Pandemi is coming! Halk sağlığı, çalışanlar, ekonomi, ticaret, ulaşım, eğitim, sınırlar, şaşırtıcı ve/veya ani olaylar… Ateşte aşk başkadır; bu da başka bir gündem

“Seni nasıl severim sersem? Sayayım de bilsen.
Seni deryalar, gökler, ufuklar kadar severim
Duygularım yetmediğinde ruhum erişir sana
Varlığın ve ebedi güzelliğin sonuna kadar
Severim seni ben, gün bitip güneş gidince
Mum ışığında kendimle birlikte olunca
Özgürce severim, bilirim erkekler özgürdür
Arı bir çiçek gibi severim, dua eder gibi
Seni çocukluğumdaki tutkuyla severim
Acılarımı ondurmak, inançlarımı pekiştirmek
Seni unutmak istediğim aşkımla severim
Bütün havarilere; seni bütün nefesimle
Severim; gülüşüm, gözyaşlarım ve hayatımla.
Ve Allah bilir, öldükten sonra da seveceğim.”

Elizabeth Barrett Browning- Sone 43

Aşksal Mevzular

Aman da aman Venüs Hanım Kızımız, Aslan’da tüm ihtişamını sergilemekte. Mars Beyler ise Koç’tan oyuna geriden/sonradan dahil oluyor. 22-24 Eylül’de Ay da Yay burcundayken gökyüzünde ateş üçgeni oluşturacaklar. Havada aşk kokusu var. Pardon! Ateşte aşk kokusu var. Dikkat edin, yemek yanmasın. Yeni ilişkiler, yeni aşklar kadar eskiden gelen ve bununla birlikte ateşlenecek olan aşkların da zamanı bu yeniay.

Aşk, inanç, tutku…

Yeniay 19 Eylül’de Terazi’de görünür olacak. Bilhassa 19-24 Eylül arası ve takip eden iki hafta bakalım kimlere ne edecek? Aşk denince akla ille de ve sadece kadın ile erkek mi geliyormuş, yoksa var mı bunun da ötesi? Aşkla, tutkuyla, inançla görelim; kim nerede, hangi konuda eyleme geçecek?

Varsa bir hocaya, bir kitaba, bir üstada, yahut “bu illüzyon dünyada sığınıp yol aldığın” ne ise ona sor. Sor ki, vicdanın/ruhun (son realite bilgileriyle) varlığın versin sana cevabı: Neye bu tutkun? Bu anlam arayışın ve yolun? Eğer, varoluş sancısıyla baş edecek gücün yoksa -ona da evet- yaşa aşkını bir kadınla veya adamla. Çünkü, kapı bazıları için, böyle aralanır…

Pandemi is coming!

Yeniay’ın hemen öncesinde Jüpiter retrodan çıkarken, Satürn de ay sonunda retrodan çıkmaya hazırlanıyor. Bir de bu gezegenlerin durağan oldukları günler var ki; işte onlar pek fena! Mars’ın geriye doğru vites kırmaya hazırlandığı ve Jüpiter’in ileri vitese geçmek için durduğu günleri yeniay öncesinde atlattık. Ancak, pandemi konusuyla ilgili bizi esas ilgilendiren Jüpiter’in o abartan, büyüten, çoğaltan, yayan etkisiyle ileri vitese geçmiş ve üstelik hızını almış olacağı zamanlar!

Mars’ın retro hareketi canlılığımızı, enerjimizi düşürürken, Jüpiter’in ilerleyişi pandemiyi hızla çoğaltacak! Vaka sayılarındaki artışı matematikteki üstel eğri/üstel artışa benzetebiliriz. Jüpiter’in etkisi vakalarda sayı arttıkça, artış oranını yükseltecek; pandemi yayıldıkça, yayılma hızını hızlandıracak. Oyuna şimdilik geriden teşrif eden Satürn ilerlemeye başladığında ise yasaklar, kısıtlanmalar çoğalacak. Gezegenler vites değiştirirken en çok durağan pozisyonda etkilerini ortaya koyarlar. Satürn’ün engel, yasak ve kısıtlamaları için bu tarihler 26 Eylül ila 3 Ekim arasında. Velhasıl kelam; Pandemi is coming! Ya da şöyle diyebiliriz: “Kış geliyor ört hocam, yorgan yorgan üstüne…”

Antroposen mi çağ?

Bilim insanlarının tarihsel başlangıcı hakkında tartışadurdukları Sanayi Devrimi sonrası süreci ve bu süreçte insanoğlunun dünyaya egosantrik etkilerinin zirvesini(?) anlatır Antroposen kavramı. Belki de “şimdiye dek yaşanmış olan zirvesi” demek daha doğru olabilir. Zira, zirve zamanla ve insanla daha yükseklere çıkmakta. Dünya, içinde bulunduğu değişim sancısını hangi kavram karşılayacak? Çağ antroposen mi? İnsan merkezci özgür iradecilik de bir yere kadar değil mi?

Tüm bu yaşananlar, dünyamızın içinde bulunduğu değişim ve hatta dönüşüm süreci, kimi çevrelerce (alanındaki uzmanlarca) yüzyıllık süreçlere sıkıştırılan ifadelerle açıklanmaya çalışılıyor. Kimi, başka, bazı çevrelerce -ana akım bilimin kabulü henüz gelmese de- onbinlerce yıllık süreçlerdeki döngülerle izah edilmeye çalışılmakta. Dünya gezegeni ve üzerindeki taşıdıkları ile en küçükten, en büyüğe; tekilden çoğula, en mudil elemanlarda (yapılarda/birimlerde) dahi kendini gerçekleştirmek ve göstermek isteyen bir değişim.

Eylem sözün çocuğudur

Eylül bizi kışa hazırlıyor. Değişim ve dönüşümün kesinleştiği ve keskinleştiği bir sonbahar. Son mu, ilk mi bilinmez aslında. Bilinen yalnızca değişimin kaçınılmazlığıdır. 21 Aralık 2020 tarihinde gerçekleşecek olan 800 yıllık döngünün miladı olan Satürn-Jüpiter kavuşumu yeterli mi anlamak, anlatmak, anlamlandırmak için?.. Film içinde film, sahne içinde sahne, fragman içinde fragmanlar… Bazen yakın bakış yetmez. Ki, maalesef yetmiyor insana. İnsan ki, ille de inkâr eder bazen. Bazen inkâr etmek değil bu. “İlle de inkâr etmek” bazen.

Dolaylama perdelerine daha ne kadar ihtiyacı olacak bu insanın?.. Dolaysız hiç mümkün olur mu? Olmuyorsa ve muhakkaksa ihtiyaç, gelir müspet yahut menfi musibet. İhtiyacı karşılamak içindir bu gelişi. “Hoşgeldin”i hak eder biçimde. Öyleyse; bu selama karşılık verelim! Hoş buyurtalım. Varsın bize öğretsin, anlatsın. Yahut, öğretmek için değil, sırf olmaklık için gelmişse… Gelsin! İhtiyaç yoksa bile -gelişini sorgulatmak da şöyle bir kenarda dursun- yapmış, eylemiş, vermiş, almış… Kendini gerçekleştirmek için gelsin.

“Yıldızlar bizi izlesin” demişti bir felsefe hocam. “Eylem, sözün çocuğudur” cümlesini de ilk defa ondan duymuştum. “Ne saçma, ne budalaca; dört İncil’den Yuhanna’yı tercih edişim niye?” demişti bir şair. “Ben oysa, herkes gibi -herkesin ortasında- burada, bu istasyonda, bu siyah paltolu casusun eşliğinde…” diye devam ederken. Önünde binlerce çiçek; Açelyalar, çarkıfelekler… Bu korku neden? Verelim mi bir selam “siyah paltolu casusumuza”?

Önümüzdeki günlerde -ustasından- şu sözü hatırlayacağız: “Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar…”

Kolaylıkla ve güzellikle olsun!

instagram.com/ozguelvanyilmaz

Kaynak:tersdergi