Bu senenin başında okuduğum yılın ‘En’leri arasına aldığım Pierre Franckh’ın Rezonans Kanunu kitabına hayran kalmıştım. Yeni başlayanlar için kuantum ve yaratım gibi kafa karıştırması ve anlaması zor olabilecek konuları minnacık bir el kitabına sığdırabilmek ve oldukça yalın bir dille anlatabilmek büyük başarı benim gözümde. ?
.
Bu karışık kavramları böylesine yalın anlatabilme becerisine ve kitaptaki vurgularına, örneklerine bayıldığım için Rezonans Kanunu’nu bitirir bitirmez diğer kitaplarını da hemen mercek altına aldım tabii. ? Ve ‘Doğru İstersen Olur’ kitabıyla seriye devam etmeye karar verdim.
.
Yaratım konusunda aylardır aradığım motivasyonu bu kitapta buldum. Kitabı henüz bitirmediğim için uzun yorumu daha sonraya bırakıyorum. ?

****

“Hangi dilekler bana uyar?
.
Önemli soru budur. Kendi tabiatımıza uymayan herhangi bir şeyi dilemenin bir anlamı yoktur. Buna rağmen çoğumuz bunu yaparız. Çoğu zaman, bir şeyi, sadece başkaları da bunu istedikleri veya onlar sahip oldukları için isteriz. Çoğu zaman, hiç de gerçekten bizim olmayan bir idealin peşinden koşarız.
.
Ama sadece başkaları bir şeyi ‘harika’ buldukları için, bunun bizim için de doğru olması gerekmez. Peki, çok istenilen şey geldiğinde ne yapacağız? Yani bize hiç uygun olmayan dilekler ya gerçekleşirse? Kendimiz için bir şey dilemeden önce, buna gerçekten hayatımızda ihtiyacımız olup olmadığı konusunda emin olmalıyız. Bunu elde ettiğimizde kendimizi daha iyi, daha saygıdeğer, daha sevilmeye layık veya daha mutlu hissedecek miyiz?
.
Zira bazı dilekler, gerçekleştiğinde, bize oldukça çok baskı yapabilir. Hayalimizdeki iş, bizi fazla zorlayabilir; çocuk isteğinin, sonradan, fazla erken olduğu anlaşılır veya çok istenilen ev değişikliği, arkadaşlardan uzaklaştırabilir.
.
Gerçekleşen istekler, bizi hep değiştirir.
.
Fakat gerçekten de değişikliklere ve bunların sonuçlarına hazır mıyız? Bizim harika olacağını zannettiğimiz ve çoktandır arzuladığımız aşk, belki bize yetersizlik korkumuzu veya uzun süre özleneni tekrar kaybetme korkumuzu yaşatacak. Belki de istediğimiz büyük arabayı kullanmaya cesaret bile edemeyiz veya etkileyici büyüklüğü nedeniyle hiç park yeri bulamayız. Veya arzuladığımız üne kavuşunca, bununla veya buna bağlı gelen ilgiyle başa çıkamayız.
.
Yerine gelen istekler, bize her zaman gerçekten mutluluk getirmez. Bu nedenle büyük isteklerde bulunmadan önce, bu isteğimizden gerçekten ne beklediğimizi bilmeliyiz. Yerine gelen her dilek, hayat şartlarımızı da değiştirir. Bu yüzden, bu değişikliğe hazır olup olmadığımızı da dikkatlice incelemeliyiz. Belki özlemimiz belli bir yöne giderken, biz, bu yeni rolü üstlenmeye hiç de uygun değilizdir…
.
…Parasız ve partnersiz mutlu değilsek, bunlar olduğunda da mutlu olamayız. Herkes, mutlaka parası, partneri veya şöhreti olan, ama buna rağmen sürekli keyifsiz veya mutsuz olan insanlar tanır. Mutluluğu tatmak istiyorsak, bunu dış etkilerden alamayız.

Zira mutluluk, hep içten dışa doğru oluşur. Mutluluk verirsek, mutluluk alabiliriz. Burada, bir villada mı, yoksa otuz metrekarelik bir evde mi oturduğumuzun bir rolü yoktur. Her ikisinde de mutlu veya mutsuz olabiliriz.
.
Mutluluk, iç huzurundan oluşur. Mutluluk, hep onu başkaları ile paylaşmayı istediğimizde oluşur. Mutluluk, partnerli veya partnersiz, paralı veya parasız, bir evimiz veya şöhretimiz varken ya da yokken yaşayacağımız bir durumdur. Çoğu insan, eğer belli bir şeye sahip olursa, o zaman mutlu olacağını zanneder. Ve tam da bu ‘eğer’ sözcüğü, bizim mutlu olmamıza izin vermez. Hiçbir zaman. Neden tam da şu anda bulunduğumuz durumda olduğumuz konusuyla yüzleşmek istemez, sadece bu durumdan dışarıya çıkmaya uğraşırız. Ancak kasıtsız isteklerimiz ve bilinçsiz inanç kalıplarımız, şu anki kabul etmek istemediğimiz durumu yarattığından, daha sonra değişecek dış etkilerde de yine böyle hissedecek ve davranacağız.
.
-Kendimizi hep yanımızda götürürüz.!-
Tabii ki her zaman bulunduğumuz yerde değil de başka bir yerde bulunan ve mutluluk zannettiğimiz şeye gittiğimizde, kendimizi de yanımızda götürürüz. Bu nedenle, umut edilen bu mutlulukta da mutsuz oluruz.” Pierre Franckh – Doğru İstersen Olur
.
.
.
Bu sebeple, gerçek mutluluğu hissedebilmek için bir şeyler hep elsik kalacaktır.
.
Şimdi mutlu değilsek, dış etkenlerle de mutlu olamayız. Tüm çarpık isteklerimizin altında yatan asıl özlem ‘sevgi ve güven’ arayışıdır. Bunları kendimizde barındırmadığımız için de dış etkenlerden alabileceğimizi umut ederiz. Ancak sevgi ve güven duygusunu kendi içimizde hissetmiyorsak, bunları yeryüzünde yaşayan hiç kimse ve hiçbir şey bize veremez. Dış etkenlerle geleceğine inandığımız mutluluk (aslında tatmin duygusudur bu) bizim iç dünyamızda ihtiyacını duyduklarımızla uyuşmadığından dolayı da çok kısa sürer.

Bu konu üzerine sayfalarca yazabilirim sanırım ? Kitabı yine çok kafa karıştıran bir bölümden alıntı yaparak tamamlamak istedim. Rezonans Kanunu’nu okuyanlar, sevenler bu kitaba da bayılacaklardır. 🙂 Eğer sevgili Pierre Franckh’ı daha önce hiç okumadıysanız ‘Rezonans Kanunu’yla başlayıp ‘Doğru İstersen Olur’la devam edebilirsiniz. İkisi de birbirini tamamlayan şahane bir ikili olmuş. Ayrıca daha önceleri okuduğum ve sadece ilişkiler üzerine yazılmış harika bir rehber niteliğinde olan ‘Aşk İçin Mutluluk Kuralları’ kitabını da sepetinize atın derim. ?
.
Kısaca yine nefissss bir kitaptı. Bu adamın tüm kitapları baş ucunda tutmalık. Tekrar tekrar okumalık. Sevgiyle tavsiye olunur. Hatta okunması için naçizane ısrar bile edilir:) Şifa olsun ❤️