Şems’in sohbetlerinden derlenmiş, hem fikirlerine daha yakından bakabileceğimiz hem de Mevlana ile olan sohbetlerini daha yakından görebileceğimiz çok güzel bir eser.
.
Şems’in anlattığı hikayelerin bir derlemesi olan Aşk-ı Gizem’in içeriğinin çoğu Şems’in Makâlât adlı eserinden ve dost meclisinde yaptığı sohbetlerden oluşturulmuş…
.
Bazı hikayelerin dili bana ağır gelse de, durumun aslında dilin ağırlığından değil, ardındaki manâyı kavramaya henüz hazır olmadığımdan kaynaklandığının farkındayım. Bu sebeple ‘dili ağır’ dememden gözünüz korkmasın. Su gibi akan hikayeler olduğu gibi içinde kaybolduğum, derin düşüncelere daldığım, bazılarını da çözemediğim hikayelerde oldu tabii.
.
Kitabın tamamı derin bir kuyu gibi. Sizi şu an’dan alıp manâ alemine götürecek bir yolculuk isteyenlere, tavsiye olunur ifinim.
.
Hazır yeri gelmişken değinmek istediğim bir konu var. Bu kadar spiritüel konuların içine girmişsin, her şeye farklı bir yönden bakıyor değerlendiriyorsun; spiritüelliği, psikolojiyi, felsefeyi, bilimi, ezoterizmi anladım da tasavvuf ne alaka diyenler var… (Tabii, onlar daha kibar bir şekilde soruyor benim ifademin kusuruna bakmayın🙈)
.
Öncelikle böyle düşünmenize hak veriyorum.
Günümüzde ‘Tasavvuf’, muhafazakar düşünceye çekimser kalanların (önyargılardan dolayı) daha uzak durduğu (ya da durmaya çalıştığı) bir alan ne de olsa…
.
Her nasıl İslamiyet ve diğer dinler amacından-özünden saptırılıp, varoluş amaçlarının zıddı bir yönde hizmet eder hale getirildiyse, tasavvufta (üzülerek söylüyorum ki) aynı şekilde zamanla ÖZ’ünden sapmış erozyona uğramıştır.
.
Benim tasavvuf okumamın sebebi, İslamiyet’le olan bağlantısı değil, ezoterik kökeni ve Mu uygarlığına kadar uzanan temellerinden dolayıdır.
.
Konuyu özetle biraz açıklayalım ve Lemurya & Atlantis dönemine doğru şöyle bir uzanalım: 😊
.
Ezoterik tarih kitaplarında bolca adları geçen (benim de sık sık andığım), hem ruhsal hem de teknolojik olarak ileri düzey uygarlıklar olan Lemurya ve Atlantisliler, uygarlık dönemi boyunca tüm yaratılışı, evrensel sistemi, kainatı anlatan bir öğreti olan ‘Osiris Öğretisi’ni benimsemişlerdir.

Bu öğreti inisiasyon yoluyla Mu’dan Atlantislilere aktarılmış. Bu kadim bilgilerin kötüye kullanan bir grup Atlantislilerin dünyadaki tektonik hareketleri tetiklemesi ve tüm doğal dengeyi bozmaları sebebiyle Nuh Tufanı olmuş ve bu tufandan önce Güney Amerika ve Mısır’a göç eden Osiris Rahipleri bu bölgelerde kurdukları mabedlerde (piramitler) bu öğretiyi yaymaya devam etmiştir.
.
İslamiyet ordularının Mısır’ı fethetmesiyle yoğun baskı altında kalan kadim Osiris Öğretisinin temsilcileri İslamiyeti kabul etmek zorunda kalmışlar ama ama öğretiye dair bildiklerini unutmamışlar.
.
Bildiklerini İslamiyet anlayışının içerisine harmanlayarak, tasavvuf vasıtasıyla bu kadim öğretiyi islam taraftarlarına sunmaya devam etmişlerdir.
.
Gördüğünüz gibi tasavvuf aslında ‘dinlerüstü’ bir kavramdır. Kainatı ve yaratılışı anlamanızı sağlayan, Lemurya’dan günümüze kadar (biraz dejenere de olsa) gelmeyi başarmış, sanıldığından çok daha eski ezoterik bir öğretidir. Kullandığı dil çok sembolik olduğu için, ilk kez okuyana anlaşılmaz ve saçma görünebilir. Ama her kelimenin altında çok derin manâlar yüklüdür. Bundan mütevellit ilgim ve vaktim bu kadim yolda feda olsun diyerek, tasavvuf okumaya devam edecek ve bu kadim yolu başkalarına da sevdirmeyi ve doğru anlaşılmasını sağlamayı bana kattıklarının diyeti olarak bir borç bilirim.
.
Bu kadim öğretinin ‘doğru’ anlaşıldığı zamanların tez gelmesi umuduyla… 🙏🏼
.
Okuyana şifa olsun… 💕