“Birçok Doğu geleneğinde bilgelik meditasyon yolu ile keşfedilir. Meditasyon uygulayıcıları eğitimlerini ilk birkaç yılında bir minderin üzerinde oturup zihnin çılgınlığını gözlemlerler; tıpkı kötü bir filmi tekrar tekrar izlemek gibi. Ben ne zaman sabahları meditasyon için otursam sırtımda bir ağrı hissederim; zihnimi ağrıyan sırtıma odaklarım. Eğer zihnimi sırtımdan nefesime doğru zorlarsam sinir edici bir an içinde olduğumu bilirim. Yaptığım tek şey her şeyi izleyen ve her şeyin ne kadar aptalca olduğuna hafifçe gülümseyen bilge ile özdeşleşmektir. Bir çatışma kalmaz ortada ve zihnim aşama aşama çözülür. Sırtım hala ağrıyor olabilir ama ben kendimi onunla özdeşleştirmem; ne de bu durum bana acı verir. Düşünceler ortaya çıkmaya ve kaybolmaya devam ederler, ama benim dikkatim boş gökyüzünde, yani bilgededir.
.
Bilgeyi bulmak istediğimde kendime basit sorular sorarım: ‘Kimin sırtı ağrıyor?’ ve ‘Bu soruyu soran kim?’ Ve işte ben bilgeyim. Bu uygulamayı yaptığınız herhangi bir şeyde kendinize uygulayın. ‘Burada oturmuş meditasyon yapan kimdir?’ ya da ‘Bu kitabı kim okuyor?’ ve sonra da ‘Soruyu kim soruyor?’ diye sorabilirsiniz. Varacağınız tek cevap hep bilge olacaktır.
.
Bir kez bu bilgeyi bulduğunuzda size bu güne kadar gerçek olduğuna inandığınız her şeyin bir yansıtma olduğunu söyleyecektir. Dünya bir sinema perdesidir ve perdede oynayan ya düşüncelerimizdir ya da kabuslarımız. Bilge rahat bir koltukta oturup bu dramın açığa çıkmasını izler. Arada bir çay içmek için yerinden ayrılır ama geri döndüğünde aynı bölümün oynuyor olacağından emindir. Buradaki asıl soru şudur: bilge nasıl sahnedeki tüm gelişmelerin kendisi olduğuna dair aptalca bir düşünceye kapılabilir?
.
Hiç bir kitaba kendinizi kaptırıp zaman kavramınızı yitirdiğiniz ve kitaptaki karakteri hissettiğiniz oldu mu? Hiç gözyaşlarına boğularak izlediğiniz ya da izledikten sonra sürekli kabuslar gördüğünüz bir film oldu mu? Biz de benzer bir şekilde toplum tarafından çekilen bir filmde trans halinde yer alır ve gördüğümüz her şeyin gerçek olduğuna dair bir yanılgı içerisinde yaşarız. Fakat bilge perdede oynamakta olan şeyleri değiştirebilir-aslında, bunu yapabilecek olan sadece odur.”

‘Bu yazıyı yazan kim?’
‘Bu yorumu yapan kim?’
‘Bu postu okuyan kim?’
‘Bu soruları kim soruyor?’
.
Basit cümlelerin ardına gizlenmiş bizi merkezimize taşıyan bu dört bilgelik yolunu çok beğendim.
Kitap, Amazon’da ve And Dağlarında yaşayan yerli bir ırk olan Laika’ların (diğer adı Yeryüzü Bekçileri) bilgelik yollarını anlatıyor. Yazar Dr Alberto Villoldo, bir fizyolog ve antropolog. Amazon ve İnka şamanlarının uygulamalarını onlarla yaşayarak, ritüellerini 25 yıl uygulayarak öğrenmiş ve başkalarına da öğretmeye başlamış. Anlatım dili ve kitaba eklediği egzersizler çok güzeldi. Bazılarını yaptım, bazılarını biraz nadaslanıp öyle yapacağım.
.
Dört Bilgelik’i 2018’in en listesine şimdiden alıyorum. İyi ki okudum 🙏🏼🌿
Okuyana şifa olsun.

****

“Ailelerimizle ilgilendiğimizde sözümüze sadık olma çalışmasını uygulayacak pek çok şans yakalarız; duygusal gelişimimizin büyük bir kısmını ilk önce anne babalarımızla, sonra eşlerimizle ve sonra da çocuklarımızla hallederiz. Sevdiklerimize verdiğimiz sözleri tutmak karşılaştığımız en zorlu ama aynı zamanda da ödülü en büyük olan sınavdır, çünkü çocuklarımız ve eşlerimiz bizi her zaman sorumlu tutar. Kızım bana, ‘Ama baba, söz vermiştin…’ diyecektir ve neredeyse her zaman haklıdır. O zaman çalışmayı bırakır ve onu birlikte karar verdiğimiz bir yere gezmeye götürürüm. Eğer işimi o anda bırakamıyorsam, ondan birazcık daha zaman isterim. Ama sözümden dönmeye çalışmam.
.
Kızımla iletişimimin temeli bütünlüğe, sözüme sadık olacağıma ve sözümün güvenilir olduğu ilkesine dayandırdım. Bu yüzden arada bir gelip, ‘Ama baba, söz vermiştin…’ der ve gülmeye başlar; çünkü bunun doğru olmadığını bilir. Sonra ifadesini şöyle değiştirir, ‘Eğer… yapsaydık çok sevinirdim.’ Kimi zaman uygulaması ne kadar zor olsa da, bütünlüğün ruhani pratiğin en yüksek formu olduğunu diğerlerine kanıtlarsınız.
.
Bütünlük uygulaması hatalarımızı sahiplenmemizi gerektirir. Aptalca bir hata yaptığımız zaman genelde çok utanır ve başka birinin üstüne atarak olayı örtmeye çalışırız. Zihinlerimiz bize sürekli, ‘Onunla çalışmak o kadar zor ki bana anlaşmamızı bozmaktan başka çare bırakmadı,’ ve ‘Daha iyi anlatmış olsaydı işi berbat etmezdim,’ der. Kendimizi hep çatışmaların, yanlış anlamaların ve uzlaşmazlıkların içinde buluruz; ancak bütünlük çalışmasını uyguladığımızda savunmaya geçmeyiz ya da suçlamaz ve diğer zorbaların kurbanı olduğumuz bir hikaye yazmayız.
.
Hatalarımızın sorumluluğunu almaktan kaçtığımızda ve onları yarı-gerçekler olan ve daha büyük hatalarla kapatmaya çalıştığımızda, içinde kaybolduğumuz karmaşık bir aldanma ağı öreriz. Hiçbir anlamları olmasa da, söylediğimiz yalanlara kendimiz bile inanmaya başlayabiliriz. Diğerleriyle olan ilişkilerimizi bozabilir ve itibarımızı zedeleyebiliriz. Ama vereceğimiz en büyük zarar, güzel bir dünyanın doğuşunu düşlemekte kullanabileceğimiz enerjiyi boşa harcamak olacaktır.

Hatalarımızı sahiplenmek sadece onları kabul etmek anlamına gelmez; aynı zamanda onları düzeltmeniz ve kendinizde değişiklikler yapmanız gerekir. 1960’ların sonunda şehirdeki ağaçların çoğunu kıran Dutch elm hastalığı için kapı kapı dolaşıp ilaç satan bir adam hatırlarım. Arkadaşım bu ilaca gerçekten inanıyordu, aylar sonra işe yaramadığını gördüğünde tekrar sokağa çıkıp bütün müşterilerini tek tek dolaştı ve zararlarını karşılamayı teklif etti.
.
Sonuç olarak, sözünüze sadık olmak geri adım atmak anlamına gelmez. ‘Affet beni’ sözüyle ne kadar çok yanlışı doğruya çevirebileceğinizi bilseydiniz çok şaşırırdınız.” Dr. Alberto Villoldo – Dört Bilgelik