Kendini İyi Edemeyen Yaralı Şifacı

11.408 views

Bu yazıya erişen herkesin yaşamın bir noktasında canını çok acıtan yaralar aldığına eminim. Pek çok insana yardım edebilirken neden kendini iyi edemediğini defalarca sorguladığını da düşünüyorum. Bir türlü içinden çıkılamayan, iç sıkan, yürek burkan, acı veren ve çaresizce nefes kesen olaylar yaşayıp, bu acının ve sıkıntının bitmeyeceğinden endişelenen insanlar görüyorum. Çırpındıkça acının arttığını, artık bir şeylerden vazgeçmek zorunda olduklarını fark ediyorum. Belki de doğdukları anda hak olarak kazandıkları bazı şeylerden artık vazgeçmek zorunda olduklarını. İşte bu öfkelendirir ve acı verir. Bununla birlikte… artık çaresizliğin ve acının geçmesini istiyoruz.

Yarası olmayan şifacı/iyileştirici olamaz çünkü gerçek iyileştirici güç yaranın kendisinden gelir. Bu noktada Carl G. Jung’un ”Wounded Healer of The Soul” kitabından bir alıntı, konuyu daha net anlatmaya yardımcı olacaktır:

”Doktor ancak kendisi de etkilenmişse etkili olabilir. Yalnızca yaralanmış hekimler iyi edebilir. Ama doktor kendi karakterini bir çelik yelek gibi giyinirse, işte o zaman hiç etkisi yoktur.”

İşte bu nedenle, gelin hep birlikte bir yolculuğa çıkalım. Yüzlerce, binlerce yıl önceden anlatılmış olan bir öyküye tanıklık edelim. Belki de bu öyküde kendimize dair bulacaklarımız vardır.

(Herkül, Akileus ve Asklepios gibi pek çok mitolojik kahramanın ve hatta söylentilere göre bazı Tanrıların da öğretmenliğini yapmış olan At-Adam (Centaur) Chiron’un hikayesine göz atacağız. Nymph (su perisi) ve Tanrı Cronos’dan doğma olan Chiron, yarı-at yarı-insan oluşu nedeniyle annesi tarafından doğaya terk edilmişti. (Bağlanma Teorileri, Erken Dönem Kesintisi 0-7 yaş arası anneden herhangi bir sebeple ayrı düşmek.)

Bu süreçte Chiron hayatta kalmış (belki de annesinden ayrı kalmanın acısını dindirmek üzere) doğadaki bütün bitkilerin neye iyi geldiğini öğrenmiş, şifacılık ve hekimlik sanatında uzmanlaşmıştı. Aynı zamanda güçlü bir savaşçı, iyi bir müzisyen ve en başarılı kahinlerden biri olmuştu. 

Tanrılar kendi çocuklarını Chiron’un eğitimine gönderir ve kaderlerinde gerçekleşecek olanlarla başa çıkabilmeleri için hazırlanmalarını isterdi. Pek çok kahramana öğretmenlik ve yoldaşlık yaptı Chiron. Büyük bir başarıyla onlara savaşçılığı, hekimliği, şifacılığı, müzisyenliği ve kehaneti öğretti. Yarı-at yarı-insan olarak doğaya ve doğal bilgeliğe derin bir bağlantısı vardı zaten. Havyan ve insan benliğinin mükemmel uyumuydu.

Bir gün öğrencilerinden ve sevdiği dostlarından olan Herkül’ün zehirli oklarından biri tarafından yanlışlıkla vuruldu. Bu oktaki zehir ölümcüldü. Fakat ölümsüz olan Chiron için ne yazık ki ölebilmek bir seçenek değildi. Oktaki bu zehir inanılmaz acı veriyordu. Ölümsüz olduğu için acısı yaşamının sonuna kadar devam edecekti. Şifacıların hocası olmasına rağmen bu acıyı iyileştirmeyi başaramamıştı. 

Bu dayanılmaz acıdan çıkabilmenin tek yolu vardı. Chiron, doğum hakkı olarak sahip olduğu ”ölümsüzlüğü” feda edecek ve kurban edecekti. Ölümsüz Tanrılara yakardı ve onlarla anlaşarak ölümsüzlüğünü feda etti. İnsanlığa ateşi getirmiş olan ve Tanrılar tarafından cezalandırılmış olan Prometheus’a ölümsüzlüğünü armağan etti. Artık bir ölümlü olduğu için huzur içinde acısına son verebilecekti. ”Ölümsüz Şifacı” kimliğinden vazgeçmiş ve ”Ölümlü Şifacı” kimliğini kabul etmişti.

Chiron’un bu fedakarlığını takdir eden Tanrılar onu yıldızlara yükseltti ve şimdilerde astrolojide ”Yay” sembolünün temsil ettiği Takım Yıldızı oluşturdular. Böylece Chiron, acısından kurtularak fedakarlığıyla yükselmişti.

Bu hikayede pek çok alt metin ve derin bilgelik olmasına rağmen, en açık mesajlardan biri şudur:
”Büyük acılardan kurtulmak için bazen yapılması gereken şey ‘doğum hakkımız’ olan bir şeylerden vazgeçmek olabilir.”

Chiron vazifesini tamamlamış ve efsanevi pek çok şifacı, hekim, savaşçı, kahin ve sanatçı yetiştirdikten sonra artık göklere, daha da yüksek mevkilere yücelmiştir.

Çalışmaların hepsi duygular, ihtiyaçlar ve değerlerin açığa çıkarılması ve bunların bir noktada tatmin edilmesiyle dengeye alınır. Böylece bu duygular, ihtiyaçlar ve değerler, başka kavramlar altında dönmekten özgürleşirler ve örneğin para artık sadece paradır, kilo vermek sadece kilo vermektir, bir partner sadece bir partnerdir. Eğer bazı kavramlar duygularla, ihtiyaçlarla ve değerlerle fazlasıyla dolaşık (hatta kördüğüm) olmuş vaziyetteyse bu dolaşıklıktan çıkmadan o kavramlar ile ilgili bir tatmin duygusu geliştirmek mümkün olmayabiliyor. Para neyi ifade ediyor? Kilo vermek ne anlama geliyor? Sevecen bir partner nasıl bir ihtiyacı tamamlama fırsatı veriyor? İyileşmek ve sağlıklı olmak neyi çağırıştırıyor? Güç mü? Özgüven mi? İntikam mı? Kıyaslama mı? Büyüklük taslamak mı?(Gördün mü ey anne/baba? İşte böyle iyi bir partner olunur!)

Chiron hikayesinde de acıdan kurtulmak, sadece acıdan kurtulmaya dönüşmüştür. Bir şifacı olarak kendi yarasına şifa bulamamak, onun şifacı kimliğinde müthiş bir zarara sebep olmuş olabilir. Bu bitmek bilmeyen zehir acısı, derin bilinçdışında takılı kalmış olan ”anneden ayrı kalmak acısını” müthiş bir şekilde yeniden tetiklemiş olabilir. Fakat Chiron’u efsaneleştiren de annesinden ayrı kalışı ve bundan sonra hayatta kalıp dönüştüğü yeni kimlik olmuştur.

Hayat macerasına bir noktada eksik başlanılmışsa, YAŞAM bu eksikliği fazlasıyla giderecek hediyeler verecektir. Chiron bize der ki: ”Yaşamda aynı anda her şeyi elinizde tutamazsınız. Vazgeçmeniz ve feda etmeniz gereken şeyler var.”



Yorum Yapın