Ajna Çakra (Üçüncü Göz)

58.104 views

Çakralar, bedenimizde sürekli akıp duran enerjilerin en fazla yoğunlaştığı ve onları taşıyan farklı kanalların birbirleriyle buluştuğu merkezlerdir. Bu konudaki genel bilgilere pek çok farklı kaynaktan ulaşabilirsiniz. O nedenle bu yazımızda, o çok değerli altıncı çakramızın genel nitelikleri yanında, başka kaynaklarda yeterince yer verilmediğini düşündüğümüz özellikleri ve etkilerine değineceğiz.

‘Üçüncü Göz’ de denilen  Ajna Çakra, hakkında pek çok şey yazılıp çizilmiş olan, önemli bir enerji yoğunlaşma, içebakış ve aynı zamanda da dışavurum merkezimizdir. Her türden yogacılar, reikiciler, kimi Uzakdoğu inançları ve yaşam felsefeleri bu çakraya değişik açılardan bakmışlar; ondan çok farklı beklentileri olmuş, zihinler yüzyıllar boyu onun açılmasıyla kazanılacak sıra dışı hattâ olağandışı güçlere odaklanmıştır.

Yedi aşamalı klasik çakralar sistemindeki sondan ikinci oluşum olan ajna çakra, bilinçlilik yolundaki farkındalığın merkezidir. Bu farkındalık artışıyla birliğe odaklanmak mümkün olabilir; Üçüncü Göz’ün açılmasıyla duyular ötesi algılar meydana çıkar, sezgisel biliş gelişir, düşüncemiz zaman ve mekânın sınırlarını aşmaya başlar. Bu kısıtlamaların ortadan kalkmasıyla da zihnin ve aklın sınırları aşılabilir.

Ajna ve Sahasrara arasında, gerçekte iki önemli merkez daha vardır. Bunlar  ‘tâli çakra’  kabul edilen ve Ajna’nın üzerinde, alnın tam ortasında yer alan  ‘Soma’  ile, onun biraz üzerindeki  ‘Kameşvâra’’dır. Esasında bütün ana çakraların aralarında en az bir, çoğu kez iki tâli çakra bulunur. Ancak  ‘yedi çakralı sistem’in öğrenilmesini basitleştirme amacıyla bunlardan pek söz edilmez.

Ajna Çakra, olumsuz karmamızı çözüp arındıracak olan merkezimizdir. Daha aşağıdakilerin böyle bir gücü yoktur. Bunun nedeni diğer her birinin işlevlerinin farklı olmasıdır. Ajna aynı zamanda kundalini’nin yeterince olgunlaşıp ehlileştiği çakradır. Bu nedenle ona  ‘İçsel Guru’ veya  ‘Yönetim Merkezi’ de denilmektedir. Bu çakra açılmadan, kadim ustaların o sıkça sözünü ettikleri, tüm olan-bitenin özgür gözlemcisi ve kayıtsız-koşulsuz tanığı olabilme olanağı yoktur. Bu aynı zamanda nedenselliklerin ve onlara ilişkin yasaların fark edilip, korkularımızın asılsızlığının kavrandığı, bağlılıklarımızın aşıldığı; zihin-ötesi  ‘sezgisel bilgi’nin edinilebileceği bir düzeye ulaşmış olmak demektir. Yani onun açılması, bir anlamda tümüyle sanal olan bir rüyadan, zihinsel yanılgılar ve aldanışların dünyasından, gerçekliklerin dünyasına uyanmak gibidir.

Ajna Çakra’da uyandıktan sonra, geliştireceğiniz daha üst algılar ve onlarla sağlanacak olan farkındalığınız size bir sonraki  ‘Sahasrara Çakra’ya  (Tepe Çakrası) nasıl ulaşabileceğinizin yolunu da gösterecek ve aydınlatacaktır.

Ajna Çakra;  ida, pingala ve suşumna nadilerinin vücutta birbirlerine en çok yaklaştığı yerdir. Eski hint geleneklerinde buraya ‘Şiva Düğümü’ denilmektedir. Çünkü bu üç büyük gücün bir araya gelip etkileşimleri sonucu zihnin arınarak bilince doğru dönüşümü gerçekleşir; farkındalıkta açılım ve genişleme sağlanır, ‘samadhi’ye geçilerek ‘bütünlük’ hâline gelinir. Alın çakrasının önemi ve diğerlerinden farkı, onunla ilişki kuramayan hiçbir çakranın bir başka biçimde ve yeterince açılamayacak olmasıdır.

Aşağıda verilen uygulamalar, Kök Çakra’da (Muladhara) bulunan kundalini’nin uyandırılmasına yardımcı olur. Uygulamaya Ajna ile birlikte başlamak, her ikisini birden çalıştırarak süreyi kısaltacakır. Ayrıca uyandırılan kundalininin ‘yönünün’, bir bakıma da ‘hedefinin’ olması onu daha canlı ve daha ‘enerjik’ halde tutacaktır. Harekete geçirilmesi amaçlanan kundalini enerjisinin erişemediği hiçbir çakra uyanamaz (açılamaz).  Kundalini’yi  Ajna’ya yönlendirmek, onu her defasında henüz uyandırılmamış olan bir üst çakradan kıvrılarak biteviye geri dönmesi alışkanlığından alıkoyacaktır. Böylelikle çakralardan her birinin uyandırılması, diğeri üzerinde de olumlu etki yaratmış olacaktır. Açılması istenen herhangi bir çakra ile birlikte Ajna’ya da yoğunlaşmak, sırası gelen çakranın daha kolay açılabilmesi yanında, bir sonrakinin katılığının da yavaş yavaş  ‘ısıtılarak esnetilmesi’ni  sağlayacaktır.

Burada kundalini’den kısaca bahsetmekte yarar vardır. Kundalini, gizil enerjilerimizden sadece bir tanesidir; ve diğer pek çokları gibi elle tutulur-gözle görülür ve ölçülebilir olmadığından başlangıçta fark edilemeyebilir. Önce fark edilebilir sonra da geliştirilip yönetilebilirse daha başka enerjilerimizi harekete geçirebildiği, onların da oluşum ve gelişimlerine ‘katıldığı’ görülebilecektir. Böyle bir farkındalık genişlemesi bilince daha kolay erişimi sağlayacaktır. İçinizdeki ‘öz’e yöneldiğinizi kavradığınızda ondan vazgeçemez ve onun aydınlattığı yoldan bir daha ayrılamazsınız. Kundalini  ‘dişil’  bir sözcük olup,  ‘spiral halde yanıp kıvrılarak yükselen enerji’… ve benzeri anlamlara gelir. Belkemiğinin ya da omurganın kökünde biryerlerde başladığından ilk çakranın hemen bütün dillerdeki adı  ‘Kök Çakra’ dır (Muladhara Chakra). Kundalini’nin farkındalığı tüm yaşamınızı değiştirecek, deneyimleyebilmeniz ölçüsünde tekâmülünüze oldukça farklı bir anlam ve coşku kazandıracaktır. O, varoluşun bilgisine erişmenin yollarından birisidir.

Önerimiz, her durumdaki çakra çalışmasına yine de temel yoga sistemlerinden birisinin desteğinde başlanmasıdır. Yoga’da geliştikçe bedende, zihinde, ruhta… bilince yönelme ile gerçekleşebilecek uyanış ve aydınlanma daha kolay fark edilecektir. Farkedilemiyorsa ya yol, ya da yöntem veya pratikleriniz yanlış veya eksik demektir.  Önemli olan, bütün bu sürecin duygularımızın, tutkularımızın, korku ve öfkemizin olumsuz etkisinden uzakta; ama yine de  ‘kontrolümüz altında’  tutulabilmesini sağlamaktır.  Doğru yöntem, önce  Hatha Yoga’da yeterince ilerlemek; daha sonra da çok iyi bir ustanın veya uzman bir eğitmenin nezaretinde Kriya Yoga’dan geçmek olabilir. Bu arada Kriya Yoga’nın, henüz ustalaşmamış kişilerin kendi başlarına yapabilecekleri bir uygulama olmadığı unutulmamalıdır.

Diğer çakraların uyandırılmasından önce de  her defasında Ajna’da yoğunlaşmanın sayılamayacak kadar çok yararları vardır; ki bunlardan en önemlisi, önce Ajna’ya yönelmenin daha aşağıdaki  ‘her bir çakranın kendi karmasının temizlenmesi’ni (arındırılmasını) ve muhtemel olumsuz karmik güçlerin daha kolay denetlenebilmesini temindir. Her defasında Ajna’dan başlamak veya bir süre ona yoğunlaşmak, başta Muladhara’da olduğu gibi, sırasıyla tüm diğerlerinde kundalini’yi hem  ‘esnetecek’  hem de sırası geldiğinde daha kuvvetli bir biçimde uyaracaktır. Kundalini’nin alın çakrasına yükselmesi sürecinde,  destekleyici uygulamalar olarak mutlaka daha fazla meditasyona, yapılabilirse yeteri kadar inzivaya, teoriye ve nefes çalışmalarına zaman ayrılmalıdır.

Ancak unutulmaması gerekir ki ‘harekete geçme’, aslâ ‘tam olarak uyanma’ demek değildir. Örneğin perine’nin kasılıp gevşemesi sırasında düzenli nefes ve mantra yardımıyla Ajna’da oluşan sıcaklık hissi de, prana’nın toplanıp dağıldığını hissetmek de, alın çakrasının açıldığının değil; ancak yavaş yavaş harekete geçmeye başladığının kanıtıdır. Gerçek uyanmanın ve ardından gelecek  ‘açılım’ın  süresi herkeste değişebilir.

Ajna Çakra, adetâ bir yönetim merkezidir ve bir anlamda kişinin  ‘içsel guru’sudur  demiştik. Aynı zamanda yogilerin derin meditasyon veya samadhi sırasında kapalı ya da yarı-kapalı haldeki gözlerinin kendiliğinden yöneldiği noktadır. Çünkü orası bir anlamda  ‘bilince açılan kapı’dır. Hem de bilinen fiziksel dünya ile, bilinemeyen fizik ötesi, yani zihin ve akılla erişilemeyecek olan o çok farklı diğer dünyalar (ve boyutlar) arasındaki  ‘kapısız kapı’dır. Üçüncü Göz’ün doğru işlev görebilmesi, doğal olarak yeteri kadar etkinleşebilmesine bağlıdır. Bu da dengeli, bilinçli ve kararlı biçimde çalışmakla mümkün olup, onu belli bir çıkar ya da yarar sağlama amacıyla açmaya çalışırsanız başaramaz, sonunda mutlaka acı çekersiniz.

Üçüncü gözün, iki yönlü ve dışarıdan pek bilinmeyen bir başka işlevi astral ve ruhsal ortamlardan gelen verilerin kodlarını çözerek fiziksel ve zihinsel ortama taşıması; gerektiğinde aynı işlevi tam tersi yönde de yapabilmesidir. Bir diğer işlevi de farklı zihin ve bilinç düzeylerinin ayırdına vararak, farklı ilişki ve temaslar söz konusu olduğunda, bunlardan her birine ayrı ayrı uyum sağlayabilecek düzeyde kalabilmeyi ve bu amaçla gereken eşgüdümü sağlayabilmesidir.

Ajna çakranın açılmaya başlamasıyla, sezgi gücünüzün yavaş yavaş arttığını, farklı türden enerjilerin de farkedilir hâle gelmesiyle  ‘durugörü’  yeteneğini kazanmaya (varsa da artırmaya) başladığınızı ve iki yönlü telepati becerinizde önemli artış ve açılımlar olduğunu gözlemleyeceksiniz. Kimileri, belirli çakraların aktivasyonu için reikinin 1’inci, 2’nci 3’üncü aşamalarına erişmiş olmanın gerekliliğinden sözederler ki; bunların aslı-astarı yoktur. İnisiye edenin kerameti ve aldığı ücret ile, belirli sayı ve sürede toplantı ve seminere katılma  ‘zorunluluğu’  üzerinde doğru düşünebilirseniz, bunun ne denli yanıltıcı olduğunu kendiniz çözümleyebilirsiniz. Reiki de hiç kuşkusuz yarar sağlanabilecek bir yöntemdir; ancak bu öyle dışarıdan yapılacak yüklemeler, sanal ve itibarî derecelendirmelerle gerçekleştirilebilecek, üstelik o denli kolaycı ve programlanabilir bir süreç değildir.

Üçüncü Göz’ün etkinleştirilmesi sürecinde bir hint geleneği olarak alna, özellikle de iki kaşın üst-ortasına sandal ağacı macunu sürülmektedir. Aynı gelenekte üçüncü göz bölgesine  ‘tilak’, yani o kırmızı işareti yerleştirmek de vardır. Ama herkeste aynı yerde olmadığı, kimilerinde ise henüz tamamen kapalı durumda olduğu bilinmelidir. Yaygın bir söyleme göre, yaşamlarında hiç meditasyon yapmamış olanlarda potansiyel üçüncü göz alnın hayli yukarılarındadır. Etkinleştikçe aşağılara iner, ya da açılabilmesi için iki kaşın üst-ortasına doğru  ‘çekilmesi’  gerekir. Sıkça ve düzenli meditasyon uygulayanlarda iki kaşın ortasına doğru yaklaşır. En fazla inebildiği yer de gözlerin hizasıdır. Nitekim kimi  ‘avatar’ların  ve büyük ustaların temsilî resimlerinde üçüncü göz ya da  ‘ışığın yayıldığı’  yer, hayli aşağılarda, çoğu kez göz hizasına inmiş biçimde tasvir edilmektedir.

Üçüncü gözünü açmayı başarabilenler kolaylıkla odaklanabilir, daha kısa sürede yoğunlaşabilir; içsel barışı hissedebilir, huzurun kendisi olabilirler. Böylelikle zamanla Birlik Bilinci’ne yönelmiş olunduğu da hissedilebilir. Bu durum aslında herkeste bulunan ama yaşam biçimi, yerleşik alışkanlıklar ve inançsal koşullanmışlıklar nedeniyle bir türlü ortaya çıkarılamayan algılama gücü ve yeteneğindeki gelişmişliğinin göstergesidir. Ortaya çıkarılamadığı sürece, böylesine önemli bir gücümüz hep  ‘saklı’  halde kalır. O nedenle çok büyük çoğunluğumuz böyle bir potansiyeli olduğunun farkında değildir. Bir başka ifade ile, çok değerli enstrümanlar olan fiziksel ve zihinsel bedenlerimiz, eğer bloke olmuşlukları ortadan kaldırılabilir ve o durumun neden olduğu kısıtlamaları aşılabilirse, daha kolay özgürleşerek çok daha kısa sürede bilinçliliğe yönelebileceklerdir. Bu gerçekleşebilirse algılamada sağlanacak artışın, doğal olarak duyular ötesi araçlar ve fenomenlerle iletişim kurulabilmesine imkan sağlayacağını sanırız uzun uzadıya açıklamanın gereği yoktur. Teozofi’deki ya da sufîlikteki  ‘rabıta’  da böyle sağlanmaktadır. Kısacası Ajna Çakra yeterince açılmadan ezoterik bilime erişilemez. Bilindiği sanılanlar ancak ansiklopedik veya kulaktan dolma, deneyimlenememiş sıradan bilgiler olarak kalır.

Bazı yorumcular Matta İncili 6/22’deki, İsa’nın  ‘açıldığında bütün bedeni ışıkla dolduracağı’nı söylediği ‘Tek Göz’ün, Üçüncü Göz  olarak anlaşılması gerektiğini söylerler.  Keza yine  Matta 10/16’daki  ‘yılanlar’  sembolünün de kundalini’yi kastettiğinde ısrarcıdırlar.

Zihin, beden ve ruh yeterince tanınıp aralarındaki etkileşimler kavranabildiğinde pek çok sağlık ve davranış sorununun çözümü de kolaylaşır. Örneğin hastalıklara tanı koymak, tedavi yöntemlerini doğru belirleyebilmek, varsa organlardaki fizyolojik ve patolojik sorunların giderilmesine yardımcı olmak… gibi.

Çakralarımızın açılması da bizi biz yapan her şeyin düzene girmesini sağlayacak, yaşam kalitemizle birlikte içsel gücümüzde ve farkındalığımızda da artışa neden olacaktır. Çünkü böylesi bir gelişim zorlama, sanal ve geçici değil; olması gereken, doğal, düzenli ve etkileri ile sonuçları bakımından da süreklilik gösteren bir gelişimdir. Doğulular içsel sorunlarla ilgili yanıtların bedenimizin biryerlerinde yazılı olduğuna inanırlar. Çünkü insan vücudu varoluşun kitabıdır.

Fiziksel ya da maddesel dediğimiz her şey kullanıldıkça doğası gereği yıpranır, eksilir, zamanla kullanılamayacak hâle gelir; bir başka ifade ile dönüşerek tükenir. Ruhsal olanlar ise kullanıldıkça büyür ve gelişirler. Örneğin, meditasyonun ve doğru nefesin, vücut kimyasının düzene sokulmasında çok ciddi işlevler gördüğü laboratuvar deneyleriyle kanıtlanmıştır. Bunun bir de kundalini esaslı tantrik yoga ile ve daha sonra eğer mümkün olabilirse kriya yoga ile desteklendiği durumlarda, başkaca bir engel yoksa çakraların açılması için engel kalmayacaktır. Çakralar, varoluşla gerçek anlamdaki uyumumuzun göstergeleri, uyaranları ve bir bakıma aydınlanma yolundaki kilometre taşlarıdır. Dünya çapında uzmanlar, artık hastalarına, özellikle kalp-damar rahatsızlıklarında, sinirsel ve ruhsal sorunların çözümünde, tansiyon ve stresle başa çıkabilmede, kilo problemlerinin çözümünde yoga ve meditasyonu hararetle tavsiye etmektedirler.

Burada önemli bir uyarıda bulunmalıyız: Kadınlarda Ajna Çakra’nın açılması sürecinde duygusal ve zihinsel gelişmeler erkeklerdekinden değişik biçimde seyreder ve farklı sonuçlar verebilir. Üçüncü Göz çakrasının güçlendirilmesi kimi zaman cinsel soğukluğa (frijidite) yol açabileceği gibi, önlem alınmazsa hormon dengelerini de etkileyebileceğinden dişilik özelliklerinde azalmalar gözlemlenebilir. Tabii bu durumun eşler arasındaki ilişkinin sağlıklılığıyla, mevcut ve potansiyel sorunlarla olduğu gibi, uygulamacının önceki yaşamlarıyla da ilgisi olabilir. Özgürlük duygusundaki artış (özellikle o güne kadar kendini yeterince özgür hissedememiş olan uygulayıcılar tarafından) doğru yönetilemez veya yanlış yönlere kanalize olmasının önüne geçilemez ise, o güne kadar baskı altında tutulmuş bulunan duygu, özlem, tutku ve saplantıların güçlü biçimde açığa çıkma, ön plana geçme, hattâ kontrol edilememe riski vardır. Bu durum iyi ve doğru biçimde yönlendirilemez ise (söylemeye dilimiz varmasa da), dişiliğin zedelenmesine kadar gidebilir. Özellikle, bir önceki yaşamlarında erkek olarak bedenlenmiş olanlarda sıkça görülebilen böylesi bir durumda ne yapılması gerektiğine, herkes için tek ve belirli bir yanıt vermek güç olsa da; vejetaryen ağırlıklı doğal beslenme, daha çok doğaya çıkma, kadınlara daha uygun olan işlerde çalışma, daha çok yoga ve meditasyon, iyi bir eş ve anne olmaya özen gösterme; taşların, kokuların ve müziğin gücünden yararlanma, hatta gündelik yaşam alanlarının enerji geçişlerine engel olmayacak biçimde düzenlenmeleri… gibi şeyler sayılabilir. Genetik etkiler dışında, spiritüel yollarda herhangi bir önlem almaksızın ilerlemeye çalışan bazı kadınların, kendileri bir türlü kabullenmeseler de zamanla erkeksi özellikler kazanmaya başlaması bu nedenledir.

Tekdüze mantralar, hipnoz ve self-hipnoz, alna takılan veya yapıştırılan  ‘tika’lar, zorlama telkinler… nedensiz ve bilinçsizce uygulanmaları durumunda zihni baskı altında tutmaya neden olacaklarından, yeteri kadar gelişme sağlanmadıkça, yani henüz başlangıç aşamasında iken önerilmemektedir. Destekleyici etkinlikler olarak ele alındıklarında akupunktürün, doğru reiki ve gerçek feng-shui’nin yararları ise mutlaka görülecektir. Mentalitenin temelinde kadınlığın korunması ve kadına özgü niteliklerin zarar görmemesine çalışma yer aldığı sürece, çatışmacı-fanatik feministlere benzemekten kurtularak buradaki yaşamınızı daha berrak, çatışmasız ve sükûnet içinde sürdürebilirsiniz. Çünkü ancak erkeğin erkek, kadının kadın olması durumunda yaşamın kendisi ile olgun, doğal ve düzeyli bir bütünleşme sağlanabilir; zihinsel-bedensel-ruhsal sağlığın oluşması ve sürdürülmesi mümkün olabilir. Sevgi ve aşk gibi yüksek değerler de zaten ancak  ‘doğal’  ruhsal ortamlarda yeşerip serpilebilirler…

*****

Yeri gelmişken  ‘zihin’  konusuna da kısaca değinmekte yarar görüyoruz. Basit tanımıyla zihin, insanın duyularıyla hissettiklerini düşünüp ön değerlendirmeden geçirerek hafızada depolamasına ve onların öznel bilgiye dönüşmesine yardımcı olan bir araçtır. Kadim bilgelik öğretilerine göre zihin arındırılıp ehlileştirilebilir, bu sayede de kendi hâline bırakıldığında bir türlü ulaşamayacağı nesnel gerçekliklere ve bilince yönlendirilebilir. Bilince erişimi ölçüsünde de aydınlanır, farkındalığı artar. Ancak yine de zaman ve mekândan bağımsız işlev göremeyeceğinden, hepimiz için çok gerekli olmakla birlikte tek başına yetersiz bir araçtır. Mutlaka beynin, aklın ve zekânın yardımına ihtiyaç duyar. Sıradan veya bozulmuş zihin, karakteri itibarıyla ayrıştırıcı ve ikilemcidir.  Kendi başına yaratıcılığı da işlem gücü de olmadığından yapısal olarak içsel değil  ‘dışsal’dır. Bu konuyu, DerKi’de yayımlanan   ‘Akıl, Zihin, Bilinç’  başlıklı makalemizde ayrıntılı biçimde anlattığımızdan burada tekrar irdelemeyeceğiz.

Açılım İçin Yöntem Önerileri:

Kolaylaştırılmış bir uygulama önerisi aşağıda verilmiştir. Ancak bütün spiritüel pratiklerde olduğu üzere, her yol gibi her yöntem de herkese uygun olmayabilir. Bu pratiklerle belirli bir ilerleme sağlandıktan sonra, uygulamacı buradaki süreleri kendine göre ayarlayabilecek; bu amaçla mutlaka doğru meditasyon pratiklerinden ve onların kendi üzerindeki etkilerinden de yararlanabilecektir. Ayrıca bir öğrenciye,  ‘falanca aşamada buna, filanca aşamada şuna erişileceğini’  söylemek de doğru değildir. Bu koşullama olur. Zaten süreç gibi erişim de kaçınılmaz olarak  öğretene, yönteme, araçlara  ve  öğrenecek olan’a göre farklılık gösterebilecektir.

Temizleme Tekniği: Tek bir noktaya sabit olarak bakma.

+ Burun geçitlerini temizleme

+ Alınan ve verilen nefeslerin sayılması ve farkına varılması (doğru nefes tekniğinin başlangıcıdır)

+ Üst dudak seviyesine oturan ve tepesi Ajna’da olan üçgeni hissetme

+ . Sol’dan al, Sağ’dan ver; 100, 99, 98, 97

. Sağ’dan al, Sol’dan ver; 96, 95, 94, 93 say

. Her ikisinden al, her ikisinden ver; 92, 91, 90, 89…

Böylece 100’den sıfır’a kadar sayılır.

Karanlık odada,  kaş merkezinin yaklaşık 60 cm önündeki bir ışık kaynağının, örneğin mum alevinin üst noktasına (veya tütsü ateşine) odaklanma (trataka). Başlangıçta 15-20 dakika uygulanır (dolunayda, herhangi bir cisimde, burnun ucunda, sudaki imgede, sembolik objede, fotoğrafta…da  uygulanabilir).

d. . Kaş merkezi’ne (bhrumadya) odaklanma ve konsantrasyon (+ sandal ağacı macunu kullanılabilir).

. Düşünce durdurulur, Ajna’ya yönelinir, meditasyona başlanır.

. “Om (Aum)” mantrası her defasında birkaç saniye söylenerek tekrarlanır.   3 – 5 dakika uygulanır.

Sonra gözler kapatılır, ancak içsel bakış kaş merkezinde kalmalıdır.  Mantra’ya, şiddeti yavaşlatılarak, ancak süresi uzatılarak devam edilir.  Böylece  5 dakika daha uygulanır.

Sonraki aşamada mantra söylemeye yine devam edilir; ama bu kez, kaş merkezinden çıkarak tüm bedende yankılandığının farkında olunur.  Bu da başlangıçta 5 dakika uygulanır; süre gittikçe artırılabilir.

Perine’ye bastırılan topuk kasılıp gevşetilir. Bu süre 10 dakikaya kadar çıkarılır.

h. .‘Om’ sesi çıkarılırken prana’nın kaşların arasında biriktiği düşünülür. Bu sırada yavaş ve derin nefes alınır. Daha sonra Ajna’dan  prana yayıldığı ve onu evrene verdiğiniz düşünülmelidir.

. Bu çalışmaya 30 dakikadan  iki saate kadar devam edilebilir.

Çalışmalar sırasında göz kasları zorlanmamalı, yorgunluk hissedildiğinde ara verilip gözler dinlendirilmeli ve bu uygulamaya en az bir ay boyunca  (her gün) devam edilmelidir. Uygulama için tercihan sabah olmadan, gündoğumundan öncesi  ve  gece yatmadan önceki zaman dilimleri tercih edilmelidir.

Çakralar üzerine yaptığı elektro-fizyolojik deney ve araştırmalarıyla tanınan Dr. Hiroshi Motoyama’nın Alın Çakra üzerindeki çalışmalarından çıkardığı bazı kişisel uygulama, deneyim ve önerilerinden, yukarıdakilere eklenebilecek aktarımlarını  ‘Theories of the Chakras’  adlı yapıtından özetleyerek şöylece sıralayabiliriz:

. Alın Çakra üzerinde yoğunlaşıldığı sırada perine’nin nefes alırken kasılması, nefes verirken gevşetilmesi. Böylelikle perine’de sağlanan  ‘ısınma’  ve gevşeme ile alın çakrasındaki titreşimin senkronize edilmesi.

. Alın Çakra’ya yoğunlaşıldığında, OM (Aum) mantrası eşliğinde nefes alırken zihinsel olarak enerjinin burada toplandığını, verirken de  ‘prana’nın  evrene yayıldığını canlandırma.

. Bu şekilde en az üç ay boyunca, her gün bir saatlik uygulamadan sonra, kundalini’nin omurga boyunca  Muladhara’dan yukarıya doğru yükselmeye başladığı hissediliyor ve vücut ısınıyor.

. Karın çakrasında oluşan geçici sertlik hissinin ardından, nefes alıp verişin bir yandan kolaylaşırken diğer yandan giderek yavaşlaması. Bu sırada alın çakrasındaki titreşimlerde artış.

. Ardından kaşların arasında oluşan parlak beyaz ışığın, koyu mor renkte bir başka ışığın içine çekilmesinin deneyimlenmesi.

. Yankılanan bir sesin Motoyama’yı çağırması; ardından gelen vecd hâli; daha sonra büyük bir sükûnet.

. Bu büyük sükûnetin sonrasında geçmişin, şimdinin ve geleceğin, adeta  ‘eşzamanlı’  hâle gelmesi; kendi karmatik arınmasının mümkün olmasından başka diğer insanların da karmalarını etkileyebilecek güce eriştiğini fark etme  (biz aktarmış olduk; yöntemler ve alıştırma biçimleri her uygulayıcıda farklı sonuçlar verebileceğinden; önceki bölümde anlatılanlar için de, Motoyama’nın yöntemi için de, kuşkusuz herhangi bir garanti vermemiz söz konusu değildir).

Açılış  Sürecindeki  Etkenlerin  Rolü  ve  Sonuçları:

Ne kadar iyi niyetle olursa olsun, Ajna Çakra’nın açılmasını şiddetle arzuladığınız sürece başarılı olamazsınız. Çünkü böyle bir durum ruhsal, astral ve eterik enerjilerle uyumunuzu bozar; frekanslarınızda gereken rezonans (birlikte ve uyumlu titreşim) oluşamaz. O vakit böyle bir özelliğe sahip olamaz, olamayacağınız için de doğaldır ki yönlendiremezsiniz. Yani amaç, belirli bir çıkar gözetmeksizin ve sonuca koşullanmaksızın tekâmül olmalıdır. Aksi halde tesadüflere bağlı kontrolsüz bir gelişimin  ‘güvensiz’  olacağını takdir edebilmelisiniz.

Böylesi bir durumda gerçek dışı ve yanıltıcı kişisel imajinasyonunuz, çakranın açıldığı ve kundalininin bu aşamada hareketine devam ettiğine dair sanal bir izlenime neden olabilir. Çünkü  ‘lotüs kendiliğinden ve doğal yollarla açılmamış’,  aksine zihinsel zorlamaya mâruz kalmış; bu da olağan sürecin bozulmasına neden olmuştur.

Son bir uyarı; çakralar, özellikle de Ajna Çakra üzerinde yoğun olarak çalışıldığı dönemlerde et tüketimine ara verilmelidir. Bal, süt, yoğurt, yumurta ve peynir gibi ikincil hayvansal gıdaların ise hiçbir sakıncası olmadığı gibi, bu dönemde aksine yararları vardır. Daha kısa anlatımıyla, özellikle bu periyotta, doğal bütünsellik yolunda ağırlıklı olarak, ayurvedik tipolojinize  (vata, kapha, pitta)  uygun düşen beslenme modeli tercih edilmelidir.

Açılmasının  Belirtileri:

Sezgi’de güçlenme, bedenin manyetik alanının farkındalığı, birinciden altıncıya kadar olan bütün çakraların işleyişini gittikçe artan ölçülerde kontroldür. Fiziksel bedende oluşabilen pozitif ve negatif polarizasyonların etkilenip gerektiğinde dengelenmesi, üzerinde odaklanıldığında  ‘alıcı’  ortamın yaratılması, gelişme sağlandıktan sonra da  ‘yansıtıcı’  özellik kazandırılması mümkün olur. Çakranın açılması sırasındaki ve sonraki  ‘kontrol’  yeterince sağlanabildiğinde uygulamacı, iç salgı bezlerinin işleyişini ve çıktılarını, yani hormonlarını; bu arada kan basıncını, bedenin zararlı dış etkenlerden korunmasını ve onlara karşı dayanıklılığının artırılmasını kolaylıkla sağlayabileceği gibi şifacılıkta, kuantum enerjinin yayılmasında da önemli aşamalar sağlayabilecek duruma gelmiş demektir.

Vericiden (muhatabından veya uzak-yakın olmasına bakılmaksızın karşı taraftaki kişi ya da kişilerden) sadece gelen seslerin değil, onun zihinsel yapısının ve bilince erişim durumunun da farkındalığına kolaylıkla erişebilir. Tüm canlılardan yayılan aura’nın görülüp çözümlenebilmesi, böylelikle de onlar hakkında daha fazla ve daha doğru bilgi edinilebilmesi mümkün olur.

Ajna Çakra ile ilgili genel karakteristik bilgileri toparlarsak;

Yeri: Epifiz’in  (pineal gland/kozalaksı bez)  alna hizalandığı yer, yani iki kaş ortasının biraz üzeridir.  Pineal Gland birkaç hormon salgılamakta olup en çok bilineni  melatonin, diğer önemli olanları ise  pinolin  ve  dimetiltriptamin (DMT)’dir. Melatonin salgısı, deniz seviyesinden ne kadar yukarılara çıkılırsa o kadar artar (tapınaklar yükseklere yapılır). İnsanda ancak geceyarısının başlangıcından günağarmasının hemen öncesine  -seher vaktine-  kadar salgılanabilir (duaların ve meditasyonun en çok tavsiye edildiği gün bölümüdür).

Rengi: Çivit mavisidir (indigo).

Sembolü: Ortasında ters üçgen (içinde ‘OM’ hecesi yazılı, tabanı yukarıda tepesi aşağıda) olan ve boşluğu simgeleyen bir çember; arka planda tantra yogada astral bedenin sembolü olan sütun; üçgenin üst tarafında zihni sembolize eden hilal biçiminde ay ve nokta ile temsil edilir. Çemberin her iki yanında da üzerlerinde ‘ham’  ve  ‘kşam’  yazıları bulunan tam açılmış birer lotüs yaprağı yer alır.  ‘OM’, ajna çakranın hem sembolü hem de mantrasıdır.

Elementi: Hava (nefes)

Besini: Klorofil

Aroması: Yasemin ve Nane

Aurası: Çok açık ve saydam gridir. Bazı kaynaklarda, kişinin genel durumuna göre mor renkte aura yaydığı belirtilmiştir. Bu durum astral ve eterik boyutların aura renklerinin farklılığından olabileceği gibi; kişilerin bilinçlenme, yani tekâmül düzeyleriyle de ilgili olabilir.

İlişkili aslî bez: Pineal Gland (Epifiz)

İlişkili ikincil bez: Hipofiz

Taşları: Lapis l’azuli (indigo), safir ve lacivert sodalit

Gezegeni: Satürn

Etkili organ: Göz ve merkezî sinir sistemidir.

Ağırlıklı işlevi: Bu çakramızın etkinleşmesi sonucu duyular-ötesi algılamada, durugörüde, sezgilerde ve önsezide artış gözlemlenir. Genel niteliği itibarıyle yüksek bilinçlilik ve sevgi merkezidir. İçgörü yanında altıncı histe oluşan artışla kendini gösterir.

Muhtemel olumsuz etkiler: Endişe, baş ağrısı  ve  konuşma sorunlarıdır. Uyumsuz çalışması ya da yeterince dengeli açılamaması durumunda, başlangıçta kısa süreli bunalıma ve depresyon benzeri hoşnutsuzluklara, hattâ egonun da kibrin de geçici artışına neden olabilir.

…..

Birkaç  ‘genel doğru’  ile bitirelim.

+ Zihnin yoga ve meditasyon ile  ‘içeriden dönüşümü’  sağlanamadığı sürece,  ‘dışarıdan müdahale’  ile hiçbir çakra açılamaz.

+ Çakralar genelde  Ajna Çakra’nın  kontrolünde ve aşağıdan yukarıya doğru sırayla açılırlar. Sırasız açılan ya da esneyen çakra, onun, sırası gelene göre çok daha etkin biçimde çalışmakta olduğunu gösterir. Bu durumda yapılacak şey (dengesiz gelişimin risklerini ortadan kaldırabilmek için) yönetimi  Ajna Çakra’ya bırakarak, sırası gelene yoğunlaşmak olmalıdır.

+ Eğer  ‘çakramı açtım, ama mutsuzum’  diyorsanız, inanın ki açılan kesinlikle çakranız değildir.

Yorum Yapın