“Bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, korunma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir. Bunlar sağlandığı taktirde, bedenleri hayatları boyunca bu iyi anıları taşıyacaktır ve sonra yetişkinler olarak aynı sevgiyi kendi çocuklarına aktarabileceklerdir. Ancak durum böyle değilse, çocuklar hayatları bıyunca ilk hayati ihtiyaçlarının tatmin edilmesine dair bir özlemle başbaşa kalacaklardır. Hayatlarının geri kalanında bu özlem, başka insanlara yönelik olacaktır. Buna karşılık, çocuklar ‘yetiştirme’ adı altında ne kadar acımasız bir şekilde sevgiden mahrum bırakılır, yadsınır ya da kötü muamele görürse, yetişkin oldukları zaman -en çok ihtiyaç duyduklarında o sevgiyi vermeyen- aynı anne babaya ya da onların yerindeki kişilere o kadar çok bel bağlayacaklardır. Bu bedenin normal bir tepkisidir. Beden tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilir, mahrum kaldıklarını unutmaz, mahrumiyet ya da boşluk oradadır, doldurulmayı bekler.
.
Ne var ki, yaşlandıkça, anne babamızın bize vermediği sevgiyi verebilecek başka insanlar bulmak daha da zorlaşır. Ancak bedenin beklentileri yaşla azalmaz, tam tersi. Yalnızca başkalarına yönelik hale gelir, genellikle kendi çocuklarına ve torunlarına yönelik olur. Bu düzeneklerin farkına varır, baskı ve inkârdan kurtulursak kendi çocukluğumuzun gerçekliğini görebiliriz. Böylece daha önce değilse de, doğumdan itibaren tatmin edilmek üzere bekleyen ihtiyaçlardan kurtulabilen bir insan yaratabiliriz kendi içimizde. Sonra anne babamızın bize göstermediği ilgiyi, saygıyı, duygularımıza dair anlayışı, gerekli olan korunmayı ve koşulsuz sevgiyi kendimize gösterebiliriz.” Alice Miller – Beden Asla Yalan Söylemez
.
Alice Miller, felsefe, psikoloji ve sosyoloji okumuş, psikanaliz alanında yıllarca araştırmalar yapmış ve onlarca kitap yazmış biri. Çoğu kitabında dikkat çekmeye çalıştığı en önemli konu şu: doğumumuzdan bu yana yaşadığımız ve eksikliğini çektiğimiz ne varsa kas hafızamıza depolanır.

Çocukluğunda anne babasından zulüm görmüş; ama inancı emrettiği için (burada özellikle Hıristiyan inancında olan 10 emirin 4. emiri olan ‘uzun yaşamak için anne babalarınıza hürmet ediniz’ emrine dikkat çekiyor. Benzeri Müslümanlıkta da var.) bunu unutmayı seçmiş olmanın, bu anıların üstünü örtmenin çocukluk ya da yetişkinlikte fiziksel ya da duygusal seviyede hastalık olarak kendisini göstereceğini söylüyor. Sırf inancın emrettiği için zulüm eden, evladına sevgi yerine ‘disiplin’ adı altında kötü davranan anne babayı sevme mecburiyetinin kişide büyük sıkışıklıklar ve engellenmişlik hissi yaratacağını belirtiyor.
.
“Zoraki sevginin çok büyük bir zarar verebileceği gerçeğinin genel olarak farkına varılması şarttır. Çocukluklarında sevilen insanlar, bunun karşılığında anne babalarını seveceklerdir, onlara anne babalarını sevmelerini söyleyen bir emre gerek yoktur. Bir emre itaat, asla bir sevgiyi doğuramaz.” diyor Alice Miller.
.
Sadece anne babaları oldukları için evlatlarından sevgi ve saygı beklemek haksızlıktır. Her anne ve babanın bu sevgi ve saygıyı hak etmeleri gerekir diyor. Üzerinde bu ahlaki yükle büyüyen; ‘ne yaparlarsa yapsınlar, onlar benim annem ve babam, onları sevmek ve saygı duymak zorundayım’ dayatması kişiyi baskılar ve büyük kaosa sürükler, birçok hastalığın ana sebebi de budur der.
.
Bana kalırsa farklı ama kişiyi son derece özgürleştirici bir bakış açısı…….. Kitap çok derin, çok güzel… Henüz bitmedi ama şimdiden gönül rahatlığıyla ‘okuyun’ diyebilirim…
.
Okuyun…

****

“Eskiden biri bana çocukken zulüm gördüğümü söyleseydi, ben de hemen o ‘imayı’ reddederdim. Ancak bugün çocukluğumda yıllarca zihinsel zulme maruz kaldığımı gayet iyi biliyorum. (Bilinçatına bastırdığı anılarını terapi sırasında hatırlıyor.) Rüyalarım, resimlerim ve kendi bedenimin verdiği mesajlar bunu bana söylüyor, ancak yetişkin olarak bu gerçeği kabul etmeyi uzun süre reddettim. Pek çok insan gibi ben de şöyle düşündüm: ‘Ben mi? Ben hiç dayak yemedim ki. Yediğim birkaç tokatın hiçbir anlamı yoktu. Asıl, annem benden çok çekti.’
.
Küçük yaştaki, gözle görülmeyen yaraların sonuçlarının bu kadar ağır olmasının sebebinin, çocuklukta çekilen acıların önemsiz görülmesinden ve öneminin inkâr edilmesinden kaynaklandığını unutmamalıyız. Yetişkinler, kendilerinden kat kat öfkeli bir dev aniden kendilerine saldırsa, dehşete düşeceklerini ve aşağılanmış hissedeceklerini kolayca zihinlerinde tasavvur edebilirler. Ne var ki, elimizde çocukların çevrelerine ne kadar hassas ve yetkin bir şekilde karşılık verdiklerini gösteren her türlü kanıt olmasına rağmen, küçük çocukların aynı şekilde tepki göstermeyeceğini varsayarız.
.
Ebeveynler tokatların ve şaplakların can acıtmadığını düşünürler. Böylesi bir muamele, çocuklar üzerinde belirli değerleri empoze etmek için yapılır. Çocuklar da kendilerine inanmayı bırakırlar. Hatta bazıları bütün bunlara gülüp geçmeyi ve hissettikleri aşağılanma duygusunun verdiği acıyla dalga geçmeyi öğrenirler.” Alice Miller – Beden Asla Yalan Söylemez
.
Psikanalizciler tarafından yoğun eleştirilere maruz kalmasına rağmen, öğretilen bilginin ötesine geçmiş ve inandığı doğruları korkusuzca savunmuş; günümüz psikolojik ve fiziksel pek çok rahatsızlığın sebebine sarsıcı bir bakış açısıyla yaklaşıyor Alice Miller. Diyor ki, çektiğimiz acıların, hastalıkların sebebi çocukluk döneminde maruz kaldığımız şiddetin bizde yaratttığı duyguların inkar edilmesidir. Ahlaki değerlerimizin ’anne ve babalar ne yaparsa yapsın onları sevmek zorundayız’ dayatması bu duygularımızın inkarına ve üstünü örtmeye iter bizi. Çözümlemeleriyle, ‘affet ve özgürleş’ kavramını yeniden düşündürtüyor insana.

Anne babaların zulmü her zaman fiziksel bir şekilde olmayabilir. Zulüm, şefkatin ve iletişimin eksikliği, çocuğun (fiziksel ve duygusal) ihtiyaçlarının karşılanmaması, ruhsal acılarına kayıtsızlık, anlamsız ve sapkınca cezalandırma, istismar, çocuğun koşulsuz sevgisinin sömürülmesi, duygusal şantaj, çocuğun benliğinin yerle bir edilmesi, sayısız farklı şekilde güç uygulanması olarak tezahür edebilir. Bu liste sonsuzdur. En kötüsü de şudur: Çocuk, başka türlüsünü bilmediği için, bunu normal bir davranış olarak görmeyi öğrenir. Aynı şeyleri çevresine ve kendi çocuklarına yapmaya devam eder.
.
İfade edilemeyen, inkar edilen duygular hastalık olarak bedenimizde tezahür eder diyor Alice Miller. Eğer; duygularınmızla yüzleşir ve ifade edersek özgürleşiriz ve işte o zaman zorunluluktan ya da ahlaki değerler dayattığı için değil, gerçekten sevebiliriz… Terapilerinde bu yaklaşımı kullandığı danışanlarında inanılmaz sonuçlar elde etmiş.
.
Çok enteresan ve ufkumu açan bir kitap oldu. İlk fırsatta Alice Miller’ın piyasadaki tüm kitaplarını alıp okumak istiyorum.
.
2018 En listesine tereddütsüz alıyorum kendisini. Çok önemli ve psikoloji dünyasında çığır açan kitap, seni iyi ki okudum. 🙏🏼
Siz de okuyun 💙