“Narsistlik ihtiyaçların insanı yönetmeye başlaması, insanı yapaylaştırır, kişiyi bir fotoğrafa benzetmeye başlar. İnsanlar giderek en etkileyici, en beğenilen, en dikkat çekici fotoğrafı oluşturmaya çabalar ve bir fotoğraf haline gelirler. Birçok insanın hayattaki en önemli amacı en iyi görüntüyü, imajı yakalamak olur. Bunun sonucunda insanın hakikiliğinde büyük bir azalma olur. Kişi yüzeyselleşir, duygu ve his dünyası fakirleşir, hiçbir şey hissedemez hale gelir, dürtüsel hayatı biter. Bu duruma gelen bir insanın herhangi bir insanı ve kendini sevebilmesi imkansızdır. Bu durumdaki bir kişi kendini bir şeylerle meşgul ederek veya uyuşturucuya, alkole sığınarak can sıkıntısı ve boşluk duygusundan kaçınmaya çalışır. Bir markaya veya bir oyuncağa aşırı narsistik yatırım yapmak, bu kadar büyük bir boşluğa düşmeden yaşamanın bir yoludur. Kişi, değil bir insanı, bir kediyi, köpeği bile sevemiyor ama oyuncağını sevebiliyor durumdadır.

Böylece kişi, hayatında kendisi için çok önemli olan bir bağlanma nesnesi oluşturmuş, onu hayatının merkezine almış ve ona tutunmuş olur. Bu yolla kendince hayatını anlamlandırır. İnsanlar, ne düzeyde olursa olsun, ruhsal enerjilerini bir başka varlığa ya da nesneye bağlamadan, bir anlam üretmeden yaşayamazlar.” Erdoğan Çalak – Küresel Sistemde İnsan Kalmak
.
Uyuşturucu denince aklınıza gelen, kişinin içinde bulunduğu, ruhsal doğasıyla olan bağlantısını yitirmesinden kaynaklanan ‘anlamsızlığın’ üstünü örtmek için sığındığı kimyasallar mıdır? Kişinin yeterli kazancı olmamasına rağmen, ihtiyacı olmayan şeyleri almaya olan eğilimi, sadece ‘marka’ olmasından dolayı ederinden çok fazla olan şeylere para ödemeye gönüllü olması, sağlığına zararlı olduğunu bildiği halde tükettiği yiyecekler ancak uyuşturulmuş bir zihnin yapacağı alışkanlıklar değil midir? (Bu hafta bu kitaptan bol bol alıntı yapacağım. Hatta şimdiden bu kitabı gördüğünüz yerde alın derim. Yarattığı farkındalık anlamında, bu sene okuduğum en iyi kitaplardan… 😊 Herkese mutlu haftalar…)

****

“Can sıkıntısı; sanıldığı gibi, ne yapacağını bilmeden boş boş oturmaktan daha öte bir duygudur. Can sıkıntısının arka planında boşluk ve anlamsızlık duyguları yatar, insanın bir anlam oluşturacak, ilişki kuracak ruhsal enerjisi yoktur. Can sıkıntısı, hayatı ruhsal yapımızın ihtiyaçlarına uygun biçimde yaşayamadığımızı, anlamlı hale getiremediğimizi, içinde yaşadığımız dünyamızı sevemediğimizi gösterir. İnsan ilişkilerindeki bağlılığın azalmasının, insanların artık birbirlerine ruhsal yatırım yapmadan yaşamaya çalışmasının ilk önemli sonucu can sıkıntısı olacaktır. O zaman ilk refleks, bilgisayar oyunlarına ve oyuncaklara {ev, araba, eşya, kıyafet, ‘kendinden kaçarcasına’ bir eyleme (sürekli çalışmak, seyahat etmek, spor yapmak, dizi/film izlemek… vb) ya da bir hobiye tutunmak vb.} yönelmek olmaktadır.
Başkalarını sevmekten ve onlarla beraber bir şeyler oluşturmaktan vazgeçmek, hayatın amacını; ‘istediklerini elde etme’ye dönüştürür. Fakat bir süre sonra isteklerin elde edilmesinin bir anlam oluşturmadığı da görülür. İsteklerin elde edilmesi insanı mutlu etseydi bütün krallar, zenginler ve köle sahipleri mutlu olurlardı. Tarih böyle bir bilgi içermez, çoğu zaman tersi doğrudur…”
Erdoğan Çalak – Kürsel Sistemde İnsan Kalmak
.
.
Can sıkıntısı öz doğamızla olan bağımızın incelmesiyle, sevme kapasitemizin azalmasıyla, ruhsal doğamızdan uzaklaşmamızla ortaya çıkar. Bu, bizim yaşam enerjimizi çalar… Geçici tatmin duygusuyla kendini oyalayan, huzursuz, anlamsız, amaçsız, benmerkezci, robotlaşmış hayatlar yaşar oluruz…
.
Can sıkıntısının yarattığı boşluk hissi çağımızın en büyük salgın hastalığıdır. Tedavisi ise öz farkındalık geliştirmek, ruhsal doğamızın daha çok farkında olmaya gönüllü olmak, duygusal benliğimizle bağ kurmak, baktığımız her yerde ve her ilişkimizde hem kendimize hem de çevremize karşı duyduğumuz sevgiyi, şefkati daha da çoğaltmaktır. Yazarın kitapta sıkça dediği gibi; küresel sistemde İNSAN kalabilmek, -her ne kadar sistem tarafından tersi telkin edilse de- ‘SEVGİ AHLAKI’ geliştirmekle mümkündür. Sevgi ve şefkat, insan ruhunu besleyen en yüce duygulardır…
.
Sen kendini ne ile beslemeyi seçiyorsun?

****

“Sevme kapasitesi olan kişi kendine kurduğu dünya içerisinde ihtiyaçlarına duyarlılık gösterir. Bu durumda kişi beslenmesine özen gösteriyor, bulunduğu ortamı sağlığına uygun bir halde tutabiliyorsa, sağlıklı ve huzurlu bir var oluş gerçekleştirebiliyorsa üretken olur, can sıkıntısı yaşamaz.
.
İnsanın kendisine gösterdiği itina ile oluşturduğu bu yaşam kalitesi iyi bir annelik aldığını gösterir. İyi bir ev tutarak, o evi pahalı eşyalar ile donatarak dışarıdan leziz yemekler ısmarlayarak sözünü ettiğim huzurlu yaşam kalitesi oluşmaz. Halbuki küresel sistem insanlara büyük bir netlikle “para her sorunu çözer,” mesajını veriyor.

Aslında para ile adı ev de olsa, araba da olsa, cep telefonu da olsa sadece oyuncak alınır ve çok oyuncağı olan çocuklar mutlu olmazlar. Hiç oyuncakları olmasa da hayatlarında sevgi olan çocuklar mutludur.
.
… İçimizdeki çocuğun bilincinde oyuncaklara duyduğu ilgi ve onlara sahip olma arzusu yatar. Kişinin içindeki çocuksu tataf ağırlık taşıyorsa, bu durumda kişi kendini denetleyemez ve doğru idare edemez; harcamaları gelirini aşar, borçlanmaya başlar. Anlaşılacağı gibi, dünya ekonomik sistemi ‘insanın içindeki çocuk tarafın idareyi ele almasından çok faydalanır. Kişi bundan hem maddi hem de manevi olarak zarar görür.

Maddi zarar, mutlu olmayı oyuncaklarını yenilemekte ve artırmakta arayarak kişinin kaynaklarını tüketmesi ve hatta borçlanması ile oluşur. Alışveriş sonrası kısa bir süre içinde hissettiği sevinç geçecek, sahip olduğu yeni oyuncağın onu mutlu etmediğini anlayacak veya borçları için kaygılanmaya başlayacak ya da yeni oyuncakların peşine düşecektir.

Manevi zarar ise, kişinin kendisi üzerinde oluşturduğu ‘kendini doğru idare etme, imkanlarına göre yaşama’ disiplininin kaybolmasından kaynaklanır. Bu durumda insan bir çocuğa dönüşerek erişkin vasfını kaybetmiş olur. Erişkin tarafı, yürüttüğü eş ve ebeveyn ilişkilerini yürütemez hale gelir.

Bu durum, dünya ekonomik sisteminin insanların karakterinde çocuklaşma eğilimi yaratmasına ve çocuksu kıskançlık ve hasedi kaşımasına bir örnektir.” Erdoğan Çalak – Kürsel Sistemde İnsan Kalmak

****

“Para sahibi olmak insanı daha değerli yapar!
Birçok insan üzerinde düşünmeden buna inanır. Madem para değerlidir, ona sahip olan da değerli olur gibi bir sonuç oluşmaktadır. Birçok insanın olduğundan daha zengin görünmeye çalıştığını gözleriz. Bu insanlar, zengin olmamak ya da bir malı almaya parasının yetişmemesi ayıp bir şeymiş gibi davranırlar. Marka mallara düşkünlük, bir malın pahalı olanını tercih etmek gibi mantıksız görünen tutumlar, paranın insanı daha değerli yaptığı (alt) inancından kaynaklanıyor.

Paranın insanı daha değerli yaptığı inancının bir uzantısı da ‘tüketebilmek iyi bir şeydir, bizi daha değerli yapar’ (alt) inancıdır. Dünya ekonomik sisteminin insanlarda, aslında olmayan, yapay yeni ihtiyaçlar oluşturmayı becermesinde en önemli dayanak noktası, tüketmeyi olumlu bir tutum olarak tanımlayabilmesidir…
.
…Ekonomik sistem, devamlılığını sağlayabilmek için ürettiği malı elinde para olan birilerine satabilmelidir; bu birilerine tüketici deniyor. Parası olmayanlar ise tüketici değil.

Tüketiciler, ihtiyaçları olsa da olmasa da satın almalıdır ki küresel ekonomik sistem yürüsün. Bu yüzden yapay lezzetler yaratılır, bu lezzetleri tüketmek üstünlük olarak tanımlanır, piyasaya çıkan ürünler sıklıkla yeniden makyajlanıp, süslenip daha gelişkin modeller olarak yeniden piyasaya çıkarılır. Ekonomik sistem, aynı malın çok az farklısını insanlara bazen büyük paralara yeniden satabilmektedir. Bazen bir insan, kullandığı bir cep telefonunun aslında eskisi ile aynı işi yapan bir ileri modelini alabilmek için günlerce kuyruklara girerek, borçlanarak, bütün bir ay çalışarak kazandığı parayı vererek almaya çalışabilmektedir. Bu akıl dışı durum, küresel ekonomik sistemin tüketimi körükleyebilmek için nasıl bir psikolojik ortam yaratabildiğini anlamamız konusında iyi bir örnektir. Küresel ekonomik sistemin ayakta kalabilmek adına, tüketicileri tüketmeye hazır tutmak için kullandığı yollar insanlığın geleceği için büyük tehlike oluşturuyor.” Erdoğan Çalak – Küresel Sistemde İnsan Kalmak

İnziva sürecinde okuduğum kitapların sonuncusu, psikiyatr Erdoğan Çalak’ın kaleme aldığı ‘Küresel Sistemde İnsan Kalmak’ oldu.
İçinde bulunduğumuz küresel sistem, ahlaki yozlaşma, algı oyunları psikolojinin bakış açısından az, öz ve anlaşılır ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Kitaptaki anlatımlar belki ilk kez karşılaştığım bakış açıları değildi ama hayata dair savunduğum gerçekleri, derlenip bir kitapta toplanmış olarak görmek ve okumak beni çok memnun etti.
.
“Kendini düşün” “Anı yaşa” telkinlerinin yanlış anlaşılması halinde kişinin içine düşebileceği durumları değerlendirdiği kısımda kendisine katılmadığım bölümler olsa da kitabı genel itibariyle dikkat çektiği konular ve ifade ediş üslubuyla çok ama çok beğendim. Aslında ‘anı yaşa’ ve ‘kendini sev’ telkinlerinin arkasında çok büyük bir bilgelik yatmakta.
‘Her şeyi boş ver, sorumluluklarını sallama ya da bencil ol’ demek olmadığını söylemem gerekir. Tabi böyle bir şeymiş gibi algılayıp, mesajı bu şekilde ileten yazarlar, kişisel gelişim kitapları ya da eğitmenler de yok değil. Konumuz bu değil o yüzden çok uzatmayacağım. 😊
.
Tüketim alışkanlıklarımıza yapılan manüplasyonu anlattığı satırların yanı sıra, aile kurma ve özellikle çocuk sahibi olma konularına getirdiği yorumlar zihnimdekilerin kağıda dökülmüş hali adeta. Hassas konular olduğu için alıntılarımı özellikle tüketim konusunda yaptım ama siz aile ve çocuk-ebeveyn konusunu özenle okuyun. Kendisini ‘2019 EN’ listesine düşünmeden alıyorum. Hatta “Küçük Prens” kitabından sonra sevdiklerime en çok armağan edeceğim, her tip okuyucuya hitap edebilmesi nedeniyle de okunması konusunda tüm sevdiklerime ısrar edeceğim ikinci kitap olacaktır.
.
Bu kitabı okuyup beğenenlerin, Thich Nhat Hanh’ın ‘Bizim Dünyamız’ kitabını da okuma listesine almalarını öneriyorum.
.
Şifa dolu, farkındalık dolu bir kitaptı. Şimdilik ‘yılın kitabı’ diyorum kendisine.
Bana güvenin…
Okuyun, okutturun…