|
Çok
negatif olduğum bir dönem yaşıyorum
Hayatımın mutsuz ve depresif
dönemlerinden birine girdim, bu nedenle huysuzum, keyifsizim ve antisosyalim.
Neden bunları sizinle paylaşıyorum, çünkü aşağıda yazacağım bütün yazılarda,
demeyeyim de çoğunda bunun izini göreceksiniz. Çoğu sızlanma ve şikayet
şeklinde. Tam kök çakra enerjisi eksikliği durumundayım, bir kenara uzanayım
da hayat üzerimden akıp geçsin, kalktığımda her şey bitmiş olsun, neden
buradayım modunun derinliklerindeyim. Bu döneme birkaç yıl önce bir kez daha
girmiş ve bunalımın tavan yaptığı bir gece şu aşağıdaki şiiri, şiir
denemeyebilir de, kendime ağıtı çiziktirivermiştim:
Duvar
Çıktı yine
Kocaman, karşıma
Bu defa pes ettim.
Sanırım bu defa artık ben
de bittim
Denemek bile istemiyorum
çünkü ben zaten hepsini denemiştim.
Altını kazıp geçtim,
yanından geçtim, üstünden atladım, içinden geçtim.
Her seferinde bir süre
sevindim
Ama ne oldu sonunda?
Biraz bile gidememişken
başka bir duvar dikildi yolumda
Belki benim yolum buydu
Belki de anlamam gereken
buydu
Geçmem gerekseydi geçemez
miydim bunca zamanda?
Belki çok daha önce pes
etmem gerekiyordu
Belki ben anlamak istemiyor
Boşuna direniyor
direniyordum
Ki yoruldum
Tamam, bırakıyorum.
Teslim
Pes
Yenildim
Tamam artık
Ben kendi duvarımın
Önünde duruyorum
Çömelip oturuyorum
Ve teslim oluyorum
Duvarlara
İleri gitmeyen yoluma
Ben
Kendi duvarımın
Belki onuncu
Belki bininci duvarımın
Önünde çömelip oturuyorum
Benim yolum bitiyor burada
Yalnızım
Zaten hep yalnızdım
Artık iyice anladım
Ben pes
Oyunu, yarışı
Ya da
Her ne olmasını
planladılarsa onu bırakıyorum
Başından beri diğerleriyle
aynı haklara sahip olmadım
Ama yine de çalıştım,
çabaladım
Yardım almadım
Elim hep kötü geliyor
Aynı yoldan aynı hedefe
yürüyemem
Diğerleriyle
Komik oluyor
Bu kadar dayanmayı
planlamamıştım
Sürpriz oldu
Herkese
Kimseden yardım istemedim
Kimse de etmedi
Kimseye görünmedim
Kimse de görmedi
Ben şeffafım
Kimse beni duymaz, görmez,
düşünmez
Ben yalnızdım
Ve çok yalnızım
Artık kabul ettim
Sonucu
Ben kaybettim
Pes
Yenildim
Bırakıyorum
Bitti
Ben bitti
Yol bitti
Umut bitti
Güç bitti
Yoruldum
Kırıldım
İncindim
Usandım
İstemiyorum artık hiçbir
şey
Artık çok geç
Kimseyi istemiyorum
İstemiyorum
Devam etmeyi
Merak etmiyorum bir sonraki
duvarı
Bırakıyorum
Çabalamayı
Ve
Yarışmayı
Bu hayat bana çok zor
geldi.
Yanılmıyorsam bu dönemin
sonrasında reiki hayatıma hızlı bir giriş yapmıştı ya da reiki vardı da yol
hızlı gitmeye başlamıştı, böylece atlatmıştım. Neyse
Dediğim gibi bunları
açıklama nedenim sadece bu ayki yazılarımın huysuzluğunu açıklamak. Yoksa
kesinlikle sosyalleşme dürtüsü ya da yardımlaşma çağrısı değil. Beni benimle
bırakmaya bir süre daha devam ediniz please
Toplu taşıma araçları ve
ben
Bu
aralar toplu taşıma araçlarıyla gezmekteyiz, kızımın jimnastik sevdası sürdüğü
için mecburen her gün yollarda geçiyor. Bu durumda da daha önce bilmediğim
durumlar bana ilginç gelmeye başladı. Hemen açıklayayım efendim, şöyle ki
Otobüslerdeki türbanlı
hanımlar telefonda konuşurken çok bağırıyorlar. Nedenmiş? Çünküüü telefon
türbanın dışında, kulak içeride. Bu durumda hepsine birer telefon kulaklığı
edinmeleri çağrısında bulunuyorum.
İkinci konumuz,
otobüslerdeki ters koltuklar. Nedendir? Bilen var mı acaba? Neden belediye
otobüsüne ters yani karşılıklı birbirine bakan koltuk konulur ki? Sanki iki
durak gidene kadar eşli pişti çevrilecek
Otobüste insanlar zaten yer vermemek
için uyku numarasına yatıyor, zaten başkalarıyla göz temasından kaçınıyorsun,
adamlar koymuş seni karşılıklı, seyredin bakalım birbirinizi horlarken,
ağzınızdan salya akıtarak uyurken ya da ne bileyim, karşında bön bön bakıp
bıyık buran, orasını burasını kaşıyan birini
Ters oturulan yerlerin beni asıl
rahatsız eden kısmına gelirsek, mide bulantısı. Ters oturunca benim bile midem
bulanırken Yelissa yemyeşil oluyor
Bu anlamsızlığı protesto ediyorum. Tez
zamanda koltuklar öne çevrile
Bu arada genç arkadaşların
otobüs, dolmuş gibi taşıtlarda MP3 player, walkman ve discman gibi araçların
sesini fazla açmamalarını diliyorum. Cıstak cıstak hiç çekilmiyor walla. Hatta
geçenlerde dolmuşta yanımızda oturan kız nasıl bir şey dinliyorduysa
Yelissayla şantiyeden geliyor herhalde, özlemesin diye inşaat seslerini
kaydetmiş dinliyor, birazdan da yaylı matkap dörtlüsü girecek şeklinde dalga
geçtik.
Sonraki konum, otobüste tek
oturmak, adamlar kapıdan içeri girer girmez ikili bir koltuğa tek kişi olarak
yapışıyor, böylece bütün ikili koylukların birer tarafı doluyor. Daha sonra
sen iki kişi olarak binince ayrı oturmak zorunda kalıyorsun, kardeşim bindiğin
şey Diyarbakır otobüsü değil ki yanın boş kalınca gece ayakkabılarını çıkarıp
yayılarak uyuyasın, alt tarafı üç beş durak gideceksin ve yanın hemen dolacak
zaten, git birinin yanına otur da insanlar yol boyunca tanıdıkları, eşi,
çocuğuyla sohbet edebilsin. Cam kenarı da kapmıyor mübarekler, biri koridor,
biri cam
Eskiden otostop ne kadar
yaygındı, mesela benim okullu zamanlarımda, Bebeke çok sık giderdik, yokuşun
başında otostop kuyruğu diye bir şey vardı ve her geçen araba durup oradan
yolcu alıp aşağıya veya yukarıya kadar taşır, bırakırdı. Gayet de normaldi ve
tehlikesizdi.
Bir de taksi yapalım
olayı vardı. Dolmuş duraklarında uzun süre bekleyip de bir şeye binmeyi
başaramayınca birisi hemen hareketlenip diğerlerine sorardı, taksi yapalım
mı
diye. Birleşip bir taksi durdururlar, sonra tutarı bölüşürlerdi.
Park konusuna gelince,
rampa ve yaya geçitlerine park eden araçlara son derece uyuz oluyorum hatta
uyuz olmaktan da bir adım ileri geçip sinir oluyorum. Eskiden puset iterken de
çok kızardım. Şimdi de karşıdan karşıya geçerken, hele bisikletle ya da
patenle olunca acayip kızıyorum. Haydi ben sağlıklıyım, yürüyebiliyorum, başka
yerden de geçerim ama ya pusetler, körler, tekerlekli sandalyede olanlar? Hiç
mi düşünmez adiler?
Bizim yan komşu da nedense
bütün sokak boş dururken arabasını tam bizim apartman girişinin önüne çeker.
Kapının tam önüne park etmiş arabaları yüzünden sen mesela alışverişten
dönersin, ellerin kolların paket dolu, taksi apartmanın önüne yanaşamaz,
annemi tekerlekli sandalyeyle çıkaramayız, taksiyi anneme ya da anneanneme
yaklaştıramayız
İki adım ileri ya da geri bırakıp apartmanda yaşayan diğer 17
daireyi düşünmek hiç işlerine gelmiyor herhalde
En sinir olduğumu sona
sakladım
Taksi ve dolmuşta sigara içen şoförler
Banyo yapmış, kokular
sürmüş, temiz temiz giyinmiş bir yere gideceksin, taksiyi durduruyorsun,
biniyorsun, adam ne tarafa derken bir yandan da bir sigara yakıyor
Yaw
kardeşim, bu ne yakınlıktır ki beni görünce canın sigara çekiyor, daha yeni
binmişim, neden beni bekledin sigara içmek için? Gideceğim yer iki adımlık
yol, ben inince bir yere çekip içsen olmuyor mu şu zıkkımı
Yanımdaki çocuğa
da mı aldırmıyorsun? Hatta yol 20 dakika bile sürse adam ikinci sigarayı da
yakıyor. Kanunda yok mu buna yasak? Mecbur muyum çocuğumla bindiğim takside o
kokuyu çekmeye, kapalı mekan zaten, üstüme başıma da siniyor o koku, araba
zaten küllük gibi kokuyor. Yürüyen keşhane gibi bir şey, indiğinde üstün başın
sigara, okula derse gidiyorum, 4-5 yaşında öğrencilerim var, ben onların
karşısına o kokuyla nasıl çıkacağım? Kaç kere sordular, öğretmenim sigara mı
içiyorsunuz siz? diye
Ben ki sigara içtiğim dönemde bile bundan kaçındım
Yelissanın da saçı başı sigara kokuyor, acayip sinir oluyorum. Söndür desen
zaten araba yürüyen küllük gibi kokuyor, zaten yine de sinecek ayrıca egosuna
dokunduğu için adam garipleşecek, saldırganlaşacak, daha hızlı gidecek, daha
sert fren yapacak, oraya girmem, buradan çıkmamlar başlayacak
İyisi mi biz de
Yelissayla kokan taksilere binince montlarımızın önünü sıkıca kapatıp
kafamıza da kapüşonlarımızı çekiyoruz. (iyi tarafı, saçına kazağına koku
sinmiyor, bir tek montu gözden çıkarıyorsun, kötü tarafı adam üşüdüğümüzü
zannedip zaten sadece aralık duran ve pek işlevsel olamayan camı sıkıca
kapatıp bizi gaz odasında boğmaya çalışıyor. Üstelik yaz da geliyor artık.)
Ramazanda
bir dolmuşa binmiştik, Kadıköye konservatuara bale dersine gidiyorduk. Bizim
şoför oruçlu. Yolda onunla bununla kapışmaya çalışıyor, bilirsiniz, kavgacılık
oruçun yan etkilerinden biridir
Neyse dişine göre bir taksici bulmuş, habire
sağlaşıyorlar, sollaşıyorlar, küfürler sallanıyor ardından da mübarek günde
oruçlu oruçlu yorumları yapılıyor. Neyse daha fazla gidemedik, biri ötekinin
annesini anınca taksici de, biz de durduk, indiler, bağırış çağırış, horoz
gibi kafa kafaya geldikler, tam da bizim yanımızda
Yelissa irkildi tabii, kim
önce kafa atacak diye bakınırken bizim dolmuşçu dolmuşun kapısını adamın karın
boşluğuna çarpıp ardından da yumruk, tokat, kafa, olaya girişti. İtişip
kakışıp bizim cama çarpmıyorlar mı, kan revan içinde Yelissa başladı anne,
inelim, cam kırılacak, üstümüze düşecekler demeye. İnemiyoruz da, kapı
otomatik
Neyse bunlar yeterince kan akıttıktan sonra bindiler tekrar ama
konvoy gibi yan yana gidiyoruz. Taksici bir yandan ağzından burnundan akan
kanları siliyor, bir yandan da bitmedi, asıl şimdi görüşeceğiz tehditleri
savuruyor. Dolmuşun da güzergahı belli, önünde kocaman Kadıköy yazıyor, tamam
dedim adam şimdi arkadaşlarını çağırıyor, orda kan gövdeyi götürecek. Biz
yarı yolda indik neme lazım
ANNEANNEM, TUVALETİN
IŞIĞI VE ŞAPKA
Daha önce anneannemle
aramızdaki muhteşem ilişkiyi anlatmıştım. Halen sürmekte
Size onun cin
fikirlerinden birini anlatayım
Eve birisi girdiği zaman yani sokak kapısının
sesini duyunca inattan kimin geldiğini sormuyor. Birkaç kişide anahtar olduğu
için çeşitli ihtimaller var haliyle. Pusuya yatıp eve gelen kişinin tuvalete
gitmesini bekliyor ve banyonun ışığını kapatıyor. Tabii içerdeki can havliyle
hooop dolu, ben varım, kapatma şeklinde feryat edince kim olduğunu anlamış
oluyor.
Anneannem 90 yaşında ve
günde 3 paket sigara içiyor. Bu sigaraların hepsini de mutfakta içiyor. Bütün
gün mutfak masasının başında oturuyor ve sigara içip fal bakıyor. Bunun
dışında bir de uyuyor ki o da ayrı bir konu, başka zaman da onu anlatırım, o
kadar. Havaya karşı da bir antipatisi olduğu için bütün pencereler,
aspiratörler kapatılıyor. Mutfağa girip de nefes alabilmek imkansız.
Mutfaktaki havanın bileşimi H2N (hidrojen2nikotin). Taksi olayı gibi, diyelim
biz evden çıkacağız ama mutfaktan bir şey almak lazım ya da kahvaltı, yemek
vs. işte artık bir insan mutfağa neden ihtiyaç duyarsa, gitmemiz gerek,
gidince saçımıza başımıza koku siniyor, biz de taksi numarasını eve uyarladık,
şapka takıp gidiyoruz mutfağa. Geçen gün kafama iğrenç bir yün şapka
geçirmişim, saçlarımın alttan yandan çıkanlarını da içine tıkıştırmışım,
uykulu bir surat, öyle şebek gibi mutfağa gittim. Anneannem bana baktı ve ay
hiç yakışmamış sana bu şapka, bence takma sen bunu demez mi
CNBC-E, BMW
CNBC-E nasıl okunur?
Si-En-Bi-Si-İ olarak. Yani ben öyle okuyorum, ne de olsa yabancı bir kanal,
o dilde okumak lazım. HBByi istediğiniz gibi okuyun ama CNBC-E yi oluşturan
harflerin kelimeleri de İngilizce. Ama bunu snobca bulan ukalalar nasıl okuyor
biliyor musunuz? Si-En-Bi-Si-E diye. Sadece E harfini İ olarak değil de
E olarak okuyunca kendilerini marifet yapmış gibi hissediyorlar. Çok komik
E madem tavır koyuyorsun mübarek, o zaman başını da Ce-Ne-Be-Ce diye
okusana, tam olsun
Aynı şey BMW için de
geçerli. Türkçe okuyorum diye Be-Me-Ve diye okuyorlar. Türkçede W harfi ne
zamandan beri Ve olarak okunuyor? W harfi Almancada Ve diye telaffuz
edilir. O zaman ilk iki harfi Türkçe, sonuncuyu Almanca okumuş oluyorlar. Ya
Be-Em-Ve diye doğrusunu oku ya da illa Türkçe okuyacağım diyorsan
Be-Me-DabılYu diye okuyacaksın! Ukala!
Pop şarkıcısı Emre Altuğun,
oyuncu Şevket Altuğun oğlu olduğunu biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum,
duyunca çok şaşırdım.
SİNİR OLARAK
İZLEMEK/ARABAYI HAZIRLAT!
Geçen aylarda da sinir
olarak izlemek, sinir olarak köşe yazarı okumak konusuna değinmiştim.
Doyamadım, yine değineceğim!
Comedy Max bir süredir Mavi
Ayın tekrarını yayınlıyor, ne hayal kırıklığı! O eskiden bayılarak izlediğim
diziyi şimdi izleyemiyorum bile. Maddienin yani Cybille Sheppardın vatkalı
takımları nasıl da itici, Davidin yani Bruce Willisin ukalalıkları, hep aynı
tarzda esprileri ne kadar demode geliyor
Maddienin full makyajla, dudağında
pembe rujuyla uyanıp yatakta gerinmesi
Ama hele o vatkalar
Nasıl da moda
olmuş zamanında, nasıl doğal olmayan, çirkin gösteren, itici bir şeymiş
Sinir
olarak izleme konusunu doruğu bence Bizimkiler dizisiydi. Bir zamanlar
televizyonda fazla seçenek olmadığı için herkes oturup Bizimkileri izlerdi. O
dönem için gerçekten iyi, kaliteli bir diziydi. Bir gün ablamla konuşuyoruz
telefonda, artık ne kadar uzun konuşmuşsak düşünün olay bu kadar boş
konuşmalara kadar uzamış, Bizimkilere gelmiş sıra
Ben ona sinir oluyorum
diye başladı ablam, kimdiyse hatırlamıyorum, diyelim kapıcı, ben de onayladım,
karısına da sinir oluyorum dedi, ben de dedim, babası daha iğrenç dedi,
onayladım, üvey annesi acayip sinir, diye ekledim, o salak kızları da
sinir, yönetici en sinir, karısı daha da, hele o kayınvalide, peki ya
horozlu adam, ay o çok fena, ya dolandırıcı adam, iğrenç, karısı da, kızı
da, tesisatçı daha beter, oğlu da sinir, ya alkolik adam, doktor kadın,
deli kadın, sünepe kocası, yalaka müdür derken bir baktık ki sinir
olmadığımız adam yokmuş. Peki dedik, biz bu diziyi neden izliyoruz? Neden
sahi? Sinirden herhalde!
Bir İstanbul Malı da acayip
sinir bence. Dediğim gibi içinde tanıdık olması sebebiyle ve çevremdekiler
izliyor diye arada bir bakıyorum. Ne yapmacık ne suni şeyler
Ama en komiği,
artık dayanılmaz hale getiren şey, şu unutulmaz replik : arabayı hazırlatın
yahu 21. yüzyılda ne araba hazırlatması? Kürk battaniyeler mi
havalandırılacak? Motor mu ısıtılacak? Geyikler mi koşulacak? Atlar mı
koşumlanacak? Bahçeli bir ev, araba evin önünde, şoför alt katta oturuyor, kaç
dakika sürer ki bir arabanın hazırlanması, hazırlamak da neyse artık
Babam
kalp krizi geçirdi arabayı hazırlatın! kardeşim boşanıyor arabayı
hazırlatın! havaalanında gideceğim sen arabayı hazırlat! çişim geldi
araba hazırlansın!
İyice geri zekalı yerine koyuyorlar izleyiciyi
Baylanın Kup Grillesi
Kadıköydeki Baylan
Pastanesinde Kup Griye yediniz mi? Yemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Ya da
bence yemeyin, alışkanlık yapıyor, sonra bir sürü kilo alıyorsunuz.
Dondurmalı, krokanlı, karamelli bir kup zira kendisi
ZOR BABA VE DÜNÜR
Birincisi olan Zor Babaya
bayılmış be birkaç kez izlemiştim. Bence ikincisi birincisi kadar iyi değil
ama bu defa da harika bir bebek ve iyi oyuncular eklenmiş. Barbara Streisand
ve Dustin Hoffman. Oyuncular bu kadar iyi olunca film de iyi oluyor haliyle.
Sıkılmadan zaman geçirten hoş bir film. Ben Stillerı da komedi oyuncusu
olarak çok beğeniyorum.
DANSA DAVET
Beklediğimden gereksiz bir
filmdi. Jennifer Lopezde ne olduğunu bir anlayabilsem
O koca poposu,
oyunculuktan yoksun yeteneği
Zaten bu muammayı çözünce sırada Penelope Cruz
var. Yıldız Tilbeden ne farkı var, çok rica ederim söyleyin. Çirkin ama
oyunculuğunu beğeniyoruz derseniz o başka ama güzelliği dillere destan ne
demek? Güzel mi görmedik?
Aman işte film de sabun
köpüğü romantik bir film. Romantik bile değil. Ayrıca Jennifer azıcık pas
verse adam kollarına uçmuştu, şimdi bu adamı sadık olarak nasıl
değerlendirebiliriz, karısı nasıl bunu anlamaz hayret
TALİHSİZ SERÜVENLER
DİZİSİ
Kitabını da okumuş, hatta
kitaplarını demek lazım, pek ısınamamıştım. Harry Pottera rakip olarak çıkmış
tabii ortaya. Filmi kitaplardan daha iyi olmuş, ne de olsa 3 kitaptan bir film
çıkartmışlar, malzeme bollaşmış. Ama Harrynin tırnağı bile olamaz. Aslında
Potter filmleri de kitaplarından çok daha sönük ya neyse
Talihsiz
Serüvenlerde favorim o her şeyi ısıran bebek, ne şeker bir şey o öyle
RAFET EL ROMAN VE MÜZİK
KULAĞI
Geçen gün bindiğim takside
Rafet El Roman çalıyordu, bak ne diyooorum, özlemiyyorrum gibi ilginç bir
tonlamayla söylüyordu şarkısını. Bu adam ilk geldiğinde bu dili bir yere kadar
kabul edilebilirdi. Sonra buraya yerleşti, bir Türkle evlendi, çocukları
oldu, yıllarca burada yaşadı. Be adam, hiç mi Türkçe duymadın, hiç mi kulağın
senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun arasındaki uçurumları fark etmedi?
Hala adamın Türkçesi bir şeye benzemiyor, yazın yeni albümü bizim kulüpte
çalıyordu, oradan biliyorum. Sen müzisyensin, hiç mi müzik kulağın yok senin?
Müzik kulağı olan insan bütün sesleri, bütün dilleri müzik gibi algılar ve o
şekilde öğrenir. Ben mesela müzik kulağımın sayesinde yabancı dillere çok
yatkınımdır ve kolay öğrenirim. Babam da öyle, absolü kulağı var, kaç dil
bildiğini ben bile bilmiyorum. Bu durumda ya Rafet El Romanın müzik kulağı
sıfır, besteleri de kendisi yapmıyor ya da bizimle dalga geçiyor ilginç olmak
için.
SEX AND THE CITY-
MIRANDA HOBS, CYNTIA NIXON
Bu aralar Comedy Maxte iki
bölüm üst üste yayınladıkları için bu diziyi çok izliyorum. Bu da aynı
bizimkiler gibi oldu. Nemfomanyak kadın acayip itici geliyor ve yapmacık,
Charlotte zaten garip bir şey, anoreksik seks uzmanı gazeteci yazarımızın da
havasından geçilmiyor ama bence en antipatikleri avukat Miranda. Ne itici,
sevimsiz, kuru, eğlencesiz bir tip o öyle
Erkeklerden nefret ediyor,
arkadaşlarına çemkirip duruyor, her şeyden şikayetçi, asla memnun olmuyor,
hayatından memnun olanlardan da nefret ediyor
Ne arkadaş ama
UÇUŞTAN UÇUŞA
Uçuk bir kitap
Ursula K.
Le Guin yazmış, Metisten çıkmış. Kitaptan biraz alıntı yapıyorum:
Ben ne kelebek ne de
deletu gördüm. Sadece resimlerini
Klonlanmış böcek öldürücüleri onları yok
etti
Ama bilim adamları kesinlikle ders almadı-kesinlikle! Konuşabilen
köpekler, satranç oynayabilen kediler! Hepsi birer dahi olan, hiç
hastalanmayan, beş yüz yıl yaşayabilen insanlar! Bütün bunları yaptılar, evet,
evet, bütün bunları yaptılar. Her tarafta konuşan köpeklerden var.
İnanılmayacak derecede sıkıcı şeyler, durmadan, hiç durmadan cinsellikten,
boktan ve kokudan; kokudan, boktan ve cinsellikten konuşurlar ve sürekli
sorarlar, beni seviyor musun, beni seviyor musun, beni seviyor musun? Konuşan
köpeklere tahammül edemiyorum. Ya tavuk insanlar, onları gördün mü?
O sorar sormaz görmüş
olduğumu fark ettim. Trafiğin ezilmesinler diye birbirine girdiği kavşaklarda
oraya buraya koşuşarak gıdaklayan kısa boylu bücür insanlar.
Artık normal diye bir şey
yok Artık tür diye bir şey yok. Hepimiz genetik bir bulamacız. Seviştiğimiz
zaman ortaya bir bebek mi çıkacak, bir tay mı çıkacak, kuğu yavrusu mu
çıkacak, yoksa bir fidan mı çıkacak bilemiyoruz. Kızım
ve duraksadı. Kızım
Kuzey Denizinde yaşıyor. Çiğ balık yiyerek. Çok güzel. Kapkara, ipek gibi ve
çok güzel. Ama
iki yaşındayken onu deniz kıyısına götürmek zorunda kaldım.
Onu soğuk suya, o büyük dalgalara bırakmak zorunda kaldım. Yüzüp uzaklaşmasına
izin vermek zorundaydım, olduğu şey olmasına izin vermek. Ama aynı zamanda bir
insan da! Öyle, aynı zamanda bir insan
Ağlıyordu, ben de.
ERZURUM PALANDÖKEN
Erzurumda aikido
faaliyetleri başlıyor. United Aikido bünyesinde ortak bir şeyler yapmak için
İstanbullu aikidocuları Erzuruma davet etmişler sağ olsunlar. Tabii rüşvet
olarak da Palandökende kayak!
Aikido semineri için
gitmiştik, sabah ve aksam birer buçuk saat aikido yaptık ama arada kalan bütün
sürede de kayak... Palandöken süpermiş, gitmeyenlere tavsiye ederim...
11-13 Şubat tarihlerinde
Palandöken'deydik. Kar ve hava harikaydı. Pistler o kadar güzeldi ki...
İnanmayacaksınız ama bizi
oraya davet eden Erzurumlu aikidocular sayesinde kayak Eğitim Merkezinde tam
pansiyon günlük ben ve Yelissa 40 m.'a kaldık
Tanıdık olmasa da
kalınabiliyormuş, sizin için sordum ama o zaman sanırım günlük 65m gibi bir
şey ödeniyor, sadece oda kahvaltı 40 m. Kahvaltı açık büfe, her şeyden bir
çeşit var, isteyene sahanda yumurta veya omlet de yapıyorlar. Yemekler de az
ve öz, kuru fasulye, pilav mercimek çorbası ve salata gibi. Ama biz oraya
davetli olara gittiğimiz için ilk gece Erzurum Evleri denilen bir yere gittik
yemeğe. Eski Erzurum evlerinden 4-5 tanesini birleştirmişler. Kapıda
ayakkabıları çıkartıp halılara, yere, minderlere, sedirlere oturuyorsun. Bakır
bakraçlarda ayran, harika yemekler, çeşit çeşit, nargile vs. ne istersen var.
İkinci gece de oranın en ünlü Çağ kebapçısına götürdüler. Kebap iyiydi de, bu
Erzurumlular amma da acı yiyorlarmış, çağ kebabını yerken acıdan gözümden yaş
geldi, garsona acısız olabilir mi diye sordum bu acısız ki zaten dedi
En
son günde havaalanında giderken harika bir lahmacuncuya götürdüler, ben ki
lahmacun pek sevmem, doya doya yedim, üstüne de bir künefe ki hala tadı
damağımda
Neyse kayağa dönersek,
liftler ne kadar biliyor musunuz? 10 çıkış 8 m., bir çıkış da 2 milyon ve
karşılığında 17 km. lik bir pist :-)
Gondol bozuk olmasaydı ve
son günümüzde telesiyej de bozulmasaydı (bizim kuyrukta yerimizi kapanlar
bindiği için biz kaldık, binmiş olanlar 1.5 saat kadar havada bekledi) çok
daha iyi olacaktı.
Hava çok güzel, genellikle
güneşliydi, biz orada olduğumuz sürece hiç yağmadı, esmedi ama akşamları
soğumaya, kar da hafiften donmaya başlıyor, bu nedenle de liftlerin kapanış
saati 15.30. Ama tabii son olarak o saatte çıkarsanız, 17 km.lik de pistiniz
oluyor günü bitirene kadar. Tabii hava iyice soğuyor o saatlerde,
dayanabilirseniz...
Kayak odasındaki çocuklar o
kadar yardımsever ve iyi niyetliydi ki, kiralık kayaklar da süperdi,
ayarlarını çok iyi yapıyorlar, kızım ayrılmadan önce "uğurlu kayağım" diye
fotoğrafını çekmek istedi. (günlük kayak kirası 15 milyon, çocuk 10 milyon)
(kiralık kızak, saati 5 m.)
Pistlerin iyi tarafı, ayni
liftle çıktığınız yerden inmek için değişik seçenekler olması. Zaten bizim
kullandığımız liftin 3 durağı vardı, hangisinde istersek, saate göre orada
inip, istediğimiz yoldan aşağı kayıyorduk. Hatta bir beginner pisti var ki,
kilometrelerce, araba yolu, gerçekten araba yolu, orası Yelissa gibi her sefer
baştan kaymayı öğrenenler ve ilk defa orada kayan arkadaşlarımız için çok iyi
oldu.
Palandöken'in başka bir
avantajı da bütün otellerin, dağın eteğinde olması, böylece dağa çıkmak ve
yolda kaymak, kalmak vs. tehlikesi yok. Havaalanından oteller 10 dakika ve
dümdüz yol. Uçakla gitmesi de 1 saat 50 dakika...
Filmlerden:
Fight Clubın unutulmaz
replikleri:
Sen güzel ve eşi bulunmaz bir kar tanesi değilsin.
Sen özel değilsin. Sen de diğer var olan her şey gibi çürüyen organik bir
maddesin.
Biz tarihin iki arada bir
derede kalmış evlatlarıyız. Büyük bir savaşımız, büyük bir depresyonumuz yok.
En büyük savaşımız ruhsal bir savaş.
En büyük depresyonumuz hayatlarımız. Hepimiz bir milyoner, bir film yıldızı ya
da bir rock star olacağımıza inandırıldık. Olmayacağız.
Bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz. Öfkeliyiz...
'Sahip olduğun her şey en sonunda gün gelir sana sahip olur.
Ancak her şeyini kaybettikten sonra her şeyi yapmakta özgür olursun.
Umudunu kaybetmen özgürlüğündür''.
Bazı Siteler:
Günlük fal ihtiyacınız için
şunlara bir bakın:
http://www.asahi-net.or.jp/~EB3Y-
KKTK/omikuji/omikuji.htmlhttp://www.lifepositive.com/tarot/index.html
Bir de fotoğraf sitesi
önereyim:
www.fotokritik.com
Sponsorsuz, reklamsız var
olmayı sürdürüyor.
Sitenin amacı fotoğrafa
gönül vermiş insanların çalışmalarını sergilemeleri ve birbirlerinin kritiğine
açmaları. Ciddi yönetimi ve üyelerin otokontrolü sayesinde kalitesini
bozmuyor. Profesyonel ve amatörlerin buluştuğu esnek bir platform.
Siteyi hem üye olmadan
gezebilir veya ücretsiz üye olarak çalışmalarınızı
Sergileyebilirsiniz, tabii
eleştirilere açıksanız.
REKLAMLAR:
Eti Puf
reklam filminde anime eti puf'lar zıplıyor ve dis ses "SENİ YERİM ETİ PUF"
diyor, yetmiyor pack-shot'ta SENİ YERİM sloganı beliriyor.
"Seni Yerim Sosis" vardı eskiden, daha unutulmadı bile
CRAX VE CRUNCH
Bir kız televizyon
karşısında sıkıntıdan patlıyor, o sırada çikolatasının ambalajını açıyor ve
çikolatasını ısırmasıyla birlikte televizyondaki programın seti
çöküyor. "canın sıkıldığında patlat bir crunch" gibi bir sloganı var. Nestle
Crunch.
Etinin Craxı ise
neredeyse bu reklamın birebir taklidi.
Eti Crax'ın reklamı yayınlanmaya başlayınca Nestle Crunch yurtdışında
yayınlanan reklamı ile bu reklamın benzerliğini fark edip reklamı Türkiye'de
de yayınlanmaya karar vermiş. Hatta Ali Atıf Bir bu konuyla ilgili DDA'in
Creative Direktörü Armağan
Birkiye ile görüşüp köşesinde konuyla ilgili yorumlarını da yazmıştı. Ama ne
olursa olsun, böyle bir durumda en azından Crax reklamının yayından çekilmesi
gerekirdi bence.
DEMİŞ Kİ!
Dünyaya gerçek bir dahi
geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz. Tüm
ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir.
Jonathan Swift
İnsana olanlar değil, o
insanın içinde olanlar önemlidir.
Louis Mann
Çocuklara hayatlarının ilk
2 yılında yürümeyi ve konuşmayı
öğretirsiniz, sonraki 16 yılınız da "otur ve sus" demekle geçer.
|