|
"Haydaa!
Soruya bak! Sorundan bol ne var? Hangini soruyorsun?" demeyin Benim Türkçem
iyidir. Orta okuldayken karneye 9 gelirdi hep. Dolayısıyla, aramızda ileteşim
sorunu olmayacak. İnanabilirsiniz.! Önce benim sorunu ortaya koymama izin
verin.
Leydi iz centilmenlers! Sorun: Değişme, Yeni Çağ'a geçiş, bilinç sıçraması ya
da yeni enerjiye uyum sağlama! Çoğunuz bu sorundan haberlisiniz. Ama sanırım
bu haber önce bizim kuşağa ulaştı. Çoğunuzun anneciği altınızı belerken biz,
Metapsişik Derneği'ne gidip rahmetli Ergun Beyden değişimle ilgili konuşmalar
dinlerdik. Dinler ve heyecanlanırdık.
Bir süre sonra, bu değişime direnecek kesimler-tipler belirmişti gözümün
önünde. Birincisi "Tapınmacı Kulluk" anlayışına bağlı dindar kesimi, ikincisi
alışkanlıklarına bağlı "gelenekçiler", üçüncüsü, tezgâhını kurmuş ve tuzunu
kurutmuş olanlar, dördüncüsü de kişisel güç tiryakileri idi. Dindarları başa
aldığıma bakmayın, en büyük direnç, kişisel güç tiryakilerinden gelecekti.
Üstelik onlar her yerde, her grupta vardı ve çok da gizliydiler!
Sonra Kryon sahne aldı. İyi de yaptı.
Söyleminin bir yerinde ne dedi? "Dinler kalacak!"
Doğrusu bunu hiç beklemiyordum.
Peki kalacak da nasıl kalacak? Yeni enerjiye adapte olmadan mı kalacak? Bu
mümkün mü? Bana öyle geliyor ki, o tapınmacı kulluk anlayışına bağlı her
dindar kendi coğrafyasında içten dıştan bir yığın tesire maruz kalacak.
Böylece sıkışacak, sıkıştırılacak ve bu preslenmeden yeni anlayışlar
geliştirerek, özellikle de gelişmeye açık bir din formatı geliştirerek
sıyrılacak. Sanırım benim size iletmek istediğim asıl "sorun" da bu!
Bu
insanlar darbelenirken, debelenirken şu spiritüalistler, Yeni Çağ'cılar,
Yogacılar ve bilumum içsel gelişme dernekleri ne yapacak? Nasıl bir tutum
sergileyecekler? Dindarları lânetleyecekler mi? Aşağılayacaklar mı? Görmezden
mi gelecekler? Yoksa şefkatle ilgilenecekler ve o insanlara yardım mı
edecekler?
Allah biliyor ya şu spritüalistlerin ve Yeni Çağ'cıların, dine pek bi nâdanca
"Geçmiş realite" deyip burun kıvırmaları kanıma dokunuyor! Kimse kimsenin
karşısına geçerek, aşağılayarak, düşmanlaşarak yardım edemez! Böyle yapmak
yalnızca üstünlüğünü mesajlamaktır ki, temelde düşmanlaşmayı yaratan da budur!
Dikkat edin... Lütfen dikkat edin... Dinin de dindarlığın da karşısına
geçiliyor ve usta bir ikiyüzlülükle din de dindarlar da aşağılanıyor! Bu,
seven ve yardım etmek isteyen bir insanın duruşu değildir.
Bütün dünya bir "Altın Çağa" girecek de Musevîsi, Hristiyanı, Müslümanı
paketlenip uzaya mı atılacak? Hiç sanmıyorum! Elbette "Yukarısı" her
coğrafyada bunlara gerekli yardım ve müdahaleyi sağlayacaktır.
Size Hans Aiberg'ten söz ettim. Hans, yukarısının Türkiye'den İslâm dünyasına
dokunan parmağıdır! Sakın bana onunla ilgili aşağılayıcı, sıfırlayıcı
dedikodularla gelmeyin. Çok toz kaldırdığının ve o kaldırdığı tozda boğulmak
istendiğinin farkındayım. Onunla ilgili dedikoduları biliyorum ama o
dedikoduları yapanların onun bilgi ve düşünce dünyasına ulaşamadıklarının da
farkındayım. Onun bilgi ve düşünce dünyasını sistemleştirip, netleştirmek için
Hans'ın kitabını yazıyorum. Size o basılmamış kitaplardan pasajlar okumağa
niyetleniyorum. Böylece Hans'la ve onun aracılığı ile Müslümanlıkla
ilgilenmenizi sağlamağa çalışıyorum. "Hans'ı seçin!" ya da "Hansçı olun!"
demiyorum. En azından, yukarısının Hans aracılığı ile Türkiye'de İslâm
dünyasına yaptığı yardım ve müdahaleyi görmenizi istiyorum. Hans'ı seçmek ya
da Hansçı olmak zorunda değilsiniz ama dinle ilgilenmek, Müslümanların da
büyümelerine ve değişmelerine yardım etmek zorundasınız! Hayır, aslında böyle
bir zorunluluğunuz yok ama onlara nâdanca burun kıvırıp, "Geçmiş realite"
diyerek aşağılamamak, onları görmezden gelmemek zorundasınız! Bu tutum
yanlışlığını düzeltmek zorundasınız!
Ben çok uzun zamandan beri kendimi Müslüman cemaatinden biri olarak
algılamaktan uzağım. Genç yaşlarda koptum o kitleden ve kopuşum doğal olarak
öfkeli olmuştu ama şimdi öfkeli değilim; onlar için, gelişmelerini destekleyen
bir politikam var. Yine çok uzun zamandır, onlarla bu tutum içinde
görüşüyorum. Genellikle teke tek ilişkilerde ortaya çıkıyordu bu yardımlar.
İşte hemen şuracıkta kitleye yönelik yardımımı da yapıyorum. Bu yazının
kendisi bu kitleye yönelik yardım olarak alınabilir ama aslında sözünü ettiğim
yardım bu değil. Şimdi söyleyeceklerimle bir yardım tasarlıyorum.
Yukarıda
bir ara "Tapınmacı Kulluk anlayışına bağlı dindar" dedim. Bunun karşısında
"Teslimiyetçi kulluk anlayışına bağlı dindar" deyimi var. Ve işte bunları
burada söyledim. Yani kelâm vaki oldu! Bir yerlere gidecek ve tartışmalar
başlayacak. Sonuç harika olacak. O tortul kütle önemli miktarda erozyona
uğrayacak. Bu zaman alır ama söyledim ya hareket başlamış oldu. Böylece ben
üzerime düşeni yapıyorum. Sizi engelleyen ne?
Sizi engelleyenin ne olduğunu ben bilmem. Ha deyince bulabileceğinizden de
emin değilim. Ama isterseniz "yardım duruşunu" seçebilirsiniz. Bunu kolayca
başarabilirsiniz.
Sonuçta sizin seçiminiz sizin ama izninizle ben size Hans'tan söz etmeğe devam
etmek istiyorum. Dilerim ilginizi çeker. Dilerim, yukarısının Hans'la
Türkiye'den İslâm dünyasına dokunuşunu görmek size de heyecan verir. Dilerim
yazılarımı değişik bir tat olarak algılarsınız.
|