Ö 700 ile İÖ 200 yılları arasındaki bir tarihte yazıldığı tahmin edilen Bhagavad-Gita, Hindistan’ın iki büyük destanından biri olan ve dünyanın en uzun şiiri olduğu söylenen Mahabharata’nın içinde yer alıyor. İçerdiği derin anlamlar, dinî ve felsefî öğretilerle bir destan parçası olmanın çok ötesine geçmiş, Hinduizmin üç temel dayanağından (Vedalar, Upanişadlar, Bhagavad-Gita) biri olmuş durumdadır.
.
“Kitap, Krişna’nın sözlerinden oluşuyor. Peki bu Krişna kim? Bir tanrı mı, avatar mı, bir ermiş mi, bir bilge mi, yoksa gerçekte yaşamamış olan bir destan kahramanı mı? İnançlı Hindulara göre o bir ‘avatar’. Kimilerine göre ‘Tanrı’. Kolay inanamayan hayranları için o bir bilge, bir yogi… Gizemcilere göre o, ‘logos’… Mahabharata’daki düşmanlarına göreyse o, kurulu düzeni yıkmaya çalışan bir düşman…”
.
Krişna kim bilmem ama kitapta Arcuna’yla arasında geçen sohbetlerde söylediklerinin, yaradılışı ve insan doğasını anlamaya yonelik oldukça derin anlamlar taşıdığını belirtmeliyim. Bhagavad-Gita’yı, Hinduların -tam olarak öyle olmasa da- ‘kutsal kitabı’ olarak düşünebiliriz. Her nasıl, İslamiyette Kuran Kelamı üzerine düşünmek, anlamaya çalışmak bir sünnet ise, Bhagavad-Gita için yorum yazmak da Hintli düşünürlerin geleneği, bir nevi ibadeti haline gelmiş. (Bir Yogi’nin Otobiyografisi’ni okuyanlar, hikaye içinde buna sık sık şahit olmuşlardır. 🙂)
.
Kitap hakkında buraya ne yazarsam yazayım okumayana, üzerinde düşünmeyene içi boş gelecektir. Kitabın derinliğine nazaran benim ilk okuyuşum biraz hızlı oldu. Okuduklarımı sindirdikten sonra ilk fırsatta tekrar (ama kesinlikle çok daha yavaş) okuyacağım. Aşağıda kitapta geçen, hoşuma giden bazı dizeleri paylaşacağım.

Son olarak; Mahatma Gandhi’nin Bhagavad-Gita için söylediği şu sözler, kitabın derinliğini ve okuyanda bıraktığı etkiyi anlamak açısından yardımcı olacaktır: ‘Sıkıntılı günlerde, hiçbir yerde bir ışık göremediğim, karanlıkta çaresiz kaldığım zamanlar, Bhagavad-Gita’ya başvururum. Onun bir orasına bir burasına bakarım. Karşıma rasgele çıkan dizeleri okurum… Derken, düğümler çözülüverir, gülümsemeye başlarım. Başımdan geçen bunca acı olay içimde derin yaralar açmamışsa, silinmez izler bırakmamışsa, bunu Bhagavad-Gita’ya borçluyum.’
.
“Başkasının açık olan yolundan değil
Çıkmaz da olsa kendi yolundan yürü
Kendi yoluna baş koyman daha iyidir
Başkasının yolu sana göre değildir (3/35)
.
İşleri oluruna bırakan kişi
İşlerin O’ndan olduğunu bilir
Bataklıkta duran lotus gibidir
Üstünde çamur olmaz, tertemizdir (5/10)
.
İşlerinden bir çıkar yarar ummayan
Özgürdür, bağımsızlığa kavuşur
Çıkarcınınsa eli kolu bağlıdır
Çıkarı için delice koşuşturur (5/12)
.
Yogi düşüncesini yola sokarsa
Kendisini kendi özğnde bulursa
Bir isteği kalmaz da durulursa
O zaman o, bir olanla birleşir (6/18)
.
Düşüncelerle sürüklenen kimsenin
Durulması olmayacak şey kanımca
Düşüncelerine kapılmayanınsa
Kurtuluşu yakındır uygun yollarla (6/36)”