derKi - Spiritüel Aktüel Yaşam Dergisi

Sora Sora BaÄŸdat Bulunur Mu Ki?

e-Posta Yazdır PDF

Fokker F-28 hiç alışmadığım ÅŸekilde havaalanı sahası üzerinde birkaç kilometre çapında daireler çizerek alçalmaÄŸa baÅŸladığında hemen herkes pencereden aÅŸağıyı izlemeye çalışıyordu. Daha önce hiç havadan görmediÄŸim BaÄŸdat, Dicle kenarındaki yeÅŸillikler ve bunun dışında kalan yerlerde neredeyse çöl izlenimi veren kahverengiye çalan sarı bir kurulukta uzanıyordu altımızda. Bizim her biri New York olmaya öykünen ama düzensizliÄŸi ve çirkinliÄŸi dikine yükselip diÄŸer tüm güzellikleri yatay seyir izleyen kentlerimizin aksine yaygın, alçak profilli oldukça düzenli ve sıcak görünümlü bir yerdi. Havanın gölgede yaklaşık 45 derece sıcaklıkta olduÄŸunu kastetmiyorum.

Uçak hepimizin tedirginliÄŸin en uçlarında dolaÅŸarak beklediÄŸi dakikaların sonunda tekerlekleri üzerinde gitmeÄŸe baÅŸladığında birinci devre bitti dedik içimizden, her birimiz gizliden yaÅŸadığı korkuyu ele vermeden diÄŸerlerine belki de onlardan önce kendine cesaret aşılamaya çalışan göstermelik bir neÅŸeyle.

Dışarıda 250 bin lira etmeyen yarım litrelik bir ÅŸiÅŸe kola artığı su için ödediÄŸim tam iki milyon beÅŸ yüz bin Türk lirasına içim yanarak terk ettiÄŸim TAV tesislerinden sonra Amman havalimanı hatta BaÄŸdat bile daha insaflı ve güler yüzlü gelmiÅŸti bana.

BaÄŸdat havalimanı yaklaşık onbeÅŸ yıldır çivi çakılmamış üstüne üstlük iki kez acımasız saldırılarla yerle bir edilmeye çalışılmış ama tüm bunlara karşı soÄŸukkanlı bir vurdumduymazlıkla ayakta duran Irak gibi eski moda, kendine özgü egzotik bir mimariye sahip bir yerdi. Uçaklara yanaÅŸan platformlar çalışamadığından dolayı uçaktan indik ve koÅŸarcasına gelen hatlar terminal binasına sığındık. Bizim uçak için bir pasaport kontrol sırası oluÅŸturuldu ve IraÄŸa resmen girmiÅŸ olduk.

İlk girdiÄŸim tuvalette bana tuvalet kağıdı uzatan çocuk yaÅŸlardaki Iraklı, daha önceki ziyaretlerimden alışkın olduÄŸum bahÅŸiÅŸ zorunluluÄŸunu hatırlatırcasına “hello sir” dedi. “Namavjut Iraqi dinar” diyerek cevapladım ama Amman üzerinden bir gece kalarak geldiÄŸimizi ve orada asla yabancı para kabul etmediklerini (nedeni milliyetçilik deÄŸil dışarıda 100 dolar=78 JD olan pariteyi 100dolar=65-70 JD olarak uygulayarak daha para bozdururken yüzde on civarında bir para kazandıklarından) bu nedenle yanımda JD yani Ürdün dinarı olacağını bilen delikanlı “JD please” diyerek 1 JD bahÅŸiÅŸi kaptı. GeliÅŸme ve globalleÅŸme denilen ÅŸey bu olsa gerek, daha önce ABD ile can düÅŸmanı olan Irakta ABD dolarından baÅŸka para geçmezdi.

Güvenlik amacı ile orada bulunan Nepal ve ABD askerlerinin ne iÅŸiniz var burada diye soran bakışları altında rahatsız “baggage claim” yazan yerden eÅŸyalarımızı aldık ve koca havalimanında birkaç adet bulunan el arabalarından birine arabanın sapından tutan Iraklıya birkaç dolar bahÅŸiÅŸ vererek yükleyip gümrüksüz geçiÅŸ kapısına yöneldik.

Çantalarımız ve el aletlerimiz oldukça kabarık göründüÄŸünden sıkı bir kontrole tabi tutulduk. Kontrolün bahÅŸiÅŸ almak amacı ile yapıldığını biliyordum ama beni hayal kırıklığına uÄŸratmamak için odaya çağırıp gümrük vergisi almaları gerektiÄŸini ama bu verginin devlete gidip halka su, elektrik, hizmet olarak dönmesinin mümkün olamadığını, mümkün olsa bile ellili yaÅŸlardaki görevlinin bir yüzyıl daha yaÅŸama umudu olmadığından paylarına düÅŸeni doÄŸrudan ve hemen tahsil etmek istedikleri hatırlatıldı ve 50 dolarlık bir pay ödedim. Kabaca bir hesapla yanımdaki kullanılmış el aletleri ve birkaç elektronik yedek parçanın gümrük vergisi10-100 milyon dolar kadardı.

Hava alanına karşılamaya araç gelemiyor bu nedenle “check point” olarak adlandırılan bir yere kadar servis otobüsü ile gidiliyor. Check point’ e kadar bir dolu Hummer ve üzerlerinde makineli tüfeklere sarılmış ABD askeri gördüm, Irak iÅŸgal altında deÄŸildi, yemin edebilirim (tek ayağım havada).

GördüÄŸüm ABD li askerlerin bazılarında, ki düzgün insanlar olmaları gerekir, biz burada fazlalığız bunun için özür dileriz bakışları hakimdi. Bazılarının ise dünyanın engellenemez gücü olma bilincinin verdiÄŸi bir küstahlık duygusu okunuyordu gözlerinden. Gerçekten de en etkili sosyal viagranın harekete geçirdiÄŸi bir saldırının baÅŸka türlü bir yansıması olması beklenemezdi.

BuluÅŸma noktasında bizi karşılamaya gelen Iraklı iÅŸadamı ve korumalarla karşılaÅŸtık ve onların arabalarına transfer olduk. KiÅŸisel olarak tanımadığınız insanlara güvenmek de zor ve hep ikircikli bir duygu ile yaşıyorsunuz ilk anları. Nede olsa internette pasaport ellerinde kalaÅŸnikof olan bilmem ne örgütü üyeleri önünde videosu yayınlanmakta var olasılıklar içinde.

Tabii Adham (Iraktaki iÅŸ ortağımız) ile yüz yüze tanışmasak da yüzlerce mail ve telefon trafiÄŸinden oluÅŸan bir yakınlığımız var ve konuÅŸmalarla bu bilgilerin saÄŸlaması yapılıp rahat bir oh çekiliyor ve otele vasıl oluyoruz, yani ulaşıyoruz.

Otel normal zamanlarda olsa kalınmaya para yetmez bir ihtiÅŸama sahip ama ÅŸimdi konuk asansörleri çalışmayan, 1977 MAN üretimi servis asansörleri ise kafasına göre takılıp canı isterse gelip canı isterse taşıyan, odalardaki elektronik panelleri darmadağın, kapılar kapanır kapanmaz bir durumda. Balkonlardaki birkaç cm kalınlıktaki tozlar için ise herhangi bir bahaneye sığınmak mümkün deÄŸil, yıllarca petrol gelirleri ile bir eli yaÄŸda bir eli balda yaÅŸamaya alışmış Arap ülkelerinin genel hali bu, tembellik.

Türkiye’de bir ayda neredeyse dört katlı apartman dikiyorlar, otelde bir ay kaldım ancak bazı tavan karoları deÄŸiÅŸti, birde havuza giden yola uyduruk bir beton dökülebildi, sanırım önümüzdeki on yıl içinde de yer karoları döÅŸenir.

Otele yerleÅŸip iÅŸ sahasına doÄŸru yola çıktık. Çok güzel yüksek bir kubbenin altındaki bulunan daire biçimli salona kuracaktık sistemleri, ilk anda büyüleyici görünüyordu ancak alıştıkça mimarinin uygulanmasındaki falsoları tek tek keÅŸfetmeÄŸe baÅŸladık, bu benim tam beklediÄŸim bir durumdu, büyüleyici bir ilk etkinin ardından gelen hayal kırıklığı.

İlk gece otelde ne nasıl yenir bilmediÄŸimizden, aç kalma tehlikesi geçirdik, derken bir pizza paketi taşıyan genci gördük ama yetiÅŸemedik. Yakınlarda bir pizzacı olmalı diye otelden çıkmaya kalıştık. Kesinlikle bırakmadılar, bu arada pizzacıyı tekrar görünce onunla birlikte dışarı çıkıp pizza, içecek alıp otele döndük. Birkaç gün sonra hadi dışarı çıkartalım deseler herhalde dolaba saklanır gitmezdik, iÅŸte tecrübesizliÄŸin verdiÄŸi cesaret.

Yemekler bitince yorgunluktan sızıp kaldık.

Sabah yedide kahvaltıya inip yedi otuzda bizi almaya gelecek olan on kadar koruma ve iÅŸ ortağımızın 3 elemanından oluÅŸan bir konvoya katılmak üzere bahçede beklerken üstümüzden neredeyse 20 metre yükseklikte Apache helikopterleri gittiler, sonradan anladık ki tek gezmiyorlar. Bu arada birkaç el silah sesi duyuldu, biz ne oluyor demeye kalmadan sanırım helikopterlerden ateÅŸ açıldı çünkü gelen gürültü ve çıkan duman öyle pek de tabanca tüfeÄŸin neden olabileceÄŸi küçüklükte deÄŸildi.

Biz doÄŸal olarak heyecanlandık saklanacak yer aradık bu arada araçlar geldi ve binip yola çıktık, biz heyecanla çatışmadan bahsederken Iraklılar “this is jiklet” dediler. İlgilerini bile çekmemiÅŸti. HoÅŸ dönmeden bir gün önce aynı ÅŸeyle bir daha karşılaÅŸtım, istifimi bile bozmadan acaba kaç kiÅŸi öldü diye düÅŸündüm sonra aklıma takılan “mawtani”yi ıslıkla çalmaya devam ettim. (Mawtani 1950’li yıllarda bestelenmiÅŸ olan Irak milli marşı, gerçekten çok hoÅŸ bir müzik eseri, Vatanım anlamına geliyor, ama Iraklılar gülerek ve anlamadan dinliyor, bizim milli marÅŸa karşı olmayı demokratiklik, modernlik, laikliÄŸe karşılık veya sıkıntılara baÅŸkaldırı sanan aklı evvellerimiz gibi).

Bir hafta sonrası çalıştığımız yerin hemen çok yakınlarındaki bir çatışma sırasında birkaç metre ötemizden geçen bir veya birkaç kurÅŸunun dışında bilindik haller gibiydi her gün rastlanılan çikletler.

Gider gelirken ve otelin balkonundan izleme olanağımız olduÄŸu kadarı ile tüm belli baÅŸlı binalarda füze oyukları var, pek çok muhteÅŸem bina yanmış ve kullanılamaz halde, bazılarını onarmaya çalışıyorlar ama terörizm, ABD politikaları ve iç dengeler nedeni ile hızlı gitmediÄŸini söyleyebilirim.

Saddam’a ait muhteÅŸem bir saray vardı, dört köÅŸesinde miÄŸfer giymiÅŸ yaklaşık on metre çapında Saddam başı ile tam ortalarda neredeyse yüz metre çapında dev bir kubbe vardı, dönüÅŸte gördüÄŸüm kadarı ile ne baÅŸlar kalmış ortada ne de o muhteÅŸem kubbe, demir ızgara ve parçalanmış betonlar üzerinde ABD askerleri nöbetteydiler.

Hani “kuÅŸatma altında aÅŸk” gibisinden bir kitap vardı sanırım, bu söze çok uygun durumlar gördüm otelde kalırken.

Otel Dicle’nin hemen yanında, muhteÅŸem bir manzaraya sahip, otel duvarlarının bitiminde Dicle’yi geçen bir köprü var, bu köprü ile otel duvarları arasında bir alan var, burası evlenenlerin gelip kurt döküp gittikleri bir yer, hemen her akÅŸam bir düÄŸün vardı, özellikle PerÅŸembe geceleri (ertesi gün tatil olduÄŸundan sanırım) ise sayısı bilinemez çoÄŸunlukta düÄŸün gördüm. Otelin park yeri gelin arabaları ile doluyordu. İkinci kat haricinde tüm katlar, koalisyon görevlilerince kapatıldığından evlenen çiftler bizim katta kalıyorlardı. Oralarda adetmiÅŸ illaki de otelde olacak gerdek, tabii ancak varlıklılara göre bir seçim, yoksa ayda 70 dolara mühendislerin çalıştığı bir ülkede birkaç yüz doları sadece otele vermeye ancak varlıklıların gücü yeter.

Meydana toplanan kalabalık saksafon ve davul eÅŸliÄŸinde halay ve “lülülülülüüüü” zılgıt çekiyor, kaleÅŸlerden havaya kurÅŸun sıkıyor sonra kornalara basa basa gidiyorlardı. Beklide tüm gün duyduÄŸumuz silah sesleri iç savaşın deÄŸil düÄŸün alaylarının silah sesleriydi. Olur mu Kİ…?

Yeni yetme savaÅŸ zenginlerinin son model pahalı arabaları var, eskiden kalan milyonlarca zamanın en lüks otoları yanı sıra. Yakıt bedava denecek kadar ucuz olduÄŸundan sabahtan akÅŸama dolanıyorlar ortalıkta. Esasında akaryakıt fiyatlarında acayip yükselme var, eskiden bir depo bir dolara doluyordu ÅŸimdi 3 dolar civarına doluyor.

Bazı otomobillerde ne lamba ne cam ne kapı var hurdalıktan çıkmış gibi dolaşıyorlar ortada. Bir yanda yüzbin dolarlık otomobiller bir yanda hurdalık kaçkınları.

HaberleÅŸme özellikle cep telefonu ile roaming olsa da sorunlu, üstelik konuÅŸmanın dakikası bizim ÅŸebeke kartı ile 2,5 dolar, IRAQNA adlı Irak GSM ÅŸebekesinden ise konuÅŸulan ülkeye göre dakikası 35-50 cent, bu da bizim GSM ÅŸebekelerinin bizi nasıl öptüÄŸünün resmidir, neyse kimsenin ahı boÅŸta kalmaz onları da bir öpen bulunur ve de bulunmakta. Tabii biz akıllıyız ya, bir Irak kontürlü kartı aldırdık bizim çözüm ortağının oÄŸlunun adına ve beÅŸ yüz dolar tutacak konuÅŸmayı yüz dolara hallettik.

Bir ABD doları 1.450 Irak dinarına karşı geliyor. Daha önce bu rakam 2,250 Irak dinarına kadar yükselmiÅŸti. Åžu anda daha iyi durumda. Bizim para yerlerde sürünürken savaÅŸ, yokluk içindeki bir ülkenin parası deÄŸer kazanıyor, bir ÅŸeyler yanlış ama. Üzerinde Saddam’ ın resmi bulunan fotokopi 250 dinarlar artık piyasadan çekilmiÅŸ.

Her gün olmasa da bir kaç günde bir sabahları mesaiye baÅŸlar gibi ABD tankları otelin önünden geçiyor akÅŸamları geri dönüyorlardı. Gündüz saatlerinde de ÅŸehir içinde cirit atıyorlarmış.

Otelimize birkaç yüz metre uzaklıktaki Haife street sürekli çatışmaların olduÄŸu bir yerdi, zaten o aralardaki en yüklü mobil bomba orada patladı ve çoÄŸu ilkokul çocuÄŸu otuza yakın insan öldü, akÅŸam haberleri seyrederken o küçücük bedenlerin cansız taşındığını görünce önce bildiÄŸim en ÅŸiddetli küfürleri sıraladım neden olanlara ve sonra öyle bir lanet okudum ki yüreÄŸim birkaç bin derecede yanık, herhalde onların tümü sonsuza kadar bu lanetten kurtulamaz. Teröristin geri zekalısı böyle oluyor kendine daha çok zarar veriyor, biz de de olduÄŸu gibi.

Cumaları bilindiÄŸi gibi tatil, Cuma namazına kadar her yerden patlama ve silah sesleri geliyor, namazla beraber duruluyor veya kesiliyordu, galiba insanlar bugün tatil hadi bombalarımızı alıp gidip biraz eÄŸlenelim sonra ibadetimizi yaparız diyorlardı. Namaz sonrası da saat iki oluyor ve mesai bitiyor gidip uyuyorlardı sanırım.

Daha önce gittiÄŸimde saygı ile bile olsa Saddam adını ağızlarına alamayan Iraklılar ÅŸimdi ağızlarına geleni söylüyorlar, onlara hatırlattım bir zamanlar “Ya Saddam  …“ diye bağırarak dolaÅŸtıklarını, garip garip bakıyorlardı yüzüme, Saddam kim dercesine, çoÄŸunluÄŸun durumu pek anladıklarını sanmıyorum.

ABD’nin bu kadar emek, mermi, füze … harcadığının doÄŸal sonucudur ki Saddam’ın en muhteÅŸem sarayı ÅŸimdi ABD elçiliÄŸi, ülkenin iÅŸe yarar en deÄŸerli ve güzel ÅŸeyleri demokrasi getirmenin bedeli olarak ABD’ye geçmiÅŸ durumda, kendi iÅŸin halletmezsen senin adına edenler karşılığını alırlar, dünyanın kuralı böyle.

BahÅŸiÅŸ iÅŸi öyle güçlü bir kurum halinde ki, ABD yeterli bahÅŸiÅŸi vererek istese hiç savaÅŸa girmeden Saddam’ ı al aÅŸağı edebilirdi diye düÅŸünüyorum. Herhalde silah ÅŸirketlerinin yeni ürünlerini denemeleri gerekiyordu ki bahÅŸiÅŸ yerine bu yola baÅŸvuruldu.

Bu kadar zor durumdalar, “vatan çalışkan insanların omuzları üstünde yükselir” sözünü hiç duymamışlar gibi tembellik had safhada. Bir devlet dairesinde normal bir çalışan için mesai ÅŸöyle:

8.30 da iÅŸbaşı, 9.00 a kadar alışma turları, 9.00-9.30 arası kahvaltı veya çay molası, 9.30 tekrar alışma turları ve doÄŸal olarak yorgunluk, 10.00-10.30 arası çay molası veya hava almaya çıkış, 10.30-11.30 araziye uyma çalışmaları, 11.30 dan sonra sıkı biçimde çalışmaya baÅŸlama, 12.00 tekrar mola ve gizli öÄŸlen uykusu, 13.00 tekrar çalışmaya baÅŸlama, 13.30 saat 14.00 deki paydosa hazırlık. 14.00 mesai bitti.

Günde yarım saat bilemedin bir saat çalışma ile hangi iÅŸ biter hangi karın doyar. Son zamanlardaki vatan, millet aman abi ne lüzum var, globalleÅŸme, daha az Türklük, ümmet, AB ye uyum gibi çok modern düÅŸünce akımları ile deÄŸiÅŸmeden önce benim halkım da çalışmaya kutsal gözü ile bakardı. Bu haliyle bile Araplara bakınca muhteÅŸem çalışkan bir toplum.

İşimiz bazı aksaklıklara raÄŸmen bir ÅŸekilde bitti, yalnızca on gün hesaplamıştık otuz gün sürdü, ama neyse bitti. Son günlerde artık biz buralı olduk nasıl kurtulurum bilemem demeye baÅŸlamıştım.

Royal Jordanian havayollarının bürosunun bulunduÄŸu otelde bomba kurbanı olduÄŸundan dönüÅŸ biletini Ürdün üzerinden kesinleÅŸtirdik ama yine de her ÅŸey çok belirsizdi. Elimde sadece bir numara ve bir adam ismi vardı.

Son gün sabah erkenden yola çıktık, bize eÅŸlik eden baÅŸ komiser rütbeli iki polis ile havaalanına gittik. GiriÅŸte inanılmaz bir güvenlik söz konusu, defalarca arandık, polisler bile arandı. Yine Nepalliler görev başında idi. Hava alanına geldiÄŸimizde bile döneceÄŸime hala inanamıyordum.

Hava alanındaki görevli kadın yer ayarlamaya çalışacağız sabah veya akÅŸam bir yer buluruz dediÄŸinde açıp reiki kanalımı, bütünün hayrına bilet iÅŸim acilen hallolsun dedim (bütünle ne alakası varsa) bir dakika sonra kadın geldi müsait check-in e gidin dedi, inanamadım, demek ki bütünün benden beklediÄŸi bir ÅŸey vardı ki bu kadar kolayca halloldu iÅŸim.

Zaten her sıkıştığımda, bir ÅŸeyler ters gittiÄŸinde aynı yola baÅŸvurdum ve bir çözüm bulundu derdime, ben bile inanmakta zorluk çekiyorum ki, kimselere demedim malum gözlerle bakmasınlar bana diye.

Daha önceki yolculuklarımda da gördüÄŸüm gerçeÄŸi iyice anladım ki, bu topraklara artık peygamber bile bir ÅŸey yapamaz, deÄŸil kendini nöbetçi peygamber zanneden Bush ve Amerikası bir ÅŸeyler yapabilsin.

Uçak yine indiÄŸi gibi daireler çizerek uçaksavar ve füze menzilinden çıkıp Amman’ a doÄŸru uçuÅŸuna devam etti. Kalışta daha geniÅŸ izleme olanağı buldum. Havaalanının yakınında koalisyon güçlerine ait uçsuz bucaksız alanlar vardı ve tabii ki içleri Hummer, tank ve diÄŸer silahlarla dolu idi, Amerika çekiliyorum dese bunları bırakıp gidecek, taşımaya kalksa yıllar sürer o zamana kadarda Marduk hazretleri gelir Amerika yeniden bu topraklara döner.

Havaalanı yolunda bir kavÅŸak vardı ve V.V.I.P Lounge yazıyordu yön levhasının üstünde yani çok çok önemli ÅŸahıs yani muhib (mühimlerin mühimi) yani Irak orduları baÅŸkumandanı mareÅŸalin üstü Saddam. DüÅŸmez kalkmaz bir Allah misali ÅŸimdi iÅŸkenceci ABD askerlerinin oyuncağı durumunda, belki de dublörlerinden birisi hapiste, kendisi cennet adalardan birisinde keyif çatıyor. ABD diÅŸ, DNA gibi testlerle kimliÄŸini kanıtladı ama kendi halkına her saniye yalan söyleyenlerin dünyaya yalan söylemesi çok mu garip?

Havadan bu yolun gittiÄŸi yer görünüyordu yapay bir gölün ortasında bir ada üzerinde muhteÅŸem bir saray, doÄŸaldır ki çok çok önemli ÅŸahsa Irak halkının küçücük bir armaÄŸanı.

İnsanlığın binlerce yılda teknolojik açıdan kat ettiÄŸi yolla kıyaslanamayacak kadar kısa bir yolu bile kat edemediÄŸi sosyal açıdan en iyi oralarda görünüyor.

Amman Irak’ı yıllardır ambargo altında olmasının kaymağını yiyen bir ÅŸehir. Özellikle de Filistin’ de acı çekenlerin acıları üzerinden kazandıkları paraları yiyen Filistinli zengin üç kağıtçılarla dolu bir ÅŸehir.

Uçakta Royal Jordanian dergisine göz attım. Ürdündeki bir kaleden bahsediyordu. Kase taşıyıcısı Paven ve haçlılar tarafından kurulmuÅŸ, yıllarca en önemli denetleme noktalarından birisi olarak ün yapmış bu kale dergide yazdığı ÅŸekliyle geçen yüzyılda Türkler tarafından alçakca!!! saldırılarak zarar görmüÅŸ ama hala daha iyi durumdaymış, affınıza sığınarak söylüyorum bu yazıyı yazan ÅŸerefsizler o günlerde kendilerinin Osmanlı imparatorluÄŸunun bir ili olduklarını unutmuÅŸlar, hoÅŸ bizde globalleÅŸme, AB hayalleri içinde ne olduÄŸumuzu çoktan unuttuk ya.

Bir zamanlar kendince haklı nedenlerle BaÄŸdat’ı yakıp yıkan Hülagu’ya küfreden diller ÅŸimdi yeÅŸil dolarların hatırına modern çaÄŸ Hülagu’ suna methiyeler düzmekteler.

Gördüm ki, sora sora veya GPS yardımı ile BaÄŸdat bulunuyor, bombalanıyor, terör tohumları ekiliyor ve dünya cenneti bir kent kendi yaÅŸayanlarının ve dünyada kalıcı terörler yaratmanın en usta yönetmeni ABD’ nin becerileriyle yaÅŸanmaz bir yere dönüÅŸtürülüyor.

Adına ne denilirse denilsin ABD Irakta iÅŸgalci bir güç konumundadır, iÅŸbirlikçileriyle birlikte Irak’ı kana, gözyaşına, açlığa, kargaÅŸaya teslim etmenin vebalini taşımaktadır, eÄŸer insanlık deÄŸerleri birgün ABD çıkarlarına galip gelecek güce ulaşırsa tüm bunları hesabını vermeleri zordur.

İnanıyorum ki dünyadaki tüm insanların gözettikleri bir yığın tarafgirliÄŸi bir tarafa bırakıp Felluce’ de Necef’ te Kerbela’ da yaratılan ve 21. yüzyıla hiç yakışmayan bu duruma dur demeleri veya en azından acısını içinde hissetmeleri gerekir.

Iraklıların Arap ırkından olmanın dayanılmaz çaresizliÄŸi ve peygamberler getirtecek kadar karmaşıklığına mecbur olmaları topyekün yok etme saldırılarına karşı bırakılmalarına neden deÄŸildir. İnsanlık onuru buna karşı çıkmalıdır. Bir zamanlar Türklere karşı bu tür yok etme eyleminden yenik çıkan yedi düvel bugün aynı oyunu Afganistan’ da, Irak’ ta GüneydoÄŸu Anadolu’da sahneye koymuÅŸ ve oynamaktadır.

Anlaşılmaktadır ki toplumsal çıkarlar insanlık deÄŸerlerinin çok önüne geçmiÅŸtir ve kendi dinine mensup olmayanların inanlığı daha eksiktir diye düÅŸünenlerin sayısı hızla artmaktadır.

Türkiye’ye döndüÄŸümde ilk yaptığım ÅŸey Atatürk’ün ruhuna bir kez daha fatiha okuyup, onun geçekte neleri baÅŸardığını ve bugün bir yığın kadirbilmez küfürbazın hiç farkına varamayacakları kadar önemli ÅŸeyleri bize kazandırmış olduÄŸunu bir kez daha anlayarak ona ÅŸükranlarımı sunmak oldu.

Görüldü ki herkes hak ettiÄŸi ÅŸekilde yönetilir  ve sora sora BaÄŸdat Bulunur.

 
(0 oy, ortalama 0 /5)
Share

Yorum ekle


Ana Sayfa sayı 6 Sora Sora Bağdat Bulunur Mu Ki?
derKi'de Su Anda Kac Okur Var?:
  • 23 okur
  • 6 robot

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  © 2004 - 2009 derKi.com
Site Tasarım: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş