“Sen benim ünümü duymadın mı ? BEN BİR HİÇ’İM… ! “( Mevlana )
5 Haziran saat 22:12’de Yay burcunun 15 derecesinde Ay tutulması olacak. Ay Tutulmaları, hayatımızın 15 gün ile 6 aylık zaman dilimini kapsar ve daha çok bireysel temaları anlatır. Yay burcundaki Ay tutulmalarında, hırsızlık olayları, seyahatler sırasında yaşanan hastalıklar, kazalar, mal mülk zararları konu başlıkları arasındadır.
Tutulmalar, haritalarımızda bir açı kalıbı oluşturuyorsa, önemli kadersel temaların içindeyiz demektir.
Bu tutulmada, suyla geçen karaciğer rahatsızlıkları ve hayvanlardan gelen hastalıkların artma potansiyeli içinde olabiliriz.
Ay’ın tam karşısında yer alan Güneş’de İkizler burcunda, 11. Ve 5. Ev aksların konularını aydınlatıyorlar.
Yay; Zodyak kuşağında bilginin zirve halini, felsefeyi ve inançları anlatan bir enerjidir. Hedeflerimiz, yaşama dair geliştirdiğimiz inanç ve felsefemizin doyma noktasına geleceğimiz bu tutulma, hepimizi gerek sosyal çevremizle, arkadaşlarımızla, gelecek planlarımızla, çocuklarımız ve yaratıcı enerjimizle, şansımızla aşk yaşamımızla ilgili olarak adeta “ ben anlayacağımı anladım, ben göreceğimi gördüm bu bana yetti “ noktasına getiriyor.
Peki geleceğimiz nokta, gerçekten doğru ya da gelmemiz gereken nokta mı; işte orası tartışılır. Çünkü tutulma hem Güney düğüm yönünde oluyor, hem de Mars ve Neptün’ün tutulmaya yaptıkları kontakt, aldatıcı ve yanıltıcı bir noktada. Yani anladıklarımız, zannettiklerimiz olacağı gibi, doğru olduğu noktasında kendimizi de kandırmaya çok müsaitiz. Hedeflerimiz konusunda şaşırabiliriz. Arkadaşlarımız hakkında yanılabiliriz. Aşk ve ilişkilere dair yargılarımız zannettiklerimiz olabilir. Diğer açıdan ele alacak olursam, tutulma bir çoklarımıza, nerelerde yanıldığını, hata yaptığını, karışıklık yaşadığı alanları, kişiler hakkındaki yargılarını, inandığı değerler hakkındaki kavram kargaşalarını, kısaca kaos içindeki belirsizlik ve yanılgı içindeki olduğu başlıkları da net bir şekilde gösterecektir.
Bazılarımız için yeni yanılgılar ve hatalar zinciri oluştururken, bazılarımız için bu alanda büyük farkındalıklar kazandıracaktır.
Baba çocuk ilişkilerinde geçmiş konular açılabilir. Pallas ve Jüpiter’in retrodaki kavuşumu bu kavuşuma Plüton’un da dahil olması, burada karanlıkta kalmış eski konuların gündeme geleceğini ve mutlaka şifalanarak dönüştürülmesi gerektiğini anlatıyor. Ayrıca özellikle ilişkilerdeki dialoglarımızda birbirimizi sözlü olarak acıtma incitme potansiyelimiz çok yüksek olacaktır. Merkür’ün Chiron ile girdiği kontakt sebebiyle buna maksimum dikkat etmenizi öneririm. Özellikle duygusal ve ailevi temalarda benlik duygumuzu ortaya çıkartırken kuracağımız üslup sert olabilir.
Tutulma, pasif agresif bir öfke biriktirmemize neden olabilir. Bunu dışarıya nasıl çıkartacağımızı bilemediğimizden bizi yanlış kararlar almaya yanlış adımlar atmaya veya içsel bir isyana sürükleyebilir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu, neye inanacağımızı bilemediğimiz bu süreç haliyle içsel hezeyanlara itebilir bizi. Çözüm sorunu tespit edip, geriye yani geçmişe yönelmektir. Geçmişte çözülmemiş; gerek meslek ve iş yaşamımızda, gerekse ailevi temalardaki konu başlıkları var. Bunların farkına varıp çözersek yaşayacağımız hezeyanı da sağlıklı bir enerjiye dönüştürebiliriz. Ya bitirilmesi gereken başlıklar, ya unutulması gereken fikirler, ya kaybın ardındaki reddedişler, ya değişen düzeni kabul edemeyişler, ya geleneksel olandan vazgeçemeyişler ya duygularla yüzleşemeyişler ve bunlara benzeyen her türlü enerjiyi layıkıyla bitirip şifalandıramadıkça, bu enerji sarmalı bizi çepeçevre saracak ve kaos içine hapsedecektir.
Ezcümle; tüm değer ve ön yargılarımızı, edindiğimiz ve doğruluğundan emin olduğumuz her türlü inanç kalıbını; eğer aldanmak yanlış yapmak kandırılmak ve kaos içinde kalmak istemiyorsak geride bırakmaya değiştirmeye gönüllü olmalıyız. Tutulma bize, aslında bildiğimizi sandığımız her türlü şeyin, aslında hiçbir şey olduğunu göstermek istiyor.
“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışının biçimi değil, içindeki boşluk ise; insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, HİÇ’lik bilincidir. “Hz. Mevlana