Sen kimsin Ya hu!

Seni buraya kim bıraktı? Ne kadar yabancı geliyor artık di mi her şey? Dünyayı tanıdıkça yabancılaşma. Tam tersi olması gerekmiyor muydu? Bütün tanıdığını sandığın insanlara ‘Sen kimsin ya hu!’ diye bağırma isteği..

Seni tanımıyorum, aslında kimseyi tanıyamıyorum artık. Herkes rol mü yapıyor, yoksa ben mi rol yapıyorum. Gerçek ne? Gerçek nedir? Kaç yüzün var? Bana söylemediğin neler var.. Hakkımda düşündüklerin. Yüzüme güldüklerin, içinden konuştukların.. Yargıların.. Ben bu oyuna alışamadım..

Siz kimsiniz ya hu!

Kendimi tanıtayım öncelikle.. Ben.. Ben.. Ben kimim? Kendimi tanıtamıyorum size, çünkü ne düşüneceğinizi düşünüyorum, kendimi değil.. Söylediklerimin sizde ne düşünceler yaratacağını, hangi yargılara düşeceğinizi, beni nasıl tanımlayacağınızı, anlamlandıracaklarınızı düşünüyorum. Ağzımdan çıkan cümleler beni size tanıtamayacak, çünkü dinlemiyorsunuz..

Dinlemek.. Deneyimlemek. Karşımızdakini artık dinlemiyoruz, zamanımız yok. Hemen her şeyi tüketmek adına aceleyle koşturuyoruz. Sorun yarıştırıyoruz. En sorunlu benim! En mutlu benim! Hiçbir şey yetişmiyor, çünkü algılanan zaman ile ilerleyen zaman aynı değil bir süredir. Hiçbir şey yetmiyor, çünkü yetinmek için gerçekten sevdiğin şeye ulaşmalısın. Şu an ulaştığın ise zorunluluk. Zorunluluktan ulaştığın bu son, bir zafer değil. Bunu iliklerine kadar hissediyorsun.

Biz kimiz ya hu!

Biz diyemeyeli ne kadar uzun zaman oldu, biz gibi hissetmeyeli. Olan her şeyi ya kendimizden ya da onlardanmış gibi hissedeli. Ben diyemeyen, biz nasıl desin ki. Öyle ya, daha kendimizi var hissedemiyoruz, var oluş çabasındayız. ‘Ben de varım!’ ‘Beni de görün!’ diye neler yaptık! Ah! Bu süreçte yapmamız gereken ‘Ben’ demeyi bilip, ‘Biz’ demeye yolculuk etmektir. Oysa hiçbir şey demeye gerek yoktu var olmak için, sadece her şeyimizle kendimizi kabul edip, rol yapmaktan çıkmalı ve gerçekten istediğimiz hayatı yaşamak adına yola çıkmalıydık. Çıkamadık, çıkarmadılar. Çünkü bir onay bekledik. Şimdi o onay, insanlardan değil, gökyüzünden gelmekte. Tam kalbimize..

Yay Yeniayını anlamak için öncelikle Jüpiteri tanımak lazım. Her şeyi büyüten o Jüpiteri. İyi veya kötüyü ayırt etmeyen, kaosu veya huzuru ayırt etmeyen Jüpiteri. Böylelikle diyebiliriz ki, her şey abartılı yaşanabilir. Hangi tarafı besleyeceğimiz önemli olacak bu süreçte Venüsün Oğlak burcuna geçişi ile aşk artık daha ciddi bir olgu olacaktır. Duygusallıktan çıkıp, daha mantıklı olana kayacaktır aklımız. Burada parayı yönetme kapasitemiz artacağı için maddi yönümüzü geliştirme adına adımlar atabiliriz. Merkür retronun bitişi ve Yay yeniayının gelişi psikolojimizi çukurdan çıkarıp bir nefes alma süreci getirecektir. Evet, bir tatil havasında dinlenebilir ruhumuz, dinlenmeliyiz. Yeni yıl için, tutulmalar için bir güç toplama zamanı.

Sert bir dönemden çıktık, akıl sağlığımızı kaybetmeden bir süreci daha geride bıraktık. Yılın en sıkıntılı dönemiydi ve geride kaldı. Artık geriye bakıp, düşünmenin manası yok. Şimdi ileride yapacaklarımızı planlayabilir ve harekete geçebiliriz. İlişkilerimizde düzelmeler görülebilir. Maddi olarak bir çıkış yolu bulabiliriz, ancak bunun için bir adım şart. Farklı ve denenmemiş şeyleri yapmak için güzel bir dönem.

Karanlık bir çukurdan, toz pembe bulutlara geçiş. Artık daha olumlu düşünebilir, istediğimizi kendimize çekebiliriz, daha da önemlisi kafamızın içindeki o ‘sen başaramazsın’ sesi bir süre susacaktır. Kendimize güvenebilir, inanabilir ve adımlarımızı buna göre atabiliriz. Merkür-Neptün açısı ile yaratıcılığımız yükselecektir, yeni projeler üretmek adına, sanatsal faaliyetler adına güzel bir dönem. İletişimimiz yüksek ve samimi olacaktır. Dürüst bir iletişim her sorunumuzu çözebilir. Ancak dürüst olmayanların geri planda kalacağı bir süreç. Her yerden mesajlar yağacaktır. Yürüdüğümüz sokakta, oturduğumuz kafede, okuduğumuz bir kitapta sesleniş olacaktır. Tesadüf? Hiçbiri tesadüf değil, tam olarak istediğimiz mesajlar. Görmemek, umursamamak ise bizim seçimimiz.

Yay yeniayı bir öğretmen edasıyla bazı şeyleri öğretecektir. Bunların başında hayatı ciddiye almamak olabilir. Yaşadığımız sorunlara daha geniş bir bakış açısı ile çözümler üretebileceğiz. Uzun süredir harekete geçmeyen ve bahaneler üreten zihnimiz artık bizi itekleyen ve adım atmamızı sağlayan olacaktır. Yeni ilişkiler açısından çok güzel bir dönem, yeni kariyer ve projeler açısından çok iyi bir dönem, sorunları çözmek adına ise en iyi dönemlerden birine giriyoruz. Bu süreci en katkı dolu şekilde geçirmek adına uzun süredir ertelediklerimizi hayata geçirebiliriz. Kilo vermek için, iş görüşmeleri için, alışveriş-satın alım için, ilişkiye başlamak ve spora başlamak için güzel bir dönem.

Bu dönem bir köprü, gökyüzü ile yeryüzü arasında. Burası köprüyü geçtiğimiz yer. Arkamıza bakmadan, aşağıya bakmadan, ileriye hedeflenmiş şekilde yürüdüğümüz yer. Aklımızdaki soru işaretlerini tek tek cevaplandığı yer.

O kim ya hu!

Senin hakkında verebileceği hükümlere nasıl izin verdin? Evet, bu izni sen verdin. Seni başarısız ve değersiz hissettiren o cümleleri kurmasına sen izin verdin. Anlamalıydın, çünkü bunun mesajları sana defalarca gelmişti. ‘Kendi yolunda kal! Duyma!’ Çünkü seni bu yoldan döndürmek adına her şey yapılacak. O senin zihninin bir yansıması, paralel bir dünyadan sana seslenen. Ya sen ilerleyecektin, ya paralel sen. Hanginiz daha güçlü? Sen! Tanımadığın bir dünyada, tanımadığın yüzlere kendini kanıtlamaya çalışıyorsun. Sevsinler, değer versinler istiyorsun. Unuttuğun şey ise kendi değerin. Ondan duydukların, kendi değerinin sana haykırması sadece. Sana, seni hatırlatmak için.

Ben kimim ya hu!

Ben.. Unuttuğum.. Ben.. Anlamların esiri olduğum.. Ben.. Yalnız hisseden.. Neden buradayım diye seslenen, amacım ne diye koşturan, yeni bir bilgi için çabalayan, var olmaya çalışan ben.. Ben kırıldığım, ne yapacağımı ve nereye gideceğimi bilmeyen.. Bir yol arayan, kendini arayan, mutlu hissetmek isteyen.. Hiçbir yere koyamadığım, anlamlandıramadığım, izinli olamadığım ben.. Ne zaman ayağa kalksam, görülmekten korktuğum.. Saklandığım ben.. Sevgi isteyen ama sevgiden bile kaygılanan ben. Kaygıya yenik düşen.. Kaybetmekten korkan, içsel bir öfkeye teslim olan. İtiraf etmekten ürken bir ben. Bunlar gerçekten ben miyim? Bunlar gerçekten sen misin?

Ben kaygılarımı yırtıp atabilirim. Ayağa kalkıp, görünür olmaya izinli olabilirim. Kimseyi dinlemeden, yargılanmaktan korkmadan, kim ne der diye düşünmeden yürüyebilirim. Öyle bir yürürüm ki, yanımda yürür cesaret alanlar. Yalnızlığım biter. Kırılmaktan korkmadan sevebilirim, öyle severim ki, beni kırmaya korkarlar. Öyle bir itiraf ederim ki, her yargılayan kendiyle yüzleşir.

Öyle bir var olurum ki, ait hissetmediğim bu dünya bana ait hisseder. Benimle yürür. Seninle yürür. Öyle bir kalk ki ayağa, sana ait olmayan herkes gitsin hayatından. Öyle bir seslen ki hayata, öyle bir göster ki gücünü, ürksün kaygıların ve yok olsun. ‘Bu gerçekten istiyor.’ desinler ve o istediğini alacağına senden önce onlar inansın.

Hayat ne ki ya hu! Ondan vazgeçeceğin bir şey yok. Ondan alacağın bir şey yok. Sen var oldukça, senin istediğin gibi devam etmekten başka çaresi yok. Hayat, yaşamından vazgeçecek kadar değerli bir şey değil. Değerli olan senin varlığın. Senin yaşamın. Bunu hatırla. Çok değerlisin.

Devam et Ya Hu!