|
1990
başlarında tüm insanlığın bilincine açılan okült ve ezoterik bilgiler ışığında
sözü geçen deprem, yanardağ, sel, iklim değişikliği gibi felaketlerin bir
biri ardına gerçekleşmekte olduğunu farketmemek artık hemen hemen imkansız.
Çeşitli kaynaklardan gelen tüm bilgiler-kehanetler,
dinsel kaynaklar,
antik çağ uygarlıklarından günümüze ulaşan bilgiler hep aynı
tarihlerde büyük değişimlerin yaşandığını,evrensel bir dönüşümün eşiğinde
olduğumuza işaret ediyor. 20 sene önce bir avuç insan ve kapalı gruplar
arasında konuştuğumuz (sakladığımızdan değil siz kafayı iyice üşütmüş
olmalısınız diyebilecekleri için) bilgiler hakkında bugün televizyonlarda
açık oturumlar düzenleniyor, kıyamet yaklaştı mı manşetleri güngeçmesin ki
haftalık dergilerin kapaklarını süslüyor. En hayati konular reytinge malzeme
edilip komik hale getiriliyor,bir yandan da bilim dünyası tartışmaktan ve
karışmaktan geri kalmıyor.
26 Aralık 2004'de Güneydoğu Asya'da meydana gelen tsunami ve deprem
felaketinin 200.000 den fazla kişinin ölümüyle birlikte dünya da eksenini
değiştirdi. Aldığımız bilgilere göre önümüzde daha bir dizi dünya içinden ve
dışından gelebilecek felaketin olacağı gözönünde bulundurulursa,gerçekten
neyin eşiğinde durduğumuzun ve ne yapmamız gerektiğinin altını çizmek
gerekiyor.
Bu konuda bilgi ve sezgilerime dayanarak söyleyeceğim ana konumuz Terra
(Dünya)
gezegeninin daha önceleri de olduğu gibi yeni bir boyuta girmekte olduğudur .
Başımıza gelmekte olan her ne varsa dünyanın boyut değiştirme operasyonu ile
ilgili olmalıdır. Yeni bir Çağ, yeni bir İnsan ve yeni bir Bilinç döneminde
olduğumuzu anlamak gerekiyor!
1- MARDUK :
Hızla dünyaya doğru yaklaştığı NASA tarafından
saptandığı
iddia ediliyor.
Dünyaya çarpacağı, çarpmasa bile büyük ve vahim iklim ve coğrafya
değişikliklerine sebep vereceği söyleniyor. 2007-8 yıllarında görülür hale
geleceği 2012'de
Güneş sistemine en yakın noktaya erişeceği söyleniyor! Bu değişik raporlarla
kanıtlandı
(Maya
ve Sümer takvimlerine baktığımızda ve bir takım hesaplamalar yaptığımızda
bulunduğumuz dönem büyük afetler eşliğinde).
2012'de
bitecek! Tufan'da böyle açıklanıyor. Tufan günümüzden 3.600 ile 7.200 yıl önce
olmuş olanların çok küçük bir parçasını anlatır.
Eskiçağ'a baktığımızda Mısır,
Hint,
Arap, Ege krallıklarının da hep bu dönemlerde kurulduğu ve yokolduğuna dikkat
çekmek lazım.
Marduk'un da 3661
yılda bir dünyaya yaklaştığı söyleniyor. Yine Burak Eldem'in kitabında verilen
bilgiye göre Maya Takvimi'ni inceleyen astronomlar bu tarihi bizim takvimizle
2012 yılının 23 Aralık ayı diye gösteriyorlar.
Marduk neden görünmüyor?
Çünkü bu korsan gezegen dünyaya doğru belli bir hızla yol alıyor. Güneşe
yaklaşırken hızlanıyor. Uzaklaşırken de yavaşlıyor.
Genelde uzayın en gizemli nesneleri olan kuyrukluyıldızların bu tür bir hızı
vardır. 1993 Mart'ında Jüpiter'e doğru yol alan bir kuyruklu yıldız Shumaker
ve Levy adında iki farklı gökbilimci tarafından keşfedildi. Sadece bir yıl
sonra
94
Temmuz'unda
bu yıldızın Jüpiter'e çarpıp dağıldığı görüldü. Ancak Marduk'un cüsse olarak
bir kuyruklu yıldızdan çok dev bir gezegen konumunda olduğu biliniyor. Ayrıca
göksel ekvatorun da çok altında bir yörünge izliyor. Güneşe (güneş
sistemindeki diğer gezegenlere oranla) daha aşağıdan yaklaşıyor. Bilenler,
bulanlar var, bildiklerini söylemeyenler var. Uzayda olup bitenleri
uluslararası büyük finans ve medya patronlarının kontrol ettiğini düşünüyoruz.
2- FOTON KUŞAĞI :
1961'de uydular vasıtasıyla Pleiades galaksisi etrafında bir foton kuşağı
tespit edilmiş. 1962'de bu foton kuşağının etki alanına girdiğimiz
belirtiliyor. Bizim Güneş Sistemimizin yaklaşık her 25.000 yılda bir Pleiades
etrafında 1 dönüş tamamladığı
ve her 12.500 yılda bir bu foton kuşağının orta noktasına ulaştığı söyleniyor.
Bu yıllar ayni zamanda astrolojik ve spiritüel açıdan da Dünyanın Balık
Çağı'ndan Kova Çağı'na geçişi ve New-Age felsefesinin başladığı yıllar.
Hesaplamalar burada da 2012 Aralık ayında bu muazzam foton kuşağının tam
ortasında olacağımıza işaret ediyor. Müthiş bir Tarih Çakışması yaşıyoruz.
Kuran'a
baktığımızda şöyle yazar:
"Her
şey birbiriyle çakışacak ve yerle gök birbirine girecek!"
Bilimciler zamanımızı evrenin azami genişleme noktasına ulaşacağı zaman olarak
tespit ediyorlar. Doğu felsefesi Evrenin genişleme ve büzülme ritmini Tanrının
soluk alıp verme zamanı diye tanımlar. Bu dönem uzakdoğu felsefesinde bir
Süper Bilince geçiş, Hristiyanlık inancına göre Mesih'in yeryüzüne ikinci
gelişi ve Tevrat'ta bildirilen Armegeddon hep ayni zamana rastlıyor. Yani
herşey birbiriyle bu dönemde kesişiyor,
çakışıyor. Belki elimizde çok kesin kanıtlar yok ama açık fikirli,
özgür,
bağımsız kafaların görmezden gelemeyeceği ipuçları var. Önümüzdeki çok kısa
bir süre içinde de 2007-8 gibi herşeyin netleşeceği konuşuluyor. O zaman
tablonun devamını görebileceğiz.
EVRENSEL GEÇİŞLER :
Bu
geçiş çağı dünyada temsil edilse bile sadece dünyayı ilgilendirmiyor. Bundan
dolayı evrenin her köşesinden aydınlık ve karanlık güçler (dünyadaki kendi
taraflarına yardımcı olmak üzere) dünyaya akın ediyor. Yani mahşer dönemine
giriyoruz.
İki zıt anlayışın, Ego - Altkimlik ve Ruh Bilinci - Üstbenlik çarpışmasını
yaşıyoruz. Bu nedenle Mahşer'in
gittikçe daha güçlü,
gittikçe daha hızlanan bir tempoda birarada yaşandığına şahit olacağız.
Bir
yandan dünyadaki Finans, Siyaset ve Medyayı ellerinde tutan güçler yani dünya
iktidarlığına soyunan bir avuç insan çok tehlikeli bir oyunun içinde!
Dünyayı büyük değişimlerin beklediğini bilen bu kişiler şimdiden dünya dışı
güçlerle işbirliği yapıp dünyayı kutsal bir değişim bekliyor bahanesiyle (yeni
çağ'ı bahane ederek) değiştirmeye
ve
senaryoyu
hazırlayıp hemen uygulamaya koydular.. Bu güçler için YENİ DÜNYA DÜZENİ,
KAOS ile eş anlamlıdır! Onlar için insanların korku,telaş ve panik içinde
olması gerekir ki kendi güçlerini kullanabilsinler. Yani değişen bir şey yok.
Onların gücü ancak başkalarının güçsüz olduğu zamanlarda işe yarıyor. Yani
aslında zayıflar. Bunu iyi anlamak lazım. Bu yüzyıllardan beri gelen insanlık
tarihi içinde hep oynanagelen bir oyun şekli! Dünyayı günümüzdeki çaresiz
duruma getiren de hep bu olmuştur zaten. Güç ve iktidar hırsızlığı! Ama şimdi
bu son oyunları olucak. Çünkü dönem bitiyor. Devre kapanıyor. Bu yüzdendir ki
acele ediyorlar. Ama nereye gidiyorlar? Tüm dünyayı da peşlerinden
sürükleyerek, büyük kitleleri de büyük karmaların içine iterek! (Bir
iddia: Bazı kaynaklar, şiddetlenmekte
ısrar
eden bu güç ve iktidar hırsının gezegenden yaydığı negatif enerji dalgalarının
dünyayı ele geçirmek isteyen ve eşit frekansta titreşen ancak teknolojik
olarak daha ileri varlıkların ilgisini çektiğini;
birbirlerini
boğazlamakla meşgul olan bir dünya topluluğunun,
şer
amaçlı dünya dışı varlıkların da işine geldiğini
söylüyorlar.)
3- STRATEJİK KAOS KONTROLÜ:
Stratejik Kaos Kontrolünü ellerinde tutmak isteyen zenginler ilk etapta
kaybedecek bir şeyi olmayan İslam Dünyası'na
yüklendiler. Burada belki de sorulması gereken şu ki;
Yüzlerce savaş teorisyeni daha fazla güce nasıl sahip olunabileceği konusunda
soğukkanlı ve acımasız düşünceler üretebiliyorlar da kimsenin aklına Barış
teorisyenliği için güçlü bir toplum yaratmak neden gelmiyor? Buna cevap
vermek kolay ama durumun vehametini de o derece anlatıyor. ÇÜNKÜ DÜNYADA
TİTREŞİMLER ÇOK NEGATİF! Çok yüksek titreşimli negatif yayın var dünyada.
Bunu anlayabilirsek belki nasıl bir tehlike içinde olduğumuzu da anlarız.
NASA ve onu yönetenler,
güneş sistemine ara sıra girip çıkan bir korsan gezegenin (Marduk) bir
felakete yol açarak kendi soylarının geleceğini yokedebileceğini saptamayı
başarıyorlar, teknolojileri gelişmiş ancak dünya toplumu olarak evrensel barış
çatısı altında yaşamayı başaramıyorlar (Ruh bilinçleri gelişmemiş).
İnsanlık altkimlikleriyle sınırlı- düşük bir frekansla
- Ego adını verdiğimiz sınırlı aklın, nefsin kölesi olarak yaşadığı sürece
Ruh bilincine geçememekte. Hatta kendi bilinç düzeylerinin farkına bile
varamamakta. İçinde yaşamayı sürdürdüğümüz Ego dünyamız aslında bir
illüzyon! Ruhsal bilinç çağına girmekteyiz. Tüm felaketler ve oluşturulan tüm
savaş ve kıyamet senaryoları bitmekte olan karanlık bir çağın son perdesinde
oynanıyor.
RUHSAL BİLİNÇ DÖNÜŞÜMÜ :
Şu anda insan TEK YAŞAM REALİTESİ sandığı BU 3 BOYUTLU İMAJ
(İllüzyon) dünyasında özgürleşmek üzere büyük bir dönüşümün eşiğinde duruyor.
Büyük çok büyük bir Bilinç Dönüşümü gerçekleştirmek üzereyiz. Bunu ancak
büyük bir değişimden korkmadan ve bu değişimi inkar etmeden yapabileceğiz.
Artık kollektif bilinç umudu sona erdi. Herkes kendi ruhsal bilinç frekansını
yükselterek yeni bir dönemin farkındalığına bireysel olarak geçmek zorunda!
Korkuya mahal yok!
Korkmakla olmuyor. Kaos korkuları yenmekle bitiyor! Korkmak, endişe etmek,
kaygı duymak bilinç düzeyini yükseltememiş insanların,değişime direnen
kişilerinn duygu yansımalarıdır! Eğer insan Tanrısal kimliği, enerjisi ve
sevgisiyle uyum içinde olsaydı korkuya da gerek kalmayacaktı. O zaman belki
bu kehanetlerin gerçekleşmesi de gerekmeyecekti.
KAOSUN ÖTESİNE GEÇEBİLMEK :
Şimdi bilinç düzeyimizi yüksek ve pozitif enerjilere çok dikkatlice açmak
ve ayarlamak. Bu madde dünyasında tezahür eden kıyametin üzerine çıkabilmek
için çok gereklidir. Şunu çok iyi idrak etmeliyiz ki; EVRENDE
OLAN VE OLACAK OLAN herşey İÇ DÜNYAMIZDAKİ DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞ
BİÇİMİMİZDEKİ NEGATİF
veya POZİTİF
ENERJİLERİN DIŞ DÜNYADAKİ YANSIMASIDIR. Evrensel olan insan bunu anlamak ve
bilinç boyutlarını daha üst kademelere çıkarmak zorundadır. Bunu anlamak bizi
korkmaktan da korur. KORKULARI BESLEYEREK VAROLAN BİR DÜNYADAN VAZGEÇMEK
ZORUNDAYIZ. O takdirde büyük ve çok hızlı bir sıçrama gerçekleştirebiliriz bir
quantum sıçraması yapabiliriz ama ne yazık ki az insan bunu
başaracak. KIYAMETLERİN,
YAŞAMIN
ANLAMINI DOĞRU ALGILAYAMADIĞIMIZ VE DOĞRU BİR YAŞAM SÜREMEDİĞİMİZ İÇİN
KOPTUĞUNA DAİR CİDDİ KUŞKULARIM VAR. İç sezgilerini kullanmayı başararak
içlerindeki güce ulaşanlar bu işin altından kolaylıkla kalkacaklardır.
Ruhsal Bilincini ve farkındalığını geliştirmiş olan Yeni İnsan -HOMONOVUS-,
hükümetlerin büyük ölçüde ekonomik ve politik çevreler tarafından
desteklenerek yeryüzünde yaşayan insanlığın kontrol altında tutulduğu,
manipule edildiği, ulusal ideolojiler veya açgözlülük uğruna öldürüldüğü,
büyük kitlelerin yoksulluk,savaş ve sefalet altında inletildiği
ortamlarda,yanlış dinsel veya siyasal inançların ve adil olmayan adalet
sisteminin içinde yer almayacak. !
3-
TEORİ ÜZERİNDEKİ TARTIŞMALAR :
1- EVRİM TEORİSİ:
Bildiğimiz klasik teori. İnsanımsı,
Neanderthal, H. eractus,daha sonra H.
Sapiens ve şimdi de Homo Novus.
Bu teoriye göre Homo Novus daha önce yoktu. Şimdi yepyeni bir tür olarak
geliyor.
Bilinen İnsanlık Tarihi içinde hiç varolmadı. Ya da kayıtlar kayboldu.
2- GENETİK MUTASYON TEORİSİ: Dünya dışı akıllı ancak kendi çıkarları
için yaşayan varlıkların insanların genleriyle oynayarak bedenlerinde bulunan
12 sarmallı
DNA
sayısını 2'ye
düşürdükleri ve onları yönetimleri altında çalıştırmak maksadıyla genlerini
değiştirme operasyonları ki bu konuda UFO'lar tarafından sayısız insan kaçırma
kayıtları mevcut.
3-
SPİRİTÜEL DÖNÜŞÜM TEORİSİ:
Başlangıçta insan
Tanrısal Bilgisiyle donanmıştı. Tam, bütünsel donanımlı, içsel güce ve güvene
sahip, barış,
mutluluk huzur ve bereket dolu,
sağlıklı, doğal ve ölümsüz bir yaşam sürüyordu. Madde düzeyinde bedenlenirken
Tanrısal özelliklerini kaybetti,
Tanrısal bilgiye sahip olduğunu çağlar içinde unuttu,
Tanrı'dan uzaklaştıkça kendine de yabancılaştı. Yüksek frekanslı ruhsal
enerjisini yitirdi. Herşeyin bir olduğu alemlerin bütünlüğünü kaybederek
düalite (zıt kutuplar) dünyasına ayak uydurdu . Bu birdenbire olmadı tabii.
Yavaş yavaş değişime uğradı. Maddenin tabiatına uydu. Ancak hayatı sadece
maddeden ibaret olmadığı için zaman zaman iç dünyasındaki bilgilere ihtiyaç
duydu ve kaybettiği onca şeyi özlemeye başladı. Dinler, felsefeler böyle
gelişti.
Hayat tek bir düşünceyle/ Düşüncenin Ruhuyla varoldu. Evren içinde muazzam bir
enerji atomu barındıran düşünceyle doludur. Bu düşüncenin ruhu olan bilinçtir.
Evrenin yapıtaşı bilinç ve derinliktir. İlk yaratıldığında insan bu muazzam,
tek bir düşünceden doğan bilince vakıftı. Maddeleştikçe çeşitlilik arzeden
dünyada bedenlenip ifade buldukça düşünce atomları da parçalanarak etrafa
yayıldı.
Şimdi Makro Planın önemli bir parçası olan insanın bir zamanlar aslında tam
ve bütün olan ama uzun zaman önce kaybettiği Tanrısal Bilince yeniden ulaşma
fırsatı bulunuyor. Bu fırsat bu dönemde Yeni BİR İNSAN Türü'ne dönüşüm
şeklinde- Homonovus olabilmekle yeniden hayat bulacak. YENİ iNSAN hücresel
yapıda değişim gösterirken yeni bir bilinç açılımıyla da değişim gösteriyor
ve ilk yaratıldığı sevgi ve huzur dolu günlerine dönüş yolunda! İnsan
yuvasına geri dönüyor.
4- HÜCRESEL YAPI DEĞİŞİKLİKLERİ:
Çok eski dinsel ve spiritüel bilgiler bize insanın ilk yaratıldığında 2 değil
12 sarmallı bir DNA sistemine sahip olduğunu söylüyorlar. Bu da çok yakın bir
tarihte bilim insanları tarafından saptandı.
California'da Avalon Enstitüsü Kliniğinde Dr. Berenda Fox şu ada 3 sarmal
geliştirmiş 3 çocuğun dnaları üzerinde çalışıyor. Bu çocuklar telepatik ve
kinestezik güçlere sahip. Bakışlarıyla, ellerini bile oynatmadan konsantrasyon
gücüyle bardakları doldurabiliyor veya eyaları odanın bir ucundan diğerine
hareket ettirebiliyorlar.
5- TANRISAL ÖZLEMLER:
Kim olduğumuz bir sır! Ama bildiğimiz hissetmeye başladığımız bir şey var.
Kim olduğumuzu alayabilmek için önce değişmemiz, bilinç boyutlarımızı,
algı kapılarımızı açmamız gerekiyor.
İçimizdeki Homo Novus'un doğmasına izin vermemiz lazım. Bunun için önce
önyargısız olmak ve eski şartlanmışlıklarımızdan, ödünç aldığımız düşünce
yapımızdan kurtulmak lazım.
Bazen ruhumuzdaki unutulmuş anıların şifreleri anımsıyoruz. Ama bilinçaltına
kaydetmediğimiz ve genetik olarak şifreler kaybolmuş olduğundan bunu
şifreleri sürekli aklımızda tutamıyoruz.Her seferinde şifreyi yeniden
anımsayıp hayatımızda radikal değişiklik yapmak çok zorlayıcı hatta acıtıcı
olabiliyor. Genellikle bu şifreleri anımsama ihtiyacımızsa kendini bize özlem
olarak gösteriyor.
Çünkü anılarımızda bugün özlemini çektiğimiz herşey var. Biz insanlar var
olmayan hiçbirşeyi düşünemeyeceğimiz gibi hayal dahi edemeyiz. Dolayısıyla
varolmayan bir şeyi ne anımsarız ne de özleriz. Bir
zamanlar olduğumuz bir şeyi özlüyoruz biz. SAĞLIK, MUTLULUK, HUZUR, GÜVEN,
ADALET YANİ EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK.. Bunların hepsi TANRISAL BİLİNCİMİZE AİT
BİLGİLER.
Oysa bilinçaltı kayıtlarımızda neler var ?
KORKU,
ENDİŞE,
KAYGI,
ÖFKE,
SUÇLULUK DUYGUSU, SAVAŞLAR, İNTİKAM ARZUSU,
REKABET,
SUÇLAMA,
YARGILAMA,
ŞİDDET,
ACI.
Bu duygular yüzyıllardır, insanlık yeryüzünde bedenlendiğinden beri varolan
dünya bilincine ait düalitenin yarattığı Egoya ait bilgiler!
6- SEVGİ BÜTÜNLEŞTİRİR!
İnsanlara bakın. Soruyoruz:
" En çok neyin özlemini çekiyorsun?" diye...
En çok Sevgi ve Anlayış istiyorlar! Peki ama neden? Çünkü dünyada insanlar
arasında bir zamanlar sırf özümüz olan bu şeyden hiç yok! Kırıntıları vardır
belki! Dünyada ne var sizce? Korku ve Güvensizlik değil mi?
Sevgi bir duygu değil bir boyuttur. Dünyada yaşadığımız Sevgi değil! SEVGİ
bir üst boyutumuzun bilincinde var! Homo Novus'un dünyasına ait bir bilinç
boyutu. 4. Boyut'un bilgisidir sevgi! Kimimiz zaman zaman oralara ulaşıyor ama
şifreler unutulduğu için ve altbenlik boyutlarında daha temizlenmesi gereken
birçok karma olduğu için orada sürekli kalamıyor.
Sevginin ne olduğunu bile bilmiyoruz! En çok kullandığımız ama anlamını
bilmediğimiz o yüzden de sayısız anlam yüklemeye çalıştığımız bu kelime
pratikte hiç bir işimize yaramıyor.
Sevgi,
tek cümleyle içinde Ego'nun olmadığı herşeydir.
Sevgi,
Ruhsal ve Kozmik bir bilinç düzeyidir. Ruhsal bilincimiz, sınırlı aklımızla,
egoyla edindiğimiz bilgiden farklı gelişir!
7- AKIL AYIRIR!
Homosapiens
bugüne kadar hep aklını kullandı. Aklın süzgecini kullan diye bir laf vardır.
Süzdü süzdü de geriye doğru akıldan pek birşey kalmadı. Gördüğünüz gibi bugün
geldiğimiz yer meydanda! Görünen yer kılavuz istemez! ABD gibi ileri
sandığımız bir ülkenin büyük çoğunluğu geçtiğimiz son üç yıldır Stratejik kaos
planlarıyla dünyada teröre karşı en büyük terörü üreten adama oy verdi tekrar.
Geleneksel akılla yaşamanın sağlıklı
bir
yaşam sürmeye yetmediğini görüyor ama yine de farketmeden egomuza (çıkar
için kullanılan zararlı akıl) yenik düşüyoruz. Çünkü ruhu egemenliği altına
almış binlerce yıldır süren dejeneratif bu yaşamda ego normal kabul edilir
olmuş. Otomatik olarak sanki egomuz bizim doğal benliğimizin bir parçasıymışız
gibi davranıyoruz. Şiddetin, korkunun insan doğasında varolduğunu sanıyoruz.
Bu o kadar kanıksanmış ki bunun aksini ispat etmeye çalışan benim gibi
insanlara akıllı (!) gözüyle bakılmıyor. Oysa bizler çok sınırlı aklımız ve
sadece 5 duyumuzla algılayabildiğimiz ilk 3 altbenlik boyutunda yaşıyor ve
bugüne kadar görüp bilebildiğimiz bu illüzyon ortamını tüm yaşam realitesi
sanıyoruz.
8- BİLİNÇ BOYUTLARI :
1. Boyut: altbenlik davranışı
Başkalarının dikte ettiği bir dünyada, başkalarını taklit eden ya da etmeye
çalışan maymun gibidir. Robot davranışlar sergiler. Şartlı refleksler
gösterir. Pavlov'un köpeği gibidir.
2. Boyut:
altbenlik duygusu
Yalnızca duygularıyla yaşar ve duygularının sarkacında bir uçtan öbür uca
savrulur durur. Severken eğer terkedilirse sevgisinin yerini aniden nefret
alabilmektedir. Aslında sevdiğini sanır ama o sadece kendisinin sevilmesini
ister. Bu sevgi değil egodur. Ego şeytandır ve yanıltır. Ya da sevdiğini
sanırken, onun için tutuşup yanarken yaşadığı tutkunluk bağımlılık halidir.
Birçok altbenlik davranışı gibi duyguları da olumsuzdur.
3. Boyut: altbenlik düşüncesi
Düşüncelerinizi takip edin! Kaç kez kendiniz, başkaları ya da genel olarak
hayat hakkında olumsuz hükümler verip, yargılarda bulunuyorsunuz. Her olumsuz
yargı karşılığında bir olumsuz mesaj atıyorsunuz bilinçaltınıza.
Her olumsuz mesaj düşüncenizde, duygunuzda ve bedeninizde asit salgılıyor ve
siz hastalığa,
çöküşe, ölüme bir adım daha yaklaşıyorsunuz.
Kaç kez hayatın zor olduğunu düşünüp,
hayatınızı zorlaştırdığınızı farkettiniz?
Evet sınırlı akıl bize bunları yapıyor. Beyin % 100 çalışsaydı akıl diye bir
şey olmayacaktı. Sadece ilk başta olduğu gibi "olmak " olacaktı. Bu saf
bilinçtir !
devam
edecek...
|