Malum şeker bayramı da geldiği için, hemen hemen her türlü diyette büyük önem taşıyan şeker konusuna değinmek istiyorum.

Uzun yıllar önce afyon denilen ve haşhaş bitkisinden elde edilen maddenin kullanımı bugünkü gibi yasak değildi. Tıpta zaten binlerce yıldır ağrı kesici ve sakinleştirici olarak kullanılmaktaydı. Osmanlıda hali vakti yerinde olanlar arasında hatırı sayılır miktarda kullananlar vardı. Bugünkü yarı sentetik türevleri kadar bağımlılık yapıcı etkisi olmasa da yine de alışkanlık yapmaktaydı. Bir kere alışan insan kolay kolay bu zevkten mahrum kalmak istemiyordu. O kadar ki oruçken afyon alamadıkları için cin fikirli atalarımız bir çözüm yolu bulmuşlardı. Afyonu -sonradan midede eriyip açılacak şekilde- bir kılıfa sarıp sahurda bütün olarak yutuyorlardı. Öğleye doğru bu zar eriyip patlayınca afyonun etkisi görülmeye başlıyor kafalar kıyak oluyordu. Sabahları uzun süre kendine gelemeyip bed bed dolaşan insanlara “afyonun daha patlamadı galiba” diye sataşmalar işte bu yüzden yapılmaktaydı.

Sonraları, bir kere afyona alışan insanların, afyon için büyük paraları gözden çıkardığını fark eden uyanık tüccarlar, bu işten büyük paralar elde etmenin kokusunu almakta gecikmediler. Büyük kitleleri hatta koskoca Çin’i bu yolla yıllarca uyuttukları! ve sömürdükleri tarihi bir gerçektir. Bugünkü global ticaretten sorumlu kuruluşların büyük ticari imparatorluklarını daha o zamanlar bu afyon savaşları sayesinde başlattıkları söylenir.
Daha fazla kar etmek için, daha çok keyif veren ve daha çabuk bağımlılık yapan türevlerinin geliştirilmesi gecikmedi. Çok canlar yanmaya başlayınca önce halk sonra da yönetimler tedbir alma ihtiyacı hissettiler. Hükümetler ancak bu yolla elde edilen kazanımların zararı kendilerine dokunmaya başlayınca bir şeyler yapmaya başladılar. Öncelikle eroin ve benzerleri arkasından morfin yasaklandı. Sonrada afyon üretimi.Bu kararı almak kolay olmadı, birçok gelişmekte olan ülke ekonomisine de zarar verdi tabi (ör. Türkiye). Daha sonra kokain, o zamanlar zararsız kabul edilen esrar yasak listedeki yerini aldı. (hala serbest olan ülkeler var). Ballı -ve de kanlı- paranın tadını alanlar da bu işin peşini bırakmadılar tabi. Bir yandan daha yenisini, ‘yükte hafif pahada ağır’ olanını üretirken diğer yandan da üretimi gizli ve iyi korunan bölgelere kaydırdılar. Esrar, kokain derken ektazi denilen mutluluk hapları geliştirildi, pazarlandı. Bu çok karlı bir işti, mutluluk ve sevgi arayan birçok insan büyük potansiyel oluşturuyordu…

Diğerleri kadar olmasa da tütün kullanımı da bağımlılık yapan keyif veren bir maddeydi. Potansiyel büyüktü, üstelik zararları uzun zaman sonra ortaya çıkıyordu. Sigara üreticileri bir yandan tekelleşmeye doğru giderken bir yandan da bilinçlenen halka karşı desenformasyona giriştiler. Kanımca sigaranın da suyu ısınmak üzere. Tarih sayfalarında tam yasaklılar listesine girmesine az kaldı. Alkolün de zaman içinde bağımlılık yaptığı biliniyor ve fazla alınmasının zararları inkar edilemiyor artık. Aslında yasaklardan yana değilim, ruhsal açıdan olgunlaşıp bilincimiz geliştikçe yasaklara gerek kalmadan bu maddelerin kullanımı da azalacak ancak insanlar kendilerine neyin zarar verdiğinin bilincinde değillerse otoritelerin bir takım önlemler alması şu an için kaçınılmaz çözüm yolu gibi duruyor..

Şimdi gelelim asıl konumuza, belki size biraz abartı gibi gelebilir ama şuna inanıyorum; şeker de tıpkı esrar, sigara ve alkol gibi fazla kullanıldığında çok zarar verebilen, bağımlılık yapıcı bir maddedir. Özellikle de çocuklar için. Burada bahsettiğim tabi ki doğal olmayan rafine beyaz şekerdir.Yoksa beslenmemiz için hayati önem taşıyan şekerler doğada bulunmaktadır. Bağımlılık yapan maddenin tanımına bakacak olursak aşağı yukarı şöyledir. Kullanımı zevkli ve keyif veren ve kullanım arttıkça daha çok kullanma isteği uyandıran maddelerdir. Yokluğunda stres, gerginlik şiddet gibi duygulara neden olduğu gibi fiziksel olarak da acı verir. Zararlı olduğu bilindiği halde vazgeçilemeyen yada bırakılması çok zor olan maddelerdir. Bağımlılık yapıcı madde yoğunluğuna göre kullanan herkesi bağımlı kılabilirken, bazıları da ancak zayıf bünyelerde bağımlılık oluşturabilmektedir. İşte şeker böyle zayıf bağımlılık yapıcı bir maddedir. Bu maddeyi kullanmaya farkında olmadan bebeklik çağında başlandığını göz önünde tutacak olursak, kendilerini kontrol etmeyi bilecek kadar büyüdüklerinde bırakmaları da oldukça zorlaşacaktır.İşte olayın vahameti de bundan kaynaklanmaktadır. Eğer şekerin bağımlılık yaptığıyla ilgili hala şüpheniz varsa her gün yemeye alıştığı şekerlemelerin rejim nedeniyle kesildiği çocuklar ve genç hanımların nasıl kıvrandıklarını gözlemenizi tavsiye ederim. Şimdi isterseniz, en çok şeker pancarı ve şeker kamışından rafine edilerek elde edilen şekerin tarihine bir göz atalım.

Şeker kamışı uzun yıllar öncesinden beri Güney Pasifik ve Hindistan’da bilinmekteydi. Bölge halkı suyundan yararlanmak için bahçelerine ekmekteydiler. Oradan İran’a, islamiyetten sonra Arabistan’a yayıldı. Baharat yolu ve ispanyadaki Araplar sayesinde ancak orta çağdan sonra Avrupa’da kullanılmaya başlandı. Önceleri zenginlerin ilaç niyetine ve bala alternatif olarak tükettikleri bir maddeydi ve uzun yıllar Avrupa’da yalnızca eczanelerde ilaç niyetine satılırken yararları da saymakla bitirilemiyordu. 18. yüzyılda İngilizler yemek soslarında kullanıyorlardı. Çok karlı olmaya başladığı görüldüğü için şeker kamışı ticaretini büyük oranda ele geçirmeye başladılar. Napolyon’un Fransa’sında şeker ticaretinin ingilizlere kaptırılmasıyla kıtlık çekilmeye ve alternatif bir ürün aranmaya başlandı. Pancardan şeker elde etme işte bu esnada keşfedildi. Böylelikle daha kolay, daha ucuz ve bol miktarda şeker elde edilebilir oldu. Savaşlar bittiğinde şeker tüketimi de arttı. Bugün şeker üretimini ve ticaretini kontrol altında tutmak sanıldığından çok daha önemlidir. Ekonomik kriz dönemlerinde halkın ilk sırada stoklamak istediği maddelerden biri oldu. (2001 krizinde, İMF’nin borç vermek için şart koştuğu 15 maddenin bir tanesi de şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile ilgilidir!) Sıradan halkın şeker tüketiminin artmasıyla, şişmanlık ve diabet hastalığı da artmaya başladı. Bir tezat gibi ama ekonomik gelir düştükçe şişmanlığın iyice artması ise 20.yüzyılın ortalarında rafine beyaz unun da yaygınlaşmasıyla gerçekleşti. Rafine şeker ve rafine beyaz unun sinerjik etkisine, lezzet vericiler, iştah açıcılar (alkol üretiminin ve tüketiminin artması ..) da eklenince bu günkü duruma gelindi. Bugün gelişmiş ülkelerde hemen her hazır gıdaya konan şeker nedeniyle kişi başına tüketilen şeker miktarı geçen yüz yıllara oranla yaklaşık 100 kat arttı. Gelişmiş ülkelerin ortalama üçte biri ciddi kilo sorunu yaşamaya, genetik olmayan şeker hastaları ise milyonlara ulaşmaya başladı.

Aslına bakacak olursanız, çığ gibi büyüyen şeker bağımlılığına giden yolu çocuklarımıza biz kendi ellerimizle açıyoruz. Çocukken bize yapıldığı gibi şimdi de olayın farkında olmayan biz büyükler, “çocuğunu sevindir” gazıyla satılan birçok şekerlemeyi, gofreti, çikolatayı içlerinde zararlı katkı maddeleri olmasına rağmen alıyoruz. Büyükler sevgi ve ilgi görmek için- biraz da şefkatten- bunları ikram ediyorlar. Çocukluğumuzda arada sırada yediğimiz elma şekerinin bile içinde en azından kocaman bir elma vardı. Şimdi öylemi peki. Arada sırada yenmesinde sakınca olmayan şekeri yasaklayarak bir yere varılamaz elbette, hele örnek olarak biz kendimiz tüketiyorken!. İş yoğunluğumuzdan, mızmızlanan çocuğumuza istediğini vermek işimize geliyor, çoğu kez iyi bir şey yaptığımızı sanıyoruz. Nasıl olsa paramız da var. Çocuğumuz mahrum kalmasın!! Herkes yerken o baksın mı yani!! Bir çok evde olay kontrol edilemez boyutta .Ramazan bayramları çoktan ŞEKER bayramına dönüştü. Hastanelerde doktor arkadaşlarımın bile uslu muayene olmaları için çocuklara ‘lolipop’ verdiğini görüyorum. Kaldı ki bilinçli bile olsanız büyüklerinizin, eş ve dostlarınızın, arkadaşlarınızın çocuklarınıza hiç zamanı değilken ikram ettikleri şekerlemeleri reddetmekte zorlanıyorsunuz. Kabalık etmekten çekiniyorsunuz, oysa bu, sigara ikramından çok farklı değil bana göre. Tek hafifletici sebep iyi niyetli olmaları. Hemen her türlü meşrubatın, bisküvi ve çikolataların içi şeker dolu. Bu tada alışarak büyüyen çocuklar elbette yetişkinliğin getirdiği bazı streslerle karşılaştıklarında o çok mutlu oldukları tada, o güvenli ortama dönme ihtiyacıyla şekerlemelere (ençok da çikolata) başvuracaklardır. Böyle birçok kadın hastam, tanıdığım var. İşte sevgi ve güvenlik ihtiyacı ile kolay kilo alma arasındaki ilişki bundan kaynaklanıyor kanımca.

Peki organizmamız alınan bu fazla şekeri kontrol etmekte yeterli değil midir? Maalesef hayır, çok hızlı değişen bu beslenme biçimimize vücudumuzun bu kısa sürede adapte olamadığı görünüyor. Kan şekerini kontrol altında tutmak için insülin depolarını aşırı derece tüketen pankreasımız bir süre sonra pes ediyor. Yeterince güçlü bir bünyeye(pankreasa) sahip olmayanlarımız şeker hastalığı ve kilo sorunlarıyla tanışıyorlar ileri yaşlarda. Başlangıçta çocuklar şekere bunun için dayanıklılar ama depoları bilinçsizce tüketiyorlar. İşte bundan sonra şekerin fazla tüketimi çok ciddi sağlık problemlerine yol açmaya başlıyor.

Pankreas ilginç bir organ, eğer bana dualiteyi hangi organımız temsil etmeli diye sorulsaydı, vücudumuzun tam ortasında yer alan pankreas derdim. Birbiriyle işlevsel olarak tam zıt iki hayati hormon (insülin ve glukagon) bu organdan salgılanır. İnsülinin yetersiz kaldığı ve kan şekerinin yüksek seyrettiği diabet hastalarında, böbrekler biran evvel fazla şekeri vücuttan atmak isterken çok miktarda sıvı ile birlikte gerekli mineraller, vitaminler ve tuzlar da atılır. Bunun yanında atılması gereken bazı zararlı maddeler atılamaz ve birikir. Zamanla damar cidarları ve sinir uçlarında kalıcı hasarlar oluşur. Yaralar geç iyileşir, enfeksiyonlarla mücadele gücü azalır, enfeksiyonlar çok daha zor iyileşir, kalp krizi, felç, körlük, sağırlık, cilt bozuklukları ve cinsel sorunlar görülür. Ameliyatlar şeker hastalarında daha riskli geçer, şeker komaları, ani şeker düşmeleri görülebilir. Daha fazla detaya inmeden son olarak şunu da söylemek istiyorum. Şeker hastalarına önerilen beslenme şekli bana göre en sağlıklı beslenme şeklidir.; İnce kalmak ruhen ve fiziken zinde ve sağlıklı olmak istiyor ama nasıl beslenmeniz gerektiğini bir türlü bilemiyorsanız, İşte size sihirli ve pratik bir tavsiye: kendinizi şeker hastasıymış gibi kabul edip ona göre beslenebilirsiniz. 😉

Seyit Aydoğmuş