okuyalım? Çok zorlanır mıyım? Okurken anlar mıyım? Çeviriler arasında çok fark var mı? vb. mesnevî için gelen sorulara toplu bir cevap olsun bu post. ☺️👇🏼
.
Benim elimde iki adet Mesnevî tercümesi var. İlk okuduğum, Süleyman Nahîfî’nin çevirdiği ve Âmil Çelebioğlu’nun sadeleştirdiği, tam mesnevî metnini içeren Timaş Yayınları’nın Mesnevî’si.
.
Açık olmak gerekirse, bu gibi tam metni içeren Mesnevî tercümelerini anlamak kolay olmayabiliyor. Mevlanâ, değinmek istediği konuları anlatırken (bazıları sembolik olan) hikayelerden çok faydalanmıştır. Bazı hikayelerin içinde değindiği farklı konuları da başka hikayelerle anlattığından, ilk hikayeyi sonuca bağlayana kadar bir sürü hikayeler serisi okuyor ve başını unutabiliyorsunuz. Esas konu kaçabiliyor. Okuyana dağınık bir görüntü sunabiliyor.
.
Aslında Mesnevî’nin bu şekilde yazılmasında da bir hikmet bulunmaktadır. Ancak o zamanın düşünce yapısı ve kavrayışındaki derinlik ile şu an ki durumumuz arasında uçurumsal bir fark olduğundan beyitleri anlamakta ve hissetmekte ne yazıkki zorlanıyoruz.

Bu kısmı Şefik Can’ın Ötüken Yayınları’ndan çıkan ve konularına göre düzenlenerek basılan tercümesi için yazdığı önsözden alıntı yapmak istiyorum: “ Bugünün insanının hayat şartları ile yedi asır öncesinin insanı arasında elbette çok fark vardır. Bu atom devri insanı maddi imkanlar elde etmiş, zenginleşmiş, adeta makineleşmiş, kendini bir çok hususlarda rahata kavuşturmuştur. Fakat mânâ yönünden fakir düşmüştür. Eski insanın sabrını, ilim aşkını, mânevi gücünü kaybetmiştir. Çünkü bitmez, tükenmez ihtiyaçlarının ve sonsuz isteklerinin esiri olarak çırpınıp durmakta ve dolayısıyla hayatı kendine zehir etmektedir. Böyle bir insan okumak için fazla bir zaman ayırmadığı gibi, uzayıp giden, birbirine karışan hikayeler içinde sabrı tükenmektedir. Aslında Mesnevî, bir hikaye kitabı da değildir. Mesnevî, hakikatler kitabı, irfan kitabıdır.”
.
Sabırsız doğamız, zayıflayan manevi gücümüz Mesnevî gibi ilmi derin kitapları anlamamızı zorlaştırıyor. Sayfalar arasında kayboluyoruz, içselleştiremeyip, ardındaki sembolik manâları görmekte zorlanabiliyoruz.
.
Konu çok dağılmadan toparlayayım. Bu zorluğu fark eden Şefik Can, Mesnevî’yi tercüme ederken konularına göre ayırmış, pek çok dipnot ve açıklamalarla net olmayan kısımlara açıklık getirmiş. Emeği sonucu daha anlaşılır ve okunası bir tercüme çıkmış ortaya. Ben çok sevdim. Beğendim.
.
Mesnevi okumak isteyenlere naçizane tavsiyem; Ötüken Yayınları’nından çıkan Şefik Can’ın 6 ciltlik Mesnevi Tercümesi ile tasavvuf yolculuklarına başlayabilirler. İsteyenler, daha sonra orjinal metine sadık kalınarak çevrilmiş tam metni içeren başka bir Mesnevî çevirisi de okuyabilirler. Ben Timaş Yayınları’nın Mesnevî’sini tekrar okuyarak öyle yapacağım. ☺️💙
.
Okuyana şifa olsun.