derKi - Spiritüel Aktüel Yaşam Dergisi

Boy Boy Olur Bu Spiritüeller

e-Posta Yazdır PDF

Yaklaşık 10 senedir spirituel dünyanın içindeyim ve bu yolda olan yüzlerce insan tanıdım diyebilirim. Eh artık bu yolda gördüÄŸüm çeÅŸitli tipleri sizinle "kendi yorumlarımla" paylaÅŸma vaktidir diyorum. Tabii sizler bu kategorilendirmelerin içinde yer almıyor olabilirsiniz, esasında böyle bir sınıflandırma gerekli mi, hatta bence bunlar hepsi saçma da diyebilirsiniz.  Lütfen o noktalarda bu yazının esas amacının eleÅŸtiriden öte "mizah" olduÄŸunu unutmayın ve sonra yine saçma demeye devam edin. ;) Buyrun bakalım iÅŸte size spritüel alemden seçmece tipler:


Dernekçiler, Vakıfçılar:
Bunlara kısaca “avcı” diyebiliriz. Gruplarına sürekli adam avlarlar. Aslında bu yoldaki herkes gibi iyi niyetlidirler. Dünya için birÅŸeyler yapma adına biraraya gelmiÅŸlerdir. Sık sık toplanırlar. Genellikle grubun kurucusuna sıkı sıkıya baÄŸlıdırlar. Genellikle iÅŸi gücü olmayan teyzelerden oluÅŸurlar, ama aralarına farklı kesimlerden bir sürü insan katılır ve ayrılır. İnsan sirkülasyonu çok fazladır ve bu kadar kiÅŸinin gelip gitmesini o kiÅŸilerin oraya layık olmadığı düÅŸüncesinde görürler. Her ne kadar kendilerini ileri gibi görseler de aslında geliÅŸmiÅŸ tekkeler gibidirler. Her hareket iyi ÅŸeyler adına yapıldığı için egolar görmezden gelinir veya üstü örtülür, halbuki dışarıdakinden çok burada egolar çok yüksektir. Arkaplanda çok sıkı iç çekiÅŸmeler, entrikalar vardır. Kürsüde söylediklerini genellikle hayatta uygulamazlar. Her zaman sırıtırlar, ama bir türlü de ileri gidemez ve yerlerinde sayarlar. Birlik, barış, bütünlük gibi ideallerden bahsetseler de her zaman kendilerini en iyisi olarak görmek hoÅŸlarına gider. Aslında “herkesin yolu kendine doÄŸrudur” gerçeÄŸini kürsülerden söyleseler de, “gerçek hayatta en doÄŸru bizim yolumuzdur” diye düÅŸünürler. Herkesi biraraya getirmek isterler, ama "herkes" kendi dernekleri çatısı altında birleÅŸmelidir. Aslında baÅŸlangıç için iyi görev yaparlar. Birçok kiÅŸi bu yolda ilk eÄŸitimlerini buralardan alır, ama bir süre sonra ihtiyacı kalmayınca da ayrılır; birçok kiÅŸi “dernek, vakıf” kavramlarını duymaya bile dayanamamaktadır. Ben de kendimi tanıma yoluna ilk girdiÄŸim de böyle bir dernekte almıştım ilk bilgilerimi ve gerçekten de güzel bir yerdi, ama zamanla artık ihtiyacımın kalmadığını hissedince artık hayatımın daha farklı alanlarına kaymaya baÅŸladım vs.


“Canım canım” tipleri:
Bunlar tam dayaklıktır. “Canım canım” yaparken aslında sizi aÅŸağılamaktadırlar. Sizin daha geliÅŸmemiÅŸ olduÄŸunuzu, zamanla birÅŸeyleri öÄŸreneceÄŸinizi, kendilerinin üstün ve tapılası varlıklar olduÄŸunu düÅŸünmektedirler bilinçaltarında, ama bunu egoları öyle bir gizler ki kendilerinin hoÅŸgörü dolu varlıklar olduÄŸuna inanıp mutlu olurlar. Genellikle 50 yaÅŸ sonrası teyzelerden çıkar bu tipler. Hele siz 20 yaşında falansanız daha da sık karşılaşırsınız bu durumla. Bu tavrın ruhsallıkla alakası falan yoktur. Sadece toplumun bin yıllardır öÄŸrettiÄŸi “onlar küçük, siz büyüksünüz daha iyi bilirsiniz” düÅŸüncesinin ürünüdürler. Sık sık “ÅŸimdiki gençler bir harika” deyip ÅŸaÅŸkınlıklarını belirtirken, her yeni kuÅŸağın aslında onlardan bir kademe ileride olduÄŸunu pek kabul etmezler. En büyük avantajları tecrübeleridir, ama aÅŸmaları gereken problemleri yeni neslin çoktan hallettiÄŸinin farkına bile varmazlar çoÄŸu zaman. Bu nesil farkı sadece 50 ile 20 yaÅŸ arasında yoktur; 20’li yaÅŸlarını yaÅŸayanlar ile Dünya’ya yeni gelenler arasında bile vardır. En büyük eÄŸlenceleri elele tutuÅŸup “Bütün Dünya Buna İnansa, Hayat Bayram Olsa”yı söyleyip, barış dolu sözler söylemektir. Genellikle de bu sözler kendi sözleri deÄŸil, çoÄŸunlukla Yunus Emre ve Mevlana’dan alıntılardır. Bu sözler onları mutlu eder, ama ne dediÄŸini pek anlamazlar aslında.


Sevgi Kelebekleri:
“Ama bizim hoÅŸgörüyle bakmamız lazım herÅŸeye”, “Pencereyi açtım içeri mis gibi kokular doluyordu, yaprakların çiÄŸlerini gördüm....” gibi kalıplarla baÅŸlarlar her söze. Bunlar buldukları herÅŸeyi okurlar ve genelde söylenenleri baÅŸlarıyla deÄŸil, baÅŸka taraflarıyla anlarlar. HoÅŸgörülü, sevgi dolu olmaya çalışırlar; ama çok saftırlar ve rahatlıkla kandırılabilirler. Zaten evren de bunların aklını başına getirmek için bol bol “kazık yeme” senaryoları yaratır, ama bunlar kazığı yedikçe “daha da hoÅŸgörülü olmaya çalışırlar” ve durum iyice sarpa sarar. Evren de bunlara “yeter” dedirtmek için ha babam problemler yaratır durur. En büyük dertleri “ben insanlara o kadar sevgi dolu yaklaşıyorum, ama karşılığında havayı alıyorum”dur. Aslında kendilerini hiç sevmez bu tipler, kendileriyle barışık deÄŸillerdir. Tüm sevgiyi dışardan beklerler ve bunu elde etmek için de “sevgi, hoÅŸgörü dolu” olmayı kullanırlar. Aslında gerçek anlamda sevgi ile dolu olmadıkları için de yazdıkları ve söyledikleri size çok uzak gelir ve inanmazsınız; ayrıca da sizi iter. Böyle durumlar da daha da bozulur ve içlerine kapanırlar, küser giderler. Özlerinde herkes gibi iyi niyetlidirler, ama saÄŸa sola yardım etmeye çalışırken esas yardıma ihtiyacı olan bunlardır. Ha bir de bunlar tartışmalardan acayip çekinirler, daha doÄŸrusu “bu yol”da tartışılmaması gerekmektedir. Duygularını da rahat ifade edemedikleri için hep lafı dolandır allah dolandırırlar. Bir de mail gruplarında hep “sanki yoklarmış” gibi davranıldığına inanırlar, maillerine cevap gelemeyince bozulurlar; hatta bir daha yazmazlar bile. Aslında en kurtarılabilir tiplerdir. Tek ihtiyaçları adam gibi sevgi’dir.


Çok bilmiÅŸler:
Canım Canım tipleri dayaklıksa, bunlar falakalıktır. Bunlar her konuda kendi bildiklerinin en iyi olduÄŸunu ispat etmek için çırpınıp dururlar. Genellikle mail-gruplarına 30K’lık uzun ve okuması çok zor mailler atarlar. Bir cümlede anlatabilecekleri ÅŸeyleri 15 cümlede anlatmakta üstlerine yoktur ve bir de söylediklerinin anlaşılmasını beklerler. Bunların en büyük derdi karşındakini ikna etmektir, çünkü o zaman onaylanacak ve kendilerine güvenlerini tazeleyeceklerdir. Kendilerine çok güvenli görünseler de aslında bunların da kendilerine güvenleri hiç yoktur ve varlıklarını kendilerini “onaylatarak” sürdürmek isterler. Acayip mantıkçıdırlar ve kendilerine atılan cevapları didik didik edip, yine 30K’lık mektuplarla cevap verirler. Bunlarla tartışmaya hiç gelmez, çünkü tartışmazlar bile. Hele fen bilimlerinde yetiÅŸmiÅŸlerse iyice çekilmezler. Mutlaka bir kimlikleri vardır ve öncelikle bunu öne sürerler. Aslında herkesin olduÄŸu gibi bunların da tek aradıkları sevgidir, ama ulaşılmaları biraz zordur. Çünkü onlar bugüne kadar ya tartışmışlar, ya da baÅŸkalarına yardımcı olmuÅŸlardır. Kendi problemlerini görmezler, ama ne zaman baÅŸkasının problemini görseler yardım etmek adına üstüne atlarlar. Toplumsal rolleri budur ve esas yardıma ihtiyacı olanların kendileri olduÄŸunu görmezler. Ancak çok dikkatli bakan birisi bunların zırhlarının altındaki unutulmuÅŸ ruhu görebilir.


Arada Derede Gezenler:
Bunlar genelde siyah-beyaz kapaklı Tao, Zen Budizmi, Krisnamurti gibi kitapları okuyan; onlardan az buçuk birÅŸeyler kapan ama daha da ötesine gidemeyen tiplerdir. Genellikle uzun saçlı, paspal giyimli tiplerden çıkarlar. Hemen hemen her ortamda bir tane bulunur ve ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın etrafa bakarlar, söylenenleri anlamaya çalışırlar. Bunların en güzel tarafı genellikle dürüsttürler ve bilmedikleri konularda bilmediklerini söylerler. Zaten pek de umurlarında deÄŸildir aslında. En büyük problemleri kendileriyledir. Genelde bunalımlıdırlar ve sorumluluk almaktan kaçarlar. Aslında birçoÄŸu Dünya’ya uyum saÄŸlama problemi yaÅŸayan güçlü ruhlardır.


Kimlikçiler:
Bunlar, özellikle ruhsal kanallar aracılığı ile gelen bilgilerde yer alan çeÅŸitli “kimlikler”e, taze gelinin duvaÄŸa atladığı ÅŸevkle atlayan tiplerdir. Mesela böyle kiÅŸilikteki 1965 doÄŸumlu bir yavrumuz, önce 1997 civarında “ben ışık iÅŸçisiyim, dünyaya bu yüzden geldim”; 2000 yılında “ben bir indigoyum, hem de en özellerinden, ilk gelenlerdenmiÅŸim”; 2004’te “ben aslında indigoymuÅŸum ama yavaÅŸ yavaÅŸ kristale doÄŸru dönüyorum” diye karşınıza çıkabilir. Siz “ulan bi Dakka bu indigolar 87 sonrasıydı ve sınırlı sayıdaydı, hele kristaller daha yeni yeni geliyordu” falan diye itiraz edersiniz. Hemen “yooo, geçen gün benim bir arkadaşım gitti toplantılarına, özel seansta söylemiÅŸler, böyle de erkenden gelen varmış benim gibi” diye “hıh, sen ne anlarsın, hem göster bakim pasaportunu sıradan dünyalı” modunda muamele çekerler. Böylesini görünce fazla uÄŸraÅŸmayın ve kendi haline bırakın. Nasılsa eninde sonunda bu kimlik meraklısı kardeÅŸe, “kim” olduÄŸunu hücrelerine kadar hatırlatacak bir durum çıkacaktır.



 

Özel bir alanda yoÄŸunlaÅŸanlar:
Bunların en büyük avantajı seçtikleri yolun daha önce defalarca gidilmiÅŸ olması ve haritasının daha net olmasıdır. Bu gruba yogacılar, reikiciler, feng shuiciler, farklı yetenekleri olan kiÅŸiler girmektedir. Ellerinde tuttukları somut birÅŸeyler olduÄŸu için iÅŸleri bir nebze olsun daha rahattır. EÄŸer iyi de bir masterları varsa seçtikleri yetenekte hızla da ilerleyebilirler. Önlerindeki en büyük tehlike aslında “ruhsal bir araç” olan bu yeteneklere takılıp kalmaları ve tüm herÅŸeyi onun üzerinden algılamalarıdır. Kimileri bu araçları araç olarak görüp kendi diÄŸer alanlarda da geliÅŸtirirken, kimi de içinde bulamadığı bazı ÅŸeyleri bu araçta aramaya kalkıp onu kendine kimlik edinmeye ve ego geliÅŸtirmeye baÅŸlar. Bazıları da fırsattan istifade deyip konuya ilgi duyan ama pek birÅŸeyler bilmeyen safları söÄŸüÅŸleyip durur ki bunlar zamanla Show Haber gibi yerlerde rezil edilirler. EÄŸer konulara siz de ilgiliyseniz bu tiplerle olmaktan keyif alırsınız, ama onlar kadar derine girmeyecekseniz; konuÅŸmalara fransız kalıp sıkılabilirsiniz. Kendi seçiminiz...


Provakatörler:
E-mail gruplarında bolca bulunurlar. Tek varlık nedenleri ortalığı karıştırmak, sonra da sıvışıp gitmektir. Genellikle “böyle mailler neden atılıyor” tarzında bir kelamla olaya dalarlar ve bu mailleri üzerine 10 tane de mail gelince keyifle her birine yanıt yazarlar. Aslında esas sorun bunlar deÄŸil, bunların bir mailine 10 mail birden atan kefallerdir. “İyilik ve güzellik” adına olduÄŸu için herÅŸey herkes “iyi” ve “güzel” ÅŸekilde bu kardeÅŸimizi ikna etmeye çalışır ve mail kutunuza günde 15-20 mail gelir. Gruplara hareket getirdikleri için faydalıdırlar da, ama bu onların provakatör olduÄŸu gerçeÄŸini deÄŸiÅŸtirmez. Aynı ÅŸekilde toplantılarda, konferanslarda falan da bulunurlar ve ortalığı karıştırırlar. Bizler kızıp dururuz böyle tiplere, ama aslında evrenin iyi görev yapan tiplerindendir. Bunlarla nasıl uÄŸraşılacağını öÄŸrenirken bir yandan da daha sert karşı kutuptaki tiplerle iletiÅŸimi de öÄŸrenirsiniz, yani bir bakıma “aşı” gibidirler ve ortam getirdikleri hareket bakımından da “katalizatör” görevi görürler. Bunlara karşı en iyi tavır, onları ignore etmektir. Ama canınız o gün kavga dövüÅŸ edip biraz rahatlamak istiyorsa iyi rakip olurlar. Kendilerini tatmin ettikten sonra da oradan ayrılırlar.


Masterlar ve Yöneticiler:
Bunlar ya kiÅŸilerin kabul ettikleri masterlardır, ya da bir grubun yöneticisi olan tiplerdir. Masterlar daha ruhaniyken, diÄŸerleri mesela e-mail gruplarında yada özel gruplarda akışı saÄŸlamaya çalışırlar. Masterların karşılaÅŸtıkları en büyük sorun anlaşılamamalarıdır. Bu sorun onların kendi ifade etme yeteneÄŸinden deÄŸil de genellikle öÄŸrencilerinin onu bir çeÅŸit “peygamber” gibi görmelerinden kaynaklanır. Bir yol gösterici olarak deÄŸil de, bir “kurtarıcı” olarak görülürler ve sürüye çobanlık etmeleri beklenir nerdeyse. Master’ına göre bu çobanlık deÄŸiÅŸir. Kimisi fırsat bu fırsat deyip sürüyü istediÄŸi gibi güderken, kimisi de “siz sürü deÄŸilsiniz, ben de çoban”ı anlatmak için yırtınır durur. Bu yolun en büyük tehlikelerinden birisi de bu sürü psikolojisidir. ÇoÄŸu “kendini tanıma yolu”nu anlamayıp “dinden özgürleÅŸiyoruz” çığlıkları ata ata aslında yeni bir dine girerler. Günümüzde özellikle Batı’da hızla yayılan New Age akımlarındaki en büyük tehlike budur. İnsanlar “Tanrı” kavramını terkedip yerine bir “yüksekbenlik”e tapmaya baÅŸlarlar, bir kısmı da bir Master’a mürit olurlar. Maalesef de mastarlıkla birlikte çok sıkı bir de ego geldiÄŸi için de bir çok master kendini buna teslim etmiÅŸ, müritlerini kullanmaktadır.
Yöneticiler ise email gruplarında yada web sitelerinde sık sık görülürler. Daha dünyevi görevleri olduÄŸu için öyle müritleri falan olmaz, tek dertleri sistemin iÅŸlemesini saÄŸlamak, parazitleri ayıklamak, tepiÅŸmeleri önlemektir. Hayata bakışlarına göre deÄŸiÅŸik tavırları vardır. Benim gibileri bol bol “höt” çekerler falan.


Sonuçta;
Daha yazılabilecek birçok tip olduÄŸunu biliyorum, ama bu seferlik bu kadar olsun. Siz bunların içine giriyor ya da girmiyor olabilirsiniz. Aslında hepsinin, hepimizin tek bir arzusu var: Sevilmek arzusu. Nerdeyse tüm hayatımızı yöneten motiv bu: sevilmek arzusu. Çünkü hayatımızda yeterince sevgi olduÄŸuna inanmıyoruz, zaten o sevgiyi kendimize verebileceÄŸimize hiç inanmıyoruz, çünkü kendini sevmeme üzerine kurulu bir düzende Dünya’ya geldik ve bir de üstüne üstlük kendimi yalnız ve terk eilmiÅŸ hissediyoruz. Yukarda saydığım tüm tiplerde ortak olan bu noktalar. Bu yazdıklarım her ne kadar eleÅŸtiriyormuÅŸ gibi görünse de aslında ne kadar “sanal” bir dünya yarattığımızın aynası bence. Bugüne kadar alışageldiÄŸimiz Dünya’yı farklı kavramlar kullanarak “yeniden yarattık” ve bunu muhteÅŸem bir ÅŸekilde reddedip, gizledik. Ha bugüne kadar ki çabalarımız boÅŸuna mıydı? Kesinlikle hayır! Bizler cesur varlıklarız ve çok büyük bir kesimin girmek istemediÄŸi bir alana girip yolu açtık. En büyük sıkıntımız eski enerjiyle yeni enerji arasında bir yerlerde olmamızdı. Bu “sanal” alemin oluÅŸma nedeni de sadece bu arada kalmışlık. Bundan sonra yapmamız gereken yarattığımız kendi “sanal”ın farkına varıp, kendimize “sanal”lıklarımızı itiraf edip, yeni enerjiye geçmek. Bu yüzden kendinizi bu tiplerden biri olarak görüyorsanız lütfen bunu kabul edin ve evrenden “gerçek ‘kendi’nizi” talep edin. Merak etmeyin hiçbirÅŸey boÅŸa gitmedi.


Hasan Sonsuz Çeliktaş
Yazar Hakkında:

1976'da Mersin'de doÄŸdu. Toros Lisesi'nin ardından Ankara Üniversitesi İletiÅŸim Fakültesi Halkla İliÅŸkiler ve Tanıtım Bölümü'nü bitirdi. 5 yıl süren üniversite araÅŸtırma görevlisi kadrosundan ayrıldıktan sonra kendini derKi'ye ve yazmaya verdi. Halen derKi dışında, AkÅŸam gazetesinde köÅŸeyazarlığı ve Esquire dergisinde yazarlığını sürdürüyor.

Yazar e-mail: sonsuz@derki.com

Devamını Oku >>
 
(0 oy, ortalama 0 /5)
Share

Yorum ekle


Ana Sayfa sayı 6 Boy Boy Olur Bu Spiritüeller
derKi'de Su Anda Kac Okur Var?:
  • 24 okur
  • 6 robot

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  © 2004 - 2009 derKi.com
Site Tasarım: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş