derKi - Spiritüel Aktüel Yaşam Dergisi

Sözüm Zinadan İçeri

e-Posta Yazdır PDF

Ülkemiz yeni bir krizin eÅŸiÄŸine gelmek üzereydi. Neyse ki Bay SaÄŸduyu imdada yetiÅŸti ve kriz önlendi. Yani düÅŸünsenize kimin bacak arasında kim geziniyor dışında derdimiz kalmamıştı. Biz de bu dertten ulusumuzu mahrum etmeyelim deyip, çeÅŸitli magazin programları icat etmiÅŸtik. Neredeyse her gece baÅŸka bir kanalda, kimin kimi nasıl ve nerede gördüÄŸünü ve aralarında neler yaptığını izlemeye alıştırdık önce ulusu.

Ulusça pek bir sevdik bu özel yaÅŸama karışıp içinde olanları röntgenleme iÅŸini. Giderek daha çok program yapmaya baÅŸladık. Bu da kesmeyince, hızımızı alamadık ve ana haber programlarına katıştırdık bu tür yoz haberleri. Sonunda “saÄŸduyu” sahibi bir parti baÅŸa geldi ve birden “baÅŸka yapacak iÅŸiniz yok mu, elalem ne yapıyorsa size ne” demenin Türkçe’sini buldu görülmemiÅŸ ölçüde muhafazakar olan hükümet üyeleri. Bu andan itibaren tüm dünyada komik bulunması nedeniyle kaldırılmış ve sizi yola getirecek yeni bir yasayı size dayatacağız dediler ve gündeme “zina suç mu deÄŸil mi?” tartışmasını oturttular. Akılları sıra bazı insanların özel yaÅŸamları içinde “seçerek, bilerek ve isteyerek” yaptıklarını suç haline getirip bu insanları görünmez olmaya zorlayacak ve halkın ahlakını koruyacaklar. Ba ba ba ba! (Kulakların çınlasın taÅŸfırın erkeÄŸi)

 

Åžimdi “bir de bakalım enerji boyutu neymiÅŸ bu zina iÅŸinin” diyeceÄŸim ama, konunun bir de toplumsal boyutunu irdelemeden de edemeyeceÄŸim.

 

Kim ne derse desin. YaÅŸam biçimi ve kalitemizde ciddi bir deÄŸiÅŸim var. Benim genç kızlığa ilk adım attığım zamanlarda bir orijinal jean pantolon bulabilmek için Tophane’de bugün nargilecilerin olduÄŸu yerde bulunan (adları Amerikan Pazarı’ydı) o dükkanlara koÅŸar, aralardan derelerden seçer alırdık bulabildiÄŸimiz pantolonu. Orada da bulamazsak, yolumuz Kapalı Çarşı’ya uzanırdı. Bazen bir bütün günü tek bir jean (o zamanlar kot derlerdi, eski bir markanın zihinlere yerleÅŸmiÅŸ adı anısına) pantolonu bulmak için harcar yine de eve elimiz boÅŸ dönerdik. Bazen de bulurduk aradığımızı ve “evreka” çığlıkları içinde dönerdik evlerimize.

 

Haydi o kadar aradık ve nihayet bir tane hem bedenimize hem de kesemize uygun olanından bulduk, sanmayın ki her beÄŸendiÄŸimiz model ve markada pantolon seçeneÄŸimiz vardı. En çok Wrangler vardı, arada Lee ve Levi’s de bulunurdu. DiÄŸer markaların ismini bile bilmezdik çoÄŸumuz. Hepsinin de en klasik modelleri satılırdı orada burada. Sonunda Kızılay bedava dağıtmış da bizler de sevaplanmışız gibi bir örnek pantolonların üzerine giydiÄŸimiz deÄŸiÅŸik model kazak gömlek vs. ile fark yaratmaya çabalardık.

 

Åžimdi bakıyorum da benim yeÄŸenim kolaylıkla gelip “teyze bana doÄŸum günümde ne alacağını buldum! Geçen gün Diesel’de bir yeni model pant gördüm, oha falan oldum, o kadar da güzel yaniiiii. Fiyatı da çok ucuz, hepsi hepsi 270 milyon” deyiveriyor (Normalde yeni bir model 350 den aÅŸağı olmazmış! Öyle diyor benim yeÄŸenler). Hangi bir ÅŸeye ÅŸaşıracaksın? Her markanın, her yeni modelinin önce ülkemize gelmesine mi? 270 milyon TL. deÄŸerindeki pantolonu ucuz bulan yeÄŸenimin bakışına mı?

 

Eskiden iÅŸportacılar gezerdi trenlerde vapurlarda (gerçi hala var ama eskisi kadar çok deÄŸiller artık). Onlar bir ÅŸeyi tanıtır ve yanında bir sürü baÅŸka ÅŸeyi de hediye verirlerdi. Her yeni bir ÅŸeyi tanıtmadan önce de:

“- Daha bitmedi, biiiiiirrrrr deeeeee, traÅŸ bıçağıııııı!” diye devam eden bir sürü ÅŸey satarlardı.

Ben de ÅŸimdi öyle diyeceÄŸim:

“- Duuuuurrrrruuuuuunnnnn daha bitmediiiiiii!” Benim ilk gençlik yıllarımda ancak gençler için uygun görülen jean giysilerin ÅŸimdi her yer ve yaÅŸta insan için, her türlü kıyafette kullanıldığını görüyorum. İnanın jean gelinlik ve damatlık bile gördüm.

 

Barlar, şık restoranlar, kulüpler hep markalı “jean”lerin farklı versiyonlarını giyip, üzerine de derin dekolteli genellikle siyah bluzlar giymiÅŸ (siyah hem zayıf gösteriyormuÅŸ hem de seksi duruyormuÅŸ, öyle diyorlar), çoÄŸunlukla kısa saçlı ve asi görünüÅŸlü kadınlarla dolu. Bunlar pek fazla makyaj yapmıyorlar. DoÄŸal olmayı seviyorlar genelde. Ellerinde bira, votka ya da rakı kadehleri, kalkıp pistlerde dans ediyorlar fütursuzca.

 

Bizim zamanımızda öyle kadın elinde bir kadeh içkiyle sahnede tek başına dans mı edebilirdi? Daha bulunduÄŸu yerin kapısını bulmadan “ırzına geçilmesini isteyen kadın” muamelesi görür, ellenmedik, pandiklenmedik yeri kalmazdı. Hani cesaretini bir kereliÄŸine bile toplamış ve farklı davranmıştı ya! Bedelini böyle ödedikten sonra gelsin de yeniden toplasın o cesareti... hemen ertesi günü diÄŸer koyun sürüsüne uygun adım marÅŸ marÅŸ yapmak zorunda kalırdı.

 

Åžimdi ise, her yer yalnız baÅŸlarına gezmeye giden kadın grupları ile dolu. Hem de gece ya da gündüz ayrımı yapmadan, istedikleri gibi gezip eÄŸleniyor, içki içebiliyor ve dans edebiliyorlar. Åžehirli ve son yıllarda moda olan adıyla metroseksüel erkeklerin bu rahat kadınları birer cinsel obje olarak görmekten vazgeçeli çok zaman oldu. Sahi nasıl yaptık biz (biz=kadınlar ve erkekler. Yani gerçek bizJ) bu iÅŸi?

 

Yani eski yılları ve yasaları anımsıyorum da... Hani yasalar kadını korusun diye vardılar ya o zaman! Kadın adamın kendisini aldattığını, yani “zina yaptığını” hissedince, önce hafiyelik yapar adamı takip ederdi. Sonra “dostuyla” nerede, nasıl buluÅŸtuÄŸunu öÄŸrenebilirse, karakola gider ve durumu bildirirdi. Adalet güçleri, adamın dostuyla keyfi ve aldatılan kadının -çocuklardan artan saatleri- bir ÅŸekilde bir araya gelirse, birlikte eÅŸinin sevgilisiyle buluÅŸtuÄŸu yere duhul olunurdu. Zaten aldatılmaktan periÅŸan olmuÅŸ kadın eÅŸini sevgilisiyle buluÅŸtuÄŸunda “en azından yarı çıplak” yakalatabilirse, çocukların bakımına katkıda saÄŸlaması gereken eÅŸinden boÅŸanması durumunda, bir günlük yemek paralarını karşılayacak kadar bir ÅŸeyler kazanma ÅŸansı doÄŸradı.

 

Oysa ekonomik özgürlüÄŸü ve tüm toplumun desteÄŸini arkasında tutan erkek, basılsa da sevgilisiyle, mahkemede eÅŸinin “ben eÅŸimi seviyorum, boÅŸanmak istemiyorum” tümcesini duyana dek elinden geleni ardına komaz, boÅŸanma suya düÅŸünce de eski yoluna devam ederdi L. Ya  da ve daha da kötüsü “kör istedi bir göz Allah verdi iki göz” deyip, tüm koÅŸulları kabul edip eÅŸini boÅŸar ve bir sonra ki boÅŸanacak eÅŸ için yelken açardı...

 

Kadın basılsa bir erkekle? Ay valla buna şiir olur:

 

Yatarsa kadın başka erkekle

Açılır dava! tekmili de bir celse;

Kadın dediğin erkek elinin kiri

Toplumda nerede vardır yeri?

Zavallı kadın hoştu, hatta iyiydi

Namus belasına yaşamı bitti

 

Neyse ki, zaman içinde bu yasa ortadan kalktı. Hatta daha da ileri gidildi ve insanlarımız pek bir alışkın oldukları “tecavüz edilen kadını suçlamak” davranışından vazgeçmeye baÅŸladılar. Aile içi teröre benzeyen namus davaları bile sorgulanır oldu. Ensest iliÅŸki ciddi olarak tartışılacak biçimde telaffuz edilmeye baÅŸlandı. Yani her ÅŸey açık açık yaÅŸandıkça, cinsel özgürlükler de kendini ortaya koymaya baÅŸladılar. Derken bir gün, bir yerde, bir kesim insan bundan rahatsızlık duymaya baÅŸladı.
Kimler mi? Sömürenler, soÄŸuranlar, tehdit edenler, ÅŸantaj yapanlar...

 

Ataerkil toplum baÅŸladı baÅŸlayalı, insanları soÄŸurarak yönetmek için gerekli en önemli silahlardan biri para ise diÄŸeri de cinsellikti. O kiÅŸiler bunu çok defa kullanmış olduklarından, silahlarının gücünü iyi biliyorlardı. Bunca serbestlik ellerindeki silahlardan birinin kaybolmasına sebep olacaktı. Tüm dünya aynı anda, devletin kendisine saÄŸladığı çalışma odasında asistan bir kızla yaÅŸadığı cinsel iliÅŸkiye raÄŸmen yine de kabul gören bir Devlet BaÅŸkanı’nın öyküsünü izlemiÅŸti. Artık cinsel yaÅŸamla ilgili bir hatadan dolayı baskı kurulamayacak, ÅŸantajla istenen ayrıcalık elde edilemeyecekti (“korkutursan yönetirsin yaklaşımı” deniyor bence buna).

 

Neyse bu dünyanın genel yaklaşımı, biz yine kendi özelimize, TC’ye dönelim. Bizim ülkemiz hakkında İsrail’de olduÄŸum yıllarda bir Sosyoloji Ödevi hazırlamış ve sonunda “gördüÄŸünüz gibi sizin adına Sosyoloji dediÄŸiniz bilim, Türkiye söz konusu olduÄŸunda sınıfta kalıyor” anlamında bir tümce ile ödevi sonuçlandırmıştım. ÖÄŸretmen dediklerime çok kızmış ve onaylamamıştı. İki yıl sonra karşılaÅŸtığımızda “senin dediklerini onaylamadımsa da merak ettim ve araÅŸtırdım, doçentlik tezimi bu konuda yazıyorum, meÄŸer haklıymışsın” dediÄŸi bir durum yaÅŸamıştım.

 

Bizim ülkemizde baÅŸ edilemeyen durumlarda derhal “yasaklar” konur. Sonra da bir baÅŸka grup bu yasaklara baÅŸkaldırır ve öylece sosyal grup olunur J .

 

Hemen iÅŸbaşına geçildi ve zaten uzun zaman önce baÅŸlamış olan baÅŸka bir kavga körüklendi. Ülkemizde çok yıllar önce, bunun politik bir yaklaşım olduÄŸu inancıyla, başını baÄŸlayan genç kızlara karşı bir baskı kampanyası baÅŸlamıştı. Demokratik, laik, sosyalist, sosyal demokrat ve daha bilmem neist aydın kesime baÄŸlı insanlar hemen görev başına geçtiler. Aynen bilmem neresini açan insanlara davrandıkları kadar hoÅŸgörülü davrandılar bu kapanmayı seçen genç kızlarımıza. O kadar demokratik oldular ki! neredeyse her başı örtülü kadını militan ilan ettiler.

 

Enerji bizim dünyamızda iki yönlü çalışır. Artının olduÄŸu yerde mutlaka eksi de vardır. Tabii burada "kim artı, kim eksi” konusu ayrı bir tartışma platformu oluÅŸturur. Biz yine de kendimizle ilgili kısma bakalımJ.

 

Kampanya bir yandan kösteklenirken (demokrat geçinenler), öte yandan genç kızlara “bakın bunlar sizi eziyor, haydi gelin haklarınızı koruyun” mesajları verilmeye baÅŸlandı (kendilerini muhafazakar ilan edenler). İşin içine ezilmiÅŸlik, yasaklanılmışlık, dışlanılmışlık tablosu katılınca, giderek, sadece inandığı için yapanlar dışında kalan pek çok genç kız ve yeni evli/niÅŸanlı genç bayan, birbirini desteklemek amacıyla ya da özenti nedeniyle başını baÄŸlar oldu. Hay Allah yasak koyanların tepesinden baksın J. (BaÅŸlarını sadece öyle olmasını seçtikleri için örten bayanlardan özür diliyorum).

 

Ne olduysa ondan sonra oldu. Ülkemizi yönetenlerin eÅŸleri ve kızları da dahil, bir kesim kadın, yerlere kadar uzanan ve bedenlerini sararken pek de hatlarını ortaya çıkarmayan, son derece şık giysilerle salınmaya baÅŸladılar. Bazıları o kadar şık ve alımlı ki, insanın onlar gibi kapanası geliyor J. Özellikle büyük kentlerin varoÅŸ kesimlerindeki genç kadın nüfusa baktığımızda, çoÄŸunun baÅŸları baÄŸlı genelde. Kimisi anne baba, kimisi eÅŸ baskısından, kimisi de kendi özenmesinden. Ancak kadın kadındır, ne yapsanız beÄŸenilme arzusunu yok edemezsiniz.

 

Bir keresinde bir yere davet edildim. Sadece bayanların katılabildiÄŸi bir tür öÄŸleden sonrası daveti iÅŸte... Bu bayanlar meclisine başı örtülü bir hanımkız gelmiÅŸti. Başında bir türban ve başının arkası bir kabarık bir kabarık, sanırsınız doÄŸumundan bu güne kesmediÄŸi lepiska saçlarını, dolayıp bükmüÅŸ, örtünün altına saklayıvermiÅŸ. BaÅŸörtüsü son derece canlı renklerde çiçeklerle bezeli. En göze çarpan renk hoÅŸ bir lila, baÅŸörtünün altından da yine aynı renkte bir sıkma baÅŸ örtüsü görünüyor. Nasıl hoÅŸ görünüyordu anlatamam. Ortalıkta erkek olmayınca, bizim de ısrarlarımıza dayanamadı ve açıverdi başını. Bir de ne görelim, o saç zannettiklerimiz meÄŸer pamuk ve kumaÅŸlardan yapılmış bir ek parçaymış. BaÅŸ örtüsünün arka tarafını kabarık tutuyormuÅŸ. Böylece çevreye “ben de ne lepiska saçlar var” havası veriyormuÅŸ. Yani basitçe, seksapel (Fransızca sex=cinsellik, apelle=çağırma, davet etme, kısaca seksi anımsatma hali diyebiliriz) dedikleri ÅŸeyin örtülücesiymiÅŸ olan... Hep merak ederdim, nasıl oluyor da bu türbanın ön tarafı yüksek ve düzgün durabiliyor diye. O gün onu da gördüm. Sıkma baÅŸ örtüsü ile, asıl türban arasına fotokopi için kullandığımız ÅŸeffaf asetattan bir  parça sıkıştırıyorlarmış. Böylece oluÅŸan sertlik o görüntüyü saÄŸlıyormuÅŸ (sonradan öÄŸrendim, iÅŸin bu kısmı seksapel açısından asıl eylemi oluÅŸturuyormuÅŸ. Nasıl öyle olduÄŸunu anlamadım ama neyse...)

 

“-Niye başını örtüyorsun? Hem de bu kadar teferruata ne gerek var? Madem örtünmek istiyorsun, tak başına bir örtü, çık sokaÄŸa” dedik; “Böylesi çok daha  seksi oluyor, erkekler deli oluyorlar” dedi.

 

O zaman iyice anladım. Bu sözümona örtülü genç kızların büyük bir bölümü, jean pantolon ve derin dekolteden çok daha fazla merak uyandırdığı, kendilerince seksi  göründüÄŸü için bu baÅŸörtülerinin ve uzun kollu, uzun etekli libasa takılıyorlar bence. Yani siyah dekolte üstlük, dar mini etek, marka jean veya benzeri libas giyen kadınlarla, tepesi yüksek saça takılan türban takan, uzun dar etek veya pantolon tünik giyen kadınlar arasında da ortak bir nokta var. Hepsi önce seksi bulunmak, sonra beÄŸenilmek istiyorlarmış...

 

Açık giyinenlere daha ne söyleyeyim. Ancak muhafazakar oldukları için dışlananların bazılarında öyle giysileri var ki ÅŸaşıp kalıyorum. Yemin ediyorum, açık saçık giyinen kadınlar onlar kadar ilgi odağı deÄŸiller artık. Renkli ve alımlı ipek baÅŸörtüsü, altında mutlaka türbanı ile uyumlu renklerde ince ve bütün bedenini saran ve kalçalarını örtermiÅŸ gibi yaparken, aslında tüm hatlarını daha da belirginleÅŸtiren bir tünik, havalı bir jean ya da tünikle aynı kumaÅŸtan tiril tiril bir pantolon veya dar, ayak bileklerine kadar uzanıp, bilekten sonrasını açıkta bırakan, bedeni sıkıca saran bir etek... genellikle ince bantlı sandalet tipi ayakkabılar giyiyorlar. Rahat edenleri bu sandaletlerin oldukça yüksek topuklularını seçiyorlar. Elleri ve ayakları daima bakımlı. Pek oje sürmüyorlar. Abdest aldıklarında sorun oluyormuÅŸ. Ama ille de kaÅŸları alınmış, incecik ve yay gibi. Hep tatlı bir makyajla geziyorlar ortalıkta. Erkek olsam saatlerce bakarım valla. :)

 

Bu arada, bu tür örtünürken dikkat çekmeyi bilen insanların da desteÄŸiyle seçilmiÅŸ ve bizleri de yönetmeye gelmiÅŸ beyefendiler, meclisten “zina yapmak suçtur, ceza vermeyi gerektirir” ÅŸeklinde bir yasa çıkartmak istiyorlar. Yani hem körüklüyorlar cinsel dürtüyü yaksın diye kadınları, hem de aba altından sopa gösterip “zina ederseniz sizi hapislerde çürütürüz,  ayağınızı denk alın, erkekleri baÅŸtan çıkarırsanız, ipliÄŸinizi pazara çıkarırız, her kes evli bir adamla iliÅŸkiniz olduÄŸunu öÄŸrenir, siz de ömür boyu utanç içinde yaÅŸarsınız” demeyi de ihmal etmiyorlar.

 

Duuuurrrruuuunnnnnn, daha bitmeeeediiiiiii...

 

“- Erkek zina etmesin diye sizi yasayla güvence altına alacağız. Siz o gün hasta olabilirsiniz, ya da eÅŸiniz sizi çok kutsal bulmuÅŸtur. Tıpkı annesine davrandığı gibi size davranıyordur. Size düÅŸen yatakta bacaklarınızı açıp göreviniz bitene dek beklemek. EÅŸinizin fantezileri varsa, siz de buna uymak isterseniz, kötü kadın pozisyonuna düÅŸersiniz. Uymazsanız eÅŸiniz için sıkıcı kadın olursunuz. Sonunda eÅŸiniz sizi baÅŸka bir kadınla aldatma yoluna giderse de yasalar sizin yanınızda. Emin olun “o aldatan eÅŸinizle bir daha asla bir arada olmamanızı” elimizden geleni ardımıza koymadan saÄŸlayacağız. Yeter ki siz eÅŸinizin eÅŸi deÄŸil de, annesi olmaya devam edebilin. Ancak boÅŸanmaz da, evli kalır ve ceza almasına sebep olursanız, o cezaevinde olduÄŸu sürece, ona temiz elbise ve cep harçlığı getirin ki, bir de sizin kocanızla uÄŸraÅŸmayalım.” Åžeklindeki üstü örtülü söylemleri de unutmayın elbette. Haklarını yemeyelim. Bu yasa koyucular erkeklere  “miÅŸ gibi yapın” demeyi unutmuyorlar. Yani “eÅŸinizi aldatın ama dikkatli olun, yakalanmayanı ki, bu zor davalara bakmak zorunda kalmasın bizim adalet mekanizması çalışanlarımız” mesajı gani gani her yerde. Acaba boÅŸanma davalarına bakan kaç –gerçekten- bağımsız kadın yargıç ve/veya savcı var? (Sahiden merak ettim ÅŸimdi.) İşte kenarından dönülen kriz de bununla ilgili. AB olmasaydı yanmış ve zinayı suç saymaya çoktan baÅŸlamıştık.
 

Åžimdi öncelikle “zina” adı verilen ÅŸeyin ne olduÄŸuna bir bakalım.

 

BildiÄŸim kadarıyla, zina yalnızca Yahudilik ve İslam dinleri açısından bakıldığında suç sayılabilecek bir eylem. Benim öÄŸrenebildiÄŸim kadarıyla, Hıristiyanlık böyle bir suçtan söz etmiyor. (Evet Katolik Mezhebi’ne baÄŸlı ruhban sınıfı evlenmiyor, aynı mezhep boÅŸanmalara da çok sıcak bakmıyor. Yine de Hz. İsa’nın doÄŸrudan böyle bir söylemi yok. O “size evlenmeyin demiyorum, ancak eÄŸer dünyevi iÅŸleriniz Baba’yla olan iliÅŸkinizi zayıflatacaksa, evlenmemeniz sizin için hayırlıdır diyorum” buyurmuÅŸtu (ya da bize öyle diyorlar). Öte yandan Eski Ahit olmadan Yeni Ahit eksiktir diyen kesim, Tevrat’taki 10 Emir’in Hıristiyanlar için de geçerli olduÄŸunu savunabilirler. Elimizdeki Yeni Ahit Kitabı’nı doÄŸru kabul edersek, bu söylemin gerçeÄŸi yansıtmadığını görürüz. Hz. İsa eski yasaların artık iptal olduÄŸunu, kendisinin bunu gerçekleÅŸtirmek için geldiÄŸini ve hayatını feda ettiÄŸini söylemiÅŸti.)

 

Yahudilik dini açısından bakılınca, erkek bir kadınla evlenebilir ve gücünün yettiÄŸi ölçüde kadınla da (cariye sahibi) birlikte olabilir. O kadınlarla cinsel iliÅŸkiye girebilir. Kimse buna her hangi bir suçlama getirmez. Ancak o kadınlarla birlikte olma amacı mutlaka çocuk yapmak olmalıdır. Belki duymuÅŸsunuzdur, bazı erkekler bu iÅŸi çocuk yapmak dışında görmekten o kadar çekinirler ki, kadının üstüne tam da cinsel organının olduÄŸu yere isabet eden bir deliÄŸi olan çarÅŸaf örterler. Yani öpüÅŸmek ya da ön seviÅŸme bile yasaktır onlara göre L. Ayrıca adet halindeki bir kadınla –eÅŸi bile olsa- bırakın iliÅŸkide bulunmayı, aynı odada yatması bile yasaklanmıştır (burada kadının saÄŸlığı açısından bakılsaydı, belki anlayışlı olurdum da... erkeÄŸi koruyan ve “bu durumda kadın hassastır” deÄŸil de “hamile kalamaz” denilen bir ÅŸeriattan söz ediliyor iÅŸte).

 

Tevrat’ta “ersuyunu boÅŸ yere akıtmayacaksın” diyen bir ayet var. Adam evli. Ancak ayranının kabardığı bu anda eÅŸinin ay hali yeni bitmiÅŸ. Yani hamile kalması olanaksız. Ne yapacak bu adam? DüÅŸünsenize, cinsel dürtüleri tavan yapmış, bacak arasında aÄŸrı yapan bir kabarıklık var. Haydi bakalım, gelsin bir cariye. Aman dikkat edin de hamile kalabileceÄŸi bir dönem olsun. Aksi halde günah iÅŸlemiÅŸ oluruz. Kadın hamile kalır ya da kalmaz, orası önemli deÄŸil, önemli olan bu olasılığın var olduÄŸu zamanda birlikte olmaları. (Kadınların hepsi gerçekten hamile kalsa, bunca çocuÄŸa nasıl bakılır, nasıl yedirilip içirilir, nasıl okutulur? Orasını Yehova bilir! ÇocuÄŸu veren Yehova, rızkını da gönderir elbet!) Gördünüz mü? Tevrat’ın emirlerini çiÄŸnememiÅŸ oldular. Yani asıl suçlu bunu yapan adam deÄŸil, bunu zorunlu kılan ayet. :) Bu arada Yahudilikte kadının evlenirken bakire olması önkoÅŸulu yoktur. Belki bazı kültürlerden gelen Yahudi erkekleri evlenecekleri kadının bakire olması konusunda ısrarcı olabilirler. Ancak bu durumun dinle bir ilgisi yoktur. Adam örneÄŸin Fas, Türkiye ya da İran asıllı bir Yahudi ise, elbette bulunduÄŸu ülkenin ahlak kurallarını da doÄŸal olarak sahiplenmiÅŸ olacak ve o ülke koÅŸullarına göre olaya bakacaktır.

 

“Eeee! Peki nerede bu zina” der gibi olduÄŸunuzu görüyorum.

 

Sıkı durun. Zina yalnızca evli kadınlara ve onlarla birlikte olan erkeklere ait bir suç, bir de o kadının zinadan doÄŸan çocuÄŸuna. Evet yanlış duymadınız. Evli bir kadın, kocası dışında baÅŸka bir erkekle birlikte olmuÅŸsa bunun adı “zina” oluyor. Bu arada kadın bir de o adamdan hamile kalmışsa... o çocuk da “piç” sayılıyor. Piç kabul edilen bir çocuk Yahudi dini gereklerine uygun biçimde sünnet edilemez, bu çocuk için 13 yaÅŸ töreni (bar mitzvaבר מצווה ) yapılamaz ve Yahudi bir insanla Havra’da yapılacak olan dini törenle evlenemez. ÖldüÄŸünde mezarlığın dış tarafına gömülür. Hatta bazı mezheplerde cenazesi bile dini törenle kaldırılmaz. Anlayacağınız, o çocuk iÅŸlemediÄŸi bir suçtan dolayı ömür boyu günahkar bedeli öder ama yine de kimseye yaranamaz. Öldükten sonra da en azından insan gözünde günahlarından arınamaz. Annesi “iÅŸa moredet” yani “düÅŸük/baÅŸkaldırmış kadın” damgası yer. Åžanslıysa bir gün bir adam ona acır veya onu severse evlenebilir, olmazsa hep toplumun dışında kalır. Peki zinanın diÄŸer sorumlusuna ne olur? Belki de ÅŸaşıracaksınız ama hiçbir ÅŸey. İstediÄŸi ilk kadına teklifte bulunur. Kabul edilirse evlenir ve sorun biter. Nasıl olsa bir kadın onunla evlenecektir.

 

İslam’da iÅŸ daha kolay sanmayın. Her iki din de aslında erkeklere istediklerini yapma konusunda özgürlük tanıyor. Bu din bir kadınla birlikte olmak isteyen erkeÄŸe (tüm bakımını üstlenebilmesi koÅŸuluyla!) yine ses çıkarmazken, kadının bir adamla zina suçu iÅŸlemeden seviÅŸebilmesi için mutlaka “nikah” gerek. Bir erkeÄŸe dört kadınla evlenme hakkı verilmiÅŸ. Kadınsa sadece bir erkekle evlenebilir. Sebep de belli. Kadın zayıf varlıktır, korunmaya muhtaçtır. Varlıklı erkekler daha çok kadını koruması altına almalıdır. Vay be!

 

Åžimdi bakalım. Ben (ya  da aramızda yaÅŸayan her hangi bir kadın) öyle İslam kuralları içinde yaÅŸamaya meraklı bir adamla tanışsam, adam beni beÄŸense, “gel birlikte olalım” demeye karar verse, benim de gönlüm varsa, iÅŸimiz kolay. Hemen gider bir imam bulur, evleniveririz. Sabaha da adamın insafına baÄŸlı olarak, yaÅŸamıma evli bir kadın olarak da devam edebilirim, boÅŸanmış biri olarak da. Diyelim adama aşık oldum, evli kalmak istiyorum. Valla bunun kararı bana kalmamış ki... adamın canı isterse “BOÅž OL” der ve boÅŸanır gider. Ha! Aynı ÅŸeyi ancak üç kere yapabilir. Sonrasında yine ayranı kabarır da bir geceyi daha benimle geçirmek isterse, gidip bir hülleci bulmak zorunda. O yeni adamla (hülleci) ben o gece evleneceÄŸim. Yani istersem onunla o gece birlikte olabilir, seviÅŸebilir, sabaha dek aynı yatakta ne ve ne kadar ve hangi biçimde istersem yapabilirim. Ay bu adam bana daha hoÅŸ geldi. İşe bak ya! Ben de adama bir hoÅŸ geldim.. Ne olacak ÅŸimdi? Yapacak bir ÅŸey yok gideceÄŸiz eski kocaya “biz boÅŸanmaktan vazgeçtik, sen başının çaresine bak diyeceÄŸiz”. Adam kızar mı, kabul mu eder, orasını Allah bilir. Ama önemli olan ÅŸu: biz zina etmemiÅŸ olacağız.

 

Bu arada baÅŸka senaryolar da var tabii olasılık dahilinde. Ben adamla o gece birlikte olmuÅŸum, meÄŸer adam beceriksizin tekiymiÅŸ. Hatta belki yarı iktidarsızmış. Hikaye bu ya! Beni de pek sevmiÅŸ boÅŸamak istemezmiÅŸ. Adama yalvarsam da yakarsam da nafile “sen benim karımsın boÅŸamam” diye tuttururmuÅŸ. Adam hem iktidarsız, hem de beni boÅŸamıyor. Bende de bol miktarda cinsel enerji var. N’olcak ÅŸimdi? Al başına belayı. “Zina yapmaktan korunalım” derken, belki de ömür boyu zina yapmaya mahkum ettim kendimi.

 

Hay Allah! Bu zina yasasını kadınları korumak için çıkarıyor olduklarını sanan kadınlar ÅŸimdi beni bombalarlar mı acaba?

 

Gelin bakalım cinsellik gerçekte neymiÅŸ?

 

İnsan enerji bedenine baktığımızda, erkek bedeni ile kadın bedeninin birbirlerini tamamladıklarını görüyoruz. Tıpkı negatif yüklü elektrik gelmeden kaç volt olursa olsun, pozitif elektriÄŸi kullanamadığımız gibi, tek taraflı enerjiyle ancak bir yere kadar saÄŸlığımızı sürdürebiliriz.

 

Her insan içinde hem diÅŸil hem de eril enerjileri taşır potansiyel olarak. Ancak o potansiyeli harekete geçirecek bir tetikleyici, bulundukları yerden açığa taşıyacak bir mıknatıs gereklidir aslında.

 

İnsan bedeninde toplam 7 ana çakra var olduÄŸunu biliyoruz. Bu çakralar spiral biçimde hareket eden enerji alanlarıdır gerçekte. Her bir çakra bir öncekinin ters yönünde hareket eder. Erkek ve kadının karşılıklı gelen çakraları da zıt yönlerde hareket ederler. Kadınlarda birinci (kök) çakra saÄŸdan sola doÄŸru dönerken, erkeklerde aynı çakra soldan saÄŸa doÄŸru devinir. İkinci (cinsel) çakra, kadınlarda soldan saÄŸa hareket ederken, erkeklerin ikinci çakraları saÄŸdan sola bir spiral oluÅŸturur. Bu böyle yedinci çakraya dek sürer gider. Cinsel birleÅŸmede açığa çıkan enerji patladığında kadın bedeninden erkek bedenine diÅŸil, erkek bedeninden kadın bedenine de eril enerji akışı olur. Ters yönlerde dönen bu çakralar adeta vida ve dübel gibi tamamen içiçe geçer ve birleÅŸirler.

 

İşte cinsellik böyle bir ÅŸeydir. Kadındaki erkek enerjiyi harekete geçiren bir mıknatıs gibidir erkeÄŸin enerjisi. Çakralar yoluyla kadın bedenine aktarılır. Dipte, derinde saklı kullanılmayan erkek enerjiyi yüzeye getirir ve kullanılmasına yardımcı olur. Aynı ÅŸeyi kadının enerjisi erkeÄŸe yapar. Çakralar yoluyla içeri sızan kadının diÅŸil enerjisi. erkekteki edilgen, anlayışlı,destekleyen ve sabırlı kısmın açığa çıkmasına ve kullanılmasına yardımcı olur.

 

Kadim Tibet bilgilerine göre, kadının boÅŸalması her hangi bir ÅŸekilde yaÅŸamsal enerjisini tüketmez. Kadında yaÅŸamsal enerjiyi tüketen ve yaÅŸlandıkça yerine konulmasını olanaksızlaÅŸtıran ÅŸey yumurtlama döneminde harcanan enerjidir.[1] Buna karşılık, erkek her cinsel birleÅŸme sonunda dışarı yolladığı spermler sonucunda kendi yaÅŸamsal enerjisinin önemli bir bölümünü tüketmiÅŸ olur.

 

Åžimdi bir de bu açıdan bakalım zina olayına. Erkeklere “er suyunu boÅŸa akıtmayacaksın” diyen Tevrat Åžeriatı aslında belki de binlerce yıldır yanlış anlaşılan bir noktaya parmak basıyordu. “Er suyunu boÅŸa akıtmak yaÅŸam enerjisini boÅŸa akıtmak demektir. Niyetin çocuk sahibi olmak deÄŸilse, cinsel enerjini boÅŸaltırken, spermlerini dışarı savurma! O enerjiyi al ve içinde dolaÅŸtır ki, kadına aktarımda bulunurken, kendini de öldürme!” demiÅŸ olabilir belki de o ayeti yazdıran güç. Bu arada kadının da her yumurtasının döllenmesi olanaksız olduÄŸuna göre, kadına da bir mesaj vardır belki bu söylemde. ÖrneÄŸin, “cinsel enerjini istediÄŸin gibi dışarı bırakabilirsin, bu seni öldürmez. Yine de yumurtlama döneminde harcayacağın ve geri dönüÅŸü olmayan enerjiyi yerine koyabilmek istiyorsan, cinsel birleÅŸmeden sonra dışarı boÅŸalma. Bırak o enerji bir yandan partnerindeki diÅŸi enerjiyi harekete geçirirken, diÄŸer yandan yumurtlama döneminde harcadığın enerjiye bir nebze olsun takviye saÄŸlasın.” denmek istenmiÅŸ olabilir.

 

Burada tüm dünyaya “Aile Dizinleri” adı verilen (bkz. www.ailesergisi.org) sistemin tanıtılıp kullanılmasına katkıda bulunan Bert Hellinger’e saygılarımı sunmak istiyorum. Sayın uzman, eÅŸlerin birbirlerini aldatmalarının son derece akıllıca olduÄŸunu söylüyor.[2]Bert Hellinger’e göre, “aldatan kiÅŸi genel olarak eÅŸinden memnun, yine de evlilikte bazı eksik yanlar var ve eÅŸ evliliÄŸi bitirmektense dışarıdan borç aldığı enerjiyle var olan aile sisteminin sürmesini saÄŸlamaya özen gösteriyor” diyor. Ayrıca aldatılan eÅŸin zihinsel olarak olmasa da ruhsal olarak olanın ayrımında olduÄŸunu savunuyor. Kısaca bakarsak, “kadın erkeÄŸi, ya da erkek kadını aldatırsa, her iki taraf da ruhsal olarak olanın ayrımında kalır. Bu farkındalığı zihinsel düzeye kolay kolay taşımaz. Böylece tam farkındalık yaÅŸamayıp, toplumsal öÄŸretinin ötesine geçerek kendi birlikteliÄŸini mutlu ve keyifli sürdürür”  varsayımını öne sürüyor. Bana kalırsa dedikleri genellikle haklı.

 

Gelelim bizim konumuza... Bu yasaya destek veren kiÅŸiler:
 

“- Biz dışarıdaki her yanı açık kadınlara ve metroseksüel erkeklere bakınca cinsel yönden tahrik olamamaya baÅŸladık. Siz örtünün, kapanın, hey erkekler! sizler de sakal bıyık bırakın. Böylece bizler de yeniden cinsel dürtülere sahip olalım. Sonuçta  yeni enerji alışveriÅŸleri yolları yaratalım. Sonra da bu yolları kullanamamanın ezikliÄŸiyle kendi deÄŸersizlik ve yetersizlik duygularımızla tekrar tekrar tanışalım...”demek istemiÅŸ olabilirler mi? Diye düÅŸünmüyor deÄŸilim hani. :)

 

Neyse ki zina diye bir ÅŸey olmayacağını bilen saÄŸduyu oradaydı da bu saçma yasadan kurtulduk. :)


 

[1] Kadınlar için Taocu SeviÅŸme Sanatı (Dharma Yayınları) Mantak ve Maneewan Chia)

[2] Ülkemizde öÄŸretisiyle ilgili olarak, biri onunla yapılan bir röportaj olan “Kabul Etmenin ÖzgürlüÄŸü” diÄŸeri kendi yazdığı “Aile Dizinleri” adlı iki kitap bulunmaktadır.


Zeynep Sevil Güven
Yazar Hakkında:

1961 yılında İstanbul’da doÄŸdu. 1993 yılında yeniden İsrail’e gitti. 1994 yılında merkezi Tel-Aviv’de bulunan “The İsraeli College for the Alternatif&The Complementary Medicines” Okulunun Shiatsu Bölümü’ne kayıt oldu. Kasım 1998 de yeniden Türkiye’ye döndü ve gerek terapist gerekse eÄŸitmen olarak çeÅŸitli etkinliklere katıldı.

Yazar e-mail: zeynepsevil@derki.com
 

Devamını Oku >>
 
(0 oy, ortalama 0 /5)
Share

Yorum ekle


Ana Sayfa sayı 5 Sözüm Zinadan İçeri
derKi'de Su Anda Kac Okur Var?:
  • 24 okur
  • 6 robot

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.  © 2004 - 2009 derKi.com
Site Tasarım: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş