Bir kafede arkadaşımla laflıyordum ki karşı masadan kalkan sarışın güzel bir kadın yanıma yaklaştı.

Kendini tanıttıktan sonra elindeki broşürü gösterdi.

Ben broşüre bakarken gülerek açıkladı; “bir yoga ve meditasyon merkezi açtım!”

Sonra sesini biraz daha alçaltarak “sizi de bekleriz” dedi ve göz kırparak ekledi: “katılanların hemen hepsi VIP!”

Belli etmedim ama donup kaldım.

Benim VIP olarak değerlendirilişimle matrak geçerdim geçmesine ama…

Daha önemlisi; meditasyon ve Very Important Person kavramlarının böyle neredeyse küstah bir gerçekçilikle ve kendiliğindenlik içinde yan yana getirilivermesiydi!

Neden “gerçekçilik” diyorum peki?

Çünkü meditasyon denilen şeyin artık Doğu Bilgeliği’yle falan ilgisi yok!

Yoga ortamlarında artık Doğu Bilgeliği denen şey uzak ve hoş bir çağrışımdan öteye gitmiyor.

Havaya sıkılan bir parfüm sanki, o kadar!

Bugün şehirlerimizin şık semtlerinde açılıp duran meditasyon merkezlerinde olsun, şık semtlerde sabah erkenden uyananların evlerinde olsun, yapılan egzersiz ne “aydınlanma” ne “farkındalık idmanı” ne de başka bir şey! Çoğu zaman bir “rahatlama”, biraz fiziksel biraz zihinsel bir “gevşeme” egzersizi meditasyon veya yoga dedikleri…

Üstelik hayatın onca harala gürelesi, mecburiyetleri, sıkıntıları, dertleri arasında kim duracak, kim gerçekten zihnini boşaltmaya çalışacak?

Biraz “tuzu kuru” olmak gerekmiyor mu bunun için?

Onlar bile on dakika ayırabilirler. Çünkü hızlı kararlar, hızlı hazlar, hızlı kazançlar peşinde bir hayat bekliyor onları da…

***

Hız dedim de…

Geçen gün de Şengül Balıksırtı’nda (Sabah) okudum. Birileri “ekspres meditasyonla mobil mutluluk” öneriyor ve öğretiyormuş!..

Aferin!

Adamlar binlerce yıl önce zihni yavaşlatmaktan, sonra “durdurmak” tan daha sonra da zihni tümüyle “boşaltmak” tan söz etmiş.

Bu hedefe ulaşmak için yüzlerce fiziksel ve spiritüel teknik üzerinde çalışmışlar. Ekoller, ustalar çıkmış ortaya.

Ama bütün ustalar öğrencilerine “önce dur!” demiş.

Ardından da “hiçbir şey yapmamayı” öğretmeye çalışmışlar.

Zihni susturmak ve şu anda hiçbir şey yapmadan var olmak!

Zihni düşünce ve endişelerin hapsinden kurtarıp “an”ın içini varlığın kendisiyle doldurmak…

Şimdi buradan gele gele nereye gelinmiş, görüyor musunuz?

“Ekspres meditasyonla mobil mutluluk!”

Meditasyonun ekspresi olur mu? Meditasyon denen şeyin tabiatına aykırı!

Ama vardır onu da vaaz eden bir “guru!”

İşler böyle modern, böyle Batı tercümeli, böyle yoz kılındıktan sonra her saçma yönteme bir guru ve bolca mürit bulunuyor!..

***

İşin doğrusu şu..

Ben Batılıların “Doğu bilgeliği” adını taktığı egzersiz yönü güçlü, “kalp” yönü zayıf “kaçış” kültürlerine pek yakın değilim.

Benim yolum “kalp”ten yana!

Fakat modern Batılı spiritüel arayışların Uzak Doğu’nun binlerce yıllık geleneklerini har vurup harman savurmasına, hepsini tanınmaz hale getirip içlerini kurutmasına çok bozuluyorum.

Niyet iyi bile olsa, ortaya çıkan tablo kabul edilir değildir!

Her sabah on dakika meditasyon yapan fakat her gün iş yerine gittiğinde en gaddar kapitalist rolüne rahatça bürünüveren iş adamlarını görmek canımı sıkıyor, ne yalan söyleyeyim!

Bu işler öyle kolay değil!

Bu işler binlerce yıl, hiçbir kültürde bu kadar ucuz, bu kadar kolay olmadı. Ne eski Mısır’da, ne Çin’de, ne Hint’te, ne peygamberler diyarı Filistin’de.

Daha önemlisi şu ki “hikmet” incidir, avcısını bekler!

Hani İncil’de dendiği gibi…

“İncileri domuzlara atmayınız!”

Vatan – Haşmet Babaoğlu