Sadece var olduğum için koşulsuz olarak sevildiğimi fark ettim. Aslında koşulsuz kelimesi bile gereksiz çünkü sevmek yapısı gereği koşulsuzdur.” Anita Moorjani
.
Sevgi ya vardır ya yoktur…
Bizim o ‘koşullu sevgi’ dediğimiz şey sevgi’nin bir çeşidi değildir. Çünkü o sevgi değildir.
İçinde koşul olan şey sevgi olamaz.
O şey; bağımlılık, alışkanlık ya da başka bir şeydir. Bu sebeple koşulsuz sevgi kavramı da gereksizdir. Çünkü Anita’nın dediği gibi ‘sevgi yapısı gereği koşulsuzdur.

****

“Aslında Danny (Anita’nın kocası) ile benim diğer çiftlerden daha akıllı veya sevgi dolu olduğumuza inanmıyorum. Sadece etrafa bakınca pek çok insanın ilişkisini ayakta tutmak için çok fazla zorlandığını görüyorum. Hatta sevgisini sunmakta cömert olanlar bile bunu yaşıyor. Şahsi fikrim, bu sorunun temelinde kendini sevme eksikliği veya sevilmeye layık olmadığını hissetmek yatıyor.
.
Hak etmediğimizi hissettiğimizde sevgiyi alamayız, böylece kendimizden verir verir ve en sonunda kururuz. Sonra da etrafımızdakilerden bunca zaman verdiklerimizi geri vermelerini ve bizi ayağa tekrar kaldırmalarını isteriz. Bu sevgi ve ilgi olmayınca o insanlara ihtiyacımız olduğunda bizimle olmadıkları için gücenmeye başlarız. Biz hep yanlarında olduk, peki neden onlar da yanımızda olmuyor diye düşünürüz. İşlevsiz ilişkişler bu şekilde şekilleniyor.” Anita Moorjani – Dünyadaki Cennet

****

“Pek çoğumuz zihinlerimizle analiz ederek karar vermeyi öğrendik, her bir kararımızın artı ve eksilerinin listesini yaptıktan sonra en çok artısı olan alternatifi seçiyoruz.
Önemli olan şu ki bir şeyi seçsen bile onu yaparken nasıl hissedeceksin? Kalbin şakıyacak mı? Arzularına yetecek mi? Yoksa gerginlik mi verecek, dört gözle beklemekten ziyade bitmesini mi bekleyeceksin?” Anita Moorjani – Dünyadaki Cennet
.
Bir karar almadan önce ‘Bu gerçekten BENim istediğim bir şey mi? Yoksa çevresel, toplumsal beklentiler zihnimi bu kararı almaya, o şeyi yapmanın benim için en iyisi olacağına mı beni ikna etti? Başkalarının hayatla ilgili beklentilerini kendi isteklerim sanıyor olabilir miyim?’ sorularını sormayı alışkanlık haline getirmeyi deneyelim mi?
Tabii, bu soruları sorduktan sonra hoşunuza gitmeyen cevaplara da hazırlıklı olmalısınız. ☺Vereceğiniz cevapların samimiyeti, kendinizile olan ilişkinizin samimiyeti ve öz farkındalığınızla doğru orantılı olacaktır. İçinizi kırpırdatmayan, sizi daha hayat dolu ve neşeli bir birey haline getirmeyen her karar için bu soruları tekrar tekrar sormanızı öneririm.
.
Kitapta Anita’nın çevremizdeki çoğu insanın bu bakış açısına sahip olmadığı için sürekli mantığa çekildiğini, çünkü içinde yaşadığımız çevrenin mantıklı bir zihin tatafından işleyen bir hayatı gerektirdiğini anlattığı kısıma bayıldım.
.
Mantıktan daha bilge bir pusulam olduğundan bihaber olduğum zamanları hatırladım. Anita’nın dediği gibi, çevremdeki dünyanın içsel rehberimin neyin doğru olduğu ve nasıl yaşamam gerektiği konusunda söylediklerini reddetmemi söylediği, sürekli herkese uymak veya kendi gerçeğimi yaşayarak aykırı tip olmak arasında bir seçim yapmak durumunda kaldığım zamanları da hatırladım. Hatta, beni seven iyi niyetli insanlardan aldığım çelişen önerileri ve ne karar alırsam alayım bazılarınınkine uygun diğerlerininkine uygun olmayacağını düşündüğüm zamanları da hatırladım… 🙈 (Ne yaman çelişki…)

‘Sırf kalbini izlediğin için herkesin desteğini kaybedeceksen demekki onlar seni bu yolculukta destekleyecek doğru insanlar değiller! Etrafındaki insanların seni kim olduğun için desteklemesi önemli, onların sözünü dinlediğin için değil.’
.
Kendin için en doğru kararı kendi akıl ve kalp süzgecini kullanarak sadece sen verebilirsin. Bugünün mesajı da bu olsun. ☺

****

Anita bir gün kanser olduğunu öğrenir. Yoğun bir tedavi süreci, terapiler, ilaçlar, kemoterapi derken kanseri yine de ilerlemeye devam eder… Ta ki organları iflas edip komaya girene kadar. Hastaneye kaldırılan Anita yoğun bakımdayken ailesine ‘son birkaç saatini yaşadığı ve kendilerini mutlak sona hazırlamaları gerektiği’ haberi verilir. Bu esnada Anita hayata gözlerini yumar. Ancak tıp literatüründe açıklanamayan bir şeyler olur ve Anita tekrar hayata döner ve birkaç gün içerisinde yoğun bakımdan çıkar. Kısa sürede eski sağlığına kavuşur. İşte tıp literatürünün açıklayamadığı o kısmı Anita ‘Yüreğime Yolculuk’ kitabında öncesi-sonrası ve hayata dair kazandığı tüm farkındalıkları öyle güzel anlatmıştı ki, tabii hem hikayesinin mucizevi yanı hem de anlatım dilinin samimiyeti ve can alıcı tespitleri sebebiyle çıtayı çok yukarılara taşımıştı. (Bu zamana kadar en çok alıp hediye ettiğim kitaplar arasında Küçük Prens’den sonra ikinci sırayı almaktadır kendisi. Bunu da belirteyim. ☺)
.
Sevgili Anita, Dünyadaki Cennet kitabında ise bu deneyiminin sonrasında fark ettiği daha pek çok şeyi paylaşmış. Tabii bu deneyimleri ve farkındalık anlarını paylaşırken ilk kitaptaki pek çok olaya geri döndüğü için hikayenin ve durumların daha güzel anlaşılabilmesi için öncelikle ‘Yüreğime Yolculuk’un okunmasını öneriyorum. 😊
.
‘İlk kitabı okumadan bu kitabı okusam olmaz mı?’ sorusu kaç kez soruldu sayamadım. 🙂 Olur tabii neden olmasın. Yine de çok keyif alır çok fazla şey öğrenirsiniz. Ancak; böylesine şahane bir eserin yazılmasına vesile olan hikayeyi bilmek bu kitabın içine 10 kat daha fazla girmenize olanak sağlayacağını düşündüğümdendir ilk kitabın okunması konusundaki naçizane ısrarım. 🙂 Yoksa seçim tabiki size kalmış. ☺🙏🏼
.
Anlatımdaki derinlik, işlediği konular ve bu konulara olan bakış açısıyla 10/10 verdim Dünyadaki Cennet’e. ⭐️❤
.
Her kütüphanede olmasını dilediğim iki güzel kitapla haftayı kapattığım için çok memnunum.
.
Okuyana, okumaya niyetlenene şimdiden şifa olsun. ❤😌