“Kıtlık, savaş, nükleer kış, karadelikler veya taçkütle küre atılımı… Hiçbiri önemli değil.
.
Önemli değil çünkü hepimiz bir şekilde öleceğiz. Beynime bir kan pıhtısı girip beni on dakika içinde öldürebilir, köpeğinizi gezdirirken size bir araba çarpabilir. Hepimiz ölebiliriz, dünyanın sonu gelebilir ama evren hiçbir şey olmamışçasına var olmayı sürdürür. Bundan yüz milyar yıl sonra bizim uzay bebesi, kronikotuzbirci alkolik, kimya öğretmeni, eski mahkum ya da okul birincisi olduğumuzu hatırlayacak kimsecikler kalmayacak. Biz öldüğümüzde, zaman yabancılarla tükürük takas edip etmediğimizi hatırlamayacak. Hatta var olduğumuzu hepten unutacak.
.
Ve bunun bir önemi yok.
.
Geçmişi hatırlıyor, anı yaşıyor, geleceği yazıyoruz.
.
Evren bizi unutabilir ama ışığımız, bu dünyayı terk ettikten sonra sonsuza dek karanlığı aydınlatacak. Evren bizi unutabilir ama biz yok olana kadar unutamaz ve biz yazılmamış geleceklerimizle hâlâ buradayız. Kıçımızın üstünde oturup sonu bekleyebiliriz ya da hemen şimdi yaşamayı seçebiliz. Boşluğun kıyısına yürüyüp isyankar çığlıklar atabiliriz. Önemli olduğumuzu herkesin duyacağı kadar yüksek sesle haykırabiliriz. Hâlâ burada olduğumuzu; tuhaf, saçma sapan hayatlarımızı yaşadığımızı ve bunu ne serseri kuyrukluyıldızların, ne karadeliklerin, ne evrenin ısı ölümünün, kimsenin elimizden alamayacağını…
Nasıl öleceğimizi seçemeyebiliriz ama nasıl yaşayacağımızı seçmek bizim elimizde.” Çünkü Biz Karıncayız – Shaun David Hutchinson

****

“Yıldız ışığının, yıldız söndükten sonra bile var olması çok harika bir düşünceydi; ta ki insanlığın gezegenden, gezegenin de evrenden silineceğini ve kimselerin bizi hatırlamayacağını… umursamayacağını fark edene dek…” Çünkü Biz Karıncayız – Shaun David Hutchinson
.
Kaçık bir abi ve hamile kız arkadaşı, mutsuzluğunu ve geçmiş kırgınlıklarını bastırmak için alkole ve sigaraya tutunan bir anne, yıllar önce aileyi terk etmiş bir baba, alzheimer bir büyükanne, intihar eden bir erkek arkadaş… Uzaylılar tarafından kaçırılan ve kimsenin kendisine inanmaması sebebiyle okulda alay konusu olan Henry’nin hayatı berbat haldedir. Eşcinsel kimliği yüzünden gördüğü zulüm de buna eklenince yaşamak için pek de fazla sebebi kalmamıştır. Uzaylılar Henry’i kaçırdıklarında ona dünyayı bekleyen büyük bir sonun olduğunu ve eğer isterse önüne koyulan kırmızı bir düğmeye basarak gezegeni kurtarabileceğini söylerler. Uzaylıların neden kendisini seçtiklerini anlayamasa da Henry’nin karar vermek için sadece 144 günü vardır. Hayatı zaten berbat haldedir. Hem, öyle ya da böyle gezegendeki yaşam bir gün zaten son bulacaktır neden daha fazla acı çeksindir ki.
.
Henry, bilime meraklı oldukça zeki biridir. Bu karar verme sürecinde derin bir sorgulama ve içsel dönüşüm yoluna girer. Gerek kendi yaşamında, gerek dünyaya dayatılan düzende, gerek ailesinde ve arkadaşlarının hayatlarında gördüğü adaletsizlikler kırmızı düğmeye basmama ve dünyayı yok oluşa terk etme seçeneğini daha cazip hale getirmektedir. Ancak zaman ilerledikçe acının ve tüm bu talihsizliklerin içinde dahi farkına vardığı küçük güzellikler içine düştüğü boşluğu doldurmaya başlar…
.
Kitapta Henry’nin bu berbat hayatına rağmen yaşama tutunmayı nasıl öğrendiğine tanıklık ediyorsunuz. Bir nevi çukurdan yukarıya çıkış hikayesi… Motive edici ve içindeki distopik ve ütopik bilimsel makalelerle kalbimi fetheden bir kitap oldu. Ağır spiritüel kitaplardan sonra da ilaç gibi geldi. 💙
.
Enteresan ve etkileyici bir hikaye okumak istiyorum diyenler 👉🏼👉🏼👉🏼 bu kitap tam size göre. 😊