Küçük Prens koleksiyonum her geçen gün biraz daha büyüyor… 🙂 Can Yayınları’nın çıkardığı çevirisini Cemal Süreyya ve Tomris Uyar’ın yaptığı bu versiyonu kitaplığımda olmazsa olmazdı. Bende görür görmez sepete attım tabii ki… ☺️ Küçük Prens’in hala çocuk kitabı olduğunu düşünenler olabileceği ihtimalini düşünerek biraz bu kitaptan bahsetmek istiyorum. Küçük Prens, bence gelmiş geçmiş en iyi en sade en öz kişisel gelişim, spiritüel, kuantum ve diğer tüm ezoterik alanları kapsayan az ama öz mükemmel bir kitap. Küçük bir çocuğun saflığında dünyayı görmek istemez misiniz? Bu küçük sarı saçlı çocukla nasıl kendi sınırlı (aslında sınırsız olan ama düşüncelerimizle, inançlarımızla sınırladığımız) dünyanızda kaybolduğunuzu anlıyor, bir çok şeyle yüzleşiyorsunuz. Yolda koşa koşa, kafanızda binbir sorun ve soruyla işe giderken, yanından geçtiğiniz gül bahçesini farketmenize yardım edecektir bu kitap… Anlamlı olduğunu düşündüğünüz şeylerin aslında o kadar anlamlı olmadığını görecek, size önemsiz gelen aslında mutluluğun anahtarı olan o minik detayları keşfedeceksiniz. Bana göre bu minik kitap öyle derin manalar içeriyor ki, her okuduğumda farklı şeyler buluyor öğreniyorum… Tekrar tekrar kendimi ve hayatı sevmeyi hatırlıyor; gözlerimle değil yüreğimle bakmayı öğreniyorum… Farklı bilinç seviyelerinde olanlar farklı şeyler görecek, farklı şeylerle yüzleşecek farklı derinliklere inecekler Küçük Prens’le… En yakın arkadaşım… Yoldaşım… Küçük Prens… Derinliğinde kaybolmanız dileğiyle… 👓📚 “İnsan herkesten sadece ‘verebileceklerini’ istemeli…” , “Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Ama böylesi daha iyi. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Hepsi dostun olacak.”

****

Büyükler rakamlara bayılırlar. Diyelim, yeni arkadaşınızdan söz ettiniz; asla işin özünü merak etmezler. Örneğin, “Sesinin tonu nasıl? Hangi oyunları seviyor? Kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar asla. Onun yerine, “Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?” derler. Onu ancak bu şekilde tanıyacaklarını sanırlar. Büyüklere, “Kırmızı tuğlalı bir ev gördüm. Pencerelerinde sardunyalar, çatısında güvercinler vardı…” derseniz eğer, bu evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara denilmesi gereken şudur: “Milyonluk ev gördüm.” İşte o zaman “Ah ne kadar güzel!” derler size.