derKi - Spiritüel Aktüel Yaşam Dergisi

Kutsal Kase

e-Posta Yazdır PDF

derKi’nin geçen sayısında Sn. Nusret Kaya’nın Kutsal Kâse’den çokça söz etmesi üzerine bu sayıda, Kutsal Kâse (Saint Graal/Holy Grail) efsanelerine yakından bakalım istedik. Bakalım bu efsaneler tarih içinde nasıl varolmuÅŸlar.

 

Kutsal Kap efsaneleri Orta ÇaÄŸ’da Avrupa’da on ikinci yüzyılda ortaya çıkmıştır. Yalnız elimize ulaÅŸmamış olsa da, bu efsanenin daha önceleri de iÅŸlendiÄŸi kesindir.

 

Efsaneden ilk söz eden, 1135 - 1190 yılları arasında yaÅŸayan, Fransız yazar Chrétien de Troyes’dur. Daha sonra da göreceÄŸimiz gibi Kutsal Kap ya da Fransızca’sı ile Saint Graal, Chrétien de Troyes’un eserinde cins isim olarak geçer. Fakat efsane daha da geniÅŸ kitlelere olaşıp  HristiyanlaÅŸmasını tamamlayınca, İsa’nın ölümünden sonra, onun cesedini alan Arithmatea’lı Joseph’in (Aramatyalı Yusuf), İsa’nın kanını koyduÄŸu kap olarak kabul edilmiÅŸtir.
 

Chrétien de Troyes ve Perceval ya da Roman du Graal

 

Chrétien de Troyes, büyük bir olasılıkla 1135 yılında Troyes’da doÄŸdu. Hayatı hakkındaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Onun Latince’yi bildiÄŸini ve özellikle Ovidius baÅŸta olmak üzere  antik yazarlarla ilgilendiÄŸini biliyoruz. Chrétien de Troyes’un Perceval dışında altı romanı daha vardır. Bunlar, Erec ve Enide, Cligès ya da Kandırmaca Ölüm, Lancelot, Yvain ve Arslanlı Åžövalye’dir.

 

Chrétien de Troyes önce Aliénor d’Aquitaine’in[1] koruması altına girmek istemiÅŸ fakat bu olamayınca, daha sonra 1162’de, Aliénor d’Aquitaine’in kızı Marie ile evlenecek olan Champagne’lı 1.Henry’nin yanına yerleÅŸmiÅŸtir. Chrétien de Troyes, ünlü romanı Lancelot’ya burada baÅŸlamış, tamamlayamayınca da bitirmesini Geoffroy de Langy’den istemiÅŸtir.”

 

           “ Az eken, az biçer. İyi ürün bekleyen tohumu öyle iyi bir topraÄŸa eker ki, Tanrı ona iki yüz katını verir."

Burada Chrétien, baÅŸladığı romanını olabilecek en iyi yere ekiyor. Bunu Roma İmparatorluÄŸu'nda olabilecek en asil kiÅŸi için, hakkında her yerde övgüler düzülen İskender’den de daha deÄŸerli olan Kont Philippe de Flandre için yapıyor. Chrétien de Troyes ünlü romanı Perceval’e böyle baÅŸlar. Dalkavukluk ettiÄŸi kiÅŸi ise 1181’de Champagne’lı koruyucusunun ölümünden sonra, Flandre’daki sarayında Chrétien de Troyes’u koruması altına alan Kont Philippe d’Alsace’dır.

Chrétien de Troyes’u Perceval gibi mistik, hatta ezoterik bir roman yazmaya iten de büyük olasılıkla Kont Philippe’nin yönlendirmesidir. Roman, Chrétien de Troyes’un burada 1190 yılında ölümüyle yarım kalmıştır. Haçlı seferine giden Kont ise bu seferden dönememiÅŸtir.

 

Graal’den ilk olarak Chrétien de Troyes’un romanında söz edilmiÅŸtir. Yalnız bu, Graal’i Chrétien de Troyes’un uydurduÄŸu, ondan önce Graal’den hiç söz edilmediÄŸi anlamına gelmez. KuÅŸkusuz Chrétien de Troyes da, özellikle Alinéor d’Aquitaine’in çevresine yakın olduÄŸu zamanlar -burada her ülkeden insan vardı ve efsaneler anlatılırdı-  Graal hakkında bilgi sahibi olmuÅŸtur.

 

Burada dikkat çekici olan Graal’in, Chrétien de Troyes’un romanında cins isim olarak geçmesidir. Bu onun tam HristiyanlaÅŸmış anlamını daha kazanmadığını göstermektedir.

 


Konusu :
 

           “AÄŸaçların çiçek açtığı, yaprakların, koruların ve çayırların yeÅŸerdiÄŸi, kuÅŸların sabahları kendi dillerinde ÅŸarkılar söyledikleri, her varlığın neÅŸe ile tutuÅŸtuÄŸu zamandı. Büyük ıssız ormanda yaÅŸayan dul kadının oÄŸlu kalktı.”

 

Perceval’in öyküsü ise böyle güzel bir ilkbahar gününde baÅŸlar. Åžövalye olan babası ve aÄŸabeyleri bu yüzden öldükleri için , Perceval’in annesi onu bu ıssız yerde hiç bir  ÅŸeyden haberi olmayacak ÅŸekilde yetiÅŸtirmektedir. Perceval[2] ÅŸövalyeliÄŸin ne olduÄŸunu bilmemektedir.

 

Ancak ava çıktığı gün Perceval beÅŸ ÅŸövalye ile  karşılaşır. Onların giysilerine ve silahlarına hayran olur. Hiç bir ÅŸey bilmediÄŸi için onlara bir çok soru sorar. Åžövalyelerden biri kendisine bu payeyi Kral Arthur’un verdiÄŸini ve Arthur’un nerede olduÄŸunu söyler. Perceval sonunda onların peÅŸinden gitmeye karar vermiÅŸtir.

 

Perceval annesine fikrini açar. Annesi onu vazgeçirmek ister fakat Perceval kararlıdır. Annesi onu vazgeçiremeyeceÄŸini anlayınca nasihat eder :

 

           “Güzel oÄŸlum, sizin gitmek üzere olduÄŸunu görünce içim büyük bir üzüntü ile doluyor. Kralın sarayına gideceksiniz ve size silah vermesini isteyeceksiniz. Biliyorum ki, o da sizi reddetmeyecek, fakat hizmet etme vakti gelince bunu nasıl yapacaksınız ? Bunu daha önce yapmadığınız gibi yapan birini de görmediniz. Bu konuda baÅŸarılı olamayacaksınız da ondan korkuyorum. Kimse iyi öÄŸrendiÄŸi ÅŸeyden baÅŸkasını iyi yapamaz. [...] Güzel oÄŸlum, ÅŸimdi size çok yararlı bir öÄŸüt vereceÄŸim, eÄŸer tutabilirseniz, başınıza iyi ÅŸeyler gelir. EÄŸer Tanrı isterse çok yakın bir zamanda ÅŸövalye olacaksınız, buna inanıyorum. Yakında ya da uzakta, yardıma ihtiyacı olan bir kadın ya da zor durumdaki bir kız sizden yardım isterse, hemen koÅŸmaya hazır olun. Kadınlara ÅŸeref vermeyenin kalbinde de ÅŸeref yoktur. Kadınlara ve kızlara hizmet edin. Her yerde onurlandırılırsınız. [...] Kızlar öpmek istediklerinde çok öperler. [...] EÄŸer bir kız size yüzüÄŸünü... verirse alın. [...]  Güzel oÄŸlum, baÅŸka bir ÅŸey daha var. Yolda olsun, handa olsun adını sormadan kimse ile birlikte olmayınız, çünkü insanlar adları ile tanınırlar. [...] Her ÅŸeyden önemlisi Efendimiz’e dua etmek için kiliselere ve manastırlara[3] gitmenizi isterim. Dua edin ki, O size mutluluk versin ve sonunuzu hayır etsin. “

 

Perceval  artık yola çıkmaya hazırdır. Annesi ile vedalaşır. Daha çok az uzaklaÅŸmıştır ki annesinin yere yıkıldığını görür. Fakat artık geri dönmemelidir, yoluna devam eder.

 

Ertesi gün yolunun üzerinde bir çadır görür. Perceval, daha önce hiç böyle bir yer görmediÄŸi için burayı manastır zanneder :

 

           “ Tanrım, burada sizin evinizi  buldum ! EÄŸer içeri girip size dua etmezsem büyük günaha girmiÅŸ olurum. Annem, bana manastırların dünyanın en güzel yerleri olduÄŸunu söylerken yalan söylememiÅŸ. Bana, inandığım Yaratıcı’ya da dua etmem gerektiÄŸini söylemiÅŸti. Evet dua edeceÄŸim, ve çok aç olduÄŸum için bana yiyecek bir ÅŸey vermesini de isteyeceÄŸim. “

 

Perceval bunları söyleyerek çadıra girer. Çadırın içinde yalnız başına uyumakta olan genç bir kız görür. Kızı uyandırır. Annesinin öÄŸüdüne uyarak kızı selamlar. Çadır sevgilisine yemek hazırlayıp onu bekleyen kıza aittir. Kız  Perceval’e gitmesini söyler. Fakat  Perceval onu dinlemez. Annesini öÄŸüdüne uyduÄŸunu zannederek kıza sarılır. O arada kızın parmağında zümrüt taÅŸlı altın bir yüzük görür. Yine annesinin öÄŸütlerini hatırlayarak zorla yüzüÄŸü alır. Orada bulunan yiyecekleri de yiyerek yoluna devam eder.

 

Perceval yolda bir kömürcüye rastlar :

 

           “ Bana Cardoël’e giden yolu göster. Kral Arthur’u görmek istiyorum; orada ÅŸövalyelik payesi veriyormuÅŸ.

           - Burada gördüÄŸün yol seni deniz kenarına iyi yerleÅŸmiÅŸ bir ÅŸatoya götürecektir. EÄŸer oraya gidersen hem üzgün ve hem de sevinçli olan Kral Arthur’u bulacaksın.

           - Söyle bana ; kral niçin aynı zamanda hem sevinçli hem de üzgün.

           - Söyleyeyim. Kral Arthur bütün ordusu ile Adalar kralı Rion’u yendi. İşte bu yüzden sevinçli. Fakat aynı zamanda da üzgün, çünkü dostları ÅŸatolarına döndüler, onu yalnız bıraktılar. Bu yüzden kral çok hüzünlü. “

 

Perceval yolu takip ederek ÅŸatoya ulaşır. Åžatonun giriÅŸinde  saÄŸ elinde altın bir kupa ile dışarı çıkan bir ÅŸövalye görür. Perceval ÅŸövalyenin silahlarını çok beÄŸenmiÅŸtir. Onları ister. Åžövalye ona ve kral Arthur’a söver. Perceval bu sözlere aldırmayarak ÅŸatoya girer ve Kral Arthur’u bulur. Kral çok üzgündür, çünkü az önce Quinqueroi Ormanı ÅŸövalyesi Vermeil, kralı aÅŸağılamış ve önündeki ÅŸarap dolu kupayı almıştır. Üstelik ÅŸarap kraliçenin üzerine dökülmüÅŸ ve bu ÅŸekilde kraliçe de aÅŸağılanmıştır. Perceval ÅŸövalye olmak yolundaki isteÄŸini bildirir. Herkes alaycı gözlerle bakmaktadır. Kralın en yakınındaki kiÅŸilerden Keu, Perceval’i aÅŸağılar. Perceval kupayı geri getireceÄŸini söyler ve karşılığında ÅŸövalyenin silahlarını alacağını ve Vermeil ÅŸövalyesi olmak istediÄŸini söyler. Kral kabul eder.

 

Perceval çıkarken bir kızı selamlar. Kız gülmeye baÅŸlar ve ÅŸöyle der :

 

           “ Çömez ! EÄŸer uzun yaÅŸarsan, kalbim diyor ki, bütün dünyada, hiç kimse senden daha iyi bir ÅŸövalye bilmeyecek.”

 

Keu sinirlenir ve kıza vurur. Oysa bu bir kehanettir. O kız altı yıldır gülmememiÅŸtir ve ancak en büyük ÅŸövalyeyi görünce gülmelidir. Böylece Perceval kehanete göre en büyük ÅŸövalye olmuÅŸtur. Perceval hemen ÅŸövalye Vermeil’in peÅŸine düÅŸer.  Vermeil’i bulur ve ondan silahlarını vermesini ister. Vermeil reddeder ve Perceval’i yaralar. Perceval o sinirle mızrağını fırlatıp Vermeil’i öldürür.  Perceval eski giysilerinin üstüne ÅŸövalye giysilerini kuÅŸanır. Kupayı ise kralın sarayına gönderir. Kral Arthur olanları öÄŸrenince, böyle bir ÅŸövalyeyi kaçırdığı için üzülür.

 

Perceval yola koyulmuÅŸtur. Yolda her tarafından  sular fışkıran bir çayıra gelir ; burada görkemli bir ÅŸatoya rastlar. Perceval için burası yeni bir eÄŸitim yeri olur. Burada rastladığı bir ÅŸövalye, Gorneman de Gorhaut,  ona silah kullanmasını öÄŸretir. Daha sonra ÅŸatoda konuk olur. Ayrılma vakti geldiÄŸinde ÅŸövalye ona kılıcını kuÅŸandırır ve ÅŸöyle der :

          

“ Size bu kılıcı kuÅŸandırmakla sizi, tanrı’nın yarattığı en büyük sınıfa, yüce Åžövalye sınıfına sokuyorum. Güzel kardeÅŸim, eÄŸer dövüÅŸmek zorunda kalırsanız ve düÅŸmanınız sizden aman dilerse affedin, öldürmeyin. Çok konuÅŸmayın, çok laf eden sonuçta aptalca konuÅŸur. Bilge çok konuÅŸan günah iÅŸler demiÅŸti. Sizden ricam, kadın erkek, yetim, dul ; kim yardım isterse yapabiliyorsanız, yardım edin. İyi bir ÅŸey yapmış olursunuz. Unutmamanız gereken bir ÅŸey daha: sık sık dua etmeye gidin, her ÅŸeyin yaratıcısına sizi doÄŸru yoldan ayırmaması için dua edin”

 

Perceval için oylanacak zaman yoktur. Yeniden yola koyulur. Bu kez annesini görmeye gitmektedir.  Yolda bir baÅŸka ÅŸatoya rastlar. Åžatoda onu bir kız karşılar.

Perceval bu kızdan hoÅŸlanır. Bu kız Blanchefleur’dür[4]. DüÅŸmanları ÅŸatosunu kuÅŸatmıştır. Onun düÅŸmanları ile savaşır ; karşılığında bir tek ÅŸey istemektedir o da kızın aÅŸkı.

 

Perceval düÅŸmanları yener ve geceyi kızla geçirir; ancak ayrılma zamanı gelir :

 

           “AÄŸlamayınız, Tanrı’dan dilediÄŸim gibi tekrar geleceÄŸim.”

 

Perceval yola koyulur. Yolda büyük bir nehre rastlar. Onu geçmeye cesaret edemez. Tam o anda bir sal görür. Salda iki balıkçı vardır. Balıkçılar ona atla geçebilecek yer olamadığını söylerler. Perceval geceyi Balıkçının ÅŸatosunda geçirmeye karar verir. Gece yemekte Perceval ilginç ÅŸeyler görür :

 

           “DeÄŸiÅŸik konulardan konuÅŸurlarken, bir uÅŸak gelir, parlak bir mızrağı ortasından tutmaktadır. AteÅŸin ve konukların önünden geçer. Mızrağın demir ucundan ise kan akmakta, kan uÅŸağın eline kadar gelmektedir. Bu mucize karşısında ÅŸaşıran Perceval bunu sormak ister ancak kendisine yapılan öÄŸüdü anımsar. Çok konuÅŸmaması gerektiÄŸini düÅŸünerek susar.  Daha sonra iki güzel delikanlı uÅŸak daha gelir, bunlar ellerinde altın ÅŸamdanlar taşımaktadırlar. Her ÅŸamdanda en az on adet mum vardır. Delikanlılarla beraber çok güzel,asil görünüÅŸlü ve iyi giyimli bir kız da gelmektedir ve elinde bir kap[5] tutmaktadır.  Kız Kap ile birlikte salona geldiÄŸinde öyle bir ışık çıkar ki, GüneÅŸ ya da Ay doÄŸduÄŸunda yıldızların parlaklıklarını kaybetmeleri gibi mumların da ışıkları parlaklıklarını kaybeder.  Kızın arkasında bir baÅŸka kız da gümüÅŸ bir tepsi taşımaktadır. Önde giden Kap en saf altından yapılmıştı ve etrafında bütün denizdeki ve karadaki bilinen taÅŸlardan daha güzel taÅŸlar yer almaktaydı. Mızrak gibi bunlar da geçer, bir odadan diÄŸer bir odaya girer. Perceval bunları gördüÄŸü halde bir ÅŸey demez, hâlâ aklında kendisine öÄŸütlenenler vardır.  ”

 

Arkasından mükemmel bir yemek yerler. Her gelen yemekten sonra Kap geçer ancak Kap ile kime hizmet edildiÄŸi belli deÄŸildir ve kimse de bunu sormaz.

 

Perceval sabah uyandığında ÅŸatoda kimseleri göremez. Herkes ortadan gizemli bir ÅŸekilde çekilmiÅŸtir. Perceval ÅŸatodakilerin ormanda olduÄŸunu düÅŸünerek ormana gitmeye karar  verir. Åžatodan ayrılır ayrılmaz köprü arkasından kapanır. Ancak Perceval uÄŸraÅŸsa da köprüyü kimin kaldırdığını göremez.

 

Perceval ormana doÄŸru gider. Ormanda at izlerine rastlar ve izleri takip eder. İzlerin götürdüÄŸü yerde,  dizleri üzerine bir ÅŸövalyenin cesedini yatırmış, aÄŸlayan bir genç kızla karşılaşır. Kız üzüntü ile ÅŸövalyenin bir baÅŸka ÅŸövalye tarafından öldürüldüÄŸünü söyler. Perceval ise başından geçenleri anlatır ve muhteÅŸem bir ÅŸatodan geldiÄŸini söyler. Kız ÅŸaşırır :

 

           “-    Oh. Senyör. O zaman siz zengin Balıkçı Kral’ın ÅŸatosundan geliyorsunuz.

-          Bayan, O balıkçı mı kral mı bilemem ama çok nazik ve bilge biri [...]

-          Bilin ki o bir kral. SavaÅŸta kötü yaralandığı için bacaklarını kullanamıyor. Bir mızrak yarası yüzünden böyle oldu. O günden beri de bu acıyı çekiyor. Ata da binemiyor. Vakit geçirmek istediÄŸi zaman ancak balık avlamaya gidebiliyor. Zaten baÅŸka bir ÅŸey de yapamaz. […]

-          Evet doÄŸru söylüyorsunuz. Dün gece beni onun yanına götürdüler. YaklaÅŸmamı ve yanına oturmamı istedi. Beni selamlamak için kalkamadı. Ben de onun istediÄŸi gibi yanına, yatağına oturdum.

-          Sizi yanına oturttuysa bu büyük bir onur. Söyleyin bana ucu kanayan mızrağı gördünüz mü?

-          Gördüm mü? Tabii ki gördüm !

-          Niçin kanadığını sordunuz mu?

-          Hiçbir laf etmedim.

-          Tanrım! Fakat bilin ki çok kötü yaptınız. Peki Graal’ı gördünüz mü ?

-          Evet, çok iyi gördüm.

-          Kim tutuyordu?

-          Bir kız.

-          Nereden geliyordu?

-          Bir odadan gelip baÅŸka bir odaya gidiyordu.

-          Graal’ın önünden biri gidiyor muydu?

-          Evet.

-          Kim?

-          İki genç uÅŸak.

-          Ellerinde ne vardı?

-          Mumlarla bezenmiÅŸ ÅŸamdanlar.

-          Peki Graal’ın arkasından kim geliyordu?

-          Bir baÅŸka kız.

-          Peki ne taşıyordu?

-          Küçük bir gümüÅŸ tepsi

-          Bunlara nereye gittiklerini sordunuz mu?

-          AÄŸzımdan tek bir sözcük bile çıkmadı.

-          Tanrı yardımcım olsun! Adınız nedir dostum? […]

-          Galya’lı Perceval […][6]

-          Artık adınız deÄŸiÅŸti dostum.

-          Nasıl?

-          Artık adınız Sakat Perceval. Ah Zavallı Perceval! Bu yaralı ve iyi krala çok büyük bir iyilik yapma fırsatını kaçırdın. EÄŸer yapsaydın bacaklarını kullanabilecekti, topraklarında gezebilecekti. Fakat bil ki bu hatandan sana ve baÅŸkalarına büyük felaket gelecek. Annene olduÄŸu gibi. O, sana olan acısından öldü. Ben seni senden daha iyi tanıyorum. Sen benim kim olduÄŸumu bilmiyorsun ama ben senin kuzeninim.[…]   ”

 

Perceval yeniden yola koyulur. Bir gün yolda, bir ÅŸahin tarafından yaralanmış olan bir yaban kazının kanını karlar üstünde görür. Bu görüntü ona sevdiÄŸi Blanchefleur’ü anımsatır. Perceval her ÅŸeyi unutmuÅŸ olduÄŸunun birden farkına varır. Bu arada kral Arthur’un ÅŸövalyeleri ile karşılaşır ve kralın yanına gider.

 

Kral onu gördüÄŸüne çok sevinmiÅŸtir. Aynı gece Carlion’a giderler. Burada büyük bir eÄŸlence düzenlenmiÅŸtir. EÄŸlence üç gün sürer. Üçüncü günde çok çirkin bir kızın yaklaÅŸtığını görürler.  Kız gelince kralı ve bütün baronları selamlar, bir tek Perceval’i selamlamaz ve Perceval’e doÄŸru döner :

 

           “Ah Perceval ! EÄŸer kaderin ön tarafı saçlı ise arkası keldir. Sana selam verene ya da sana iyi bir ÅŸey dileyene lanetler olsun. Talih burnunun dibindeyken onu kaçırdın. Balıkçı Kral’ın yanına gittin ve kanayan mızrağı gördün. AÄŸzını açıp bu mızrağın niye kanadığını sormadın. Graal’ı gördün fakat bununla kime hizmet edildiÄŸini soramadın.[…] Tam konuÅŸacak zamandı ve sen dilsiz gibi kaldın.  Senin sessizliÄŸin bize felaket oldu. Soruyu sorman gerekiyordu. O zaman Balıkçı Kral iyileÅŸecekti ve topraklarına barış ve refah gelecekti. Åžimdi ne olacağını biliyor musun? Kadınlar kocaların kaybedecekler, topraklar iÅŸgal edilecek, kızlar yetim ve öksüz kalacak ve bir çok ÅŸövalye ölecek. Bütün bu kötülükler senin yüzünden olacak.  ”

 

Kız daha sonra krala döner ve kaldığı yerin oradan uzak olduÄŸunu ve gitmesi gerektiÄŸini söyler. Ancak gittiÄŸi yerde ÅŸatoda bir kız esirdir ve kurtarılması gerekmektedir. Åžövalyeler bu iÅŸe talip olurlar. Ancak ÅŸövalyelerden Gauvain bu iÅŸ için yola koyulur. 

 

Burada roman Perceval’in öyküsüne ara verir ve Gauvain’in öyküsü baÅŸlar. Chrétien de Troyes yeniden Perceval’in öyküsüne döndüÄŸünde onu beÅŸ yıl sonra her ÅŸeyi unutmuÅŸ olarak buluruz. 

 

Perceval beÅŸ yıl boyunca oradan oraya dolaÅŸmış ve başından bir çok olaylar geçmiÅŸtir. Ancak her ÅŸeyi unutmuÅŸtur.

 

Bir gün yolda on kadına eÅŸlik eden üç ÅŸövalye ile karşılaşır. Åžövalyelerden biri ona yaklaşır ve İsa’nın öldüÄŸü günde silah taşıdığı için onu azarlar. Ancak Perceval zaman kavramını tamamen kaybettiÄŸinden hangi günde olduÄŸunu bilememektedir. Perceval onlara nereden geldiklerini sorar. Onlar, bir keÅŸiÅŸin yanından gelmektedirler. Günahlarını bağışlatmak ve iyi bir kul olabilmek için ona gitmiÅŸlerdir.

 

Perceval keÅŸiÅŸin nerede olduÄŸunu öÄŸrenir ve onu görmeye gider. KeÅŸiÅŸ ona derdinin ne olduÄŸunu sorunca başından geçenleri anlatır. BeÅŸ yıldır Tanrı’yı unutmuÅŸtu ve sadece kötülük yapmıştır. Ayrıca Balıkçı Kral’ın ÅŸatosuna gitmiÅŸ, kanayan mızrağı ve Graal’ı görmüÅŸ ancak hiçbir ÅŸey sormamıştır.

 

KeÅŸiÅŸ ona adını sorar ve adının Perceval olduÄŸunu öÄŸrenince onu tanır :

 

-          KardeÅŸim, sana bu kadar zarar veren hiç bilemediÄŸin bir günahın. Bu,senin anneni terkettiÄŸin anda ona verdiÄŸin acıdan kaynaklanmaktadır. O anda annen kapının eÅŸiÄŸinde yere yıkılmış ve ölmüÅŸtü. Bu günahın yüzünden mızrak ya da Graal hakkında bir ÅŸey soramadın. Başına bir çok kötülük geldi. Ancak annen sana dua etmemiÅŸ olsaydı ÅŸimdi burada olamazdır. Onun duasının gücü sayesinde ölümden ya da hapisten kurtuldun. Fakat günahın dilini dondurdu ve sen mızrağın kanadığını görünce bir ÅŸey soramadın. Aklın seni ayıltmadı ve çılgınlığın Graal’ı kimin kullandığını sordurtmadı. Graal ile hizmet edilen benim erkek kardeÅŸimdir. Kız kardeÅŸim ise senin annendi. Åžunu iyi bil ki Balıkçı Kral Graal ile servis yapılan kralın oÄŸludur. Fakat Graal’ın içinde bir ÅŸey yoktur. Fakat o kutsal olduÄŸu sürece, Kral da inançlı olduÄŸu sürece onu hayatta tutmaktadır.  Bu Graal’dan kaynaklanmaktadır. Kral ise on iki senedir Graal’in girdiÄŸini gördüÄŸün odadan çıkmamıştır. Åžimdi ise seni günahlarından bağışlayacağım.

-          Amca, bunu bütün kalbimle istiyorum. Beni de yeÄŸeniniz olarak çağırınız. Ben de size, sizi daha çok sevebilmek için Amca demeyi istiyorum.

-          DoÄŸrudur yeÄŸenim. Fakat dinle! EÄŸer ruhunun içinde merhamet varsa, bağışlanman için her ÅŸeyden önce sabahları kiliseye gideceksin. […] Tanrı’yı sev ve ona inan, ona hizmet et ! […] Burada benimle iki gün daha kalmanı ve ben ne yiyorsam onu yemeni istiyorum. ”

 

Perceval bunu kabul eder. KeÅŸiÅŸ ona büyük bir gizlilik içinde, ezberleyene kadar bir dua okutur. Bu dua Tanrı’nın, bir insanın telaffuz edemeyeceÄŸi en kudretli adlarından bir çoÄŸunu içermektedir. Perceval duayı ezberledikten sonra,keÅŸiÅŸ ona çok büyük bir tehlike olmadıkça bu duayı okumaması gerektiÄŸini söyler. Perceval kabul eder ve Paskalya’ya kadar orada kalır.

 

Burada Perceval’in öyküsü son bulur ve Gauvain’in öyküsüne geri döneriz. Ancak bu öykü de, Perceval’in öyküsü de Chrétien de Troyes’in ölümü yüzünden yarım kalmıştır.

 

Orta ÇaÄŸ boyunca bu öykülere “devam” yazan bir çok yazar olmuÅŸtur. Ancak orijinaline benzese de özünde farklılıklar olmuÅŸtur.  

 

 

Roman hakkında :

 

Bu romanda dikkat çekici bir çok nokta vardır. Bunlardan en önemlisi kuÅŸkusuz bu kabın daha HıristiyanlaÅŸmış anlam kazanmadığı, baÅŸka bir deyiÅŸle, İsa’nın kanının konulduÄŸu kap diye söz edilmediÄŸidir. Roman Hristiyanlık motiflerini kullansa da aslında ezoterik içerikli bir romandır. Burada Åžövalyenin kendini geliÅŸtirmesi söz konusudur.
 

Romanın başında Perceval’in adı verilmez asında Perceval de kendi adını bilmez. Daha sonra başından geçenleri anlatırken “malum olur”.

 

Romanın başında verilmek istenen mesaj, Perceval’in adını bilmemesi, çok saf olması, cahilce konuÅŸmaları onun daha erginleÅŸmemiÅŸ olduÄŸunun göstergesidir. Åžövalyeleri bile melek sanmıştır. Burada ÅŸövalye aslında inisiyedir. Perceval’in de bu yola girmesi gerekmektedir. Ancak Perceval’in bu yolda ilerlemesi için bir engel vardır, o da annesi. Annesinin dul olması,ona hiçbir ÅŸey göstermemesi, ÅŸövalyelik olayına karşı olması  aslında bir erkeÄŸin ilerlemesini karşısında olan anne motifini vurgulamaktır. Perceval ayrılmakla aslında onula iliÅŸkisini kesmekte, anne hegemonyasından çıkmaktadır. Bu annenin ölümü ile de sembolize olur. Artık Perceval’in olgunluk yolculuÄŸu baÅŸlamıştır. Burada baÅŸka bir sembolizmle de iliÅŸkilendirme yapabiliriz. Anneden kurtulma ile Perceval bir tür rahimden çıkma, kendi kabuÄŸundan çıkma, etrafını saran yanılsamalardan ve etkilerden kurtulma, yolculuÄŸa baÅŸlama sürecine de girmiÅŸ olmaktadır.

 

Perceval’in yolda rastladığı kız ise, daha dış dünyayı tanımayan ve onunla ilk kez karşılaÅŸan birinin hatalarını sembolize etmektedir. Dikkatle incelersek, Perceval burada alması gerekenleri, daha neye hakkı olduÄŸunu bilmeden, zorla almaktadır. Bu daha erginleÅŸmediÄŸini de göstermektedir. Ayrıca Perceval burayı manastır zannetmiÅŸtir. Bu da daha nerede erginleÅŸeceÄŸini bilmeyenlerin uÄŸradığı yanılgılıyı göstermektedir.

 

Perceval’in bundan sonraki uÄŸrağı ise Kral Arthur’un sarayıdır. Arthur’un sarayı Perceval’in erginlenmesi gereken yerdir. Ancak erginlenmeyi istemesini yanı sıra Perceval birtakım yolculuklar ve iÅŸler yapmak zorundadır. Bu iÅŸlerden ilki kraliçenin altın kupasını getirmektir. Bu da ilginç bir motif olarak karşımıza çıkar, kraliçenin altın kupasını aramaya çıkmak, sembolik olarak Perceval’in kendi içinde yapacağı bir yolculuÄŸu ve arayışı belirttiÄŸi gibi daha sonradan ortaya çıkacak olan en büyük arayışın, Graal arayışının ilk örneÄŸini verir. Bu baÄŸlamda ilk aradığının kupa olması anlamlıdır.

 

Perceval kupayı alır ve öldürdüÄŸü ÅŸövalyenin giysilerini kuÅŸanır. Sembolik olarak içindeki maddiyatı yenmiÅŸ, öldürmüÅŸ ve erginlenme adayı olmayı baÅŸarmıştır. Bu yüzden ÅŸövalye giysileri giyer. Perceval kupayı bulmasına raÄŸmen yolculuÄŸuna devam eder çünkü bu yolculuk onun erginlenmesine katkıda bulunacaktır.

 

Perceval bundan sonraki aÅŸamada Gorneman de Gorhaut ile karşılaşır. Bu Perceval’in eÄŸitiminde en önemli rol oynayacak kiÅŸidir.  Burada ilginç bir diyalog geçer. Perceval kendi adını bilmediÄŸi halde Gorneman de Gorhaut’a ısrarla adını sorar. Bu daha ileri aÅŸamalardaki üstadı tanımak için gereklidir. Gorneman de Gorhaut ona öÄŸretebileceÄŸi her ÅŸeyi öÄŸretmeye çalışır. Ayrıca nasihatler eder ancak yanlış anlamalar yüzünden bu nasihatler ilerde Perceval’in başına dertler açacaktır. 

 

Perceval daha sonra Blanchefleur ile karşılaşır. Blanche Fleur, Beyaz Çiçek demektir.  Bu kadın Perceval için bütün diÅŸisel özellikleri temsil edecek ve Perceval onun için savaÅŸacaktır. Böylece ÅŸövalyenin aÅŸk ideali de iÅŸin içine girmiÅŸ olur. Ancak,daha annesinin öldüÄŸünü bilmeyen Perceval annesini aramak zorundadır ve yeniden yola çıkar. Burada Perceval’in diÄŸer ÅŸövalye romanlarından farkı öne çıkar. Åžan ve ÅŸöhret peÅŸinde yolculuklara çıkan diÄŸer ÅŸövalyelerin aksine Perceval bu yolculuklarda kendini aramaktadır.  Bu da bu romanın ezoterik karakterini göstermektedir.

 

Perceval sonunda Balıkçı Kral’a rastlar ve ÅŸatosuna gelir. Bu ÅŸato da daha sonra anlaşılacağı gibi semboliktir. Bir erginlenme basamağını temsil etmektedir.  Balıkçı Kral burada Perceval’e bir kılıç hediye eder. Perceval ÅŸaşırmaz. Zaten ÅŸaşırmaması gerekmektedir; bu onun erginlenme aÅŸamasında kazanması gereken bir armaÄŸandır. 

 

Romanın en can alıcı yeri Graal’in geçiÅŸidir. Graal’dan önce kanayan mızrak geçer. Kanayan mızrak, daha sonra romanı devam ettirenler açısından Graal’in İsa’nın kanının  konduÄŸu kap olduÄŸunun en iyi kanıtıdır.  Yuhanna İnciline  göre İsa çarmıhtayken  Romalı bir asker mızrağını onu böÄŸrüne saplamıştır :

 

           “İsa’ya gelince onun ölmüÅŸ olduÄŸunu gördüler. Onun için bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri onun böÄŸrünü mızrakla deldi. BöÄŸründen hemen kan ve su aktı.”

 

İşte buradan mızrak ve kap iliÅŸkilendirilmiÅŸ ve mızrak bu mızrak kap da İsa’nın kanının konduÄŸu hatta son yemekte kullandığı kap olarak kabul edilmiÅŸtir. Ancak buradaki sembolizm farklıdır. Burada ışıklar içinde gelen Graal insanın yolculuÄŸunun sonunda bulması gereken tanrısal özü simgeler. Mızrak ise bu yoldaki tehlikeyi. Bu tanrısal öz insan içindir ve insanın içindedir. Perceval’in bunu sorması,sorgulaması ve yanıtını alması gerekiyordu. Bunu sorgulamayan erginlenme adayı olarak ÅŸatoyu kaybeden Perceval bundan sora da aramak için çok uÄŸraÅŸacaktır. Bu bulunmadıkça insan rahat edemez etrafına da yaralı olamaz.

 

Çıktığında bir ölümle karşılaşır Perceval. Kadının yanında bir ceset vardır. Bu Perceval için bir ÅŸanstır. Çünkü burada konuÅŸurken adı ona malum olur. Bir ceset ve arkasından gelen adını öÄŸrenme aslında Perceval’in yeniden doÄŸuÅŸunu sembolize eder.

 

Perceval’in Graal için yapacağı yolculuk bu özü aramak için olacaktır. Ne var ki bu hatayı yapan Perceval amacını da kaybeder ne yaptığını bilemeden dolaşır durur. Bu arada kötülük de yapmıştır. Bu da amacını kaybeden insan için normaldir. Bu arada Perceval, karların üzerinde üç damla kan görür ve transa geçer; bu ona Blanchefleur’ü anımsatır. Karların üzerindeki kan eski Galya öykülerinde sık rastlanan bir motiftir. Beyaz üzerinde üç damla kırmızı kanın da aslında sembolik  bir anlam taşıyor olması yüksek olasılıktır.

 

Perceval için asıl ÅŸok kral Arthur’un sarayında olur. Orada eÄŸlenceye giden Perceval’in aslında burada bulunmaya hakkı yoktur; çünkü daha yapması gerekenleri tamamlamamıştır, unuttuklarını hatırlamaya baÅŸladığı halde vaktini burada eÄŸlence ile geçirmektedir. Ancak uzun sürmez ; oraya gelen çok çirkin bir kız gerçekleri Perceval’in yüzüne vurur. Zaten gerçekler de kız kadar çirkindir. Burada Blanchefleur’ün güzelliÄŸi ile bu kızın çirkinliÄŸi de bir zıtlık oluÅŸturmaktadır.

 

Roman burada yeniden Gauvain’e dönüp Perceval’i bırakır. Ancak yeniden Perceval’e döndüÄŸünde onu yine yoldan çıkmış buluruz.

 

Perceval’in kendini toparlaması keÅŸiÅŸ sayesinde olur. KeÅŸiÅŸ aynı zamanda Perceval’in amcasıdır. Bu ilginçtir, çünkü ona adını hatırlatan kız da akrabasıdır. Bu motif, aslında Perceval’in iç dünyasında olan olayları göstermek için kullanılmaktadır. Bu baÄŸlamda keÅŸiÅŸ aslında Perceval’in iç dünyasında sorulara bulduÄŸu yanıttır. Artık Perceval hatalarını anlamış ve yeniden erginlenme yoluna koyulmuÅŸtur.

 

Ne yazık ki romanın geri kalan kısmı Chrétien de Troyes tarafından tamamlanamamıştır. Ondan sonra bu romana devam yazanlar buna sadık kalmaya çalışmışlar ama zamanla HıristiyanlaÅŸmış Graal, daha doÄŸrusu Saint Graal edebiyatı doÄŸmuÅŸtur. Oysa Chrétien de Troyes’a göre baktığımızda kutsal kabın hayat verme dışında bir özelliÄŸi yoktur; hatta Graal’ın burada tamamen pagan bir motif bile olduÄŸu söylenebilir. 

 

 

GRAAL’IN HRISTIYANLAÅžMASI : ESTOIRE DU GRAAL

 

Graal Hristiyanlaşınca, daha önce de belirttiÄŸimiz gibi Arithmatea’lı Joseph tarafından İsa’nın kanının konduÄŸu kap olarak kabul edilir. Oysa İncillerde böyle bir pasaj yoktur. İnciller Arithmatea’lı Joseph’ten ÅŸöyle bahsederler :

 

           “AkÅŸama doÄŸru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsa’nın bir öÄŸrencisiydi. Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu. Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurmuÅŸ olduÄŸu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın giriÅŸine büyük bir taÅŸ yuvarlayıp oradan ayrıldı. Mecdelli Meryem ile öteki Meryem ise orada, mezarın karşısında oturuyorlardı. “(Matta 27 : 57-61)
 

           “O gün Hazırlık günü yani Sept gününden önceki gündü. Artık akÅŸam oluyordu. Bu nedenle, Yüksek Kurul’un saygın bir üyesi olup Tanrı’nın EgemenliÄŸini ümitle bekleyen Aramatya’lı Yusuf geldi, cesaretini toplayıp Pilatus’un huzuruna çıktı ve İsa’nın cesedini istedi. Pilatus, İsa’nın bu kadar ölmüÅŸ olmasına ÅŸaÅŸtı. bu kadar ölmüÅŸ olmasına ÅŸaÅŸtı. Yüzbaşıyı çağırıp «Öleli çok oldu mu ?» diye sordu. Yüzbaşından durumu öÄŸrenince Yusuf’a cesedi alması için izin verdi. Yusuf da keten bez satın aldı, cesedi çarmıhtan indirip beze sardı ve kayadan oyulmuÅŸ bir mezara yatırarak mezarın giriÅŸine bir taÅŸ yuvarladı. Mecdeli Meryem ile Yose’nin annesi Meryem, İsa’nın nereye konduÄŸunu gördüler.”(Markos 15 : 42-47)
 

           “Yüksek Kurul üyelerinden Yusuf adında iyi ve doÄŸru bir adam vardı. Bir Yahudi kenti olan Aramatya’dan olup Tanrı’nın egemenliÄŸini ümitle bekleyen Yusuf Kurul’un kararını ve eylemini onaylamamıştı. Yusuf, Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı ve daha kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuÅŸ bir mezara yatırdı. Hazırlık günüydü ve Sept günü baÅŸlamak üzereydi. İsa’yla birlikte Celile’den gelmiÅŸ olan kadınlar da Yusuf’un ardından giderek mezarı ve İsa’nın ölüsünün oraya nasıl konduÄŸunu gördüler. Evlerine dönerek baharat ve hoÅŸ kokulu yaÄŸlar hazırladılar. Ama Sept günü, Tanrı’nın buyruÄŸu uyarınca dinlendiler. “ (Luka 23 : 50-56)
 

           “ Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsa’nın cesedini kaldırmak için Pilatus’a baÅŸvurdu. Yusuf İsa’nın öÄŸrencisiydi, ama Yahudilerden korktuÄŸundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsa’nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa’nın yanına gelmiÅŸ olan Nikodim de otuz litre kadar mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi İsa’nın cesedini alıp Yahudilerin gömme geleneÄŸine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. İsa’nın çarmıha gerildiÄŸi yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. O gün Yahudilerin Hazırlık günüydü. Mezar da yakın olduÄŸundan İsa’yı oraya koydular. “ (Yuhanna 19 : 38-42)[7]

 

GörüldüÄŸü gibi her dört İncil de birbirlerine yakın sözler söylemektedirler ve Joseph’in adı İnciller’de baÅŸka bir yerde geçmez (Venit quidam homo dives ab Arimathia nomine Ioseph).

 

Burada yeri gelmiÅŸken, daha ileriye gitmeden Arihmatea’lı Joseph üzerinde biraz duralım. Arihmatea’lı Joseph İncil’de geçen en gizemli kiÅŸilerden biridir. Daha önce hiç söz edilmediÄŸi halde, İsa’nın cesedini ölümünden sonra o almış ve mezara yerleÅŸtirmiÅŸtir. Her dört İncil’in ifadesinden de onun saygı duyulan bir kiÅŸi olduÄŸunu anlıyoruz.[8] Daha sonra kutsal kap efsanelerinde onun önem kazanması ise hem bu kiÅŸiliÄŸinden hem de ölüyü almasından kaynaklanmaktadır. Vulgata’da Arimathia diye geçen yer ise, tıpkı Nasıra gibi tartışmalıdır. (Venit Ioseph ab Arimathia)

 

İnciller’in yazmadığını ise efsaneler anlatmaktadır. Buna göre Arimatea’lı Joseph, İsa’nın Son Yemek sırasında kullandığı kabı almıştır. Ölümünden sonra İsa’nın bedenini yıkarken , yaralarından akan kanı da bu kaba doldurmuÅŸtur. Daha sonra ise Joseph, İsa’nın cesedini çaldı diye zindana atılır. Zindanda, İsa Joseph’e gözükür ve kabı ona emanet eder. Gözden kaybolmadan önce, İsa ona birtakım sırları öÄŸretir. Zindanda ise, mucizevi olarak, Joseph’i bir güvercin besler.

 

70 yılında zindandan kurtulan Joseph, kızkardeÅŸi, kızkardeÅŸinin kocası Bron ve bir kaç kiÅŸi ile birlikte sürgüne gider. İlk Masa da bu esnada kurulur. Bu masa son yemeÄŸi canlandırmaktadır ve İsa’nın oturması gereken yerde bir balık vardır, Yahuda’nın yeri ise boÅŸtur.

 

Arihmatea’lı Joseph bazı kaynaklara göre İngiltere’ye gitmiÅŸtir ve ilk kiliseyi, Meryem adına, Glastonbury de kurmuÅŸtur. Burada yapılan kazılarda efsanenin söylediÄŸi kadar eski olmasa da manastır kalıntıları bulunmuÅŸtur. Glastonbury bir çok söylenceye konu olmuÅŸ bir yerdir. Perlesvaus adlı romanda Avalon ile özdeÅŸleÅŸmiÅŸtir. Buraya ilgiyi çeken bir olay da Orta ÇaÄŸ’da Arthur ve Guinevere’in kemiklerinin burada olduÄŸuna inanılmasıdır.

 

BaÅŸka kaynaklara göre ise Arihmatea’lı Joseph ancak Avrupa’ya kadar gitmiÅŸ ve Graal’ı Bron’a emanet etmiÅŸtir. Graal Arthur zamanına kadar gelip geçen bir çok ÅŸövalye tarafından korunagelmiÅŸtir. Merlin Yuvarlak Masa’yı Graal için yapmış ve Graal ellerinde olmadığı için de Graal’in kutsal aranışı( Queste) baÅŸlamıştır.

 

Bu efsane Robert de Boron’un Estoire Du Graal adlı eserinde ayrıntılı olarak geçer :

 
 

Estoire du Graal

 

Robert de Boron’un  bu eseri ne zaman yazmış olduÄŸu tam olarak bilinmemekle beraber Chrétien de Troyes’dan sonra yazdığı kesindir. Yazar, eserde Orta ÇaÄŸlarda bilinen bir çok dini öyküden de alıntı yapmıştır. Eserin en önemli kiÅŸisi olan Arithmatea’lı Joseph hakkında yararlandığı en önemli kaynak o dönemde ortada olduÄŸu bilinen ve kabul edilmeyen bir İncil olan Nicodemus İncili’dir.

 

Üçüncü Yüzyılda yazıldığı düÅŸünülen bu İncil, dört incilin arasına girememiÅŸ olsa da, büyük kitleler arasında popüler olabilmiÅŸtir. Orta ÇaÄŸ boyunca da bu tür efsanelere kaynaklık etmesi onun azımsanmayacak ölçüde okunduÄŸunu göstermektedir.

 

Eserin konusu :

 

Eser, dönemin yaygın inanışı olan, azizler ve peygamberler dahil olmak üzere ölen herkesin Cehenneme gideceÄŸinin anlatılması ile baÅŸlar. Daha sonra o dönemdeki inanışa göre Meryem’in doÄŸumu anlatılır ; bunu, Adem’in ilk günahının bedelini İsa’nın ödediÄŸinin açıklanması takip eder.

 

Öykü İsa’nın havarileri ile yediÄŸi son yemekle devam eder. Simon’un evinde yemek yenmiÅŸtir ve Judas İsa’yı ihbar etmiÅŸtir. Askerler gelir ve İsa’yı yakalar.

 

           “İsa’yı böylece götürürler ve amaçlarının bir bölümü gerçekleÅŸmiÅŸ olur. Havariler ise ruhlarında ölümü hissetmiÅŸlerdir. Bu arada Simon’un evinde muhteÅŸem bir çanak vardı ve İsa son yemekte onu kullanmıştı. İsa Pilatus’un karşısına götürüldüÄŸünde bu çanağı bir Yahudi bulmuÅŸ ve almıştı.  ”

 

Bu arada İsa Pilatus’un karşısına çıkartılmıştı. Aslında İsa’yı suçlayacak çok neden yoktur. Pilatus da bu iÅŸe gönüllü deÄŸildir. Ancak yine de İsa’nın cezalandırılmasını istemeye istemeye kabul eder. Bu arada çanağın öyküsü de devam etmektedir :

 

           “Simon’un evinden çanağı alan Yahudi onu saklamaya devam etmektedir. Pilatus’u bulur ve çanağı ona verir. Pilatus onu güvenli bir yere koyar. Bu arada İsa’nın ölüm haberi gelir. Bu haber Joseph’i sinirlendirir ve Joseph derhal Pilatus’u görmeye gider ve karşısına çıkar :

-   Sana beÅŸ ÅŸövalyemle birlikte uzun süreler hizmet ettim, ancak hiç karşılığını göremedim. Ancak verdiÄŸin bunca sözlerin üzerine dediÄŸimi yaparsan bana bir karşılık vermiÅŸ olursun.

-    Ä°ste! EÄŸer senyörüme karşı gelmeyeceksem istediÄŸini vereceÄŸim. Sen bunu hak ettin.

-    O zaman, Senyör, Yahudilerin çarmıha germiÅŸ oldukları İsa’nın bedenini istiyorum.

-     Ben senin daha önemli ÅŸeyler isteyeceÄŸini tahmin ediyordum. Madem bunu istiyorsun hizmetlerinin karşılığında, alacaksın.  ”

 

Ancak Joseph İsa’nın bedenini almaya gittiÄŸinde onu alamaz. Çünkü üç gün sonra dirileceÄŸini söylemiÅŸtir ve dirildiÄŸinde nöbetçilerin onu öldürmeleri gerekmektedir.
 

Joseph Pilatus’un yanına geri döner, Pilatus çok sinirlenir. Nicodemos adında birine Joseph ile beraber gitmesi için talimat verir.

 

“ - Derhal oraya Joseph ile birlikte gidiniz. İsa’yı  o katillerin çiviledikleri tahtadan alıp Joseph’e veriniz.

   Pilatus o arada çanağı alır ve çanağı anımsadığına memnun olur:

-          Bu adamı çok seviyordunuz deÄŸil mi?

-          Evet efendim!”

 

Joseph ve Nicodemos İsa’nın bedenini almaya giderler. Ancak Yahudiler razı olmazlar; Pilatus’a ÅŸikayete giderler. Bu arada Joseph İsa’nın bedenini alır :
 

           “Joseph [İsa’nın bedenini] kollarının arasına alır ve yavaÅŸça yere koyar. Cesedi yıkadığında kan aktığını görür.[...] Hemen çanağı alır ve kanlar baÅŸka bir yere akmasın diye çanaÄŸa doldurur. […] Kan böylece çanakta toplanmış olur. Daha sonra Joseph bedeni bir kumaÅŸa sarar ve kendi için seçmiÅŸ olduÄŸu bir mezara koyar.”

 

Bu arada Yahudiler Pilatus’un yanına varmışlardır. Pilatus onlara mezarı iyi gözlemelerini ve İsa’nın takipçilerinin cesedi almamaları için uyanık olmalarını söyler. Ancak iÅŸ beklendiÄŸi gibi olmaz. İsa dirilir ve Mecdeli Meryem[9] ile havarilere gözükür. Cesedi bulamayan nöbetçiler ise çılgına dönerler ve suçu Nicomedos ile Joseph’e atmaya karar verirler. İkisini evine doÄŸru yönelirler. Geleceklerini önceden haber alan Nicomedos kaçmıştır ; o zaman Joseph’in evine gelirler. Joseph’i evde yakalarlar ve İsa’nın bedenini nereye sakladığını sorarlar. Joseph bilmediÄŸini söyler. O zaman Joseph’i alır, baÅŸka bir eve götürürler ve orada döverler. Sonra da, oradaki bir kuleye hapsederler.

 

Pilatus Joseph’in kaybolmasına çok sinirlenmiÅŸtir, ancak bir ÅŸey yapamaz. Bu arada Tanrı Joseph’i unutmamıştır :

 

           “Onu hapiste bulur ve elleriyle çanağını getirir, çanaktan müthiÅŸ bir ışık çıkmaktadır. Joseph’in kalbi coÅŸku ile dolmuÅŸtur; Tanrı ona kanını doldurduÄŸu çanağı getirmiÅŸtir ve Joseph görünce Kutsal Ruh ile dolmuÅŸtur:

-          Tanrım, bu parlaklık nereden geliyor?

-          Joseph, korkma! Tanrı’nın kudreti sana yardıma geldi. Åžunu bil ki o seni kurtaracak ve Cennete götürecek.

-          Senyör! Size bakamıyorum, sizi tanıyamıyorum. Gözlerim kamaşıyor.

-          Joseph, beni dinle ve söyleyeceklerime inan! Ben Tanrı’nın günahkarları lanetten kurtarmak için gönderdiÄŸi oÄŸluyum. Ben bu dünyaya ölümü yaÅŸamak, haç üstünde ölmek için geldim. […] Sen bu dünyayı terk edeceÄŸin zaman sonsuz hayata kavuÅŸacaksın. Hiçbir müridimi beraberimde götürmedim. Neden olduÄŸunu biliyor musun? Sen beni o haçın üstünden indirdiÄŸinden beri sana nasıl derin bir sevgi duyuyorum bilmiyorlar. Sen bundan gereksiz bir gurur duymadın. Tanrı ve senden baÅŸka kimse asil kalbini bilmiyor. Beni gizlice sevdin, inan ben de seni sevdim.
 

Efendimiz böyle diyerek,kutsal kanın Joseph tarafından doldurulduÄŸu ulu ve deÄŸerli çanağı ona sundu. Çanağı görür görmez Joseph onu tanıdı ve çok mutlu oldu. Fakat ÅŸaÅŸkınlığı daha da büyüktü, çünkü kimse onun çanağı nereye sakladığını bilmiyordu. Hemen diz çöktü ve Efendimize teÅŸekkür etti.
 

-         Efendim, kanınızı doldurmuÅŸ olduÄŸum bu çok deÄŸerli çanağı saklama ayrıcalığına sahip olabilecek miyim?

-         Bunu saklayacak olan sen ve senin onu emanet edeceÄŸin kiÅŸidir. Sen dikkatli bir bekçi olacaksın, çünkü onu, ona sahip üç kiÅŸiye emanet edebileceksin. Bunlar onu Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh adına alacaklar ve hepsi de inanacaklar ki üçü de bir. […] Joseph çok iyi biliyorsun ki, son yemeÄŸi,PerÅŸembe günü, Simon’un evinde yedim. EkmeÄŸi ve ÅŸarabı kutsadım,onlara dedim ki bu ekmekle benim etimi yiyorlar, ÅŸarapla kanımı içiyorlar. Bu masa her yerde temsil edilecek.[…]Kanımı koyduÄŸun çanak, Çanak olarak anılacak ”

 

İsa Joseph’i ışıklar içinde bırakarak gider.

 

Aradan uzun bir zaman geçmiÅŸtir. Bu arada Joseph de tamamen unutulmuÅŸtur.


 

Queste Del Saint Graal

 

Graal ile ilgili bir önemli metin de Queste Del Saint Graal’dir.

 

Eserin, 1220 civarlarında  yazıldığı bilinmemekle beraber yazarının kim olduÄŸu belli deÄŸildir. Estoire du Graal, Lancelot, Mort Artu gibi eserlerin yazarı  Robert de Boron tarafından yazıldığı öne sürülse de kesin deÄŸildir. 

 

Eserin Chrétien de Troyes’in eserinden en büyük farkı, bu eserde Graal’in artık HıristiyanlaÅŸmış anlamını kazanmış olması ve mucizeleridir. Artık burada Graal İsa’nın kanını taşıyan kaptır. Graal’in üzerine konulduÄŸu masa da daha ileride göreceÄŸimiz gibi semboliktir.

 

Eserin Konusu :

 

Pentecôte zamanıdır ve ÅŸövalyeler, her zaman olduÄŸu gibi kral Arthur’un yanında toplanmışlardır. Aniden içeri güzel bir kız girer ve Lancelot’u sorar ve ondan ormana gelmesini ister. Lancelot bunu kabul eder. Yola çıkarlar ve yarım saat at sürdükten sonra bir vadiye gelirler. Burada bir rahibeler manastırı vardır. Lancelot burada kuzenleri  Lyonnel ve Bohort ile karşılaşır. Bu arada üç rahibe içeri girer. Yanlarında bir çocuk vardır : Galaad.

 

Rahibelerden biri bu çocuÄŸun ÅŸövalye olması gerektiÄŸini ve bunu Lancelot’un  yapabileceÄŸini söyler. Ertesi gün Lancelot çocuÄŸu ÅŸövalye yapar. Galaad’dan kral Arthur’un sarayına gelmesini ister ancak Galaad bunu kabul etmez. Rahibe zamanı geldiÄŸinde Galaad’ın geleceÄŸini söyler. 

 

Lancelot Camaalot’a kral Arthur’un yanına döner. Sarayda kuzenleri ile olup bitenler hakkında konuÅŸurlar. Kuzenlerine göre çocuk Lancelot’a çok benzemektedir ; bu çocuk olsa olsa Balıkçı Kral’ın güzel kızının çocuÄŸu olmalıdır. Lancelot ve kuzenleri Yuvarlak Masanın olduÄŸu yere giderler. Oradaki bir yerin o gün dolacağını öÄŸrenirler.

 

Kral Arthur, Lancelot ve kuzenlerinin gelmesinden çok memnun olmuÅŸtur. Hemen ziyafet düzenlenir. Ancak ziyafet sırasında olaÄŸanüstü olaylar olmaktadır.

 

Yemek zamanı geldiÄŸinde habercilerden biri gelir ve suda  garip bir kütlenin yüzdüÄŸünü söyler. Kral baronları ile birlikte gittiÄŸinde bir mermer kütlesi ve ona saplı bir kılıç görür. Taşın üzerinde altın harflerle ÅŸu yazılar vardır :

           “Ait olmam gereken kiÅŸi dışında hiç kimse beni buradan çıkartamaz. Ve bu kiÅŸi Dünyanın en iyi ÅŸövalyesi olacak.”
 

Kral Arthur’un isteÄŸi üzerine bütün ÅŸövalyeler denerler ancak baÅŸaramazlar.

 

Kral Arthur’un emriyle borular çalınır ve ÅŸövalyeler yemek için dönerler. Bir tanesi hariç bütün koltuklar doludur.

 

OlaÄŸanüstü olaylar yemek boyunca da sürer. Tam yemek yerlerken bir anda sarayın kapıları ve pencereleri görünmeyen bir güç tarafından kapanır. Hemen ardından da beyazlara bürünmüÅŸ yaÅŸlı bir adam belirir, kimse nereden geldiÄŸini anlayamaz; beraberinde de kılıçsız bir ÅŸövalye vardır :

“Barış sizinle olsun! Kral Arthur sana beklenen ÅŸövalyeyi getirdim. O, Kral Davut’un asil soyundan ve Arithmatea’lı Joseph’ten gelme ve bu ülkenin ve diÄŸer ülkelerin mucizelerini tamamlayacak kiÅŸidir.

Kral bu sözleri duyunca memnuniyetini belirtir. Bu kiÅŸinin Graal ile ilgili maceraları tamamlayacak kiÅŸi olduÄŸunu söyler. YaÅŸlı adam maceraların yakında baÅŸlayacağını söyler. Galaad’ı yeniden giydirerek Yuvarlak Masaya götürürler. BoÅŸ olan yerin örtüsü açılınca artık daha farklı bir yazı olduÄŸunu görürler : Burası Galaad’ın yeridir. YaÅŸlı adam onu araya oturtur. Galaad  adama yanıt verir:

 

           “Artık geri dönebilirsiniz, sizden isteneni yaptınız. Benim için o kutsal yerde olan herkesi selamlayınız, amcam kral Pellés’i,atam Balıkçı Kral’ı. İlk fırsatta onları görmeye geleceÄŸim.”

 

Artık bütün baronlar onu, gençliÄŸine raÄŸmen, Graal’in sırrını çözecek kiÅŸi olarak kabul etmektedirler. Kuzenler ise Galaad’ın Lancelot ile Balıkçı Kral’ın kızının oÄŸlu olduÄŸundan emindirler.

 

Kral Arthur Galaad’a onun beklenen ÅŸövalye olduÄŸunu ve artık Graal arayışının yakın olduÄŸunu söyler. Galaad’da üzerine düÅŸeni yapacaktır. Nehrin kıyısına giderler. Galaad taÅŸa saplı kılıcı hiçbir zorluk çekmeden alır. Artık en iyi ÅŸövalye odur. Bu arada nehir boyundan bir kızın geldiÄŸini görürler. Kız Lancelot’u sorar :

 

           “Kızın önünde duran Lancelot kendini tanıtır. Kız Lancelot’u görünce aÄŸlamaya baÅŸlar :

-          Ah! Dün sabahtan beri kaderiniz deÄŸiÅŸti.

-          Nasıl oldu bu ?

-          Herkesin önünde söyleyeceÄŸim. Dün sabah dünyanın en iyi ÅŸövalyesi idiniz, bunu kim derse haklı idi çünkü öyleydiniz. Fakat bunu bugün biri derse yalan söylemiÅŸ olur, çünkü sizden iyisi var artık. Bunun en iyi kanıtı da sizin dokunmaya bile cesaret edemeyeceÄŸiniz kılıç. Böylece unvanınız deÄŸiÅŸmiÅŸ oldu artık dünyanın en iyi ÅŸövalyesi olamayacaksınız.

Kız daha sonra krala doÄŸru döner :

-          Kral Arthur, keÅŸiÅŸ Nascien tarafından söylüyorum, bugün Britanya’da kimseye nasip olmamış bir ÅŸeref senin olacak. Senin için olmayacak ancak, bir baÅŸkası için olacak. Neden söz ettiÄŸimi biliyor musun? Bu gece senin sarayında gözükecek olan Graal’dan”

 

Kız bunları söyler ve uzaklaşır. Kral baronlarını toplar :

 

           “Senyörler, yakında Graal’in arayışına gireceksiniz. Sizi artık bir daha böyle göremeyeceÄŸimi biliyorum; ÅŸimdi siz buradayken Camaalot çayırında öyle bir turnuva yapılsın istiyorum ki gelecek nesiller de bunu hatırlasın.”

 

Turnuvalar sırasında da Galaad en iyi ÅŸövalye olduÄŸunu ispat eder. AkÅŸam ise ilginç bir olay kralı ve ÅŸövalyeleri beklemektedir.

 

           “Kral, kiliseden dönüÅŸünde masanın hazırlanmasını emreder. Bütün ÅŸövalyeler oturduÄŸunda, öyle büyük bir gökgürültüsü olur ki, saray yıkılacak zannederler. Saraya her zamankinden yedi kere parlak bir güneÅŸ ışığı girer. Orada bulunanlar sanki Kutsal Ruh ile aydınlanmış gibi olurlar, herkes birbirine bakar ve derin bir sessizliÄŸe girerler. Uzun zaman öyle dururlar ve kimse konuÅŸmaya cesaret edemez, iÅŸte o zaman Graal gözükür. Beyaz bir ipekle kaplıdır, fakat kimin taşıdığı görünmemektedir. Büyük kapıdan girer ve o girdiÄŸinde sanki dünyanın bütün kokulu çiçekleri oraya yayılmış gibi etrafı güzel kokular sarar.   Graal her tarafı dolaşır. Masaları dolaÅŸtıkça, masalar herkesin istediÄŸi yemeklerle dolar. Herkese servis yapıldıktan sonra Graal göründüÄŸü gibi aniden kaybolur. Nereden gittiÄŸi,ne olduÄŸu anlaşılamaz. ”


Artık zaman gelmiÅŸtir. Åžövalyeler Graal’in peÅŸinden onun arayışına giriÅŸmelidirler. Kral Arthur üzgündür belki de ÅŸövalyeleri hiçbir zaman geri dönmeyeceklerdir. Bu bir anlamda ÅŸövalyelik döneminin kapanması anlamına da gelmektedir. Artık hiçbir ÅŸey eskisi gibi olmayacaktır.

 

Kral ve kraliçe çaresizdirler. Åžövalyeler yola koyulurlar.

 

Tanrı’ya güvenen Galaad, kendisine bağışlanan dışında hiçbir silah almaz. YolculuÄŸu sırasında beyaz bir manastıra gider. Manastırda hiç kimsenin alamadığı beyaz bir kalkan vardır. Galaad önce bilge kral Baudemagu’ya denemesi için izin verir, ancak kral baÅŸaramayınca kalkan Galaad’ın olur. Bu kalkan aslında daha önce Hristiyan dostu kral Evalach’ındır. Kalkanın özelliÄŸi üzerindeki haçın Arithmatea’lı Joseph’in oÄŸlu tarafından kendi kanıyla yapılmış olmasıdır.

 

Galaad’ın manastırda yaÅŸadıkları bununla da bitmez. Manastıra döndüÄŸünde baÅŸka bir macera ile karşılaşır. Mezarlıkta kötü ruh vardır ve rahatsız etmektedir. Galaad korkusuzca sesler gelen mezara doÄŸru gider. Kötü ruh Galaad’a fazla yaklaÅŸmamasını yoksa Galad’ın ve ona eÅŸlik eden meleklerin onu oraları terk etmeye zorlayacağını söyler. Galaad yaklaşır, kötü ruh dumanlar ve ateÅŸler içinde kaçar. Mezarı açtıklarında silahlı bir ÅŸövalye görürler. Galaad vazifesini yapmıştır. Kötü ruhun kaçması da Galaad’ın kutsallığını göstermiÅŸtir.

 

Galaad Manastırdan yanında Melyant adında bir valeyle ayrılır. Melyant günahkar yollara saptığında onu kurtarmak yine Galaad’a düÅŸecektir.

 

Galaad’ın yanı sıra onunla birlikte yola çıkmış olan ÅŸövalyeler de Graal’in peÅŸindedirler.

 

Hiçbir macera ile karşılaÅŸamayan Gauvain Galaad’ın affettiÄŸi düÅŸmanlarla karşılaşır ve hepsini öldürür. KeÅŸiÅŸler bunun yanlış olduÄŸunu söylese de onları dinlemeden yoluna devam eder.

 

Lancelot ise yalnız başına dolaÅŸmaktadır. Bir gün bir kiliseye rastlar. İçeride alt kollu bir ÅŸamdan yanmaktadır. İçeri giremeyen Lancelot kapıda uyuyakalır. Karşısında Graal’i taşıyan melekleri görür. Graal yaralı bir ÅŸövalyenin yanına götürülür  ve ÅŸövalye büyük bir mucize eseri hemen iyileÅŸir. Åžövalye daha sonra Lancelot’un silahlarını elinden alır. Uyanan Lancelot günahlarının büyüklüÄŸünü anlar ve hemen ilk gördüÄŸü kiliseye sığınır. Artık kraliçe ile iÅŸlediÄŸi günahların itiraf zamanı gelmiÅŸtir. Dört gün burada kalan Lancelot beÅŸinci günde ayrılır. Yolda bir vale ile karşılaşır. Vale onun geçmiÅŸi hakkında çok ağır konuÅŸur. Lancelot bunu olgunlukla karşılar. Daha sonra bir keÅŸiÅŸin yanına gelir. Artık farklı bir hayat yaÅŸayacaktır ; her gün ayinlere katılacak, her hafta günah çıkartacaktır.

 

Gauvain ise günahlarına devam etmektedir. YolculuÄŸa çıktığından beri on kiÅŸiden fazla kiÅŸiyi öldürmüÅŸtür. En son arkadaşı Yvain’i de öldürür ve kendisine nasihat eden rahiplere aldırmaz. Artık hiçbir ÅŸansı kalmamıştır.

 

Graal’e ulaÅŸacak seçilmiÅŸ kiÅŸilerden olan Perceval için ise Tanrı sınavlar hazırlamıştır. DövüÅŸmek zorunda kalır, daha sonra bir at onu bir adaya kaçırır burada çeÅŸitli vizyonlar görür. En sonunda seçilmiÅŸler arasında yerini alır.

 

Perceval ve Galaad’dan sonra seçilmiÅŸlerin üçüncüsü olan Bohort da bir keÅŸiÅŸten öÄŸütler almış ve buna sadık kalmıştır.  Bohort da çeÅŸitli sınavlardan geçer ve baÅŸarılı olur.

 

Bir çok maceradan sonra, üç seçilmiÅŸ ÅŸövalye bir araya gelirler. Yolda genç bir kız rehberlik edeceÄŸini söyleyerek ÅŸövalyelere eÅŸlik eder. Logres Krallığına doÄŸru yolculuÄŸa çıkarlar. AkÅŸama doÄŸru bir adaya çıkarlar. Adada olaÄŸanüstü bir gemi görürler. Geminin üzerinde ÅŸöyle yazmaktadır :

 

“ EÄŸer benim güverteme çıkmak istiyorsan, kim olursan ol,  inançlı ol ; çünkü ben imandan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸilim. Öyleyse lekeli olmadığını kontrol et, çünkü ben inanç ve imandan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸilim. İnancını terk ettiÄŸin zaman ben de seni terk edeceÄŸim ve benden hiçbir destek ve yardım göremeyeceksin. EÄŸer inançsızlığa ikna olursan elinden her ÅŸeyini alacağım. “

 

Bu daha önce Süleyman Peygamber tarafından yaptırılmış bir gemidir. 

 

Bu arada ÅŸövalyelere katılmış olan genç kız kimliÄŸini açıklar; aslında Perceval’in kızkardeÅŸidir.

 

Hepsi inançlı olduklarından korkusuzca gemiye çıkarlar. Hiçbir zaman böyle güzel bir gemi görmemiÅŸlerdir. Gemide dolaşırken, bir yatağın ucunda olaÄŸanüstü güzellikte bir kılıç bulurlar. Bu kılıcın da üzerinde yazanlardan sadece seçilmiÅŸ olanın alacağı anlaşılmaktadır. En sonunda bu kılıç Galaad’ın olacaktır.

 

Åžövalyeler daha sonra bir ÅŸatoya giderler. Burada inançsızları öldürürler. Bundan sonra tekrar ayrılırlar.

 

ÇeÅŸitli maceralardan sonra yeniden biraraya gelirler ve Graal’i almaya muvaffak olurlar. Galaad, Graal etrafında mucizeleri görünce, direk cennete gidebilmek için Tanrı’dan canını almasını diler. Galaad ölür ölmez Graal ve Mızrak da yok olurlar. Perceval bir manastıra kapanır. Bohort ise Logres krallığına gider.

 

 

Quest del Saint Graal ‘in açıklaması

 

Perceval’den çok daha farklı olarak, Quest, Graal’in Hristiyan yönünü vurgulamaktadır.

 

Eser bütün  ÅŸövalyeleri ayrı ayrı anlatsa da Galaad etrafında dönmektedir. Zaten gözlemlenen mucizeler hep onun etrafında dönmektedir. Galaad mükemmel ÅŸövalye imajına en uygun görüntüyü çizerken diÄŸerleri, özellikle Lancelot ve Gauvain günahlarının kurbanı olmaktadır.

 

Bu romanın da sembolik karakteri açıkça ortaya konmuÅŸtur, burada Graal’ın arayışında olan ÅŸövalye aslında Tanrı’nın, daha doÄŸrusu kendi içindeki tanrısal tözün arayışındadır. Ancak günahlar, maddeye baÄŸlayan duygular bu arayışın önünde en büyük engellerdir.  

 

 

KUTSAL KAP EFSANELERİNİN KAYNAKLARI

 

Graal adı ilk olarak Chrétien de Troyes’un eserinde geçse de bir çok deÄŸiÅŸik kültürlerde yer alan bir motiftir.

 

Graal bugünkü anlamı ile HristiyanlaÅŸmış olan, İsa’nın kanının konduÄŸu kabı temsil etse de Chrétien de Troyes’un zamanında ya da öncesinde farklı anlamlara geldiÄŸi kesindir.

 

Kutsal kap kavramı çok daha eskilere dayanmaktadır. Bir çok İlk ÇaÄŸ kültüründe libasyon kabı olarak kutsal kaplar vardır.  Keltlerle ilgisi olduÄŸu düÅŸünülen Frigya’dan, Gordion’dan, Büyük Tümülüsden çıkan bronz kapların ritüel amaçlı olduÄŸu sanılmaktadır.

 

Klasik Yunan’da ise kutsal kap motifi sıkça geçmektedir.


 

Bir Kelt Efsanesi olarak Kutsal kap

 

Bir çok araÅŸtırmacı Kutsal Kap efsanelerinin kökeninde Kelt efsanelerini ve inanışlarını görmüÅŸtür.

 

Balıkçı Kral’ın sarayı ile İrlanda efsaneleri arasında olan benzerlik de ilgi çekicidir. İrlanda efsanelerinde de kahramanın olaÄŸanüstü saraylara ve ÅŸatolara gittiÄŸine rastlanır. Bunlardan Conn efsanesi çok ilginçtir. Yüz SavaÅŸ Kralı Conn, bir gün yolunu kaybeder ve yolda bir atlıya rastlar. Bu atlı aslında bir hayalettir. Atlı onu kendi evine çağırır. Conn’un yanında bir de ÅŸair vardır ve  birlikte yanında altın bir aÄŸaç olan bir eve gelirler. Geldiklerine daha önceden gelmiÅŸ ve bir tahtta  oturan ev sahiplerini görürler. Bu kiÅŸi kendini Lug olarak tanıtır. Yemek sırasında altın taçlı bir kız Conn’a et ikram eder, daha sonra da altın bir kupayı içki ile doldurur. Lug’a sorar “ Bu kupa kime verilecek ? “ Lug, Conn’un adını verir ; kız her defasında sorar, Lug da Conn’dan sonra, onun soyundan gelecek kralların isimlerini sayar. Sonunda her ÅŸey bir anda yok olur ancak kupa Conn’a kalır.

 

Bu öykü ile Graal arasındaki benzerlik, Chrétien de Troyes’un kaynaklarından birinin İrlanda efsaneleri olduÄŸunu düÅŸündürtmüÅŸtür. Belki de o dönemlerde buna benzer bir çok öykü anlatılmaktaydı. Buradaki bir ilginç benzerlik de kupayı bir kızın taşımasıdır. Graal’ı de bir kız taşımaktadır, oysa Hristiyan adetlerine göre kutsal bir kabı bir erkeÄŸin taşıması daha uygundur.

 

 

KAYNAKÇA

 

Biblia Sacra Vulgata, Deutsche Bibelgesellschaft, Stuttgart, 1983

 

Kitabı Mukaddes, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1976

 

İncil, Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul,1991

 

ANONYME, La Quête Du Graal( Edition présentée et établie par Albert Béguin et Yves Bonnefoy), Editions du Seuil, Paris, 1982

 

AMBELAIN Robert, Jesus ou le Mortel Secret des Templiers, Editions Robert Laffont, Paris, 1970

 

ASHE  Geoffrey, King Arthur, Thames and Hudson, London, 1990

 

BAIGENT M., LEIGH R., LINCOLN H., The Holy Blood and the Holy Grail, Corgi Books, London, 1983

 

BAIGENT M., LEIGH R., LINCOLN H., The Messianic Legacy, Dell Publishing, New York, 1986

 

BARBER Richard, King Arthur, Hero and Legend, The Boydell Press, Suffolk, 1990

 

BAYRAV Süheylâ, Symbolisme Médieval, Publications de la Faculté des Lettres d’Istanbul, Istanbul, 1956

 

BORON Robert de, Le Roman de l’Histoire du Graal(Traduit en Français Moderne par Alexandre Micha), Honoré Champion Editeur, Paris, 1995

 

BRYCE Derek, The Mystical Way and the Arthurian Quest, Samuel Weiser Inc., York Beach, 1996

 

CAMPBELL Joseph, Creative Mythology, Penguin Books, Middlesex, 1982

 
CHRETIEN DE TROYES, Perceval ou le Roman du Graal( Traduction et notes de Jean-Pierre Foucher et André Ortais), Gallimard, Paris, 1994

 

CHRETIEN DE TROYES, Romans de la Table Ronde( Traduction et notes de Jean-Pierre Foucher), Gallimard, Paris, 1986

 
COGHLAN Ronan, The Illustrated Encyclopaedia of Arthurian Legends, Element  Books Limited, Shaftesbury, 1993

 

DAVY Marie-Madeline, Initiation à la Symbolique Romane, Flammarion, Paris, 1977

 

GARDNER Laurence, Bloodline of the Holy Grail, Element Books Limited, Shaftesbury, 1996

 

GARDNER Laurence, Genesis of the Grail Kings, Bantam Books, London, 2000

 
GEOFFREY OF MONMOUTH, The History of the Kings of Britain( Translated by Lewis Thorpe), Penguin Books, Middlesex, 1968

 

GOODRICH Norma Lorre, The Holy Grail, HarperPerennial, New York, 1993

 

GUIRAND Félix, Mythologie Générale, Librairie Larousse, Paris, 1935

 

JOHNSON Robert A., He, Erkek Psikolojisini Anlamak ( çev. Kemal Kutlu), Gül Yayınları, İstanbul, 1992

 

KNIGHT Christopher, LOMAS Robert, The Holy Grail, Weidenfeld & Nicolson, London, 1997

 

KNIGHT Gareth, The Secret Tradition in Arthurian Legend, Samuel Weiser Inc., York Beach, 1996

 

LAVENU Philippe, L’Esoterisme du Graal, Guy Trédaniel, Paris, 1986

 

LE GENTIL Pierre, La Littérature Française du Moyen Age, Armand Colin, Paris, 1972

 

LOOMIS Roger Sherman, The Grail, from Celtic Myth to Christian Symbol, Princeton University Press, New Jersey, 1991

 

MARKALE Jean, Le Graal, Retz Poche, Alençon, 1989

 

MATTHEWS John, The Grail, Quest for the Eternal, Thames and Hudson, London, 1994

 

MATTHEWS John, The Grail Tradition , Element Books, Shaftesbury, 1996

 

MERLHYN L.H.R.R, Les Druides et la Quête du Graal, Editions du Rocher, Monaco, 1994

 

PARIS Gaston, Mélanges de Littérature Française du Moyen Age, Librarie Honoré Champion, Paris, 1966

 

PAUPHILET Albert, Etudes sur la Queste Del Saint Graal, Librarie Honoré Champion, Paris, 1968

 

REGNIER-BOHLER DANIELLE, La Légende Arthurienne, Robert Laffont, Paris, 1989

 

REZNIKOV Raimonde, Les Celtes et le Druidisme, Editions Dangles, St-Jean-de-Braye( France),1994

 

RIVIERE Patrick, Les Secrets du Graal, Editions De Vecchi S.A, Paris, 1994

 

SANSONETTI Paul-Georges, Graal et Alchimie, Berg International, Paris,1993

 

SINCLAIR Andrew, Le Graal Retrouvé, JC Lattès, Paris,1998

 

WOLFRAM VON ESCHENBACH, Parzival ( Translated by A.T. Hatto), Penguin Books, Middlesex, 1986

 

WESTON Jessie, From Ritual to Romance, Dover Publications Inc., New York, 1997

 

WOOD Michael, In Search of the Dark Ages, Penguin Books, Middlesex,1994


 


[1] Aliénor d’Aquitaine  (1122 - 1204 ) Akitanya , Gaskonya düÅŸesi .Fransa kralı Louis VII tahta çıkınca onunla evlendi , kralla birlikte Haçlı seferine katıldı. Erkek çocuk doÄŸurmadığı için kral onu boÅŸadı. 1154’te İngiltere kralı olacak olan Henry Plantagenet ile evlendi. Türlü entrikalara katıldı.En sonunda bir manastıra kapanarak orada öldü .

[2] Perceval ismi daha verilmemiÅŸtir,ancak biz anlatmayı kolaylaÅŸtırmak için kullanıyoruz.

[3]Moutier olarak geçen bu sözcük hem kilise hem manastır hem de manastır kilisesi anlamına geliyor. Manastır olarak çevirmeyi uygun bulduk.

[4] Blanche fluer : (fr) Beyaz Çiçek

[5] Eserin orijinalinde bu “un graal”/ “bir graal” olarak , cins isim olarak geçer.

[6] Aslında romanda o ana kadar Perceval’in adı verilmez kendisi de bilmemektedir .Ancak o anda malum olur.

[7]Çeviriler için İncil , Yeni YaÅŸam Yayınları , İstanbul ,1991

[8] BaÅŸka bir yoruma göre ise Arihmatea’lı Joseph ölüye gerekeni yapmakla görevli sıradan biri idi.

[9] Maria Magdelena


Erhan Altunay
Yazar Hakkında:

İstanbul doÄŸumludur. Saint Joseph Fransız Lisesi’ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Nükleer Enerji MühendisliÄŸi okumuÅŸ, konuyu öÄŸrendikten sonra para kazanmak gerekliliÄŸinden Marmara Üniversitesi’nde İşletme master’ı yapmıştır. Bu yüzden de hayatını dış ticaretten kazanmaya çalışmaktadır.

Yazar e-mail: erhan@derki.com

Devamını Oku >>
 
(0 oy, ortalama 0 /5)
Share

Yorum ekle


Ana Sayfa sayı 9 Kutsal Kase
derKi'de Su Anda Kac Okur Var?:
  • 24 okur
  • 6 robot

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  © 2004 - 2009 derKi.com
Site Tasarım: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş