Devrim Dölen, genç, yenilikçi ve tabiri caizse devrimci astrologlardan. Astrolojiye yaklaşımı son derece metodolojik bilimsel ama aynı zamanda yaratıcı.
Kızıl sarmanı bir kedi gördüğünde ‘Marsiyen bir Venüs kedisi’ diyebilecek kadar hem de… Ya da bir parfümü Ay-Satürn Terazi etkisinde diye tanımlayacak kadar…
Yıllardır bir grup arkadaşıyla birlikte sessiz ve derinden astrolojinin farklı boyutlarını internet üzerinde tartıştılar. Ama bir süredir bu birikimlerini bir siteye taşıdılar. Kurdukları AstroTürkiye sitesinde inanılmaz makalelere imza atıyorlar… Gezegenlerin semboliklerine ilişkin müthiş bilgiler vermekle kalmıyorlar aynı zamanda politik astroloji ve deprem projeleri üzerinde de çalışıyorlar.
Devrim Dölen’le astrolojiyi, deprem projesini ve yakın dönem siyasi geleeceği konuştuk…

Biraz senden bahsedelim, bu gezegende nasıl bir kimlikle var oluyorsun?

Herşeyden önce bu gezegende varolmadığı kolaylıkla varsayılabilecek unsurları yoğun olan bir haritaya sahibim 🙂 Tek bildiğim şey araştırmak, öğrenmek ve analiz etmek. Dış dünya ile ilgim hemen hemen hiç yok gibi, oldukça başarısızım gerçek dünya ve onun ilişkileri konusunda.

Astroloji ile nasıl tanıştın ve bu tanışmanın ardından neler oldu?

Astroloji ile tanışmam henüz küçükken ailemin, özellikle annemin eski kitapları ve dökümanları sayesinde oldu. Ailem astroloji ve ezoteri konusunda oldukça köklü bir geçmişe sahip, bu yönden şanslıydım, temel eğitimi almak ve geliştirmek zor olmadı. Astrolog arkadaşlarla aramızda bir tabirimiz vardır; “astroloji mikrobu kapmak.” Çevresinin ve kendisinin farkında olan, sınırların ötesini merak eden her kişi astroloji ile tanıştığı anda enfekte olmuştur, ben de 16 senedir iyileşmek istemeyen kronik bir hastayım.

Astroloji ile ilgili eğitimler aldın mı?

Biz seneler önce yaklaşık 10 arkadaş biraraya geldiğimizde Türkiye’de eğitim veren bir kurum ya da kişi yoktu ve zaten temel seviyeden de herbirimiz çok ileriydik. Geri kalan tüm ileri teknik ve bilgiyi deneyimle ve birbirimizden öğrendik ve başkalarına da elimizden geldiği kadar öğrettik. Yaklaşık 10 senede 40.000 mesaj yazılmış; ki burada ünlü-ünsüz bir çok astroloğun da üye olduğu astroloji gruplarından bahsediyoruz, burada yazılan bilgilerin yarısını bile bir okulun sunabileceğini pek sanmıyorum o yüzden ileri astroloji eğitimi konusunda kendimi oldukça şanslı sayarım. Örneğin Astrokartografi tekniğini öğrenmek için aylar harcayacağıma, Devrim Yılmazer’le yaptığım birkaç sohbet hem kısa, hem zevkli hem de daha pratik bir yol olmuştur çok basit bir örnek olarak. Kendi başına bir astroloğun her alanda uzmanlaşmış olması da şu kısacık yaşamda pek mümkün değil ne yazık ki, astrolojiyi de klasik astrolojide bu nedenle Satürn yönetiyor biraz da. Yani bilgelik için asla kendi başımıza ulaşamayacağımız bir zaman gerekiyor ve Satürn bize sınırlarımız olduğunu hatırlatıyor.

Neden astroloji?

Görünenin altına bakmayı gerekli gören, sadece kendisine sunulanla tatmin olmayan her insan, kendisini ve çevresini anlamak adına bu kutsal sembol diliyle tanıştığı zaman, kendisinin ve dünyanın nedenleriyle de ve olası sonuçlarıyla da tanıştığı için astroloji.

Türkiye’deki astrolojik ortamı değerlendirir misin? Hem astrologlar hem de halk açısından?

Türkiye ile yurtdışını kıyaslarsak ülkemiz bu konuda hala oldukça geri. Çevreye baktığımızda astrologdan ziyade yıldız falcılarını, şifacı benzeri insanları ve hatta gezegen büyücülerini ve benzerlerini görüyoruz. 3-5 idealist kişi dışında astroloji araştırmacısı hemen hemen hiç yok. Kolaycılığa kaçan bir yöntemle eski bilgiler kaynak gösterilmeden bile tekrar ediliyor, astrolojik bir tahminin yanılsama olduğunu iddia eden Forer efektini baz alan öngörüler havada uçuşuyor. Halbuki astrolojinin en temelinde yatan içgüdülerden birisi araştırma ruhu ve şüpheciliktir. Aslında bu durum Batlamyus zamanında da böyleymiş, aynen benim cümlelerime benzer cümleler kurmuş o da, hem de 2000 sene önce. Fakat yurtdışına baktığınız zaman her ay onlarca değişik astroloji kitabının basıldığını, yanlış kullanılan semboliklerin forumlarda çatır çatır eleştirildiğini, sorgulandığını görüyorsunuz. Yurtdışında hemen hemen her konu hakkında yazı ve makale yazılıyor ve bunlar sorgulanıyor. Türkiye’de böyle değil. Çeşitliliğin ve araştırmanın az olmasının yanı sıra, sanki bu durumun getirdiği dezavantajlar yetmezmiş gibi, sunulanı sorgusuz kabul eden büyük bir kitle var ve astrolojinin a ve b’sini öğrenen herkes kendisini daha ilk yıllarda astrolog ilan ediyor. Edindiği astroloji sertifikası ile su falı bakan, siyasette Hitler’in yaptığı gibi siyasetçilere hizmet eden propagandacılar bile görüyoruz. Türkiye’de her konuda kendini gösteren yozlaşma, maalesef astroloji söz konusu olduğu zaman da geçerli.

Susan Miller örneğin yabancı bir astrolog ama en çok okunan astrolog Türkiye’de… Sen bunu bir katkı olarak görüyor musun?

Evet görüyorum. Çünkü Susan Miller yaptığı tahminlerin astrolojik tekniklerini söylüyor. Gökyüzüne bakmadan Forer efektini ardına alarak tahmin yapan veya başka astrologlardan devşirdiğini isim vermeden aktaran o kadar çok insan var ki. Yani kerameti kendinden menkul astrologlardan değil, çok okunması da insanların popüler astroloji altında bile olsa astrolojinin aslında nasıl olduğunu göstermesi açısından bir katkı. Bu konuda oldukça iyi olan Türkiyeli astrologlar da var fakat popüler astrolojiyi iyi astrologlar etik açıdan rahatsız edici bulduğu için pek yapmıyor, yapsa da çoğunlukla sürdürmüyor.

AstroTürkiye ne zaman ne amaçla ve niçin kuruldu, nasıl çalışmaları var? Hedef nedir…

AstroTürkiye, bilgi ve deneyimlerimizi kapalı gruplar dışında daha geniş bir alanda da yayabilmek ve bu yolla astrolojinin gelişimine daha fazla katkı sağlayabilmek için, ben, Devrim Yılmazer ve Hakan E. Kayıoğlu ortaklığında 8 Nisan 2010 tarihinde kuruldu. Senelerdir gruplarda yayınlanan yazılarımız ve yaptığımız bazı araştırmalar bizler kaynak gösterilmeden internette yayınlanıyor ve bazen de çok bozulmuş oluyor. Böylece bu sakıncayı da ortadan kaldırmış oluyoruz. Birlikte yürüttüğümüz bir çok proje ve araştırma var. Bu projelerden en eskileri deprem tahmin projesi örneğin. 8 yıldır içinden bir çok parametreyi ayrıştırabildiğimiz ve halen devam eden bilimsel ölçekli bir proje ve 2003 yılında ilk etap parametreleri gruplarda excel verileri ile yayınlayabilmiştik. Bu gibi bir çok projemiz daha devam ediyor. Gene en önemlilerinden birisi Hakan E. Kayıoğlu’nun yürüttüğü Astrogenius projesi. Tam olarak hedefimiz bilginin dogmatik değil de kaliteli aktarımına yardımcı olabilmek. Bu kadar destek görmemizin altında yatan en büyük etken de zaten, astrolojik her konuda koşulsuz şartsız kaliteyi aramamız.

Astrolojinin diğer disiplinlerle bağlantısı konusunda ne söyleyebilirsin?

Astroloji öyle bir yöntemler bütünüdür ki entegre edilemeyeceği veya beraber çalışamayacağı hemen hemen hiçbir disiplin yok. Ezoteriden bilimsel uygulamalara kadar her disiplinle büyük bir uyum halinde. Örneğin bir yogi onu meditasyon zamanları için kullanabilirken, bir çiftçi tohum ekme ve ilaçlama için, bir doktor araştırma için, başka birileri şarap yapmak veya bir parfüm yapmak için bile kullanabilir. Seneler önce Amerikalı bir grupla adli olaylar konusunda bile çalışmam oldu. Ne kadar geniş bir ölçekte yaşamımızın içine sızdığını gösterebilmek için şimdiye kadar irdelenmemiş konuları da, çok basit bile gelseler, bu yüzden sunmaya gayret ediyoruz. Astroloji yaşamın kendisidir, bu yüzden onu başka disiplinlerden koparabilmek aslında mümkün de değil.

Astrolojinin hayatımıza nasıl bir katkısı olabilir? Biz ondan nasıl yararlanmalıyız?

Bu kişisel tercihlere ve ilgi alanlarına göre değişir. Örneğin ben kişisel olarak görünen olayların görünmeyen sembolikleri ile ilgiliyim. “Bir yerde bir tüpgaz patladı” denildiği zaman “gerçekten öyle mi” sorusunu sormayı severim, haritada bir Mars semboliği görüp “işte patlama” diyerek bırakmam. Bence astroloji de faydasını bu şekilde farklı konularda ortaya koyabilir ve üstelik hemen hemen her konuda. Ama önce bir insanın kendi haritasını çözmüş olması, özellikle kendini objektif yorumlayabilmesi ve özellikle kendi haritasını sürekli ilerletimlerle takip edebilmesi öncelikli bir konu. Astroloji öğrenmek insana her konuda farkındalık verir ve başkalarına, çeşitliliğe karşı da hoşgörü. Sırf bu son dediğim bile, astrolojinin tek başına ne kadar faydalı olduğunun idrak edilmesine yeter. Tüm bunlardan sonra herkes ilgi alanına göre ondan fayda sağlayabilecek duruma gelebilir ancak. Zaaflarını ve kendini göremeyen, kendine karşı objektif olamayan, çeşitliliklere karşı hoşgörüsü olmayan bir insan astrolojinin sunduğu bilgiden de faydalanamaz, ancak tekniker olabilir çünkü sembolizme de subjektif bir gözle yaklaşacaktır. Eski Delphi tapınağında “Kendini bil!” boşuna yazmaz.

Klasik astroloji mi modern astroloji mi sence astroloji açık mı değişime?

Aslında Türkiye’de klasik astroloji dendiğinde Ortaçağ Astrolojisi daha çok algılanıyor. Bence klasik tradisyonların herbiri birbirlerinden çok farklı. Ortaçağ Astrolojisi’ne baktığımızda bulandırılmış sembolikler veya derebeye hizmet eden propagandacı ve hatta komik fakat cinsiyet ayrımcısı bir astrolojik sembolizm görebiliyoruz. Bu durum, Antik dönemin bazı astroloji yazarları ve filozoflarında da vardı. Astroloji değişime açık; değişime açık olmayan bir disiplin ancak dogmatik bir disiplin olabilir. Fakat değişime açıklık astrolojide herşeyin gelişigüzel yazılabileceği anlamına da gelmemeli çünkü bilimsel metodlar aracılığı ile ancak sağlıklı bir değişim mümkün olabilir.

Ülkeler astrolojisi açısından Türkiye’nin astrolojik haritasının analizi neler söylüyor bize, nasıl bir ülkeyiz?

Herşeyden önce güçlü ama zor bir haritaya sahibiz. Ülkeler astrolojisinde kişilerden ziyade yığınlar söz konusu olduğu ve dolayısiyle de özgür irade pek etken olamadığından, elimiz kolumuz da bağlı oluyor. Türkiye haritası hakkında söylenecek çok şey var ama bence bir haritada en önemli nokta zaafları görebilmektir, halkı temsil eden yükselen burcun yöneticisi Ay’ın ve yücelme yöneticisi Jüpiter’in konumu örneğin bizim yumuşak karnımız. Ay 12. evde yer alıyor ve yöneticisi Merkür de Satürn tarafından eziliyor. Kendimizi yeteri kadar ifade edemediğimiz, kontrolü genelde ele alamadığımız gibi çok konuda eğitim zorluklarımız ve mücadele eksikliklerimiz var, sadece umut etmekte iyiyiz ve kendi kimliğimizi bulmak yerine bir şeylere ait olarak varolma eğilimindeyiz. Varolan tüm problemlerin de beslenme kaynağı da bu nokta. Bu noktanın diğer bir semboliği ise = kadınlar dersem daha iyi anlaşılabilir sanırım. Kolay unutan ve verici bir halk olduğumuz da bu sembolizmaya uygun olarak eklenebilir. Kolektif bir hafızamız neredeyse yok denecek kadar zayıf. Bu da, bizim hiçbir şeyden ders almadığımız ya da alsak bile bunun kalıcı olmadığı anlamına geliyor.

2012 astrolojik olarak neler ifade ediyor?

2012 astrolojik olarak bana bir şey ifade etmiyor. 2012 konusunda kitabı yazan Maurice Cotterel Büyük Astroloji Konferansında kendisine verilen sürede konuştuğunda oradaki astrologlara da bir şey ifade etmemişti. Bu konuda astrologları ikna edemediğinden dolayı şu anda kendisi tam bir astroloji düşmanıdır, pek de objektif bir araştırmacı olmadığı ortada. Zaten sonradan takvim uyumsuzluğu nedeniyle doğru tarihin 2012 olmadığı ortaya çıktı. Elbette 2012 senesi içinde de belli önemli pozisyonlar var fakat bir çoğu geçmişte de yer aldı. Dikkat çekici tek pozisyon Güneş’in Galaktik Merkez kavuşumu. Güneş bu merkez üzerinden daha önce de geçti fakat 2012’de bu noktayı tam olarak kapatacak. Yalnız şunu da ifade etmeliyim ki bu noktada uzun süre Pluto durdu. Eğer bir felaket senaryosu söz konusu olsaydı Güneş yerine Pluto mutlaka bunu açığa çıkarırdı. İlginçtir; bu pozisyon, yani Galaktik Merkez noktası, finansal astrolojide, altının fiyatının belirlenmesinde çokca kullanılan bir pozisyon. Mayalar da bir altın ve Güneş uygarlığı idi, belki de bunun altında kendi takvimlerinin sembolizmini aramak gerekir başka bir şey değil. Bilinçte açılma sözlerini de duydum, bu bana biraz daha doğru bir ifade olarak geliyor çünkü anarşist Uranüs Balık’tan çıktı ve Neptün de Balık burcuna geçiş yapacak. Neptün’ün her ne kadar olumsuz kullanımına şahit olacaksak da bu her gezegen için geçerli aslında. Neptün’de olumsuzluğun fazlası yok, bunun aslında bir çok bakımdan da olumlu olacağını düşünüyorum. Neptün Balık’ta, birlik ve evrensellik isteği ile iyicillik verirken -ki son zamanlarda bu değerlerimizi Uranüs nedeniyle hayli kaybetmiştik- Uranüs de bireysel özgürlüğü Koç burcunda öne çıkaracağı, bir sürüye ait olmayı reddedeceğinden sahte peygamber ve şifacıların peşine takılmanın azınlıkta kalacağını düşünüyorum. Uranüs, Koç burcuna çok zor bir İngres harita ile geçti zaten ve kavuşum orbu dahilinde 2 ayrı yanardağ patlamasına ve ardarda depremlere şahit olduk. Bu konuda yazdığım bir yazıda Güneş patlamalarından bahsetmiştim ve 2012 senesine henüz girmeden Güneş’de bir çok dejavu patlama ve Güneş rüzgarı oldu. Ve iklimde sıcaklık malum, çünkü Koç burcu Güneş’in yücelim burcudur klasik astrolojide. Tüm bu nedenlerle 2012 senesinin de bu yüzden bu konuyla ilgisi yok gibi görünüyor. Kaldı ki Cotterel, kitabında hormonlara bağlı üreme ile ilgili problemler olabileceği tahmini yapmıştı. Dünya gündeminde önemli şeyler olacak fakat bunun geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Uranüs Koç girişi ve büyük kare ile ilgisi var, bir takvimin bitmesi ile değil. Zaten Maya takviminin daha evvel yaptığı tahminlere baktığımızda çok da tutarlı olmadığını görüyoruz. Bu noktada balık hafızalı olmamak, iyi takip etmek gerekiyor, aynı Nostradamus meselesinde olduğu gibi.

Sana göre astrolojinin en önemli sembolleri neler? Yani yeni astroloji ile tanışan biri ilk neleri anlamalı?

Astrolojide her sembol önemli ama burçlardan önce elbette gezegenler ve ışıklar. Bunların Yunan ve Yunan öncesi mitolojik tarihlerini araştırmalı. Örneğin baktığımız deprem haritalarında neden illaki Neptün’ü bir yerde görüyoruz? Çünkü Neptün mitolojide deprem tanrısı ve lakabı “yerin altında yürüyen”. Bundan sonraki aşama kendi haritasını çözmeli. Kendi haritasını ilerletimlerle de sürekli takip etmeli ve reel yaşamda semboliklerin farkına varmalı. Örneğin yolda giderken kızıl bir kedi gördüğünde onu “Marsiyen bir Venüs” gibi sembolik bir şekilde değerlendirebilmeli, bu şekilde cümleler oluşturabilmeli. Veya yanından birisi geçtiğinde onun parfümünün kokusunu “Ay-Satürn Terazi burcunda” olarak duyabilmeli. Bundan sonrası zaten kendiliğinden, deneyimle beraber akarak geliyor. Astroloji o kadar zevkli bir şey ki verilen emek, emek olarak görülmemeye başlıyor ve herşey kendiliğinden Satürn’ün öğretmenliğinde devam ediyor… Tek sorun, somut dünyadan fazla uzaklaşmak, ki idealist astrologların astroloji çalışmaktan bu dünyaya fazla ayak uyduramadıklarını görüyoruz.

DEPREM PROJESİ

Deprem projesi aslında 12 etaptan oluşuyor ve henüz ilk etabını tamamlayabildik. Şu andaki parametrelerimizle çok genel tahmin yapabiliyoruz. Dünyanın her bölgesi için inceleme gerektiğinden oldukça zor ancak genel tahminleri yayınlayabiliyoruz. Örneğin geçtiğimiz Mart ayında 2011 senesinin Mart ayına kadar olan 1 senelik süreç için 1. enlemde risk olduğunu söylemiştik ve 1. enlemde orb dahilinde iki yanardağ patlaması ile 6 üzeri 4 deprem oldu şimdiye kadar. Bir başka örnek olarak, gene bir yerde yeraltı patlaması sembolikleri yoğun olduğu için yanardağ patlaması olabileceğini söyledim. Biliyorsunuz ülkemizde iki büyük maden kazası oldu, aklıma sembolik anlamda yeraltı patlaması dendiği zaman -izlediğim belgesellerin de etkisinden olsa gerek- yanardağ geldi halbuki maden kazaları konusunda yaralı bir ülkeyiz ilk aklıma gelenin o olması ve araştırmamı o yönde genişletmem gerekirdi çünkü astroloji sanılanın aksine bize vizyonlar getiren psişik bir sanat değil ancak baktığımız şeyi görebiliyoruz. İşte deprem projesi bu nedenle önemli, bazı sembolikleri ayırt etmemizi kolaylaştıracak ve tüm şehirleri tek tek inceleme derdinden kurtararak ilk bakmamız gereken yerleri ve incelememiz gereken tarih aralıklarını verecek. Aksi halde güvenilmez tahminlerle bir panik dalgası yaratmak en son istediğimiz şey, bunu çoklukla yapanlardan bir farkımız kalmaz ve bu etik açıdan doğru da bulmadığımız bir durum, çünkü konu çok hassas ve astrolojinin güvenilirlliğini daha da fazla zedelemek istemiyoruz. Detaylı inceleme yapmak da zaten kısıtlı vaktimizde mümkün değil hepimiz yaşamak için çalışmak zorundayız ne yazık ki başka işlerde. Zaten bir hırsımız da olmadığı için her sene benzer felaket tellallığını (uçak düşecek, deprem olacak, sel gelecek gibi) yapmak ve bu yolla popüler olmak da pek ilgi alanımızda değil. Bu yüzden normal yaşantımızdan ayırabildiğimiz her vakti projelerimizde harcıyoruz. Bu sene ülke sınırlarımız içinde deprem riski oldukça büyük zorlu bir dönemden geçiyoruz bu fiziksel dünyadan ziyade aslında ruhsal depremlerin insanları tek tek etkilediği bir zaman… Uranüs Balık sürecindeki bilgi karmaşasında yaşadığımız ve kandığımız yalanlar Koç’a giren Uranüs’le birlikte tek tek yıkılmaya başlıyor, bu sembolik anlamda hemen herşey için geçerli. Türkiye’de bu anlamda kendi payına düşeni alacaktır. Uranüs Balık’ta kendini bir Balık’mış gibi sunan anaşist eylemlere sahne oldu. Kandırıldık ve gözünü açamayanlar için bu kandırılışın yıkımı Koç ingress ile deprem gibi olacak. Artık insanlar çoğunlukla eskiden olduğu gibi değiller, kendilerine sunulanı sorgulayan insanlar fazlalaşmaya başladı ve bu sürecin devam edecek olması da ümit verici.

Siyasi açıdan bakarsak önümüzdeki dönem ve Türkiye için neler söyleyebilirsin? Mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nun şansı var mı?

Astrolojide siyasi yorum yapmayı pek sevmiyorum çünkü üzerimizden henüz Uranüs Balık’ın getirdiği bilgi karmaşasını atamamışken bunu sakıncalı görüyorum ve ortaçağ zamanındaki gibi propagandacı astrologlar gibi gördüğünü değil, düşündüğünü söyleyen, sembolleri yargılarına göre eğip büken bir astrolog olarak görünmek istemiyorum. Fakat çok genel olarak, her yetkin astroloğun sembollerine katılacağı bir şeyler söyleyebilirim.

Liderliği astrolojide Koç burcu yönetir, halkı ise politik astrolojide demokratik ülkelerde gene Koç burcu yönetmekte. Uranüs’ün Koç burcuna girişiyle birlikte sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, birdenbire büyük bir şans eseri çıkan bir fırsatla halkın desteği ve baskısı ile gelen bir lider olarak parladığını ve henüz ortada seçim ve referandum olasılığı bile yokken meydanları doldurabildiğini gördük. Biz şahsen Uranüs Koç ile birlikte bir liderin parlayacağını düşünüyorduk yaklaşık bir kaç senedir. Bir balık burcu olan Recep Tayyip Erdoğan’a hükümeti kurma görevi Uranüs 2003 yılında balık burcuna geçtikten tam bir gün sonra verilmişti. Bu nedenle sayın Kılıçdaroğlu’nu şanslı varsayıyorum, elbette Uranüs Balık burcuna bir süre geri dönecek, bu süreçte sayın Baykal’ın ve Baykal’ın kemikleşmiş tabanının hatalarını tekrar etmez ise bu süreci yarasız atlatacağı ve güçlü çıkacağı aşikar. Uranüs Koç sembolizmi çok güçlü bizim de parlamentomuzu temsil ediyor. Aralık ayında sayın Kılıçdaroğlu’nun kişisel gezegenlerine değecek bir tutulma var bu dönemde de dikkatli olmalı.

Kılıçdaroğlu’nun lider olmadığını söyleyenler var… Onun haritası liderlik özellikleri gösteriyor mu?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun lider niteliği göstermediğini söyleyen bir çok kişi var bence bu nereden baktığınıza bağlıdır ve liderlikten ne anladığımıza da. 5. evimizde Akrep Güneş’ine sahibiz bu yüzden eylemleri ne olursa olsun karizmatik görünen ve sürekli atakta olan, kendini iyi sunabilen kişileri halk kahramanları gibi gören bir yapımız var. Astroloji felsefesinde ise liderlik bambaşka bir şeydir herşeyden önce eylem getiren Koç burcunun yöneticisi bir Mars önceliklidir. Çünkü aynı zamanda hedefleri de gösterir ve eylemlerin niteliğini de. Şimdiye kadar bizi yönetenlere baktığımızda bu insanların ya Güneş’leri ya da Mars’ları Akrep burcunda ve genellikle de çok etkinler, yaşam enerjileri güçlü. Atatürk’ün örneğin Güneş’i Balık’ta yani idealist bir kişilik ve Mars’ı devrimci ve hümanist Kova burcunda. Gene idealist bir Balık olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mars’ı ise inançların ve toplumun kabullerinin evrensel semboliği Yay burcunda. Kemal Kılıçdaroğlu’nun haritasında ise Güneş’i Yay burcunda ve Oğlak burcunda Jüpiter ile kavuşan da bir Mars görüyorsunuz. Mars yücelim durumunda. Bu liderlik yeteneğinin çok güçlü olduğunu gösteren bir enstrüman. Yalnız Jüpiter hem Oğlak burcunda hem de Yengeç ayı ile karşıt olduğu için reklamını iyi yapamayan ve senelerdir tabiri caizse üstü örtülmüş ve eylemsizleştirilmeye çalışılmış ve Neptün karesi nedeniyle de haksızlığa çokca uğrayan biri. Bundan iki sene önce bu kavuşuma Pluto katıldı ve artık kendi gerçek niteliklerini gösterme yolunda daha cesaretli fakat tehlikeye de çok açık bir pozisyon bu.

Bir de 2011’de Neptün kendi öz burcu Balık’a geçecek, sanıyorum bu tüm dünya için önemli bir pozisyon…

Neptün Balık burcuna geçtiğinde Uranüs de Koç burcunda kişisel özgürlükleri önplana alacağı için Neptün’ün olumsuz bir kullanımı olan sahte peygamberlerin peşine takılma çokca görülmeyecektir. Bir sürüye ve umutlara sahip olmaktansa herkes kendi ayakları üzerinde ve kendi kimliği ile durmaya çalışacak. Neptün aynı zamanda iyi bir temizlikçidir. Yeraltı tanrısı Hades’in mitolojide korktuğu tek tanrıdır. Çünkü Hades’in üstünü örttüğü ve ortaya çıkarmadığı ne kötülük ve pislik varsa açığa çıkarma gücüne sahip tek tanrıdır. Bunu bilinçli veya bilinçsizce yapar. İşte Neptün Balık burcuna geçtiğinde şimdiye kadar üstü örtülü kalmış ne kötülük ve pislik varsa herbiri tek tek su yüzüne çıkmaya başlayacak. Pluto’da Oğlak burcunda olduğu için onun da elbette bir çok çabaları var, dünyada kötülük son yıllarda hem Uranüs Balık hem de Pluto Oğlak nedeniyle gitgide arttı. Neptün Balık vicdanları önplana çıkaracaktır.

Tüm bunların yanısıra endemik olmayan salgın hastalıklar tarihe baktığımızda Neptün-Merkür döngüleri ile bağlantılıdır. Kuş gribi ve domuz gribi ortaya çıktığında bir kaç yetkin astrolog bunun abartıldığını düşünmüş, haber kanallarının dediklerine çok fazla itimat etmemişlerdi. Özellikle domuz gribinde tam bir Uranüs Balık anarşisini gördük. İşte Neptün Balık süreci ile birlikte artık haber kanallarına bu konuda itimat etmemiz gereken bir döneme giriyoruz ne yazık ki. Neptün Balık burcuna geçtiğinde Chiron ile olan kavuşumu oldukça dayanıklı ve kolay kolay ölmeyen bir virüse, Ay düğümleri ile olan açısı ise geçmişten gelen bir virüsün yeni bir haline işaret ediyor. Chiron aynı zamanda bir şifacı ve Balık da şifa anlamına geliyor. Tıpta yepyeni buluşların olacağını söylemek için aslında astrolog olmaya gerek yok fakat asıl önemli nokta şu ki insanların en büyük yaralarından birisi olan bir hastalığa Neptün Balık sürecinde çare bulunacak.

1969 yılında Ay’a ayak basabilen insanoğlu henüz okyanusların derinliklerinde aynı keşfi yapamadı. Neptün Kova sürecinde bu teknolojiyi geliştirmişken Neptün Balık’ta sualtı ile ilgili gizemlerin açığa çıkacağı bir döneme giriyoruz. Sualtı mağaralarının gizemleri dışında Atlantis’i bulmak bile mümkün olabilir bu süreçte. Hatta Los Ness canavarı gibi bir efsane olan dev mürekkep balığı da gerçekten keşfedilebilir…

Petrol ve doğal gaz Satürn ile birlikte Neptün’ün kontolünde bir madde. Meksika körfezindeki felaket gibi felaketler olmaması tek temennimiz çünkü bu Dünya üzerinde bu sefer Chiron semboliği nedeniyle kalıcı bir yara bırakacaktır ne yazık ki. Yeni rezervlerin de keşfi mümkün özellikle deniz altında dünyanın en büyük rezervinin keşfedileceğini düşünüyorum. Fakat deniz üzerinde yer alan petrol platformları büyük bir tehdit altında çünkü öte yandan bizi doğal kaynaklara zorlayan, demirle ilgili alanlarda krizlere yatkın da bir Uranüs Koç semboliğimiz var. Neptün Balık sınırına yaklaştığında ve Uranüs de Koç’a, Meksika körfezi felaketi ile aslında bize neler yapabileceğini de göstermiş oldu bu gezegenler bize.

Neptün aynı zamanda sular ve depremler tanrısı. Dünyada tsunami, deprem, buzulların erimesi veya seller gibi dev felaketler sıklıkla oluyor ve beklediğimiz şeyler ne yazık ki bunu söylemeye gerek duymuyorum fakat insanlar sulara geçmişten daha bağımlı hale gelecek ve bunlara olan duyarlılığımız daha da artacak. Neptün Balık’a yücelmiş bir Venüs’le birlikte giriyor, bu nedenle sular üzerinde inşa edilen adalar ve dev projeler de göreceğiz. Bir umudum da var Neptün’ün sembolü Yunuslar üzerine. Bu harika hayvanların resimleri eski çağlarda deprem nedeniyle ölmüş insanların mezarlarına kazınırmış. Umut ediyorum ki Uranüs Balık nedeniyle türlü eziyetler çekmiş ve halen de insanların elinde oyuncak olan yunuslar eski şaşaalı günlerine tekrar dönebilir ve popülasyonları artabilir.

Daha önce değindiğim gibi “geleneksel” dinleri aslında Balık burcu yönetmiyor, sadece kendilerini balıkmış gibi sunuyorlar. Balık burcu için bir öğretiden asla bahsedilemez çünkü o asla anlaşılamaz bir sembolizme, kollektif bir bilince sahip. Bu durum new age akımlar için de geçerli bunlarda bir öğretmenden bahsedemeyiz. Örneğin ortaçağda engizisyon kurulduğu zaman Uranüs ve Neptün’ü Yay burcunda birlikte görüyoruz Uranüs’ün bir anarşist olduğunu daha evvel söylemiştim Hristiyanlığın balık sembolizmi ise sadece Zeitgeist videolarında gayet iyi açıklandığı gibi çağla ilgili bir durum ve hala Balık çağındayız. Neptün de Balık burcunda bu nedenle alternatif düşünce ve felsefe sistemlerine bir temizlik ve geleneksel olanlara zorunlu olan hümanist bir reform getirecektir. Uranüs Balık’la birlikte popüler olan Kuantum düşünce, alternatif din, new age akımları ve kişisel gelişim gibi sistemlerin de Uranüs’ün Terazi’nin karşısında bireyin özgürlüğü anlamı ile birlikte duran Koç sembolü nedeniyle reforma ve artık daha gerçekçi ve insancıl duruşa açık. İnsancıl duruşa açık diyorum çünkü hayalci ve kötülüğe karşı duramayan, suya sabuna dokunmayan bir duruş kendinizi ne kadar iyi ve hümanist bir görünüşle satarsanız satın aslında kötücüldür çünkü kötülüklere ve vicdansızlığa karşı duramayan, şeker kız Candy gibi bir duruş toplumun da oldukça yozlaşmasına yol açar.

Neptün finansal astrolojide fiyatların spekülatif ve aşırı pahalı olduğuna dair bir gösterge olarak kullanılır. Balık geçişinde Neptün’ün yanıbaşında Başak’ın karşısında yer alan ve bitkilerin evrensel sembolü Venüs’ü gördüğümüz için tarımcılık sektöründe ne yazık ki yüksek fiyatlar ve manipülasyonlar söz konusu olacak. Uranüs Koç yorumumda pirinçte ve buğdayda kriz tahmininde bulunmuştum bu gerçekleşti ne yazık ki Neptün Balık’ta fiyatları iyice yukarıya çekecek ve aşırı yağışlarla birlikte ve balık burcu meteorolojide buzu da temsil ettiği için kışla birlikte donda büyük oranda artışla birlikte kriz de çıkabilir ekstra olarak. Uranüs Güneş’in yücelim burcu Koç’la birlikte aşırı sıcakla gelmişken Neptün’ün buzu temsil eden Balık’a girmesi çok istikrarsız ve çok değişken olan fırtınaların ve el-nino gibi felaketlerin de habercisi biraz aslında ne yazık ki.

Neptün Balık burcunda birlikte düşünmeyi seven, çeşitliliğe ve hoşgörüye sahip insanları biraraya getirecektir. Önümüzdeki senelerde alternatif yaşam alanları, özel kurulmuş köyler ve doğa ile içiçe bir yaşam. Komünizmi Neptün yönetiyor aslında. Fakat ulaşılmaz bir hedef anlamına gelen Neptün semboliği ve uygulamalarda bu nedenle Merkür-Satürn semboliği görmemiz nedeniyle bu özlem gerçek olamasa bile herşeyin eşit paylaşıldığı özel köyler ve çiftlikler insanların yeni trendi olacak gibi görünüyor. Çiçek çocukları döneminde Neptün Akrep burcunda ve Uranüs de Pluto ile Başak burcunda seyrediyordu. Şimdi söz konusu özel olacak alanlar daha soft ve insancıl, bağımlılıklardan uzak, daha doğaya ve üretime yönelik. Vejeteryanlığın da ayrıca tüm dünyada yayılması söz konusu olacak.

Aycan Aşkım Saroğlu

İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu. Hürriyet Vakfı'nda gazetecilik eğitimi aldı. Sırasıyla TV'de 7 Gong, Hürriyet Dış Haberler, Gezi Traveler, Aktüel dergilerinde; Akşam ve Habertürk gazetelerinde çalıştı. Tam 15 senelik gazeteci, doğduğundan beri spritüel. "Kum Saatinden Ezoterik Manzaralar" adında bir kitabı mevcut. Yay burcu.