“Bir sabah güvercini uzun uzun ve boğuk öttü…
Dağlar bu ötüşü alıp defalarca yankıladı, uzaklara taşıdı; öyle ki bu sesin ne kadar dağ ve çukurdan geçeceğini merak edersiniz…
Sonunda uzaklarda kayboldu gitti, artık bir sesten çok bir anıya benziyordu…”

Forrest Carter – Küçük Ağaç’ın Eğitimi

****

”Büyükanne herkesin iki aklı olduğunu söyledi. Akıllardan biri bedenin yaşaması için gerekli olan şeylerle ilgiliydi. Bedene gerekli olan barınak, yiyecek ve benzeri şeyleri nasıl bulabileceğini düşünmek için bu aklı kullanmak gerekirdi. Eşleşmek ve çocuk sahibi olmak için de bu aklı kullanmak gerektiğini söyledi. Bu aklı taşıyabildiğimiz kadar taşımamız gerektiğini söyledi. Ama bu tür şeylerle hiç mi hiç ilgisi olmayan başka bir aklımız daha varmış. Dedi ki bu ruh aklıymış.
.
Büyükanne, beden aklını açgözlü ya da hırslı olmak için kullanır, onunla her zaman insanları kandırır ve onlardan nasıl maddi çıkar sağlayacağını düşünürsem ruh aklını bir cevizden daha büyük olmayan bir boyuta düşüreceğimi söyledi.
.
Büyükanne dedi ki beden öldüğü zaman, beden aklı da onunla birlikte ölürmüş. Bütün yaşamını bu şekilde geçirirsen başka her şey öldüğü zaman ruh aklı yaşadığından, bir ceviz büyüklüğüne düşürülmüş akılla kalırmışsın. Sonra da ‘Yeniden doğduğun zaman -doğmak zorunda olduğun için- hiçbir şeyi anlamayan bir ceviz akılla doğarsın,’ dedi.
.
Sonra, ‘Beden aklı her şeyi ele geçirirse, ruh aklı bir fındık büyüklüğüne küçülebilir ve ortadan kaybolabilir. Böyle bir durumda ruhunu tümüyle kaybedersin. Böylece ölü insan olursun,’ dedi.
.
Büyükanne, ölü insanı kolayca tanıyabileceğini söyledi. ‘Ölü insanlar…’ dedi, ‘Bir kötü insana baktığın zaman pislikten başka bir şey görmezsin. Onlar öteki insanlara baktığı zaman kötüden başka bir şey görmezler. Ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler.İşte onlar yürüyen kötü insanlardır.’
.
Büyükanne dedi ki: ‘Ruh aklı bütün diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Böyle olabilmesinin tek yolu onu anlamak için kullanmaktır. Ama beden aklına açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar ona kapıyı açamazsın. Açtığın zaman anlayış gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı o kadar büyür.’
.
‘Doğal olarak…’ dedi, ‘Anlayış ile sevgi aynı şeydir; insanların anlamadıkları şeyi severmiş gibi görünmeye çalışarak çok fazla arka plana atmalarının dışında. Ki bu da yapılamaz.’

Bütün her şeyi anlamak için çalışmaya başlayacağımı hemencik görüyordum; bir ceviz ruhuna kimse sahip olmayı istemezdi çünkü…’’ Forrest Carter – Küçük Ağaç’ın Eğitimi
.
Anlatım çok güzel değil mi? Annesi ve babasını kaybeden 5 yaşındaki bir miniği büyükannesi ve büyükbabası yetiştirir. Dağlardaki evlerine getirdikleri Küçük Ağaç (adı bu) hem doğadan hem de büyükannesi ve büyükbabasının anlattığı hikayelerden sevgiyi, dürüstlüğü, duyarlılığı, samimiyeti, anlayışı öğrenir… Hem öğrenir, hem de bir çok erdemi unutmuş olan bizlere hatırlatır, öğretir…
.
Çocukların o masum, saf bakış açıları çok lirik… Çok güzel…💙

*****

Okurken biraz hüzünlendim, çokça düşündüm, bol bol güldüm. Çok ama çok sevdim. Kitaptan paylaşmak istediğim öyle çok cümle öyle çok paragraf vardı ki, tam paylaşmak üzere not alıyorum bir sonraki sayfada daha güzel cümleler okuyorum. Sonra onları yazmaya başlıyorum bir bakmışım arka sayfa başka bir güzel farkındalık sunuyor. İlk kez kitaptan ne paylaşacağıma karar veremedim. Hikayeleri cümleleri paragrafları bölmek kitabın bütününe haksızlık yapacakmışım gibi hissettirdi. Kitabı komple alıntı yapmak mümkün olsaydı ya da bana kattıklarını ve hissettirdiklerini kapsül şekline getirip size sunabilseydim ne güzel olurdu…O zaman bu kitabın ne kadar değerli bir eser olduğunu daha iyi anlardınız. Tabi bu mümkün olmadığına göre bunu anlamanın geriye tek bir yolu kalıyor, o da vakit ayırıp bu kitabı okumak.
.
Kitap, aslında bir Çeroki (Kızılderili) olan yazarın kendi hikayesini anlattığı otobiyografik bir roman. Hikaye olayları yaşadığı zamanki anlayışla, duygulu, saf ve sevgi dolu bir dille yazılmış. Kitapta 5 yaşında hem yetim hem de öksüz kalan ve dağlarda büyükbaba ve büyükannesi ile yaşamaya başlayan Küçük Ağaç ile tanışıyorsunuz. Hikaye, zaten hayran olduğum Kızılderili bilgeliğini, doğanın, yaratılmış her zerrenin kutsal olduğunu ve bir amacı bulunduğu inancını ince ince işliyor ve kalbin tam ortasına oturuyor. Kendini her şeyden üstün gören, ağaçları, nehirleri, toprağı, hayvanları anlamayan, tüketmeye ve yok etmeye programlanmış biz Beyaz Adamların (onlar şehirlileri böyle adlandırıyorlar) dünyasına balyoz gibi iniyor. Küçük Ağaç, büyükannesinden gözle görünmeyen dünyayı yani metafizik konularını, büyükbabasından ise her şeye saygı duymayı, dürüstlüğü, sevgiyi ve mutlu-huzurlu bir yaşam için ihtiyacımız olan diğer tüm erdemleri öğreniyor. O öğreniyor, öğrenirken bize öğretiyor. Unuttuğumuz değerleri tekrar tekrar hatırlatıyor. Bazı yerleri okurken içinde bulunduğum sistemden, bir parçası olmak için ruhumuzu sattığımız toplum yapımızdan utanmadım değil.

Okurken Don Miguel Ruiz’in Güney Amerika antik çağ yerlileri olan Toltek’lerin kültürünü ve bilgelik hikayelerini anlattığı kitaplarını tekrar okuyormuşum gibi hissettim. Ya da Küçük Prens çölde gezerken bir Kızılderili kabileye rastlamış da onlarla kaldığı süre boyunca öğrendiklerini bize altarıyormuş gibi oldu… Çok etkilendim… Çok beğendim…
.
Yorum biraz uzun oldu ama bitirmeden önce Buket Öktülmüş’ün Varlık Dergisi’nde yayınlanan kitap yorumundan alıntı yapmak istediğim bir bölüm var. Okurken çok hoşuma gitti paylaşmak istedim. ‘Dünya Kızılderililerin evi gibidir. Açıkhavada, dağlarda dolaşır, korkusuzdur. Kaygılı nevrotik, yabancılaşmış değil. Beyaz Adam’ın canlı olan her şeyden korktuğunu anlar. Bir şiirde dile getirir bunu: Korkuyorlar/ dünyadan korkuyorlar / yok ediyorlar korktuklarını / kendilerinden korkuyorlar / keşfedeceklerinden korkuyorlar / insan haklarından korkacaklar / öldürüyorlar ne ise korktuklarını.
.
Bu korku ona yabancıdır. Çünkü sınırlı değil, kuşatıcı düşünür varlığını. Şu şiirde olduğu gibi: Sona ermiyorum / kolumda ayağımda, derimde, / uzanıyorum sürekli dışarıya / tüm mekânın ve zamanın içerisinde / sesimle ve düşüncelerimle / çünkü ruhum evrendir.
.
Doğayla, yaratılışla uyum içinde olmayı öğrenir Küçük Ağaç. Esenliği deneyimler. Çünkü, esenlik, insanın insana ve doğaya duyguyla bağlı olması demektir, ayrılıktan, bölünmüşlükten, kopukluktan, yabancılaşmadan kendini kurtarıp varolan her şeyle bir olduğunu bir yaşantı durumuna getirmek demektir.’
.
Okuyana şifa olsun ❤️