2 Eylül’de Balık Burcu’nda gerçekleşecek olan dolunay hem derin, hem engin… Her şeyi, hepsini bir edip konuşmak istiyor güz başlarken.

2 Eylül’de Balık Burcu’nda gerçekleşecek olan dolunay, “bilinen bilinmeyenler”i ortaya çıkarmak istese de Donald Rumsfeld’in “bilinmeyen bilinmeyenler” engeline takılıyor. Bakalım golü kim atacak? İçsesin susmak istemeyeceği bir dolunay. Hem derin, hem engin. Her şeyi, hepsini bir edip konuşmak istiyor güz başlarken. Ömür Hanım ne yapacak bu güz başlangıcında? Ve görelim Şairin dediği gibi güzel mi belirsizlik?

Pandemi gündemde kalmaya devam edecek

Pandemi başladığında yaklaşık üçer aylık üç periyot olacağını horoskopta görmüş ve yazmıştım (bkz.instagram adresim). İkinci etabı geride bıraktık. Haziran-Temmuz-Ağustos görece sakin geçti. Şimdi üçüncü üç aylık etaba giriş yapıyoruz.

Bu etapta pandeminin artması, yeni bir virüsün ortaya çıkması, pandemiden kaynaklı engellenmeler, zararlar veya “covid movid yok hepsi yalan” şeklinde haberler duyabilirsiniz. “Bilinmeyen bilinmeyenler” gündemi oldukça meşgul edecek.

Ares baltasını alıyor

11 Eylül’de savaşçı Mars retro harekete geçiyor. Retro yapmadan evvel 9-11 Eylül arasında durağan pozisyonda olacak. Bir gezegen retro yani geri hareketinde nasıl bir enerji ortaya koyacaksa bunu durağan zamanda ortaya koyar! Bu sebeple durağan tarihlere dikkat çekmek istedim. TSİ 10 Eylül saat 01:22’de Mars tam sıfır noktasında olacak. Sert etkilere açık günler! Dikkatli olmak gereken zamanlar. Enerjinin yön değiştirmesi söz konusu. Gidilen yönden vazgeçmek ve/veya eski bir yöne gitmek. Astrolojik terimlerden uzak durmaya gayret etsem de Mars’ın Satürn ile olan kare açısından bahsetmem gerek. Malefik olarak adlandırılan bu iki gezegen birbiriyle kare yaptığında, tarih boyunca, felaketler yaşandı. Savaş, yangın, kaza, patlama, gerginlik ve dahası… Maalesef. Uyarı amaçlı bunu söylemek bir astrolog olarak benim sorumluluğum. Umut gerçekliği kapsadıkça daha gerçek, acı inkâr edilmediğinde daha güvenli değil midir?

Donald’ın havalı çalımına Zizek’in golü!

“Bilinmeyen bilinmeyenler” Donald Rumsfeld’in savaşla ilgili açıklamasında yer almıştı. Bunu bir engel, sorun, mesele olarak sunmuştu. Sonraları bu açıklama bir bilgi kuramına dönüşmüştü:

Bilinen bilinenler: Bildiğini bilmek.
Bilinen bilinmeyenler: Bilmediğini bilmek.
Bilinmeyen bilinmeyenler: Bilmediğimizi bilmemek.

Donald’ın bu havalı ve sorgulatıcı çalımı üzerine, Hoca Zizek durur mu? Yapıştırmış cevabı:

Arıların ölümlerinden yola çıkarak bilinen ile bilinmeyen arasındaki ilişkinin dördüncü versiyonunu ortaya koymuş Slavoj Zizek.

Gol yollarını açan Zizek dördüncü kavramla şutu çekiyor. “Bilinmeyen bilinen”leri açıklıyor. Ve gooooll!

Bilinmeyen bilinenler: Arı kovanları, bir çeşit köle kolonisi, arıların insafsızca sömürüldüğü temerküz kampları değil midir? Ya onları sömürdüğümüz için Tabiat Ana bize sillesini vuruyorsa?

Özgü Elvan, ne ilgisi var tüm bunların 2 Eylül’deki dolunayla?

Bu dolunay Zizek’e bir selam çakarak, haydi çıkalım bilinmeyen bilinenleri, bilinen bilinenler yapma yolculuğumuza!

Çalıma dikkat sen de golünü at

Bu dolunayda bilinmeyen bilinenlerle golümüzü atalım. Bildiğimizi dahi bilmediğimiz yahut bilebileceğimizi bilmediğimiz kim bilir neler var?

Hayaller, sezmek, bilmek, adım atmak iken hayatlar yanılgı dolmasın!

Dikkat etmemiz gereken tuzak bilinmeyen bilinmeyenler! Düşünsene bilmediğimizi bilmediğimiz bir konu, bir durum, bir alan, bir boyut, bir pencere, bu her şey olabilir. Görünenin ardındaki gizli gerçekler diyerek sınırlandırılacak bir tanım değil bu. Eh, dolunay da aynen böyle çok düşündürecek, çok konuşturacak, çok hayal kurduracak.

Değişimden dönüşüme

Balık Dolunayı, “bırak dünü yarını, onu bunu” demiyor. Zaten bir yanın örümcek ağı gibi her yere tutulu. Yapman gereken yeni bir sabaha uyanmış gibi günün temiz sayfasını nasıl doldurmak istediğini seçmek. Belirlemek ve sonra hazırlanıp adım atmak. Sabahın ilk ışıklarıyla mavi göğe bakarken belki kahveni yudumladın, belki çayını, belki alkali suyunu. Umutla hayal ettin ve düşünmeye başladın; “bugün ne yapsam?”. Kendini dinleyerek başladın güne. Mis gibi olan kendinle, sezgilerinle, duygularınla… Akıl birazdan devreye girecek… Bilinen bilinmeyenler arasında geziniyorsun henüz. Belki telefonundan sosyal medya hesaplarına bakındın. Demiştik ya bir yanımız hep tutunuk sosyal ağlarda, sosyal yaşamda ve zamanda.

Değişimin bir adım önünde

Gün ilerlerken işler ve sorumlulukla ilgili planlarını yaptın. Evet, bugün yaptın. Dünkü planları sorgusuz uygulamadın. Hazırlandın ve dışarı çıktın. Uygulamaya geçtin. Kendinden eminsin çünkü aklınla kalbini, duygunla sezgini, detayla bütünü buluşturdun. Kendi merkezinde kaldın ve değişime açık yeni bir sayfa açtın. Sabit ve süreğen olanın farkında olarak yaptın bunu. Böylece değişimden bir adım ötede dönüşüme geçtin!

Yeni sayfan 17 Eylül Başak Yeniayı’ndan sonra görünecek olsa da içsel olarak bunu başlattın. Bu dolunayda “Ömür Hanım” da sensin, güz konuşmalarını yapan da. Sevgiler, “Ömür Hanım”cığım.

Kolaylıkla ve güzellikle olsun!

Ömür Hanımla Güz Konuşmaları

“…Ve güz geldi Ömür Hanım
(…)
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür Hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
(…)
Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde… Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür Hanım?
(…)
Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten -hele de güncel ve kof-  her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.

Şükrü Erbaş

 

Kaynak:Tersdergi