“Ne tuhaf! Bizi yarı yolda bırakanlar, susuz bırakanlar ve kanımızı dökenler bizim başımıza gelenleri seyredenler şimdi bizim ardımızdan bize ağıt yakıyorlar.
Peki, bizi kimler öldürdü?”
.
Tüylerimi diken diken etti… Kaç zamandır okumaya çekildiğim bir konuydu. Hakkında pek bir fikrim yoktu ama fazlaca merakım vardı. Bilmeden okumadan da ahkam kesmek huyum olmadığından bu olayı daha iyi anlayabilmem için en uygun kaynakla yolumun kesişmesine niyet etmiştim. Hangi kaynak, hangi kitap diye aranırken ‘yeni çıkanlar’ rafında göz göze gelmemle bunun benim için doğru kaynak olduğunu hissetmiştim zaten. Sinan Yağmur, Mevlana ile Şems’i anlattığı ‘Aşkın Gözyaşları’ serisi ile tanıştığım ve biyografik romanlarını çok beğendiğim bir yazar. Konuyu elbette başka kaynaklardan da okuyacağım ama başlangıç için bundan daha uygun bir eser düşünemiyorum. Biyografik romanlar, tarihi sıkılmadan ve en rahat şekilde okuduğum tür sanırım.☺️
.
Kitabı okumadan önce, hikayenin derinliğini ve hüznünü bildiğim için, kitap bittiğinde pek de iyi hissetmeyeceğimi biliyordum. Midemde bir yumrukla oturuyorum şu an. Kerbela içimi alev alev yaptı.
.
Okudukça, hâlâ Hüseyinlerin, Yezidlerin dünyasında yaşamaya devam ettiğimizi gördüm her satırda… Zaman ilerlemiş ama karakterler ve olaylar hala aynı… Ne acı…
.
“Ey Hüseyin! Sanma ki, senden sonra durum değişti. Bugün de ‘Allahüekber’ diye tetiğe basan ‘Allahüekber’ diye namaza duranın kanını akıtıyor, tıpkı Yezid gibi Besmele çekerek. Cinayetlerinin mazereti cinayetlerinden daha vahim: ‘Biz onları Allah için öldürdük.’ ”
.
“İman tarihinde Hüseyin aynasından bakılmadıkça Yezidlerin hal ve gidişatları ‘Bak ya, daha ne istersiniz zalim diye nitelendirdiğiniz adam konuşmalarında Allah diyor, meydanlarda bedava Kur’an dağıtıyor,’ diye nice söz perdeleri kapanır durur.
.
Yezidleşenlere karşı suya sabuna dokunmamayı ‘takva sahibi’ olarak görenlere sorarsanız sahabe de kayıtsız bir teslimiyet içinde olmuşlardı. Evet, söz konusu vahiy olduğunda teslimiyet vardı; ancak vahiy çiğneniyorsa susmak şeytanlık sayılırdı.” Sinan Yağmur
.
Bugüne dahi uygun ne muhteşem cümleler….

Bilmeyen olur diye özetle not düşeyim: Muaviye ve Hz. Ali halifelik konusunda anlaşmazlığa düşmüşler. Muaviye türlü hileler ile Hz. Ali’ye karşı açtığı savaşı kazanmış ve Halife olmuştur. Ancak; Muaviye, halife seçilmesine rağmen, halk tarafından çok sevilen Hz. Ali’nin varlığından rahatsız olur ve kendisini tehlike olarak gördüğü için Hz. Ali’yi öldürtür. Zaman geçip ölüm sırası Muaviye’ye geldiğinde de halife olarak oğlu Yezid’i atar. Hz. Ali’nin oğlu, aynı zamanda Hz. Muhammed’in torunu olan Hz. Hüseyin halifeliğin babadan oğula geçecek şekilde saltanata dönüşmesine karşı çıkar. Ancak Yezid bu konuda Hz. Hüseyin’e destek verebilecek tüm kavimleri kendi tarafına çekmek için pek çok yol dener. ‘Allah’ ismini, ‘Kur’an ayetlerini’ saltanatını sürdürebilmek, davasını haklı gösterebilmek için propagandalarında kullanır. Saltanatı için; hırsını din maskesine bürür. Ve bu konuda döneminin zamanında Peygambere destek olmuş önemli isimlerinden bile destek görür. Ve Kerbela’da Hz. Hüseyin’i ve ehl-i beyt diye tabir edilen peygamberin birinci dereceden akrabalarını akıl almayacak türlü işkencelerle öldürür.
.
Benzer çelişkinin günümüzde de şekil değiştirerek devam ettiğini görmek ne kadar acı. İnanç uğruna?!? katledilen onca insan….
Kudretine inandığın bir gücün yarattığı başka bir varlığı öldürmeyi kendine hak görmek? Bunu da inandığın o yüce güç için yaptığını düşünmek ve davanı haklı görmek?
Bu konuda da çok şey yazarım ama düşüncelerim bu seferlik bana kalsın. Yorumuma kitap arka kapağındaki birkaç cümle ile son vermek istiyorum. Okuyana şifa olsun. 🖤
.
“Zulüm gücü elinde bulunduranın yaratılanlara haksızlık etme hakkını kendinde görmesidir. Alnı secdeye değip de yüreği adalete değmeyenlere inat, dilinden zikir düşmeyip de eliyle saltanat kuranlara rağmen Muhammedi duruş gösterip mazlumların sesi, güvenci olmanın yiğitlik meydanıdır Kerbela. Bugün Kerbela’yı doğru okuyamadığımız meseleyi bir halifelik ısrarı diye anladığımız için imanımız kısır kalmıştır. Allah’a kullukta ‘sloganca bir aşkımız’ var ama ‘şuurumuz’ yok….”

Din uğruna ehl-i beyti katleden bir bilinç yapısının, Sivas’ta ya da savaş meydanlarında din uğruna öldürmeyi hak görmesi normal değil mi? Peki din bu mu?
.
Dini doğru anladığımız, görünenin, bize sunulanın ötesine bakmaya gönüllü olduğumuz, okuduğumuz, araltırdığımız, öğrendiklerimizi paylaştığımız günlerimiz çok olsun…..
.
Tam da gününe nasıl güzel denk geldi… İçim acıyarak okudum. Ama iyi ki okudum…. 🖤