Yine uzun zamandır kitaplığımda bekleyen ama okunma vakti çoktan gelmiş olan bu şahane kitaba bugün başladım.
.
“Siz eşiniz ile oturup konuşmak istiyorsunuz, ama o size çiçek gönderiyor. Siz ev yemeği yemek istiyorsunuz, ama o size sarılarak doyuyor. Sorun sevginizde değil, sevgi dilinizde!” diyen Gary Chapman, danıştığı psikologlar ve binlerce çift üzerinde yaptığı araştırmalar sonucu insanların beş sevgi dili olduğunu söylüyor:
1. Onaylayıcı kelimeler
2. Kaliteli zaman
3. Hediye alma
4. Hizmet eylemleri
5. Fiziksel temas
.
Aslında hepsinden hepimizde var. Ancak bazıları her birimizde daha baskın. Kendinizin ve partnerinizin baskın olan sevgi dilini tespit edip, birbirinizin dilinden konuştuğunuz sürece, ilişkilerdeki birçok olumsuzluğu ortadan kaldırmış olursunuz diyor kitap.
.
Velhasıl, henüz kitabı bitirmedim:) NLP eğitimi aldığım zamanlarda ‘beş sevgi dili’ kavramı ilk kez karşıma çıkmış, o zamanlar merak edip biraz internet kurcalayıp araştırmıştım. Bana insanlarla iletişimde farklı bir bakış açısı kazandırmış ve karşımdaki kişilerin ihtiyaçlarını anlama konusunda çok yardımcı olmuştu.
.
Son olarak, bu kitabı elinize aldığınızda sadece karınız, kocanız, sevgilinizle olan iletişiminize faydası olacağı izlenimine kapılmayın. Arkadaşlarınız, çocuğunuz, aile bireyleriniz hatta kendinizle olan iletişiminizde de size çok yol göstereceğine eminim. 🙂
.
Kitap çok akıcı. Ne ara yarıladım anlamadım. 🙂 Ayrıca şimdiden kitap hakkındaki her şeyi neredeyse yazdım. Bittikten sonra tekrar yorum girer miyim bilmiyorum 🙈 Neyse onu da bittiği zaman düşünürüz artık. 💕
.
O zamannn, okuyan herkese şifa olsun 🎈❤️🤗

****

“Psikiyatr Dr. M. Scott Peck ve Psikolog Dr. Dorothy Tennov’un da aralarında bulunduğu bir grup araştırmacı, aşık olmakla sevginin karıştırılmaması gerektiğini vurguluyorlar. Dr. Tennov, aşkla sevginin aynı şey olmadığını belirtirken, bunun için üç neden sayıyor.
.
Birincisi, aşk iradeye bağlı veya bilinçli bir tercih değildir. Kişi ne kadar aşık olmak istese de, bunu isteyerek gerçekleştiremez. Diğer yandan, aşkla karşılaştığımızda aşk arayışında da olmayabiliriz. Gerçek şu ki genellikle umulmadık insanlarla ve umulmadık zamanlarda aşık oluruz.
.
İkincisi, aşk gerçek sevgi değildir, çünkü yaşanması için çaba gerekmez. Aşk, davranışlarımızda disiplin veya bilinçli bir çabaya ihtiyaç duyurmaz. Uzun ve masraflı telefon konuşmaları, karşılıklı verilen hediyeler ve mesleki projeler önemsizdir. Tıpkı bir kuşun yuvasını yaparken sadece güdüsel olarak hareket etmesi gibi, aşk da bizi tamamen güdüsel olan, tuhaf ve mantıksız şeyler yapmaya iter.
.
Üçüncüsü, aşık olan kişi, karşısındakinin kişisel gelişimine katkıda bulunup bulunmadığını (veya tersini) sorgulamaz. Aşık olduğunuzda kafanızdaki tek amaç, kendi yalnızlığımızı sona erdirmek ve bu sonucu evlilikle garantilemek olabilir.(!?!?) Aşık olduğumuzda, kendi gelişimimize veya karşımızdaki kişinin gelişimine pek fazla önem vermeyiz; sadece istenilen noktaya ulaştığımızı ve daha fazla gelişmeye ihtiyacınmız olmadığını hissederiz. Hayatta ulaşılabilecek en yüksek mutluluk seviyesine ulaşmışızdır ve istediğimiz tek şey, orada kalmaktır. Sevdiğimiz kişinin zaten gelişmeye ihtiyacı yoktur, çünkü mükemmel olmasa aşık olmazdık. Tek umudumuz mükemmelliğini korumasıdır.” Beş Sevgi Dili – Gary Chapman
.
Dördüncü maddeyi de ben ekleyeyim:) Kitabın başka bir bölümünde şöyle yazıyordu: Psikolog Dr. Dorothy Tennov, aşık olma durumu konusunda yaptığı uzun araştırmalarla, sayısız çifti inceledikten sonra, evliliklerde ya da ilişkilerde romantik tutkunun ortalama iki yıl canlı kaldığı sonucuna varmış. Üç aşağı beş yukarı bu süre genellikle aynı. Diyor ki: “Sonunda hepimizin baş dönmesi geçer, gözümüz açılır ve ayaklarımız yere basar.

İşte bu noktada, karşımızdakini görmek istediğimiz gibi değil, olduğu gibi görmeye başlarız…
.
Aşık olma takıntısının sonsuza dek süreceğine inanmak yanlıştı. Daha akıllıca, daha gerçekçi, daha mantıklı davranmalıydık. Bu tutku sürekli olsaydı, herkes çok ağır sorunlarla karşılaşırdı aslında. Öyle ki şok dalgaları iş, endüstri, din, eğitim ve toplumun diğer tüm alanlarını sarsardı. Neden? Çünkü insan aşık olduğunda, hayatındaki diğer her şey gözünden silinir; özellikle de işi. Zaten bu yüzden ‘takıntı’ diyoruz…”
Şahsen, aşk yerine her daim sevgiyi tercih ederim. 🙂 Peki ya siz?

****

“Peki, aşkla gerçek sevgi farklıysa, o zaman aşk nedir? Dr. Peck, ‘aşık olmak, çiftleşme davranışının genetik açıdan belirlenmiş güdüsel bir unsuru olduğu’ sonucuna vardı. ‘Diğer bir deyişle, ego sınırlarının geçici süreyle yıkılması ve aşkı beraberinde getirmesi, bir canlı türü olarak insanın, içsel cinsel dürtüler ile harici cinsel uyarıcıların birleşimine verdiği, kendi türünün devamını sağlamak için çiftleşme ve ilişki olasılığını arttırmaya hizmet eden bir tepkidir.’
.
Bu tanımı doğru kabul etsek de etmesek de, aşkı ve aşkın ölümünü deneyimlemiş olanlarımız, bu deneyimin bizi tarifi ve kıyaslaması imkansız bir duygusal yoğunluğa sürüklediğini inkar edemez. Mantığımız genellikle devreden çıkar ve sık sık kendimizi normal şartlarda söylemeyeceğimiz veya yapmayacağımız şeyleri söyler ya da yaparken buluveririz. Aslında o duygusal takıntı geçtikten sonra, genellikle o şeyleri neden ve nasıl yaptığımıza anlam veremeyiz. Duygular yatıştığında, o kişiyle aramızdaki farklılıkların göz önüne serildiği gerçek dünyaya döndüğümüzde, çoğumuz ‘Hiçbir konuda anlaşamadığım bir insanla ne diye evlendim ki?’ diye düşünürüz. Ama aşk bütün hızıyla devam ederken, en azından önemli olan her konuda anlaştığımızı düşünüyorduk, öyle değil mi?
.
Bütün bunlardan sonra, aşk yanılgısına düşerek evlenen insanlar olarak, iki seçeneğimiz olduğunu söyleyebiliriz:
1) Eşimizle birlikte hoşlanmadığımız, bizi sıkan bir evliliği sürdürmeyi yazgımız olarak kabul edebiliriz veya
2) Bu evlilikten kurtulup başka biriyle tekrar deneyebiliriz.
Bizim kuşağımız ikinci seçeneğe daha çok yöneliyor ama daha önceki kuşaklar, birinci seçeneğe yönelmek bir yana ikinci seçeneği görmüyorlardı bile…
.
… Araştırmalara göre, diğer ikisinden daha iyi olan üçüncü bir seçenek daha var: Aşkı gerçekte olduğu gibi geçici bir duygusal esirme durumu olarak kabul edebilir ve eşimizle gerçek sevgiyi var etmek ve korumak için çabalayabiliriz. Böyle bir sevgi elbette ki duygusal olacaktır ama aşk gibi tutku içermeyecek, aklı ve duyguyu birleştiren bir sevgi olacaktır. Böyle bir sevgi iradeye bağlıdır ve çaba gerektirir…

..Böyle bir sevgi, çaba ve disiplinsiz olmaz. Enerjinizi karşınızdaki kişinin de yarar göreceği şekilde harcamayı ve bunun için çabalamayı tercih etmelisiniz…
…Tutkunun (aşkın) etkisindeyken yaptığımız iyilikler ve sergilediğimiz cönertlikler önemli değildir. Bunları, alışıldık davranış tarzımıza baskın çıkan güdüsel bir gücün zorlamasıyla yaparız. Ama seçimlerle örtülü gerçek dünyaya döndüğümüzde (aşk bittikten sonra) de iyi ve cömert olmayı seçersek, işte bunun adına sevgi denir.” Beş Sevgi Dili – Gary Chapman
.
İşte bende bu sebepten, kendi akli ve kalbi irademizin bir seçimi olan ‘sevgi’yi çok kutsal bulurum.
.
Peki; aşk, güdülere dayalı, kontrol dışı yoğun duygu ve tutkunun etkisindeyken hissedilen şey ise; iradenin yittiği ve kontrolün kaybedildiği, güdüsel bir hal-i ruhiye içindeyken yapılan sevgi gösterileri mi? Yoksa kişinin kendi iradesiyle, aklı başındayken kalbi ve akli olarak yaptığı seçimler sonucu yapılan sevgi gösterileri mi? Seçim yine sizin. 💕🤗

****

” ‘Yirmi yıl boyunca onun için saçımı süpürge ettim. Etrafında dönüp durdum. O beni ihmal eder, arkadaşlarımın ve ailemin yanında küçük düşürürken, bana kötü davranırken, ben onun için elimden geleni yaptım ve beni paspas gibi kullanmasına izin verdim. Ondan nefret ediyorum. Kötülüğünü istemiyorum ama onunla yaşamaya devam etmek istemiyorum.’
.
Bu sözleri söyleyen kadın, yirmi yıl boyunca sevgisini ifade etmek için hizmet eylemlerine odaklanmıştı ama bunlar sevgi ifadesi değildi, çünkü hepsi korkudan, suçluluk duygusundan ve kırgınlıktan dolayı yapılmıştı.
.
Paspas cansız bir eşyadır. Ona ayağınızı silebilirsiniz; üzerine basabilirsiniz; onu tekmeleyebilirsiniz ve istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Hiçbir şey istemez. Hiçbir şey beklemez. Hizmetçiniz olabilir ama sevgiliniz olamaz. Eşlerimize cansız eşyalar gibi davranırsak, sevgi olasılığını ortadan kaldırırız. İnsanları suçluluk duygusuyla kullanmanın (“iyi bir eş olsaydın, benim için şunu şunu yapardın.”) sevgiyle ilgisi yoktur. Hiç kimse kimseyi paspas etmemeli, paspas olmaya da izin vermemelidir. Partnerimizin bizi kullanmasına izin vermek bizim elimizdedir ama sonuçta hepimizin duyguları, düşünceleri, istekleri ve beklentileri var. Karar verme ve eyleme geçme yeteneğine sahibiz. Kişinin kendini kullandırması sevgi davranışı değil, tam aksine bir ihanettir.” Beş Sevgi Dili – Gary Chapman
.
Türk aile yapısının kalıplaşmış kadın-erkek rolünün çarpık bir gerçeğini ortaya koymuş…
Paspas kadın+diktatör koca=mutsuz bir ev 🏠

****

Beş Sevgi Dili kitabında iletişim konusundaki temel problemleri anlatırken “Çoğumuz nasıl konuşacağımızı biliyoruz ama nasıl dinleyeceğimizi bilmiyoruz” diyordu Dr. Gary Chapman…
.
Dinlemeyi öğrenmenin en az yabancı dil öğrenmek kadar zor olduğunu söylüyor ve insanoğlunun bu konudaki tahammülsüzlüğünden, beceriksizliğinden bahsediyordu…
.
İletişim kurarken dinlemenin saygıdan, saygının da sevgiden geldiğini anlatıyordu… Ona göre; iletişimde saygı yoksa sevgi de yoktu…
.
Çok yere dokundu bende bu cümleler… Yine mükemmel bir zamanlamayla; saygının ne derece önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı…
.
Size de bir şeyler hatırlatması umuduyla… 💕