O pası ‘niye’ vermedin Sörloth?
Dünya Kupası’nda çeyrek finaldesiniz, karşınızda futbolu icat etmiş ve Dünya’nın en pahalı ligine sahip bir ülke var; siz o ülkeye öyle oynuyorsunuz ki ne yaptıklarını bilmez hale gelmişler, sanki fizik gücüyle anılan bir takım değil de teknik olarak Brezilya gibi bir takım var sahada ki bir maç önce Brezilya’yı yenmiş. Turnuva öncesinde Vikingler gibi giyinip takım fotosu çektirmişsiniz, taraftarlarınız kürek çekip duruyor ve tüm dünyanın sempatisi üzerinizde… Takımınız 1-0 da önde…
Önünüze bir top geliyor ve koşuyorsunuz, İngiliz defansında tek bir oyuncu var ve hemen çaprazınızda gezegendeki en iyi golcü Haaland… Pası verseniz büyük ihtimalle maç olacak 2-0. Oradan İngilizlerin maçı çevirmesi daha da zorlaşacak…
Ama siz ne yapıyorsunuz? Pası vermeyip kendiniz atmaya kalkıyor golü ve topu öldürüyorsunuz…
Top Sörloth’un ayağına geldiğinde ve pozisyonu gördüğümde ben de ekran başında ayağa kalkmıştım nicesi gibi. Çünkü o kadar basitti ki… 2-0 olacak mutluluğuna hazırlanıyordum. Çünkü nicesi gibi gönlümüz Norveç’ten yanaydı. Sıkılmıştık artık hepten endüstri haline gelmiş, robotlaşmış, önceden ayarlanmış oyundan…
Norveç ruhu olan, bağ kurabileceğiniz, yürekli, renkli, neşeli bir takımdı.
Ama Sörloth’un pası vermeyip dümdüz koşmaya kalkıp bir de topu dağa taşa vurduğunda hayal kırıklığı içinde bakakaldım.
Daha birkaç maç önce Mısır’ın VAR eliyle nasıl haksızlığa uğradığını gördü dünya. Güya adalet için olan VAR nedense “bazı” takımlara işlemiyordu. Mısır’ın golü iptal edilirken VAR vardı, ama Salah düşürülür ve de bir Mısırlı ceza sahasında çekilirken havaya bakıp ıslık çalıyordu.
Dünya’nın yaşadığı bozuluş iyice göze sokuluyordu.
Tüm bunların arasında bir Yeşil Burun Adalı kaleci Vozinha bir de Norveç yüzü gülümsetiyordu.
2-0 olsa yüzümüz daha da gülecekti… Ekran başında ikinci kez gol diye bağıracaktım, Mısır’ın sayılmayan golünün ardından ki o da kursağımızda bırakılmıştı…
Ama Sörloth o pası vermedi…
Belki kendisi yıldız olmak istedi ve egosuna yenildi, belki de maçtan sonra kendisinin de söylediği üzere “İngiliz defansındaki oyuncu öyle güzel yer tuttu ki” gözünde büyüdü, beceremeyeceğini düşündü ve daha da batırdı.
İlginç olan şu ki Norveçliler’den daha fazla Norveç’i tutan izleyenler tepki verdi. Hatta abartıp Sörloth’un ailesine ölüm tehdidinde bulunanlar bile olmuş.
Peki neden kızdık bu kadar ki Sörloth’un açıklamalarını okuyana kadar ben de onlardan biriydim. Hatta okuduğunuz bu yazı, ikinci versiyon. İlk versiyon çok kızgın yazılmıştı, ama sonra Sörloth ne demiş okumak istedim ve “O anda Erling’e atmayı çok istedim, ama yolum tıkalıydı” deyince bir durdum. Gerçi pozisyonun ilk anında çok müsaitti pas için ve vermeyip bunları söylemesi pek ikna edici olmamış.
Tamam öyle ya da böyle, neden bu kadar kızgınız?
Bu dünyada iki tip insan var: Kendisi için yaşayanlar, bütün için yaşayanlar.
Kendisi için yaşayanlar, her şeyin merkezinde kendisi olmak, ışıklar kendine dönsün isteyenler… İşte gezegen bu halde onlar sayesinde. Zaten insanların da gitgide fark ettiği ve rahatsız olduğu bu bencillik.
Bütün için yaşayanlar ise hayatın bir parçası olarak var olur. Takımın parçası. Hep birlikte başarmak ister. Hep birlikte yaşamak. Hep birlikte var olmak. Kendisi için tüketmek değil, birlikte üretmek…
İşte Norveç’te dünya bunu gördü ve sevdi. Oyuncularıyla taraftarıyla ülkenin yapısıyla zaten takım oyunu oynayan bir ülke…
Bütün için yaşamayı gördük orada.
Ama Sörloth o topu atmadı…
Sonra ne oldu, bakın: Norveç kalecisi degaj attı, top kamera kablosuna çarptı, İngiliz oyuncunun önüne düştü, gol attı. VAR görmedi (!). Hatta topta titreşim yoktu dediler — o top ki Hırvat oyuncunun saçına değmeyi ölçen top. Ama kameralar önünde alınan kaydı görmedi.
Sonra Norveç gol attı. VAR dedi ki faul var. Peki denildi.
Ardından Norveçli oyuncuya kale önünde net faul yapıldı. VAR yine yoktu.
Artık Norveç de yoruldu ve bıraktı. Karşınızda sadece İngiltere değil, daha en başından reytingi daha yüksek olanı isteyen bir sistem var görünüyordu.
Ama hadi FIFA böyleydi de, bunlara rağmen o pası atmayı seçseydi Sörloth, bugün o sistemin de isteklerinin ötesine geçerdi olay.
Ama işte dünya kendi bencil istekleri peşinde koşanlarla böyle bir bozuluş içindeyken, Sörloth’un bu seçimi de tam olarak buna uyduğu şeklinde yorumlandı.
Bu yüzden insanlar kızgın ona.
Bizlere o pas fırsatımız geldiğinde seçimi takım için değil, kendimiz için kullanmaya kalktığımız tüm o anları yüzümüze vurduğu için…
Kaç pas fırsatını böyle harcayıp bencilliğimize defalarca mağlup olduğumuz için…
Belki ayağına geldiği ilk anda bir anlığına kapıldı o nefse, ama kendisinin de söylediği gibi, sonra aklı başına geldiğinde artık iş işten geçmişti…
Ama bize çok güzel bir örnek verdi.
Bir daha ona öyle bir fırsat gelir mi bilinmez. Ama hayatın içinde öyle anlar olur ki o pası atıp atmamak arasında kalabiliriz. Zihni net olan zaten direkt o pası atar; zihni bulanık olansa bir seçim anıyla karşı karşıya kalır. İşte o anda seçimimizi takım için, bütün için yaparız inşallah…
O vakit değişmeye başlar hayatımız da Dünyamız da…
Not: Dünya oyuncularına kızarken Norveçliler nasıl tepki veriyorlar biliyor musunuz? “Evet, bir hata yaptı, ama o bizim oyuncumuz, onlar bizim kahramanımız. Sizin gibi görmüyoruz biz” diyor forumlardaki bazı Norveçliler. Gazeteler ise sadece Sörloth’u değil, bütün olarak oyundaki hataları ve oyuncuları değerlendiriyorlar. “Haaland da iyi değildi.” diyorlar. Kimisi de hocayı eleştiriyor ve “Hedef forvet adamı kanat oynatmak doğru değildi” diyor. Tabii bir yandan kızgın Norveçliler de var ama dedim ya, Norveç’i tutanlar daha fazla kızgın görünüyor. Bir yanda linç kültürü, bir yanda Norveçlilerin duruşu… Galiba dünya olarak bizim kızdığımız gerçekten ne, bir kere daha gözden geçirmeliyiz…

