“Bizi özgür olmaktan kim alıkoyuyor? Devleti suçluyoruz, havayı suçluyoruz, ebeveynlerimizi suçluyoruz, dini suçluyoruz, Tanrıyı suçluyoruz… Bizim özgür olmamızı gerçekten engelleyen kim? Biziz. !
Özgürlüğün gerçek anlamı nedir? Bazen evlendiğimizde özgürlüğümüzü yitirdiğimizi söyleriz. Boşanırız, yine özgür olamayız. Bizi durduran ne? Neden kendimiz olamıyoruz? Bir zamanlar özgürdük ve özgür olmayı seviyorduk, ama sonra özgürlüğün ne olduğunu unuttuk. İki üç yaşlarında bir çocuğa baktığınızda özgür bir insan görürüz. Bu insan neden özgürdür? Çünkü o istediğini yapıyor. Tıpkı bir çiçek, bir ağaç, bir hayvan gibi özgür. Çünkü henüz ehlileştirilmemiştir. İki yaşındaki bir insanın yüzünde çoğu zaman kocaman bir tebessüm vardır. Bu insan dünyayı keşfediyor ve eğleniyor. Oyun oynamaktan korkmuyor. Canı acıyınca, acıkınca, ihtiyaçları karşılanmadığında korku duyuyor ama bu insan geçmiş ve gelecekle ilgilenmiyor. Sadece anda yaşıyor. Küçük bir çocuk duygularını ifade etmekten çekinmez. Sevgiyi hissettiğinde sevginin içinde erir ve sevmekten korkmaz. Bu tanım sağlıklı bir insanın tanımıdır. Bir çocuk olarak gelecekten korkmayız ve geçmişten utanmayız. Doğal insani eğilimlerimiz, hayattan zevk almak, oynamak, keşfetmek, mutlu olmak ve sevmektir.
Peki, yetişkin insana ne oldu? Neden böylesine farklılaşıyoruz? Neden doğal ve özgür olamıyoruz? ” Dört Anlaşma – Don Miguel Ruiz

Kitaptaki en can alıcı sorulardı bunlar. Sahiden ne oldu o özgür bize? Neden böylesine korkular, endişeler içerisinde kaybolduk. Neden ne yapmamız gerektiğini içsel olarak bildiğimiz ve hissettiğimiz halde adım atamıyoruz? Nedir bu korkularımızı besleyen? Endişelerimizin altında yatan “asıl” sebepler nedir? Hiç düşündünüz mü? Bu soruları sormaya başlayarak, cevaplara ulaşmak için kocaman bir adım atmış olacaksınız. Biraz sessizlik ve biraz kendinizle vakit geçirme cevapların gelişini hızlandıracaktır. Unutmayın, soru sormayan cevapları bulamaz. Siz bu soruları sormaya başlayarak, bilinçaltınıza “Ben cevapları duymaya hazırım. Hazır olduğumda beni onlarla yüzleştir.” demiş oluyorsunuz. Ve asıl önemli şey cevaplar gelmeye başladıktan sonra gereken “adımları atmak”tır. ☺️🙏☀️ Mutlu günler…

****

“Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır.” Dört Anlaşma – Don Miguel Ruiz
Bunu her zaman hatırlamanız dileğiyle…. ☺️❤️ Gidenin arkasından -size ne kadar haksızlık yapmış olursa olsun- kin duymak, öfkelenmek ve bu öfkeyi beslemek sadece ve sadece size zarar verir. Öfke, kin, nefret çok düşük frekanslı duygulardır. Kendinizi bu duygulardan arındırın. Hadi en azından bugün bari hiç düşünme…. Hiç kimseye konuşma anlatma… Besleme içindeki öfkeyi… Bak gör nasıl hafifleyeceksin… Sana nasıl haksızlık edildiğini, yalan söylendiğini, aldatıldığını, dolandırıldığını başkalarına anlattıkça bu negatif duyguları içinde beslediğini unutma. Ayağında pranga olan şu duyguları kenara bırak ve yerlerine hoşgörü tohumları ek… Frekansını yükselt ve hayatının nasıl mucizevi şekilde değiştiğini gör… Başarısız olmaktan, mutsuz olmaktan, aptal görünmekten o kadar korkuyoruz ki, bu korkular yüzünden kendimiz olamıyoruz. Affedemiyoruz… Adım atamıyoruz. Başkalarının ne düşündüğü, senin hayallerinden, yapmak istediklerinden daha mı önemli? Bu kadar mı değersizsin kendi gözünde? Kişisel egon, gururun içsel huzurundan, mutluluğundan, ruhsal sağlığından daha mı önemli? Unutma affetmek yapılan haksızlıkların doğru olduğunu kabul etmek değildir. Affetmek, özgürleşmek için atacağın kocaman bir adımdır. Ne olduysa oldu… Kim gittiyse gitti. Önemli olan SEN’sin. Bunu her zaman hatırla ve kendini kocaamann kucakla….. 🙏❤️