Çöl Çiçeği: Kadın Sünneti ve Waris Dirie’nin Hikâyesi
Bir süre önce ülkemin bir şehrinde bir doktorun kadın sünneti yaptığına dair bir tanıtım metnine denk geldim. Yıllar öncesine, Çöl Çiçeği filmini izlediğim zamanlara gittim ve yine içimde bir yerlerde hemcinslerim için kalbim acıdı.
Filmde, Somalili bir mankenin, Waris Dirie’nin gerçek yaşam öyküsü anlatılıyordu. Waris’in isminin Somali dilindeki karşılığı olan “çöl çiçeği” filme adını vermiş. Konu daha çok kadın sünneti üzerine kuruluydu. Kadın sünneti… Bu vahşet günümüzde hâlâ yaygın bir şekilde uygulanıyor. UN Women’a göre her yıl 2 milyondan fazla kız çocuğu bu uygulamaya maruz kalıyor — genellikle beşinci yaş gününden önce, bazen doğumdan yalnızca birkaç gün sonra. Uygulama ağırlıkla Afrika ülkelerinde, kısmen de Asya ve Orta Doğu’da yaygın; UNICEF verilerine göre bugün dünya genelinde 230 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bu uygulamaya maruz kalmış durumda. Hatta bu ülkelerden göçüp Amerika, Avrupa gibi “modern” olarak tanımladığımız kıtalarda yaşamlarını sürdüren bazı aileler bile bu geleneği gizli de olsa sürdürüyor.
Waris’in Hikâyesi
Waris, üç yaşındayken yaşlı bir kadının paslı jiletiyle, kadın olmak için kadınlığı elinden alınan biri. Her ay adet olduğunda acı içinde kıvranan, iki bacağının arası sürekli acı içinde olan biri… Ülkesinde sünnetsiz kadınlar iffetsiz kabul ediliyor, ailelerinin adını lekeledikleri düşünülüyor ve sünneti olmayan kadınlar toplumda kendilerine sadece fahişe olarak yer bulabiliyor.
Sünnetin Kökeni ve Din
Sünnet çok eskilere dayanan bir gelenek. Kadın sünnetine dair bilinen en eski kanıtlar, milattan önce 484 ve 200 yıllarına tarihlenen Mısırlı mumyalarda bulunmuş; uygulamanın kökeninin antik Mısır’a dayandığı ve oradan Doğu Afrika’ya yayıldığı düşünülüyor. Burada bir noktayı netleştirmek gerekiyor: kadın sünneti ile erkek sünneti sıklıkla birbirine karıştırılıyor, oysa ikisi farklı şeyler. Kadın sünneti ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne de Kur’an’da yer alıyor — dinî bir emir olarak hiçbir kutsal metinde geçmiyor. Erkek sünneti ise Musevilikte Hz. İbrahim’e dayandırılan bir ahit işareti olarak Tevrat’ta açıkça yer alıyor; ama bu, kadın sünnetiyle karıştırılmamalı — Etiyopya’daki küçük bir yerel cemaat dışında hiçbir Yahudi topluluğunda kadın sünneti dinî bir uygulama olarak yer almamış, oradaki uygulama da dinden çok yerel kültüre ait bir gelenek. Buna rağmen Mısır başta olmak üzere kadın sünnetinin uygulandığı birçok ülkede bu işlem hâlâ din adına yapılıyor.
Nasıl Yapılıyor?
Birçok uygulamada klitoris kısmen ya da tamamen çıkarılıyor çünkü kadının cinsel haz alması uygun görülmüyor. Kadının yalnızca çocuk sahibi olmak için cinsel ilişkiye girmesi gerektiğine inanılıyor ve zevk almasına gerek olmadığı düşünülüyor. Bazı ülkelerde uygulanan en ağır biçimlerde ise dış genital organların büyük bölümü kesiliyor. Bu işlem çoğu zaman hastanede ya da steril koşullarda değil; paslı jiletler, kırık cam parçaları gibi ilkel araçlarla yapılıyor ve ardından doku hasır iplik ya da benzeri malzemelerle dikiliyor. Böylece kadının cinselliği ve bekâreti de kontrol altına alınmış oluyor.
Etkilendiğim karelerden biri, Waris’in tüm kadınların sünnet olmadığını öğrendiğindeki şaşkınlığıydı. Çünkü onun geldiği coğrafyadaki kadınlara bunun bir zorunluluk, bir gereklilik olduğu öğretiliyor. Tüm namuslu kadınlar sünnet olur! Bazı kız çocukları işlem sırasında gelişen kanama veya enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirirken, hayatta kalanların önemli bir bölümü ise yaşamları boyunca fiziksel, psikolojik ve duygusal sorunlarla mücadele ediyor. Doğum sırasında yaşanan komplikasyonlar da hem anne hem de bebek için ciddi riskler oluşturabiliyor.
Anneler Neden Bunu Yapıyor?
Baskıyı düşünebiliyor musun, kızıma fahişe demesinler diye, kızımı dışlamasınlar diye, çekilen acıyı bile bile, ölüm riskini bile bile, yine bir kadın olan anneler götürüyor kızlarını kör bıçağa. Erkeklerin hâkim olduğu bir dünyada erkeklerin istediği şeyi, kadınlar sessizce kendi aralarında hallediyorlar.
Sorgulamanın Gücü
İnsanın neyi neden yaptığını düşünebilmesi ne kadar kıymetli. Neyi neden yaptığını düşündüğü zaman, önce kendisi ardından sonraki nesiller için kocaman bir adım atabilir. Sadece düşünmek bile o kadar büyük bir farkındalık sağlar ki… Sırf zevk almasın diye, sırf kızlık zarı kontrol altında tutulsun diye, sırf kadın sadece doğuran bir varlık olsun diye yapılan bu işlem binlerce yıldır hiç sorgulanmadan yapılıyor. Bu uygulamayı dinî bir zorunluluk olarak sunanlar genellikle hadislere veya yerel yorumlara dayanıyor; oysa kutsal kitapların hiçbirinde buna dair yazılı bir hüküm yok. Ve bu yüzyılda ve bu yeni çağda, yepyeni bir bilinç seviyesine gelinmiş ve gezegenin her yanında iletişim kolaylaşmışken hâlâ çölde bir yerlerde veya ummadığımız başka yerlerde, küçük kız çocukları çığlık çığlığa kadınlıklarını kaybediyor. Bu güzel kız çocukları henüz çocukluklarını, genç kızlıklarını veya kadınlığa geçişlerini yaşayamadan, anlayamadan kanlar içinde kalakalıyor.
Çölü Aşan Bir Yürüyüş
Waris, yani Çöl Çiçeği, çok büyük zorluklarla — lafta değil, gerçekten büyük zorluklarla — mesela çölü yürüyerek geçerek, mesela yolda tecavüz riskini bertaraf ederek, mesela aç susuz kalarak varabiliyor başkent Mogadişu’ya. Ayakları kan içinde kalan on üç yaşındaki küçük kızı izlediğimde boğazıma oturdu bir şey. Tüm acılarına rağmen bu nasıl bir yaşam dürtüsüdür ki, bir adım hadi bir adım daha diye diye yürütür insanı ve sonunda yaşamı kucaklatır?
O küçük kızların çoğu Waris kadar şanslı değil. Öğrenilen, öğretilen, kalıplaşmış, hatta otomatiğe bağlanan veya hiç sorgulanmadan yapılması gerekenlerin aslında sorgulanmaya, düşünmeye açık olması gerektiğini anlatan önemli bir biyografi. Merak ediyorum, insanın özellikle otomatiğe bağlanan davranışları göz önüne alındığında, eyleme geçmeden sadece düşünmesi bile, bir an durup kendine soru sorması bile acaba yaşamı nasıl etkiler…
Sessizliği Bozan Ses
Waris tüm yaşamını kadın sünnetine, sünnet dolayısıyla ölenlere ve tüm bunların dünyaya duyurulmasına adadı. Her platformda, her fırsatta anlattı anlattı. Belki de hayata geliş amacı buydu ve acımasız bir deneyimden olağanüstü bir hareket başlattı. Başlatabildi çünkü düşündü, farklılıkları gördü ve tüm korkutmalara, aşağılamalara rağmen susmadı. Waris, ünlü olduğunda ve milyonlara ulaşabileceğini keşfettiğinde dünyaya seslenme hakkını kadın sünnetinden yana kullandı. Yıllarca bıkmadan usanmadan bu konuyu anlattı. En mahremini anlatmayı göze alarak yaptı bunu, çünkü artık yeni nesil kız çocuklarının bu acıya maruz kalmasını istemedi, çünkü artık kadın sünnetine maruz kalmış bir kadının tüm yaşamı boyunca fiziksel, psikolojik ve duygusal olarak ne acılardan geçtiğini tüm dünya duysun istedi. Ve bunu kadınların en büyük kabuslarından biri olan utanç ve suçluluk tuzağına düşmeden yaptı. Başına gelenlerden utanmak veya kendini suçlamak gibi bir hataya düşmeden yaptı.
Şimdi düşünüyorum da, yaşamda otomatik olarak yaptığımız, körü körüne bir adanmışlıkla yaptığımız, söylediğimiz neler var? Ezberlerden ne kadar uzağız? Somali’nin bir köyünden küçük bir kız çocuğu çıktı, yaşadıklarından sonra o küçücük kalp devleşti ve birçok kişinin hayatına dokunabildi, o hayatlardan bazılarını değiştirebildi.
Her şey ve herkes değişiyorken, değişmeyen tek şey değişimdir diyorken, bizler ne kadar değişebiliyor, esneyebiliyoruz dersin?

