Hollywood’un işlemeyi en sevdiği fantastik konulardan birisidir bünyesine virüs enjekte edilen insanoğlunun trajik ve azmi takdire şayan hikayesi.

Nicole Kidman’ın başrolünü oynadığı Invasion isimli yapımda olduğu gibi, kimi zaman  atmosferde yana yana dünyaya düşen bir uzay gemisinin radyoaktif parçalarından birisi önemli bir diplomatın eline geçer, parçayı dikkatsizce tutan diplomat ani bir refleksle elinin yaralanmasına neden olur, virüs diplomata bulaşır. Uzaylı ve mutlaka kötü olan bu virüs o diplomatın vücudunu bir gecede ele geçirir. Derken diplomat ve çevresindeki önemli insanlar, acımasız uzaylılar haline gelirler. Hummalı bir çalışmayla tüm dünya vatandaşları birer uzaylı(!), bio-robot ve benzer türevde bir varlık yapılmaya çalışılır. Dünya karışır, gök karışır, galaksi karışır…

Bir başka versiyon olan  Vexillea isimli animasyon çalışmasında dünyanın ambargo uyguladığı Japonya, teknolojik bir savunma sistemiyle kendini tüm dünyaya kapatır. Bahsi geçen filmde, 10 yıl boyunca içerisinden hiçbir bilgi alınamayan Japon Adası’na sızıldığında Japonya diye bir yerin artık kalmadığının, küçük bir kasaba genişliğinde bir nüfusun hayatına devam ettiğinin, onların da 10 yıl önce devlet eliyle bir ‘virüs salgını’ önlemi olarak ‘zorunlu aşı’ uygulamasına maruz bırakılıp bio-robotlara döndüğünün hüzün, dehşet ve soru işaretleriyle dolu hikayesinin izlenmesi mümkündür.

Deli Dana, Kuş Gribi ve derken Domuz Gribi salgınları, herkesin bildiği ya da kulağına dolduğu biçimleriyle yaşanırken, mevzunun sosyolojik, siyasi, ticari, sosyo-ekonomik ve psikolojik boyutlarını kavrayarak, kavramaya çalışarak düşünüp karar vermek oldukça önemli. Kırmızı etli büyük baş hayvanla başlayıp, beyaz etli küçük baş hayvanla devam eden ve şimdilik, pembe etli orta baş hayvancağızla neticelenen bu virüs salgınları, kanımca yalnızca grip değil trip yoluyla da bulaşıyor.

Hapşıran her insana ‘bu kesin domuz gribi’ hissiyatıyla bakan bir toplumun fertleri, her gün toplu taşıma araçlarında ve kamu dairelerinde, kimileri yüzünde maske takılı halde, tedirgin bakışlarla birbirini tartarak mesafeli ilişkiler kuruyor. Ebeveynler çocuklarının okul formalarını ‘ya bulaşırsa?! aşı yaptırmalı mıyım acaba?? ‘ korkulu sorusuyla giydiriyor sabahları. Bir arkadaşımız virüs ve bakterilere karşı koruma sağladığı varsayılan bir sprey getirmiş nereden bulduysa… Kalabalık toplantılarda eşimin elinde o sprey şişesi, haşerata ilaç sıkar gibi spreyliyor her hapşıranı. Gülüyoruz halimize…Televizyonlarda her gün artan sayıda ‘Domuz Gribi’ vakası… Yeterli deneme süresine tabi tutulmamış aşı yüzünden sakat kalan insanların haberleri… Radyodaki sabah programında konuşan uzman doktorun ‘Tedavi yöntemi seçilirken kar-zarar hesabı yapılır. Biz bu aşıyı uygulamaktan yanayız bu hesaba göre çünkü virüs çok ölümcül’ söylemleri. ‘Bu aşı zararlıdır, deyip aşı olunmasına engel olan vatandaş, aşıyı olmayan kişi hastalanırsa müsebbib tutulacaktır’ fermanları… Doğal korunma yöntemi reçeteleri… ‘Allah korusun’ deyip tahtaya vurmalar… Falanlar filanlar derken… Birbirine güvensiz, kendine güvensiz, hasta ya da hasta olmaya fikren meyyal toplum fertleri.

Açılımdı, saçılımdı, vergiydi, sosyal güvenlik yasa revizesiydi, köprü geçiş ücretleriydi, yanlış sınav sistemleriydi, seçim hileleriydi, ticari oyunlardı, kredilerdi, borsaydı, medyaydı, töre cinayetiydi, aftı, gaftı gündemde ve tarihte ne varsa unutturuluyorken bu ‘domuz gribi’ dalgasıyla,  ısrarla altını çizmek istiyorum, bu yaşanan durumun adının Domuz Gribi olmadığının.

İnsanlar olmadık triplere giriyorken birbirilerine karşı, zaten zayıf olan bellekleri hepten çökmüşken, değil sözde, özde bile çoktan bölünmüşken, kaliteli yaşam standartlarını yakalamak bir yana yakınından bile geçemiyorken, henüz virüs hiçbirimize bulaşmadığı halde ‘virüs’ söylemiyle tüm hayatımız alt üst olurken, bu hastalığın adı olsa olsa ‘Domuz Tribi’dir. Triplere girmeye pek meyilli insanoğlunun bu tribi kolayca benimsemesi de gayet normaldir.

Birilerinin laboratuvarlarda virüs geliştirip öyle ya da böyle insanlara bulaştırmasına,  uzaylı ırkların komplike senaryolarla dünyamıza virüs ihracatı yapmasına, bio-roid insan modelinin hayal güçlerimizde yelken açmasına gerek yok salgın hastalık kurbanı olmamız için. Ortaçağ’ın Veba’sı ne ise bugünün Domuz Tribi de aynı. Fark eden bir tek şey var, Dünya Ana  bizimle birlikte tüm bunlara direnmek için artık çok yorgun ve yaşlı…

Banu Nirun